Duyurular
27.10.2007 yılında kurduğumuz webcanavari.net Bugün itibariyle 12. yaşına girmiş bulunmaktadır. Bu uzun süre zarfında desteklerini esirgemeyen eski / yeni ve mevcutta bulunan yönetim kadromuza, saygıdeğer üyelerimize teşekkür ederiz.

0 Üye ve 1 Ziyaretçi Konuyu İncelemekte. Aşağı İn :)
Sayfa 1
Konu: Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak  (Okunma Sayısı: 486 Kere Okundu.)
« : Ocak 21, 2013, 03:36:38 ÖS »
Avatar Yok

Asortik Hatun
*
Üye No : 3762
Nerden : İzmir
Cinsiyet : Bayan
Konu Sayısı : 13389
Mesaj Sayısı : 22.842
Karizma = 58066


Gerçekte korku yaratmayacak bir objeye, aktiviteye veya duruma karşı aşırı korku duyma ve kaçınma davranışında bulunmaya fobi denir. Fobik kişiler belli bir durum, nesne veya aktivite ile karşılaştığında aşırı anksiyete duyar. Kişiler

korkularının saçma olduğunun farkındadır, ancak korkularını mantıksal düşünerek engelleyemezler. Bu korkular fobik kişilerin günlük işlevlerinde bozulmaya neden olur.

Fobiler toplumda sık görülür. Araştırmalarda toplumda %10 oranında fobik olduğu söylenmekle birlikte tahminen bu değer %25 dolayındadır. Araştırmalarda fobi sıklığının beklenenden düşük çıkmasının en önemli nedeni bu kişilerin hastalıklarının

farkında olmaması ve tedaviye başvuruların az olmasıdır. Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Sosyal fobi genelde gençlik yıllarında özellikle karşı cinse ilginin arttığı dönemlerde ortaya çıkar.



FOBİ NEDENLERİ NELERDİR ?

Fobilerin gerçek nedenleri bilinememektedir. Öne sürülen fobi nedenleri türlerine göre değişmekle birlikte aynı fobi türünde de hastadan hastaya değişiklik gösterir.Ruhsal rahatsızlıkların çoğunda olduğu gibi fobilerde de neden biyolojik, genetik

ve çevreseldir. Genetik yatkınlık: bazı özgül fobilerde genetik yatkınlık fazladır. Örneğin kan aldırma veya enjeksiyon yaptırma fobisi olan kişilerde ailede benzer hastalık

normal topluma göre daha sıktır. Ancak bu yatkınlığın genetik veya çevresel etkenlere bağlı olarak gelişip gelişmediğini aydınlatacak araştırmalar henüz yetersizdir.

Nörokimyasal nedenler: bazı insanlarda adrenalin ve noradrenalin salınımının fazla olmasının veya etkilenen organların bu maddelere normal insanlara göre daha duyarlı olmasının bu hastalığa yol açtığı ileri sürülmektedir. Verilen

ilaç tedavileri de bu maddelerin salınımını veya bedensel duyarlılığı azaltmaya yöneliktir. Psikiyatride fobilerin geçmiş yaşantılara bağlantılı olarak geliştiği yolunda ispatlanmamış çeşitli teorileri mevcuttur. Watsonun öğrenme teorisinde fobilerin şartlandırılmış refleks davranışlar sonucu oluştuğu ileri sürülür. Bu teoriye göre daha önce kaygı uyandırmayan bir uyaran kaygılı bir uyaran ile bir araya geldiğinde öğrenme yolu ile kaygı uyandıran bir uyaran haline gelmektedir. Örneğin

asansör korkusu olmayan bir kişi elektrik kesintisi ile asansörde mahsur kalma sonucunda asansör korkusu geliştirebilir. Bu olay öncesinde rahatlıkla asansöre

binebilirken asansöre binemez hale gelebilir veya asansöre bindiğinde aşırı kaygı duyma görülebilir Freud’a göre fobiler bilinç dışı çatışmalarla ilgilidir ve ödipal kompleks ile

ilişkisi vardır. Bastırılmış, bilinç dışına itilmiş bazı korkular yer değiştirerek normalde kaygı yaratmayacak bir nesne veya duruma yöneltilir ve bu şekilde fobiler gelişir. Yapılan araştırmalarda sürekli strese maruz kalan çocuklarda yaşamın ileri dönemlerinde yaygın fobik davranışlar görülebilmektedir. Sürekli stres yaratan nedenler arasında erken yaşta anne veya babanın kaybı, anne veya babadan ayrılma,

ev içinde şiddete maruz kalma sayılabilir. Bazı bedensel hastalıklar , nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda fobik semptomlar görülebilir. Bu rahatsızlıkların ayırıcı tanı yapılırken dikkate alınması gerekir.



FOBİ BELİRTİLERİ NELERDİR ?

Korku yaratan obje, durum ya da aktivite ile karşılaşıldığında anksiyete belirtileri ortaya çıkar. Panik atakta görülen belirtilerin hemen hepsi fobik durumla karşılaşıldığında

ortaya çıkabilir. Bu belirtilerden bazıları şunlardır:

Çarpıntı

Yüz kızarması

Titreme

Terleme

Bulanık görme

Nefes darlığı

Ağız kuruluğu

Yutkunma güçlüğü v.b.

Sosyal fobinin panik bozukluktan tek farkı belirtilerin belli durumlarda ortayaçıkmasıdır. Panik bozukluğu olan kişiler ne zaman panik atak geçireceklerini bilirler ve panik atak geçirmemek için fobik durumlardan kaçınırlar. Örneğin asansör korkusu olan kişiler asansöre bindiklerinde panik atak geçirebilirler

ve bundan korunmak için üst katlara merdivenlerden çıkıp inmeyi tercih ederler bu şekilde panik atak gelmesini önlerler. Yine uçak korkusu olan kişiler uçağa

binmek yerine başka vasıtaları kullanarak yolculuk etmeyi tercih ederler. Fobisi olan kişiler bu kaçınma davranışını kullanarak panik atak gelişmesini önlerler.

Panik bozukluğu olan kişilerde fobilerden farklı olarak panik ataklarının ne zaman, nerede geleceği belli değildir ve atağın gelmesi genelde önlenemez.

Sosyal fobi:

Sık görülen türlerden birisi sosyal fobidir. Sosyal anksiyete duyan kişiler başka insanların kendilerini yargıladığı ve negatif değerlendirdiği düşüncesi

ile yetersizlik, aşağılanmışlık hisseder ve hayal kırıklığına uğrarlar. Bu kişiler yalnız başlarına kaldığında sıkıntı duymazlar ve anksiyete belirtilerinin sosyal aktivitelerle direk ilgisi vardır. Sosyal fobikler yabancılarla tanışmaktan,tanımadıklarının yanında konuşmaktan veya hareket etmekten rahatsızlık duyar.

Yanlış bir şey yapacak, söyleyecek ve sanki insanlar onunla alay edecek, onu yadırgayacak, aşağılayacak, herkesin içinde rezil olacak gibi hisseder. Konuşurken

herkes ona bakıyormuş gibi gelir. Yaptıkları en ufak hatalar gözlerinde çok büyür, rezil olduklarını düşünürler.

Özgül sosyal fobide topluluk önünde konuşamama gibi belirli bir duruma özgül olarak anksiyete gelişmesi gözlenirken yaygın sosyal fobide hemen hemen bütün

sosyal aktivitelerde anksiyete oluşur.

Sosyal fobi şu durumlarda ortaya çıkabilir:

Topluluk içinde konuşma

Partiye katılma, yabancılarla tanışma gibi sosyal aktiviteler

Bir iş yaparken başkaları tarafından izlenme

Patron veya amir gibi üstleri ile konuşma

Karşı cinsten birileri ile tanışma veya buluşma

Umumi tuvaletleri kullanma

Telefonda konuşma

Başkalarının yanında yazı yazma

Herkesin içinde yüz kızarması veya kontrolünü kaybetme korkusu v.b.



Bu hastalar korktukları durumlarla karşılaştıklarında anksiyeteleri artar. Örneğin sosyal fobisi olan bir öğrenci ders anlatmaya kalktığında dili tutulur, yüzü

kızarır, söyleyeceklerini unutur, herkes ona bakıyormuş gibi gelir ve bu nedenle performansı düşer. Bu hastalar korkularının anlamsız olduğunun farkındadır ancak

korkularına engel olamazlar. Sosyal fobinin utangaçlıktan ayrılması gerekir. Yeni bir ortama giren veya yeni insanlarla tanışan hemen herkes az da olsa anksiyete yaşayabilir, ancak bu her zaman rahatsızlık olarak tanımlanamaz. Bu anksiyetenin sosyal fobi olarak tanımlanabilmesi için sıkıntı duyan kişilerin sosyal ortamlardan kaçınması gerekir. Sosyal fobiklerin

en önemli özelliğide sıkıntıyı duymamak için yaptıkları bu kaçınma davranışlarıdır.Utangaç insanlar yeni bir ortama girdiğinde sıkıntı duyabilirler fakat sıkıntıya girmemek için sosyal aktivitelerini kısıtladıkları pek görülmez. Ayırıcı tanıda buna dikkat etmek gerekir.Hastaların hissettikleri anksiyete çok şiddetli olmakta ve bu duyguları yaşamamak için başvurdukları kaçınma davranışları bu kişilerin evde, işte, okulda ve diğer sosyal ortamlarda performansını düşürmekte ve ilişkilerin bozulmasına yol açmaktadır.Okul başarısı düşmekte, işte verim azalmakta veya eşler arasında sorunlar ortaya

çıkmaktadır. Ortaya çıkan sosyal izolasyon kişiyi çoğu zaman depresyona sürüklemektedir.Bir başka yaklaşımda ise kişiler bu sıkıntılarından kurtulabilmek için alkol kullanımına yönelmektedir. Yapılan araştırmalarda bu hastalarda alkol ve madde

bağımlılığı normal topluma göre daha sıktır. Bunun en önemli nedeni alkolün hastalar tarafından anksiyete giderici olarak kullanılmasıdır.



Agorafobi:

Agorafobi kişinin kolayca kaçamayacağı ortamlara girdiğinde ortaya çıkan yaygın anksiyete duygusudur. Yalnız başına sokağa çıkmak, kalabalık bir alanda bulunmak veya araba, otobüs ve uçak gibi araçlarla seyahat etmek bu yerler arasında sayılabilir.

Sık görülen fobilerdendir. Sokakta rahatsızlanacağını düşünen bu kişiler evden dışarı çıkamaz hale gelir. Panik atak geçirenlerde agorafobi sıktır.

Özgül fobiler:

Özgül fobiler belli obje ve durumlara karşı aşırı korku duymak olarak tanımlanabilir.Korku duyulan obje ve durumla gerçek hayatta karşılaşma veya televizyon ve gazete gibi basın yolu ile karşılaşma aynı şekilde korku yaratabilir. Özgül fobiler genelde çocukluk çağlarında başlar, ancak yirmi yaşlarında rahatsızlananlar

da sıktır.

Sık görülen özgül fobiler şunlardır:

Hayvanlar (yılan, köpek, kuş v.b.)

Böcekler (örümcek, arı v.b.)

Yükseklik korkusu

Asansör korkusu

Uçağa binmek yada araba kullanmak

Kan görmek veya enjeksiyon yaptırmak v.b.

Fobi türleri burada tek tek anlatılamayacak kadar çoktur. Hepsi ayrı ayrı tanımlanmıştır

ve yeni fobiler de tanımlanmaya devam etmektedir.





FOBİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?



Fobiler tedavi edilmediği taktirde çok uzun zaman devam edebilir, aslında tedavi olmaksızın düzelen hasta sayısı azdır. Fobi tedavisinde amaç kişinin kaçınma

davranışını önlemek ve belli durumlarda ortaya çıkan anksiyeteyi azaltmaktır.Tek başına ilaç tedavisi genelde yeterli değildir. Bunun için antidepresan ilaçlarla

birlikte değişik psikoterapi yöntemleri uygulanabilir. Fobilerde en sık kullanılan terapi yöntemi yüzleştirme (exposure) tedavisidir. Bu yöntemde hastanın korku

yaratan durum veya nesnenin üzerine giderek ortaya çıkan anksiyete ile başa çıkması öğretilir. Anksiyete ile başa çıkma tedavisinde gevşeme teknikleri ve

bilişsel davranışçı tedavilerden yararlanılır. Terapi grupları, aile tedavisi ve bireysel psikoterapiler kullanılan diğer terapi yöntemleridir. Tedavi süresi hastalığın şiddeti, yaygınlığı ve hastanın özelliklerine göre

değişir. İlaç tedavisine yanıt ilk birkaç haftada alınır. Ancak tam düzelme daha uzun zamanda gerçekleşir. Tedavi ile tam düzelme sağlansa da ilaçlara bir

yıl devam etmek gerekir. İlaçları doktor kontrolünde kullanmak ve kontrollü kesmek önemlidir. Bazı hastalarda daha uzun süre tedaviye devam etmek gerekebilir.



Fobiye bağlı olarak alkol bağımlılığı gelişmiş ise fobinin tedavi edilmesi ile bağımlılığın tedavisi kolaylaşır. Altta yatan fobi belirtilerini ortadan kaldırmadan bağımlılıktan kurtulmak zordur.


Fobilerden kurtulmanın yolu onlarla yüzleşmekten geçiyor

* Korktukları nesnelere fotoğraf üzerinde bile bakamıyorlar…
* Korktukları durumla karşılaşmamak için hayatlarının akışını değiştirebiliyorlar…
* Çocukken yaşanan travmalar sırasında görülen bir takım nesneler ileride fobi nesnesi olabiliyor…
* Fobileri tedavi edebilmenin en iyi yöntemi, fobi duyulan nesne ve durumla yüzleşebilmek…

Hayatımız boyunca nelerden korkmuyoruz ki? Karafatmalardan, kalorifer böceklerinden, farelerden, yılanlardan, kuşlardan, kedilerden, örümceklerden, uçağa binmekten, araç içinde köprülerden ve tünelden geçmekten, depremden, yıldırımlardan, rüzgardan…Bu korkuların listesi uzadıkça uzayabilir Ancak korkularımız ruh sağlığımızı ve hayatımızın dengesini bozmaya başlarsa ve korktuğumuz nesneleri, durumları hatırladığımızda bile kendimizi kötü hissediyorsak artık fobilerimiz ortaya çıkmış ve bizi yönlendiriyor demektir İşte bu durumda harekete geçmek gerekiyor çünkü fobiler nedeniyle hayatı zindan olan insan sayısı hiç de az değil Fobileri, genel olarak, bir nesneye karşı sürekli ve aşırı bir endişe hali olarak tanımlayan psikiyatrlar, genellikle bir nesneye ya da duruma karşı hissedilen bu korkuların gerçek bir korkulacak duruma işaret etmediğini söylüyorlar

Fobilerimizle yüzleşelim!

Bu arada, hayatımızı kimi zaman kabusa döndüren fobilerimizden kurtulmak için çok kolay uygulanabilir yöntemler de var Mesela fobilerimize konu olan, fobilerimizi yaratan olgularla yüzleşmek gibi Psikiyatr Dr Serdar Serdaroğlu, yüzleştirme yönteminin, öğrenilmiş fobilerde çok işe yaradığını belirtiyor Yüzleşmeyi, bir duruma maruz kalmakla açıklayan Serdaroğlu, bu yönteme ilişkin olarak şunları söylüyor "Kişi öncelikle, kendisini rahatsız eden bir nesneyi hayal ederek işe başlamalı Buna imajinasyon diyoruz

Bunu yapmak gerekiyor çünkü kaygı duyulacak nesne görülmeden evvel, onu düşününce bile kaygının tüm belirtileri başlıyor Bazen de panik atak bile yaşanıyor Fobileri olan ve onlardan kurtulmak isteyenler, öncelikle kendisinin bu işi alt edemediğinin bilincine varmalı 'Bu korku nedeniyle, bu duyguları yaşıyorum' diyebilmeli Mesela örümcekten korkan biri aslında örümcek fikrinin yarattığı kaygıdan dolayı fobi yaşadığının ve o fikir aklına gelince heyecan duyduğunun farkına varırsa, kaygı sırasında olumsuz duyguların canlandığını bilir Kişi bunu kavrandıktan sonra fobisine kaynak olan nesneleri, hayalinde en uzaktan en yakına doğru getirerek canlandırmalı Sadece böceğe fobisi varsa hayalinde o böceği canlandırarak bu hayal sırasında duyduğu heyecanı sıfırlayana kadar buna devam etmeli Sonrasında bir fotoğrafta o böcekle karşılaşarak ve fotoğrafı da uzaktan, yakına doğru getirerek heyecanının azaldığı noktaya kadar bunu yapmalı

Önce hayal ederek, hissedilen korku ve endişe sıfırlanıncaya kadar yaşanan bir aşama var Sonra fotoğrafa bakabilmek aşaması geliyor Yani önce soyut bir tedavi, sonra somut tedaviye geçmek gerekiyor Fobiyle yüzleşme sırasında, hayal edilen ve sonra fotoğrafına bakılan böceğin kendisini, belki ölü olarak görmek ve ona dokunabilmek gerekiyor Korkunun sıfıra indiği noktada dokunabilmek mümkün oluyor zaten Ölü böceği de tabii ki yine uzaktan başlayarak yakına kadar getirmek sonra dokunmak lazım Bazı fobik kişiler terapisiz olarak bu yöntemi kendilerine uygulayabilir ama kimi zaman terapistler de yardımcı olur Bazen seretonin dengesini korumak için ilaçlar verilmesi gerekiyor çünkü beynin seretonin sistemindeki bozukluk, strese ve fobiye alt yapı hazırlıyor" diyor

Fobiler neden olur?

Erkeklerde görülme oranı yüzde 7, kadınlarda yüzde 9 olan fobilerde, genetik faktör oldukça etkili Fobi yaşayanların, birinci dereceden akrabalarında fobilerin herhangi biri mutlaka görülüyor Şartlanmayla ilgili fobiler, özellikle çocukluk çağlarında yaşanan travmalardan kaynaklanabiliyor Çoğunlukla realitede karşılığı olmayan fobilerin kimileri ise deprem gibi gerçek nedenlerden kaynaklanabiliyor

Depremin doğal olarak hepimizi korkutan bir şey olduğunu söyleyen Serdaroğlu, ancak kişinin bu korku nedeniyle evde yatamaz hale gelmesinin sağlıksız bir durumu yani fobiyi doğurduğunu ve bunun artık tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu belirtiyor

Fobilerin tipleri

Psikiyatr Serdaroğlu'nun iş yaşamı boyunca karşılaştığı fobilerin en çoğunun açık alan fobisi olduğunu söylüyor
Açık alan fobisini, araba kullanırken tünelden, köprüden geçme fobisi, kapalı alan fobisi izliyor Kapalı alan fobileri daha çok asansör ve uçakta ortaya çıkıyor Kişi artık bu araçları kullanamaz hale geliyor Bazıları ise bu araçlara biniyor ama diğerler insanlara göre aşırı heyecan yaşıyor Uçak fobisinde en büyük sorun kapıların kapandığı an başlıyor, yani orada kapalı kalma duygusu onları korkutuyor

Dünyada fobilerle ilgili yapılan araştırmaların sonuçlarından ortaya çıkan bir gerçek ise en çok görülen fobilerin basit fobiler olduğu yönünde Genellikle bir nesneye; böcek, kedi, fare, köpek, gibi belirli bir objeye ve özel duruma bağlı fobiler bunlar Listenin ikincisi ise sosyal fobi ki bu daha kompleks bir fobi ve küçük yaşlarda çekingenlik ile başlıyor Bu çocuklar çekingen sanılıyor ama bir süre sonra toplumdan uzak, içine kapanık oluyorlar İnsanlar bu kişileri, soğuk kendini beğenmiş sanıyor ama onlar topluma girmekte zorlanıyorlar Agora fobi listenin sonunda Mesela burada düşsem beni kim kurtaracak duygusu oluyor bu insanlarda

Fobi belirtileri

Fobiyi yaratan durumla yüz yüze gelindiğinde anksiyete belirtileri çıkıyor ortaya Mesela, terleme, titreme, sıkıntı hissi, nefes alamama, ağızda kuruma hissi, iğrenme gibi

En sık görülen fobiler

Hayvanlardan korma (yılan, kuş, kedi, köpek)
Böceklerden korkma (örümcek, arı, kalorifer böceği)
Kan görmek, kan aldırmak
Yükseklik korkusu
Asansör korkusu
Uçağa binmek
Köprü ve tünelden geçmek



Ölüm..!

Türkçe’de dört harfli ve pek çok kimse için belki en soğuk kelime, "ölüm.!"

Tasavvuru bile insanları ürkütmeye yetiyor.

Ölüm.! Kaçınılmaz son! Toprağa girmek, toprak olmak, toprak dolmak!

Bir tasavvuf erinin sözleri ile;

"Hangi güzel yüz ki,

Toprak olmadı!

Hangi güzel göz ki,

Toprak dolmadı.!

Çoğu kimsenin, hiç yokmuş ve asla olmayacakmış gibi davrandığı, ama kimsenin hiç bir zaman kaçamayacağı, hayata gölerini aşmış herkesin, her canlının bu hayattaki son durağı! Kaçınılmaz gerçek!

Bu büyük gerçek karşısında kimilerinin beti benzi atarken, kimileri de ölümden habersiz gibi yaşar.

Sorası gelir insanın, önce kendine, sonra herkese; "Haberin var mı ha..?

Necip Fazıl’ın sorduğu gibi;

"Şu geçeni durdursam,

Çekip de eteğinden!

Soruversem,

Haberin var mı öleceğinden?"

Geride kalanların bir gece bile misafir etmekten çekindikleri! En sevdiklerini bile hiç gözlerini kırpmadan bir çukura attıklarında ve "bitti!" "gitti!" diye ilan ettikleri son; ölüm!

Gerçekten bir "son" mu? Bir saniye önce diri olan kişi, ölümle artık cansız mı? Cansız beden..! Hatta beden bile değil; "ceset!"

O güzelim bedeni "cesed"e çeviren bu müthiş değişim ne? İnsanoğlunun hazin sonu, gerçekten bir "son" mu? Yani bir "yok oluş" mu?

Bu harikulade hayat, bu muhteşem yaratılış, "ölüm" gibi bir sonla kesin bir "yok oluş" ise hayatın anlamı ne?

Ve,

Ne oluyor, nasıl oluyor da her şey birden bire bitiveriyor? Nasıl?

Ne oluyor ve nasıl oluyor da dünyayı parmağında oynatanlar, parmağını bile oynatacak mecalden yoksun kalıyor? Gören göz görmez, işiten kulak işitmez oluyor.! Neden?

„Son“ bu mu? Sonumuz bu mu olacak? „Toprak“ mı?

Öyleyse bu hayatı niye yaşıyoruz? Bunca zahmet, bunca koşuşturma neden? Ne anlamı var bütün bunların? Bütün yollar bir gün bir çukura çıkacak ya da inecek olduktan sonra?!

Ölüm, meçhule bir yolculuk mu yoksa..?

Yine şairin dediği gibi;

"Demir almak vakti gelmişse zamandan,mandan,

Meçhule doğru bir gemi kalkar bu limandan!

Gidenler memnun ki yerlerinden,

Çok seneler geçti;

Dönen yok seferinden.!"

Öyle ya, kimse dönmediğine göre!

Ya memnun değillerse ve de dönemiyorlarsa?

Bütün korkuların temelinde

ÖLÜM Ve,

Ne oluyor, nasıl oluyor da her şey birden bire bitiveriyor? Nasıl?

Ne oluyor ve nasıl oluyor da dünyayı parmağında oynatanlar, parmağını bile oynatacak mecalden yoksun kalıyor? Gören göz görmez, işiten kulak işitmez oluyor.! Neden?

„Son“ bu mu? Sonumuz bu mu olacak? „Toprak“ mı?

Öyleyse bu hayatı niye yaşıyoruz? Bunca zahmet, bunca koşuşturma neden? Ne anlamı var bütün bunların? Bütün yollar bir gün bir çukura çıkacak ya da inecek olduktan sonra?!

Ölüm, meçhule bir yolculuk mu yoksa..?

Yine şairin dediği gibi;

"Demir almak vakti gelmişse zamandan,mandan,

Meçhule doğru bir gemi kalkar bu limandan!

Gidenler memnun ki yerlerinden,

Çok seneler geçti;

Dönen yok seferinden.!"

Öyle ya, kimse dönmediğine göre!

Ya memnun değillerse ve de dönemiyorlarsa?

Bütün korkuların temelinde


ÖLÜM KORKUSU

Bir yere kadar hayatı anlamlandıran ve kişinin yaşamını disipline eden bir duygu iken, kişinin günlük yaşamını bile olumsuz yönde etkiliyor olması, ölüm korkusunu daha da önemli kılıyor.

İnsanın ölümü üç şekilde algıladığını görüyoruz;


I. Kişinin kendi ölümü,

"Her an ölecekmişim gibi oluyor. O kadar korkuyorum ki, yalnız kalmam mümkün değil. Bana bir şey olur da, hastaneye götürecek kimse olmaz diye endişe ettiğim için sürekli yanımda birileri olsun istiyorum. Evde yalnız kalamıyorum. Dışarı yalnız çıkamıyorum. Çok mecbur kalır da, dışarı çıkmak zorunda kalırsam, hastane yakınında bir park ya da pastanede saatlerce oturuyorum.

Almanya'da yaşadığım şehirde şehir dışında bir evim vardı. Çok güzel ve manzaralı bir yerdi. Sırf bu yüzden taşındım. Bir ev tuttum. Caddenin bir ucunda bir hastane, diğer tarafı da aşka bir hastane var. Biri olmazsa öbürüne yetişirim diye düşünüyorum.İlaçlar bazen biraz hafifletir gibi oluyor, ama ölüm hiç aklımdan çıkmıyor. Ölümü bir türlü aklım almıyor. Nasıl olacak bilemiyorum. Hele ölümden sonrası? Var mı, yok mu diye saatlerce kurup kaldırıyorum. Aniden kalbim durursa ben ne yaparım. En ufak bir şikayetim olsa, bir yerim ağrısa hemen paniğe kapılıyorum, yerimde duramıyorum. Koşturup doktora gidiyorum. Bir yığın tetkikler, tahliller yaptırıyorum. Bir şey yok diyorlar, ama her an bir şey olacak endişesi beynimi kemiriyor. Birden şiddetlenen heyecan ve korkudan kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor."

II. Yakınlarının ölümü,

“Ölümden çok etkilenirdim, beş yıl önce ilk defa çarpıntı ile başlayan korkunç bir ölüm korkusu hissettim. Acile kaldırdılar. Tetkikler yapıldı, bir şey çıkmadı, ama ben bundan kurtulamadım. Sanki beynim boşlukta, ben boşluktayım.

Hep babam geliyor gözümün önüne, rüyalarımdan çıkmıyor. Ben dört yaşındayken, görevde vurulmuştu. Bana söylemediler, gazetede resmini gördüğümde anlamıştım öldüğünü! Çocuğum olduğunda da babamı gördüm rüyada. Bir topluluk içinde oturmuş dua ediyordu. Biz de ellerimizi kaldırmış amin diyorduk. Kardeşim bir dizinde, ben bir dizinde..! Sıcaklığını öyle bir hissettim ki, anlatamam!

Eşimin mesleği de babamla aynı, korkuyorum. Onu da kaybedeceğim sanıyorum. Eşim ölürse çocuğum benim yaşayacaklarımı aynen yaşar diye ödüm kopuyor. Kalbim hızla çarpıyor, boğazım düğümleniyor, boğulacak gibi oluyorum.”

III. Başkalarının ölümü.

"Her an kötü bir şey olacak hissi içindeyim. Trafik paniğe kapılıyorum. Bu yüzden araba kullanamaz oldum. Sürekli bir şey olsa hastaneye nasıl yetişirim diye düşünüyorum.

Kendime şaşıyorum. Nasıl böyle oldu. Ne önce, ne içerdeyken, ne de dışarı çıktıktan sonra öldürülmekten korkmadım.

Her ayak vardır bizde. Yanlış anlamayın, yüz kızartıcı hiç bir işimiz olmaz. Uyuşturucu da yok! Olmaz da! Gerçekten ölümden hiç korkmazdım. Bize biri iş, çek senet getirdi mi, o iş tamamdır. Çeki götürüp, ödeyecek olanın masasına bırakır, mühlet veririz. Kartımızı da iliştirir gideriz. Ödemekten kaçındığı çeki eline alınca bizi sorar, soracağı yerlere. İki gün sonra gider parayı alırız. Ya da..! Neyse!

Çok çatışmalarımız oldu. Yaralamalar. İki kişi için 25 yıl ceza aldım.

Biri planlı değildi. İstemeden oldu. Bazen böyle olur. 'Ya onlar, ya biz' havasına girdik. Aslında gözünü korkutmaktı amacım. Şans işte! Kendisine bir sıkarsak, korumalarına iki sıkarız. Çünkü bize gelecek kurşun onlardan olur. Öldü. Kaçak olduk. Ha bir, ha iki! Pek fark etmezdi. Ben kaçak olunca ortalık kendilerine kalacak zannedenlerden biri çıktı karşıma, herkesin içinde hakaret etti, kendisi istedi. Ben onun hesabını görmeseydim, bizimkiler benim hesabımı görürlerdi.

Onu vurduktan sonra artık kaçmanın bir anlamı yoktu. Bizimkiler de teslim olmamı istiyorlardı. Dışarıda olsam daha çok olaylar olacaktı. Teslim oldu. İki aftan sonra dışarıdayım. Eski düzen olmasa da önemli değil, biz ailece güçlüyüz, dokunamazlar. Bıraktık buralara gedik.

Ortalık daha sakin. Ama ben bu sefer kendimden korkuyorum. Ölüm içimde! Her an kalbim duracak diye endişe ediyorum, heyecana kapılıyorum. Kalbimin çarpıntısından boğazım tıkanıyor. Gece çarpıntıyla, kan ter içinde uyanıyorum. Sonra da gözüme uyku girmiyor."

Herkesin Ölümü Kendine!

Kişiyi en çok etkileyen elbette kendi ölümünün söz konusu olmasıdır. Bir çok korkuyu incelediğimizde diyebiliriz ki, pek çok şeyin korkusu, korkulan şeyin bizatihi kendisinden çok daha önemli görünür. Çoğu zaman korktuğumuz şey değil, onun için hissettiğimiz korku duygusundan zarar görürüz. Ancak bir şey hariç, ölüm!. Ölüm korkusu bir çok korkunun temelini teşkil edecek derecede etkilidir. Yani korku duyguları içinde ölümün korkusunun özel ve çok önemli bir yeri var.

Ölüm, insan hayatında sınıflandırılamayan tek olay.

„Hiç kimse başkalarının öldüğü gibi ölmemektedir. Ölüm, sınıflandırılamaz tür tek ve eşi benzeri olmayan bir olaydır.“ ( ) Louis - Vinset Thomas, Ölüm, (çev. Işın Gürbüz) İletişim yay. İst. 1991, s.1

Yalnız Gerçekleşen Olay; Ölüm

Herkes kendi ölümünü yaşayacak! Ve o “ölüm” bütün lezzetleri kıracak! Bundan kaçış yok. Tüm hayatınız boyuca kazandıklarınızı verseniz bile, uğrunda bedel olarak hayatınızı tükettiğiniz ve sahibi olduğunuzu sandıklarınızın tamamını da verseniz, geçen ömrünüzün bir saniyesini bile geri alamayacağınız kesin!

En ufak bir kayıptan etkilenen zayıf bir psikolojik yapıya sahip olan biz insanoğlu iliklerimize değil, ruhumuza kadar soyulacağımızı bile bile rahat olabilir miyiz?

Bazen ikiz, arada üçüz, nadiren dördüz, beşiz doğmuş olsa da denebilir ki, insanoğlu yalnız doğar, belki birlikte yaşar ama mutlaka yalnız ölür. Sevdikleri ile, hatta bazı dönemlerde eşyaları ile birlikte gömülmüş olmaları bile tek başına ölmüş olma gerçeğini değiştirmez.

Birbirine benzemediği için sınıflandırılamayan ve başkalarına devredilemeyen tek şey; ölüm! Asla kaçamadığı, istese de istemese de, eninde sonunda başına gelecek bu müthiş olayı herkes tek başına tatmak zorunda. İşte, belki olayın en ürkütücü yönü de bu olsa gerek.

Kayıplarda önemli olan, kaybın kendisi değil, ona verilen önem ve atfedilen değerdir. Kaybedildiği düşünülen şeylerle, kaybeden arasında kurulmuş bağ, kişinin kayıp karşısında vereceği tepkinin derecesini tayin eder.

Ölüm ise, hayatla ve hayattakilerle kurulmuş bütün bağları etkiler; keser, kırar, koparır atar. Tüm elde edilenler ve biriktirilenler de elden alınır. Özellikle maddi bağlar tamamen kesilir. Kişinin parası pulu, malı mülkü, bağı bahçesi, menkulü gayrı menkulü, hanı hamamı, evi barkı; hulasa uğrunda bir ömür tükettiği tüm serveti elinden alınır. Sahibi olduğu ya da sahip olduğunu zannettiği şeyler üzerinde hiçbir söz hakkı, tasarruf imkanı kalmaz. İlgi duyduğu, yakını olduğu eşinden, dostundan, çoluğundan çocuğundan, sevenlerinden sevdiklerinden tam bir koparılışla karşı karşıya kalır. Hatta nice tehlikelerden sakındığı, bakıp koruduğu, beslediği, herkesten ve çok şeyden üstün tuttuğu, özenle süslediği vücudundan bile..!

Hem öyle bir ayrılış ve koparılış ki, kimsenin yardım edemediği, hafifletemediği, geciktirmeye gücünün yetmediği, kendi üzerine alamadığı, kimseninkine benzemeyen, sadece kendine özel bir ayrılış..!

Paskal’ın dediği gibi; "Bir başkasının yerine ölsem, dar ağacındaki bir dostumun yerini alsam bile, ölen o değil yine benim. Gözleri önünde kendisi için öldüğümü gören dostum, muhakkak ki ölümüme minnet veya pişmanlık duygusu ile katılacaktır. Ancak ölümü ikimiz de taban tabana zıt bir şekilde tecrübe etmiş olacağız. Mümkün olan bütün ölümler içinde yalnız bir tanesi vardır ki, diğerlerine benzemez. O da benim ölümümdür. Çünkü, diğer bütün ölümlerde en yakınlarımız bile ölse, benim dışımda kalırlar.” ( ) F.Karaca, s.48


Ölüm Korkusunun Sebepleri

Bütün insani korkuların ve kaygıların temelinde bulunan, en temel duygu ölüm korkusu. Kaçınılması ve uzak durulması asla mümkün olmayan “gerçek”; “ölüm!”

İnsanlar “değişim”ler karşısında tedirginlik hisseder. Bedensel ve ruhsal tedirginliğin az olması için, bedensel ve ruhsal uyum mekanizmaları devreye girer. Önceden tedbir almaya çalışır. Bu hazırlıklar kişinin yeni durumuna uyumunu kolaylaştırır ve kabullenmeyi sağlar.

Sağlıklı bir uyum ve problemsiz bir kabullenme için öncelikle doğru bilgilendirilme şarttır. Ve şüphesiz ki bu bilgi “kutsal”a dayalı olmak zorunda.!

Ölüm korkusunun ilk sebebi, ölümün deneylenemez olmasından kaynaklanan bilgisizliktir. Ölüm insanoğlu için birçok yönüyle hala bir meçhul! Tek bilgi kaynağı kutsal

Hayatın lezzetlerinden kopma,

Hazırlıksız yakalanma,

Sahip olunanların kaybı,

Sevenlerinden ve sevdiklerinden bir daha kavuşamamak üzere ayrılış kitaplar.

Bilgisizliğin yanında ölümün korkulu algılanması şu sebeplerle oluşur;

Varlığını varlığına bağladığı her şeyden kopuş,

Ölüm anında ıstırap çekme,

Bilmediği bir yere gitme, bilmediği bir boyuta dönüşme,

Hesaba çekilmek, bütün herkesin önünde her şeyin ortaya döküleceği inancı,

Ölümden sonra cezalandırılma, cehennemde azap

Mezarda çürüme, bedensel dağılma, bozulma, yok olma.

Bütün bunların meydana getirdiği tedirginlik korku bazen o dereceye varırki, kişi paniğe kapılmaktan kendini kurtaramaz, hastanelere koşar.

Hatta baze öyle durumlar olur ki, ölüm korkusu kişiyi tam bir psikoz tablosu içine sokup gerçek hayatla bağlantısını bile kesebilir.

*


“-Sabaha kadar yorgunluktan düşüp bayılana kadar namaz okuyor, acayip davranıyor, hiç durduğu yok! Özellikle namaz kılarken çok korkuyor. Bazen bir köşede korku içinde kendi kendine bir şeyler mırıldanıyor.”

“-Nasıl dururum? Beni siz mi durduracaksınız? Siz yanmıyorsunuz, ben yanıyorum! Dünya ve ahrette rezil rüsvay olmuşum. Beni kimse kurtaramaz. Ben cehennemliğim. Ailemi de cehenneme sürükledim. Hepimiz cehennemde yanıyoruz. Günahlarım ve pisliklerim benimle.

Beni çıldırtıyorlar. Benim duyduğum sesleri siz duymuyor musunuz? Ne duruyorsunuz? Ama siz benim yaptıklarımı yapmadınız! Biliyor musunuz, ben imamım! Camide bana muhbirlik yaptırdılar. Hizbullah mı nedir? Onları takip ediyorlarmış, camide örgütleniyorlarmış. ‘Bize haber vereceksin dediler!’ Ben Kur’an okuyanları ihbar ettim! Kur’an okuyan çocukları ihbar. Ama bildirmeseydim, beni öldürürlerdi!

Suçluyum, affı yok bunun!. Bittim ben, bittim! Cehennemlik oldum. Her gece cehennemde yanıyorum. Ben ateşe atıldım!”


“ÖLÜM”ÜN YORUMLANMASININ ÖNEMİ

Ölümün kaçınılmaz ve mutlak bir kayıp olduğunu düşünmek, ister istemez insanda önüne geçilmesi çok zor bir çöküntüye sebep olabilecektir. Bunun için ölümle birlikte bütün bu ayıpları telafi edecek bir yoruma olan ihtiyaç tartışılmaz derecede önemli.

Aksi halde ruh sağlığının bütün temellerinin sarsılması kaçınılmaz olabilir. Hatta sosyal yönden sağlıklı ve huzurlu olabilmek için de ölümün olumlu yorumlanması şart. Yoksa insanların zaptedilemez olması gibi bir büyük felaketle karşı karşıya kalınacağı kesindir.

Öyle bir yorum ki, insanlar, ölümle birlikte her şeyin bitmediğine, bitmeyeceğine kani olabilsin. Beden mezara girerken bilinç algılamaya, yani ruh yaşamaya hissetmeye devam etsin! Ölümün „mutlak bir yok oluş“ olmadığına, hiç bir tereddüte yer vermeyecek derecede kuvvetle inanılabilsin! Aynen Gazali’nin dediği gibi;

"Ölüm, bütün azaların kullanılmasının ruh için imkansızlaşmasından ibarettir. Bütün azalar alettir. Onları kullanan ruhtur. Ne zaman ki ruhun azalarda tasarrufu iptal onursa, ondan ilimler ve idrakler iptal olunmaz. Sevgiler ve üzüntüler iptal olunmaz. Elem ve üzüntüleri kabul olunması iptal olunmaz. İnsan hakikatte ilimler, elemler ve lezzetleri idrak eden mananın ta kendisidir. Bu mana ise ölmez. Yani yok olmaz. Ölümün manası ruhun bedendeki tasarrufunun kesilmesi, bedenin ruha alet olmaktan çıkması demektir.”( ) Gazali, İhya-i Ulumid-Din, s.356

“Ölüm” bu manada, ruhun ölümsüzlüğe doğuşu olmalıdır.

Yoksa “İbn Sina’nın da işaret ettiği gibi; ölümün gerçekte ne olduğunu bilmemek, öldükten sonra ruhun da bedenle beraber tamamen yok olacağına inanmak, ölümle birlikte nefsin nereye intikal edeceğini kestirememek, ölüme neden olan hastalıkların acı ve ıstırabından başka ayrıca ölüm için de bir elemin var olduğunu düşünmek, cezalandırılmaktan korkmak, geride bırakacağı mal ve miras yüzünden üzüntü duymak” kaçınılmazdır. ( ) İbn Sina, Ölüm Korkusundan Kurtuluş, s.6-7


Ölüm Korkusunun Olumlu Yansımaları

Korku bizatihi olumsuz bir duygu değildir. Neticede kendisine zarar getirecek şeylerden sakındırarak korunmayı teşvik eder. Ölüm korkusu da esasta korunmak içindir, ama ölümden değil; “hayatı yanlış yaşamaktan!”

Ölüm gerçeğinin içerdiği anlamlar dikkate alındığı ölçüde insanoğluna getireceği yararları başka ne hangi sebeple sağlayabiliriz dersiniz?


Şöyle ki;

Sağlığı korumak,

Kaçınılması mümkün olmayan “hesap günü”nden korkarak başkalarının haklarına saygı,

Hayatı daha anlamlı yaşama gayreti,

İyilik yapma, yardın etme ihtiyacı duyma,

İnanma ve emniyet hissi,

Barışa yönelme,

Hayata sarılma, dünya nimetlerini değerlendirme,

Hayata tapınırcasına bağlanmama,

Dini hayata eğilim,

Sosyal hayata daha uyumlu olma.

WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
Üyelerimizden Destek Bekliyoruz.
WeBCaNaVaRi Botu

Bu Site Mükemmel :)

*****

Çevrimİçi Çevrimİçi

Mesajlar: 222.149


View Profile
Re: Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak
« Posted on: Şubat 28, 2020, 07:42:37 ÖÖ »

 
      Üye Olunuz.!
Merhaba Ziyaretçi. Öncelikle Sitemize Hoş Geldiniz. Ben WeBCaNaVaRi Botu Olarak, Siteden Daha Fazla Yararlanmanız İçin Üye Olmanızı ŞİDDETLE Öneririm. Unutmayın ki; Üyelik Ücretsizdir. :)

Giriş Yap.  Kayıt Ol.
Anahtar Kelimeler: Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak e-book, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak programı, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak oyunları, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak e-kitap, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak download, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak hikayeleri, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak resimleri, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak haberleri, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak yükle, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak videosu, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak şarkı sözleri, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak msn, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak hileleri, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak scripti, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak filmi, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak ödevleri, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak yemek tarifleri, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak driverları, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak smf, Fobiler Ve Fobileri Aşmaya Calışmak gsm
Sayfa 1
Yukarı Çık :)
Gitmek istediğiniz yer:  


Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntü Son Mesaj
fobiler :S « 1 2 3 »
Üye Fobileri
CeRos 27 4861 Son Mesaj Nisan 26, 2010, 02:23:54 ÖS
Gönderen : Mavi_Kiyamet
A'dan Z'ye Fobiler « 1 2 »
Korku Odası
[MasaL] 13 2932 Son Mesaj Nisan 20, 2014, 05:52:33 ÖÖ
Gönderen : buzalevi
Unayse_55 Fobileri « 1 2 »
Üye Fobileri
karTaLiCe_55 10 2093 Son Mesaj Ekim 31, 2009, 09:34:04 ÖÖ
Gönderen : Salvatore
Emre'nin Fobileri :d
Üye Fobileri
AnseLmo 7 1598 Son Mesaj Aralık 11, 2011, 02:18:20 ÖS
Gönderen : Mavi_Kiyamet
Beyzanur'un Fobileri :)
Üye Fobileri
Elysa Cornelia. 6 1735 Son Mesaj Temmuz 27, 2012, 01:00:59 ÖÖ
Gönderen : Elysa Cornelia.


Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular