Duyurular
27.10.2007 yılında kurduğumuz webcanavari.net Bugün itibariyle 12. yaşına girmiş bulunmaktadır. Bu uzun süre zarfında desteklerini esirgemeyen eski / yeni ve mevcutta bulunan yönetim kadromuza, saygıdeğer üyelerimize teşekkür ederiz.

0 Üye ve 1 Ziyaretçi Konuyu İncelemekte. Aşağı İn :)
Sayfa 1 2 3 4 5
Konu: Rize'yi Tanıyalım !  (Okunma Sayısı: 19326 Kere Okundu.)
« : Aralık 27, 2007, 07:25:27 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406


Yüzölçümü: 3.922 km²
Nüfus: 365.938 (2000)
İl Trafik No: 53
Telefon Kodu: +90 464
İlçeleri: Rize (merkez), Ardeşen, Çamlıhemşin, Çayeli, Derepazarı, Fındıklı, Güneysu, Hemşin, İkizdere, İyidere, Kalkandere, Pazar.
İlgi Çekici Yerler: Andon ve Çamlık Orman İçi Dinlenme Yerleri, Ayder, Cimil, Çat, Başhemşin, Ovit ve Palovit Yaylaları, Ayder Kaplıcası, Andon ve Şimşirli İçmeleri, Rize, Çayeli ve Pazar (Kız Kulesi) Kaleleri, Kale-i Balâ, İslam Paşa, Gülbahar, Cafer Paşa Camileri.
Komşuları: Bayburt, Erzurum, Artvin, Trabzon

Rize:
Trabzon'un 75 km doğusunda, şişkin yeşil yastıklara benzeyen çay fideleriyle kaplı bir dağın eteğinde kurulmuştur. Bu tipik Karadeniz şehrindeki 16. yüzyıl İslam Paşa Camii ile Ceneviz kalesinin kalıntıları mutlaka görülmelidir. Tüm yörenin harika panoramik manzarası Ziraat Parkı'ndan gözlemlenebilir. İyi kalite, renkli, yazlık, hafif dokumalar Rize bölgesine hastır. Yazın, Çay Festivali sırasında Karadeniz'in en iyi çayı buradan alınabilir. Artık Atatürk Müzesi olan Mehmet Mataracı Konağı'nda Atatürk'e ait bazı eşyalar yanında, bölgeden çıkarılan etnoğrafik eserler de sergilenmektedir. Ardeşen'den sonra, yoldan içeri kısımlara Rize'den doğuya gidildiğinde, bir akarsuyun iki kıyısında kurulu güzel, küçük Canlıhemşin kasabasına ulaşılır. Yakınında, kano sporu için ideal olan Fırtına Vadisi, güzel Zir Kalesi ve Bizans döneminden kalma taş köprüler bulunmaktadır. İnişli yokuşlu Ayder çayırlıklarından geçerken, mevcut birçok kaplıcadan birinde dinlenebilinir. Dağa tırmanmayı sevenler için Kaçkar Dağları'na doğru burası en iyi başlangıç noktasıdır. Zümrüt diziler, dağcılar için Türkiye'nin en iyi örnekleridir, ve çok çaba gerektirir. Kaçkar Dizisi'nde güzel Kaçkar Dağları Milli Parkı yer almaktadır. Rize'nin güneyindeki dağlarda dünyaca tanınan besleyici Anzer balı ile bilinen Anzer köyü aynı zamanda botanik özelliği ve yürüyüşlere elverişliliği açısından hoş bir mekandır. Anzer ve İkizdere Yaylaları arasındaki İkizdere Kanyonu planör tarzı uçuş sporu için önemli bir noktadır. Aynı zamanda, buradan yöreyi kuşbakışı ile seyretmek mümkündür. Rize'nin yanındaki Çayeli, Pazar, Ardeşen, Of ve Fındıklı kasabalarının hepsi astropikal iklimin kesif yeşilliklerinin ve geleneksel dağ evlerinin hakim olduğu yerlerdir. Çamburnu sahili çam ağaçları, göç ederken burada duraklayan pek çok kuş çeşidi ile dinlenmek ve fotoğraf çekmek için çok hoş bir alan yaratır. 
 
MÜZE
• Rize Müzesi Adres: Rize Tel: (464) 214 02 35
• Etnografya Müzesi Adres: Müftü Mah. Kirazlık Sok. No:2 - Rize Tel: (464) 213 04 29
ÖNEMLİ GÜNLER

Kurtuluş Günleri
• Rize'nin Kurtuluşu Rize 2 Mart
• Çayeli'nin Kurtuluşu Çayeli 9 Mart
• Pazar'ın Kurtuluşu Pazar 10 Mart
• Ardeşen'in Kurtuluşu Ardeşen 12 Mart
• Fındıklı'nın Kurtuluşu Fındıklı 11 Mart

Mahalli Kutlama Günleri
• Atatürk'ün Rize'ye Gelişi Rize 17 Eylül

 
 
Rize'ye gelip de;
• Rize Kalesi'ni görmeden,
• Kale-i Bala'yı görmeden,
• Pazar- Kız Kulesi'ni görmeden,
• Ayder'de kaplıcaya girmeden,
• Dünyaca ünlü Anzer balını tatmadan,
• Çayeli'nde denize girmeden,
• İkizdere Çamlık'ta kuş gözlemeden,
• Laz böreği yemeden,
• Hamsili ekmek yemeden,
• Hamsi pilavı yemeden,
• Rize bezi almadan,
• Rize çayı almadan,

--- helede bana uğramadan Zuhahaha ---


Dönmeyin! 
« Son Düzenleme: Mayıs 04, 2009, 11:07:02 ÖS Gönderen : mEkansIz_qEnc »

Diğer Sitelerimizi Ziyaret Ettiniz mi.?

Bayanlara: WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
www.kadincaforum.net

4EverRAP: WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
www.rapcanavari.net

4EverROCK: WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
www.rockcanavari.net

Twilight Saga FAN: WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
www.twilightturkiye.com

FlashOyun: WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
www.flashoyuncu.net
WeBCaNaVaRi Botu

Bu Site Mükemmel :)

*****

Çevrimİçi Çevrimİçi

Mesajlar: 222.145


View Profile
Re: Rize'yi Tanıyalım !
« Posted on: Kasım 22, 2019, 08:56:11 ÖS »

 
      Üye Olunuz.!
Merhaba Ziyaretçi. Öncelikle Sitemize Hoş Geldiniz. Ben WeBCaNaVaRi Botu Olarak, Siteden Daha Fazla Yararlanmanız İçin Üye Olmanızı ŞİDDETLE Öneririm. Unutmayın ki; Üyelik Ücretsizdir. :)

Giriş Yap.  Kayıt Ol.
Anahtar Kelimeler: Rize'yi Tanıyalım ! e-book, Rize'yi Tanıyalım ! programı, Rize'yi Tanıyalım ! oyunları, Rize'yi Tanıyalım ! e-kitap, Rize'yi Tanıyalım ! download, Rize'yi Tanıyalım ! hikayeleri, Rize'yi Tanıyalım ! resimleri, Rize'yi Tanıyalım ! haberleri, Rize'yi Tanıyalım ! yükle, Rize'yi Tanıyalım ! videosu, Rize'yi Tanıyalım ! şarkı sözleri, Rize'yi Tanıyalım ! msn, Rize'yi Tanıyalım ! hileleri, Rize'yi Tanıyalım ! scripti, Rize'yi Tanıyalım ! filmi, Rize'yi Tanıyalım ! ödevleri, Rize'yi Tanıyalım ! yemek tarifleri, Rize'yi Tanıyalım ! driverları, Rize'yi Tanıyalım ! smf, Rize'yi Tanıyalım ! gsm
Yanıtla #1
« : Aralık 27, 2007, 07:26:03 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406


İLİN ADININ KAYNAĞI :
Rize'nin tarihi öncesi hakkında bilgilerimiz sınırlıdır. Yöreye hakim olan orman dokusu nedeniyle, Rize'nin tarih çağları ile ilgili bilgilere ışık tutacak arkeolojik bulgular da bu güne kadar ortaya çıkarılamamıştır. Rize'nin tarihi ancak komşu illerin ve bölgelerin tarihleri ile bağlantılı olarak ele alınabilmiştir.
Rize ilinin adı ile ilgili olarak değişik görüşler ileri sürülmüştür; Yunanca pirinç anlamına gelen Rhisos, Rumca'da "RIZA" olarak dağ eteği anlamında kullanılmıştır. Osmanlıca'da ise "RİZE" ufak kırıntı, döküntü anlamındadır. Ayrıca Erzincan'ın Sakalar dönemindeki "Eriza" olan adının başındaki "e" sesinin düşmesi ile adaş olarak Rize için de kullanıldığı ifade edilmektedir.


İLK TARİHİ İZLER:
Rize ili ve çevresinin bilinen ilk hakim ahalisi, bitişken dilli ve Asya kökenli kavimlerdir. Bunlar Rize ve çevresinde tarım ve hayvancılıkla geçinen yerleşik topluluklarıdır. Bu topluluklardan "KULKU-KULKHA"ların adına, Erzurum yöresini kendi ülkesinin topraklarına katan URARTU kralı II. SARDUR (M.Ö. 765-735) 'un Çıldır gölünün güneyinde Taşköprü köyünün üstündeki kayalıklara kazdırdığı çivi yazılı kitabede rastlanmıştır.

M.Ö. 2000'lerde Kafkas dağları ile Karadeniz'in kuzeyinde yaşayan Kimmerler'in Ülkesi, M.Ö. 720 yıllarında Sakalar tarafından işgal edildi. Kimmerler'in Azak denizi ile Kafkaslar arasında yaşayan kolu, Sakalar'ın baskısı ile M.Ö. 714 yıllarında yurtlarını bırakarak Aras ve Çoruh nehri boylarınca yayıldılar. Kimmerler'in bu ilk göçleri, en eski destani Gürcistan tarihi olan "Kartlis-Çkhovrebe"da kartli (Gürcistan) ve komşularını esarete aldıkları ilk seferi diye anılmaktadır.
Daha sonraları Kızılırmak ve Adana Bölgesine kadar hakim olan Kimmerler'den, Trabzon-Bayburt arasındaki Kemer dağı, Rize Çayeli İlçesi çıkışındaki Kemer köyü, Kızılırmak boyundaki Gemerek ile Kars'ın doğusunda yer alan Ümrü gibi coğrafya adları günümüze kadar gelmiştir.

Aşağı Tuna ve Karpatlara kadar Doğu Avrupa'ya hakim olan Sakalar M.Ö. 680 yılında kendilerine itaat etmeyen son Kimmerler'i de yenerek Azerbaycan ve Gürcistan'a yayıldılar. Saka Kralı MADOVA'nın M.Ö. 626'da Medler'ce hile ile öldürülmesi üzerine Heredot'un andığı "Asya'da 28 yıl süren Sakaların hakimiyetleri" sona erdi.

Saka göçleri sırasında, Aşağı Çoruh ve Rize-Batum arasına "Kalaç" adlı bir Türk boyu yerleşmiştir. Bu boyun yerleştiği bölgeye, M.S. 150 yıllarında yazılan PTOLEMEUS'un coğrafyasında Kalarzen, Gürcü kaynaklarda ise Klarc-et (=Klarç yurdu) denmektedir. Batom-Rize arasında güneyden Karadeniz'e esen sıcak rüzgarlar hala "Kalaş yeli" olarak anılmaktadır. Ayrıca Rize yöresindeki Türkmen/Oğuz topluluğu içinde yer alan Askur Boyunun Rize'nin doğusundaki Askoroz çayı diye bilinen çaya adını vermiş olması gerektir. Yine Sakaların Horosan kolunun gelen Arşaklar ve Balkarlar Bayburt çevresi Çoruh vadisi boyunca yerleşmişlerdir. Bu yüzden Bayburt ve İspir'in kuzeyindeki sıra dağlara günümüze kadar ve hece kaymasıyla "Balkal" ve buradan güneye doğru esen yağmur getiren rüzgara da "Balkal yeli" denile gelmektedir. Rize'de Hemşinlilerin en güzel yaylaları Baykal dağlarındadır.

KOLONİ DÖNEMİ :
M.Ö. 670 yılında Ege'de yaşayan Milletoslu denizciler Marmara ve Karadeniz kıyılarında Plinius'un tarihine göre 10 kadar empeion (Pazar yeri) adı verilen ticari nitelikle liman şehirleri kurmuşlardır. Bu arada Rize'nin de Kolonize edilmiş olması kuvvetle muhtemeldir.

Tarihi akış içerisinde M.Ö. 7 YY sonlarında Kimmer akınlarının Anadolu'yu kargaşaya sürüklemesinden faydalanan Medler'in yöreyi istila girişimleri, M.Ö. 550'de Med krallığını yıkan Pers kralı II. Kiros'un aynı şekilde ki istila hareketleri yöredeki savaşçı kavimlerin karşı koymaları nedeni ile Rize çevresinde başarılı olamamışlardır.

Büyük İskender'in Pers kralı III. Darius'u kesin bir yenilgiye uğratması ile eline geçirdiği Anadolu Hakimiyeti M.Ö. 323 senesine kadar sürmüştür. Büyük İskender'in ölümü ile İmparatorluğun devamı niteliğinde olan Pontos, Koppodkida, Bithynia gibi krallıklar kurulmuştur. Ancak Trabzon, Rize gibi bir takım serbest şehirler, bu krallıklara bağlı olmadan varlıklarını sürdürmüşlerdir.

PONTOS VE SELÇUKLULAR DÖNEMİ :
İskenderin ölümünden sonra Komutanları ve Satraplar arasında çıkar egemenlik savaşlarında bağımsızlığını ilan eden Mitridates Kitistes Karadeniz kıyısında Sinop dolaylarına doğru genişleyen Pontos krallığını kurdu. Pontos kralı Farnakes M.Ö. 180'de Rize'yi İşgal ederek krallığı topraklarına kattı.

M.Ö. 5. Yüzyılda Karadeniz'in kuzeyini gezen Herodot sakaların "Alazon" (+Alazlar) boyundan söz eder. M.S. 23-79 yılları arasında yaşayan Romalı PİLİNUS aynı yörede "Laz'lar" (Laz'oi) adlı bir kavim yaşadığını bildirir. 131 yılında Karadeniz kıyılarını gemi ile dolaşan Romalı ARRİANOS, Karadeniz'in doğusunda hakim olan Lazlardan bahseder.

Rize, M.S. 10-395 yılları arasında Roma, 395 yılından itibaren de Bizans hakimiyeti altında yer almıştır.

Sakaların Kars, Iğdır kesimine yakın Gökçegöl ile Alagez dağı arasında yaşayan bir boyu olan Amadunuler 626 yılında İranlıların baskısından kurtulmak için Boy Beyleri Hamam'ın öncülüğünde Çoruh ırmağını aşıp Rize'nin Dampur adlı ıssız yerini şenlendirerek ve bu yöreye HAMAM-A ŞEN (Hamamın şenliği) adını vererek yerleşip yurt tuttular. Bu yöreye bu gün Hemşin denmektedir. 646 yılında yöre Araplar tarafından vergiye bağlanmış olup 737 yılında da kısa bir süre Araplar'ın eline geçmiştir.

XI. Yüzyıldan itibaren Rize'ye Türkmenlerin akınları yoğunlaşır. 1071 Malazgirt zaferi ile birlikte Bizans'tan feth edilen bölgelerde Türk emirlikleri kurulurken, Erzurum-Saltukluları da Çoruh nehri boyları ile birlikte Rize bölgesini hudutları içine aldılar. Alpaslanoğlu Sultan Melikşahın emirlerinden Ebu Yakup ile Emir İsa Böri adındaki Komutanlar 24 Haziran 1080 Posof-Kol zaferi ile Apkaz-Gürcistan krallığını yenerek Giresun'un batısına kadar olan Doğu Karadeniz bölgesinde Bizans'ın Hakimiyetine son verdiler. Böylelikle Büyük Selçukluların yükselme devrinde tüm Anadolu ile birlikte Rize de Selçukluların hakimiyetine girmiştir.

Bu gelişmelerden sonra 100 bin nüfuslu Çepni'ler ile Kürtünler Doğu Karadeniz kıyılarına ve Rize'nin İkizdere kesimine yerleştirildiler. 1098 yılında Danışmenlilerin yöreye kısa bir dönem hakimiyetleri söz konusudur. Ancak Haçlı seferleri yüzünden canlanan Bizanslar, 1098'de Trabzon
ve Rize kesimini Emirüssevahil Sülübey'den aldılar. Çoruh vadisinde yerleşmiş olan Kıpçak boyundan Kubasar ailesi ve taraftarları 1195 tarihinde doğudan yeni-Kıpçakların gelişinden rahatsız olarak Bizans idaresindeki Rize ve Trabzon bölgesine gelip yerleşmişlerdir. İkizdere ve Sürmene'deki 60 aileden çok Kumbasar oymağı, bunların torunlarıdır. IV. Haçlı seferinde Frenklerin İstanbul'u işgali üzerine baskıdan kaçan KOMMENLER soyu, 1204 yılında Rize'yi de içine alan TRABZON PONTOS RUM imparatorluğunu kurmuşlardır.


OSMANLILAR DÖNEMİ :
Trabzon Rumları, 1456 yılından itibaren Osmanlı devletine vergi vermeye başlamış, 1461 yılında Trabzon'u feth eden Fatih Sultan Mehmet 1470 yılında Ali Paşa ismindeki Komutan tarafından Rize ve çevresi Türk egemenliği altına alınmıştır. Böylece Anadolu Türk birliğine katılan Rize bölgesine, 1461 yılı ve sonrasında Çoruh, Amasya, Samsun ve Tokat'tan; 1466 yılında yıkılan Karamanoğlu Beyliği bir daha canlanmasın diye Konya yöresinden; 1501 yılında Şil Şah İsmail'in yıktığı Sünni Akkoyunlulardan Tebriz ve öteki bölgelerden kaçanlardan; 1515 yılında Dulkadırli beyliği kaldırılınca Mara-Elbistan Türkmenleri Trabzon ve Rize yöresine yerleştirildiler.
Yavuz Selim devrinde Trabzon'un doğusundaki dirliklerden bazıları ünlü Oğuz boyu Çepniler'in elinde idi. Fakat Çepnilerin Trabzon'un doğusundaki yerlere ve bilhassa Rize bölgesinde yerleşmeleri sonraki yüzyıllarda olmuştur. Gerçekten Çepniler karada ve denizde yiğitçe mücadele vererek oralarda kalabalık topluluklar halinde yurt tutmuşlardır. Bilhassa Rize şehri ve bölgesinde Çepniler yoğun bir şekilde yerleşmişlerdir. Şimdi Rize şehri ve bölgesinde sadece Türkçe konuşulmasının sebebi bu yoğun Çepni yerleşmesidir. Zamanımızda Rize bölgesindeki köylerde Çepni adlı ailelere rastlandığı gibi, Çepni bu yörede "yiğit" , "gözü pek", "cesur ve çetin", adam manasına geliyor.

Yavuz Sultan Selim'in sancak beyliği sırasında Annesi Gülbahar Hatun Sultan Rize'ye gelerek kendi adı ile anılan camii yaptırmıştır.

19. Yüzyılın başlarından itibaren Rize'de Tuzcuoğullarının isyanı değişik tarihlerde birkaç kez tekrarlanmıştır. 1834 yılında bu isyanlara son verilerek Tuzcuoğulları Rumeli de iskan edilmişlerdir.

Rize, 1867 Vilayet Nizamnamesine göre Trabzon Vilayetinin merkez sancağının 6 kazasından biri durumundadır. 1877 yılında merkez sancağa bağlı nahiye olmuştur. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşının ardından Lazistan sancağı kurulunca Rize hem kaza, hem de bu sancağın merkezi oldu. Birinci Cihan savaşında 9 Mart 1916 tarihinde Rize, Rusların işgaline uğramış, 2 Mart 1918 de bağımsızlığına kavuşmuştur.

CUMHURİYET DÖNEMİ :
Cumhuriyet dönemine kadar sancak merkezi olan Rize, 20 Nisan 1924 tarihinde Vilayet olmuştur. 2 Ocak 1936 tarihinde yürürlüğe giren 2885 sayılı Kanunla Erzurum'dan Yusufeli ilçesi, Rize'de Pazar ilçesinden sonraki arazi parseli, ilçe ve bucaklar alınmak sureti ile bugünkü Artvin ili Çoruh adı ile vilayet haline getirilmiş ve Rize ili de tek ilçesi olan Pazarla kalmıştır. Bugün ise Pazar ilçesi ile birlikte 12 ilçesi bulunmaktadır.

Atatürk'ün Rize'yi ziyareti "Atatürk'ün Sonbahar Seyahatleri" adlı kitapta şöyle anlatılmaktadır:

Atatürk 17 Eylül 1924'te saat 17 sıralarında Hamidiye Kravüzörü ile Rize'ye gelmiştir. Vali, kumandanlar ve halk motorlar ve kayıklarla karşılamaya çıktılar, büyük ve coşkun halk tabakaları karşılama için her türlü hazırlıkları yapmışlardı. Silah sesleri ve coşkun alkışlarla büyük misafir selamlandı.

Çeşitli heyetler, karaya ayak basmış bulunan Reisi Cumhuru büyük bir coşkunlukla karşılamışlardır.

Her tarafı bayraklarla donatılmış olan Rize, bir bayram yeri haline döndü, Reisicumhur hazretleri hükümet konağına ve bunu takiben belediyeye, halk fıkrası ve kumandanlığa teşrif etti. Görüşmek için gelen heyetler de kurbanlar keserek kendilerine büyük sevgi gösterilerinde bulunmuşlardır. Geceleyin fener alayları düzenlenerek bu sevinç devam ettirilmiştir.

Reisicumhur, ayrıca bir hoca heyetini de kabul etmiştir. Bu heyet sunmuş oldukları dilekçede kapatılmış bulunan medreselerin açılmasını arz etmişlerdir.

Gazi Paşa Hazretleri, memleket ve millet için nelerin tehlikeli olacağını ihtar ederek bu heyete özet olarak aşağıdaki sözleri söylemiştir.: "Mektep istemiyorsunuz, halbuki millet onu istiyor, bırakınız artık bu zavallı millet, bu evladı memleket yetişsin, medreseler açılmayacaktır, millete mektep lazımdır." Gazinin bu açıklamaları "Bravo" sesleri ile alkışlanmıştır.

17 Eylül 1924 tarihinde Atatürk'ün Rize'ye teşrif ettiklerinde misafir kaldığı ev bu gün Atatürk Müzesi olarak halkın ziyaretine açıktır.
« Son Düzenleme: Ocak 01, 2008, 12:59:42 ÖS Gönderen : Rizeli_Handsome »
Yanıtla #2
« : Mart 05, 2008, 06:10:15 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406





Rize Müzesi (Merkez)



Rize il merkezinde Piri Çelebi Mahallesi’nde bulunan müze, halk tarafından Sarı Ev olarak tanınmaktadır. XIX. yüzyıl sivil mimari üslubunda yapılmış olan bu yapı Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş ve 1998 tarihinde müze olarak ziyarete açılmıştır.


Müzede Rize yöresine özgü etnografik eserler sergilenmektedir.



Piri Çelebi Mahallesi
Tel: (0464) 214 02 35



Atatürk Evi Müzesi (Merkez)



Rize il merkezinde, Müftü Mahallesi Kirazlık Sokak’ta bulunan Atatürk Evi Müzesi’nde Atatürk 17 Eylül 1924’de Rize’yi ziyaretinde Mataracı Mehmet Efendi tarafından misafir edilmiş ve bir gece kalmıştır. Bu evi mal sahibi Atatürk Müzesi yapılması koşuluyla Kültür Bakanlığı’na bağışlamıştır. Kültür Bakanlığı evi restore etmiş ve 27.12.1985’de müze olarak ziyarete açmıştır.


XX. yüzyılın ilk yarısında yapılan bu ev Mataracı Mehmet Efendi’ye aitti. Bahçe içerisinde üç katlı olan ev taş ve bağdadi bir yapı şekli göstermektedir. Zemin katta mutfak ve servis bölümleri bulunmaktadır. Kuzey ve güneyden iki ayrı kapı ile girilen birinci katta sofa çevresinde iki oda, helâ ve banyo bulunmaktadır. İkinci kat sofa etrafında dört oda ve yine helâ ve banyoya yer verilmiştir.

Müzenin zemin katında Rize’den toplanan çeşitli kitabeler ve mezar taşları sergilenmektedir. Birinci katta ahşap eserler, ahşap mimari parçalar, dokuma araç ve gereçleri ile yöresel etnoğrafik malzemeler ile günlük kullanım eşyaları sergilenmektedir. İkinci katta Atatürk döneminden kalmış eşyalar, Atatürk’ün giysileri, Kurtuluş Savaşı ve Atatürk ile ilgili fotoğraflara yer verilmiştir.


Müftü Mahallesi Kirazlık Sokak
Tel. (464) 214 02 35

« Son Düzenleme: Mart 05, 2008, 06:10:50 ÖS Gönderen : Rizeli_Handsome »
Yanıtla #3
« : Mart 05, 2008, 06:11:21 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406


Rize Kütüphaneleri


Tatoğlu Abdülkerim Efendi Kütüphanesi (Merkez)

Rize’de XIX.yüzyılda kütüphaneler yaptırılmıştır. Haşim Karpuz’dan öğrendiğimize göre; bu kütüphanelerin en eskisi Tatoğlu Abdülkerim Efendi’nin Orta Cami yakınında 1848 yılında yaptırmış olduğu kütüphanedir. Bu kütüphanenin günümüze yalnızca kitabesi gelebilmiştir. Kitabe İl Halk Kütüphanesi’nin giriş kapısının yanına yerleştirilmiştir.

Kitabe:
Tatoğlu bilâder marûf-ı avam
Velâkin şöhreti Abdülkerim nâm

Rıza-ı Hak için dinarı verdi
Muvaffak oldu iş bu hayra girdi

Budur çü ehl-i hayr-i bi’l-atâyâ
Aziz etsün iki alemde Mevlâ

Bir adam geldi Zühdi dedi ruşen
Kütüphane yapıldı pek müzeyyen
Sene 1265

Kitabesinden öğrenildiğine göre son derece güzel bezemelerle kaplı olan kütüphanenin yanında fakirler için odalar ve bir de gasilhane yaptırılmıştır.


Altıkulaçzade Kütüphanesi (Merkez)

Rize il merkezinde Altıkulaçzade Ahmet Efendi, 1863 yılında bir kütüphane yaptırmıştır. Kaynaklardan bu kütüphanede 485 kitap olduğu öğrenilmiştir.

Bu kütüphane günümüze gelememiş, mimari yapısı ile ilgili bir bilgi edinilememiştir.
« Son Düzenleme: Ocak 01, 2009, 03:23:21 ÖS Gönderen : mEkansIz_CoCuq »
Yanıtla #4
« : Mart 05, 2008, 06:12:15 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406


           
Rize Karadeniz’e paralel dağlar, dik yamaçlı vadileri, buzul gölleri, yaylaları, akarsuları ile doğal güzellikler yönünden önemli, turizme açık bir ildir. Yaylalardaki iyi korunmuş özgün mimari yapıları da bunu tamamlamaktadır.



Dağlar


Karadeniz’e paralel olarak uzanan Rize’deki dağlar Doğu Karadeniz kıyı dağlarının bir uzantısıdır. Rize ili içerisinde bu dağların yükseklikleri artar ve il alanı içerisinde kuzeydoğu yönünde bir yay çizerek daha kütlevi bir görünüm kazanır.



Kaçkar Dağı


Doğu Karadeniz dağlarının bir devamı olan Kaçkar Dağı 3.737 m. yüksekliği ile Karadeniz’in en yüksek, Türkiye’nin de dördüncü yüksek dağıdır. Kaçkarların ana yapısında volkanik katmanlar bulunmaktadır. Buzul Dönemi ve Buzul dönemi sonrasının özelliklerini taşımaktadır. Dağın 2.800 m. altındaki kesimler zengin bitki örtüsü ile kaplıdır. Bitki örtüsü ile kaplı vadileri akarsular ile derin biçimde oyulmuştur.


Kaçkar Dağları aynı zamanda dağ sporları için de yörede uygun bir ortam oluşturmuştur.


Kaçkar Dağı’nın kuzeydoğusunda Barut Dağı (3.521 m), Ziglat Dağı (3.511 m), Verçelik Tepesi (3.711 m), Hipot Dağı (3.560 m) ve Demir Dağı (3.354 m) bulunmaktadır.



Plato ve Yaylalar





Rize ilinin güney yönünde dik ve yalçın dağ sıraları ile kuzeydeki ormanlar arasında geniş platolar bulunmaktadır. Bu platolar ilin %21’lik bölümünü kaplamaktadır. Bunların yükseklikleri yaklaşık 1.500 m. dolayındadır. Oldukça geniş çayır ve otlaklar halindeki bu platolar, aynı zamanda ilin ekonomisinde önemli yeri olan hayvancılığa da katkıda bulunmaktadır.


Rize’deki yaylalar Kaçkar Dağlarının eteklerinde, Çamlıhemşin ve İkizdere ilçelerinde yoğunlaşmıştır. İlin önemli bir eski geleneğini oluşturan bu yaylalarda daha çok yağ, peynir, çökelek gibi besin gıdaları elde edilmektedir. Ancak yörede çay üretiminin önem kazanmasıyla birlikte yaylacılığın önemi kısmen azalmıştır.


Buradaki yayların başında İkizdere’de Varda, Gölyayla, Cimil; Çayeli’nde Hazende; Pazar’da Ambarlı,Cahperik, Kito, Cürmannuman, Karap; Çamlıhemşin’de Kale, Varoş,Elevit, Trovit, Palovit, Çiçekli, Aydar, Başhemşin,Çermişk, Salınov,Dahler ve Kavran yaylaları gelmektedir. Bu yaylaların büyük çoğunluğu yaz aylarında turizm niteliği taşımaktadır.



Akarsu ve Göller


Rize ilinde çok sayıda küçük akarsular vardır. Ancak il içerisinde önemli bir göl bulunmamaktadır. Yalnızca güneydeki dağlık alanlarda küçük krater gölleri ile karşılaşılmaktadır. Ulaşım olanaksızlığından bu göllerden yararlanılamamaktadır.



İyidere (İkizdere)


Rize’deki en önemli akarsu İyidere (İkizdere) olup, bu dere Doğu Karadeniz Dağları’nın en yüksek kesimlerinden doğmaktadır. Yeralma yakınlarında Cimil Deresi ile birleşerek kuzeydoğuya dönen akarsu, Rize yakınlarında Kaleli’de Karadeniz’e dökülür.

Ayrıca İyidere’nin kollarından Çamlık Deresi ile Cimil Deresi de il sınırları içerisinde bulunmaktadır.



Fırtına Deresi


Doğu Karadeniz Dağlarının Memişhan yöresinde 2.360 m. yükseklikten doğan Fırtına Deresi küçük derelerle beslenir. Rize topraklarında geniş bir yay çizerek Aşağı Çığırda daha büyük bir kol ile birleşir ve Taşlıdere Köyü’nde Karadeniz’e dökülür.



Kıbledağı Deresi


Rize’nin 1.261 m. yüksekliğindeki dağlık bölgeden kaynaklanan Kıbledağı Deresi çok sayıdaki küçük akarsu ile birleşerek kuzeydoğuya doğru akar ve Yaşköy yakınlarında Karadeniz’e dökülür.



Büyükdere


Tekfur Tepesi’nden kaynaklanan Büyükdere ilin kuzeydoğu yönüne doğru akar ve Yenice yakınlarında batıdan gelen büyük bir kol ile birleşerek Çayeli’nin batısından Karadeniz’e dökülür.


Rize derelerinden özellikle Fırtına Deresi ile İyidere’de karlar eridiğinde kano sporu yapılmaktadır.



Mesire Yerleri


Rize ilinin zengin orman dokusu, orman içi dinlenme yerlerine olanak sağlamıştır. Yaylaların çevresi de mesire yeri olarak kullanılmaktadır. İlin en önemli mesire yeri Rize-Erzurum karayolu üzerindeki Çamlık orman içi dinlenme yeridir. Burada turizme yönelik tesisler bulunmaktadır. Kaçkar Dağları’nın zengin bitki örtüsünün yanı sıra kuş ve kelebek türlerinin çokluğundan ötürü, özellikle İkizdere ve Çamlık bölgeleri bu yönde turizme katkıda bulunduğu gibi ilin önemli mesire yeri olma özelliğini de korumaktadır. Ayrıca safari için de önemli bir parkur oluşturmuştur.
« Son Düzenleme: Mart 07, 2008, 02:02:51 ÖS Gönderen : YabanGulum64 »
Yanıtla #5
« : Mart 05, 2008, 06:12:37 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406


P.M Bıjışyan, (Çev.H.D. Andreasyan) Karadeniz Kıyıları Tarih ve Coğrafyası, İstanbul 1969.
A.Bryer-D. Winfıeld, The Byzantine Monuments and Topography of The Pontos, Washington 1985.
R.Arer,Rize,Ankara 1952.
S.Eyice, “Rize Yakınında Zil Kalesi” İlgi, İstanbul 1980,S.30,s.20-23.
C.Eruzun, “Doğu Karadeniz’de Seranderler” I.Uluslar Arası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara 1977,C.5,s.125-141.
C.Eruzun “Doğu Karadenizde Dolma Tipli Evler” Türk Folklor Araştırmaları, Ankara 1981, I,s.11-41.
H.Karpuz,”Doğu Karadeniz Bölgesinde Bazı Ahşap Camiler” Sanat Tarihi Araştırmaları Dergisi, İstanbul 1989,S.4,s.37-45.
Haşim Karpuz, Rize, Kültür Bakanlığı, Ankara 1993.
Anonim, Rize İl Yıllığı, Rize 1973.
M.A. Sakaoğlu, Dünden Bugüne Hemşin, İstanbul 1990.
A.Taymaz, Yeşil Rize ve İli, Ankara 1950.
M.K. Yanbeg,”Rize Gezintisi ve Şehitler Çeşmesi” İnan, Trabzon 1943, S.6,s.16-23.
H.Yazıcı, Fındıklı,Trabzon 1984.N.Şen, Rize’de Beş Ev, İstanbul 1967.
M.Tevfik Tarkan,Rize-Hopa Yöresi Coğrafi Etüdü, Erzurum 1973.
« Son Düzenleme: Ocak 01, 2009, 03:23:59 ÖS Gönderen : mEkansIz_CoCuq »
Yanıtla #6
« : Mart 05, 2008, 06:13:00 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406


AtaSözlerimiz

01) Aferun torbasi dolmaz
02) Afkurmasını bilmeyen köpek, koyuna kurt götürür
03) Ayranum budur, yarısı sudur Yersan da budur, yemesan da budur
04) Bacanak bacanağı dere başukarı arar
05) Bahane sığırlere dolanıyı sirtlere
06) Bekle eşeğum bekle, manca pişirde yersun
07) Ben derum torunum yok, o derki dayimsun dayim
08) Bilmeduğun atun kerisina keçma
09) Bişe desem soz olur, demesam maraz olur
10) Borç çıktı bine gel elmanın dibine
11) Cihanun kördüğü dane bitmez
12) Çalışta gavura kalsun
13) Çocukla kirma yola olur başuna bela
14) Çorbaki daşar, kepçenin pahası olmaz
15) Değneğum dağarcığum, suparam süreceğum
16) Demir taradi sağa da yaradi
17) Dut demeğa dudak lazum
18) Et diline bıçak eline
19) El eliyla ilana tutma, ilana da yazik olur
20) Etme kulum bulma zulum
21) Evi sildim süpürdüm, kutis geldi oturdu
22) Ezme, ezilma, orta kal
23) Farzdan önce farz var.
24) Haçan bir kız kaçacak yan basar ayağını (Aklı Başında olmaz)
25) İki şoza bir güneli üstüne bir hapsikoli ( Güneş almayan yere hamsili ekmek)
26) İlan topraği ufura ufura yer
27) İlan eğrulur, buğrulur deliğune kirinca doğrulur
28) İyiluk yap at bayışağa
29) Kalbim defter, dilum donmez
30) Kalktı rahmetli, oturdi korbakor
31) Kedi anasının canı içun sıçan tutmaz.
32 Kedinun kuyruğuna basmayinca sana hirlamaz
33) Kendume yer edeyim bak sağa ne edeyim
34) Kestane kumuşiden çıktı, kerisini beğenmedi
35) Kim verursa bağa yerum, ben ondan yana derum
36) Korkma kişin kişundan, kork aprilun beşinden
37) Köpeği andun, kutilayı hazırla
38) Köpek tüyünü değişir, Huyunu değişmez
39) Kumden halat olmaz
40) Kurdun adi çikti, çakallar paş koparayi
41) Lafun tutulursa hakimsun, lafun tutulmazsa sen kimsun
42) Madem kideyu miras, bende yiyeyum biraz
43) Mut mut dema armut de
44) Ne doğrarsan çanağuna o gelur kaşığuna
45) Ne kosan çanağuna o gelur kaşığuna
46) O kızım saha derum o gelinum sen işit
47) Ormanlarin gozi var, yolun kilavuzu var
48) Ortak mala çöpek bile işemez
49) Öküz eldi ortaklık bozuldu.
50) Pahane uşağa, yarısı bayışağa
51) Sen kârin peşindesun hazırı elden gitti
52) Siçan işedu denize oldi oğa ortak
53) Siçan delikten siğmayi, hopeçileri da takar peşine
54) Sırğan yerina sırğan biter
55) Sünçer düştü terekten kirdi belini (Mızmız kişiler için kullanılır)
56) Tatlı dil ilanı yuvasundan çıkarur
57) Yetimun koletisi pişmez, pişseda yanar
58) Yuz sene ilerisinu duşun, bir da cerisini
59) Zayuf atun kıblesi olmaz
« Son Düzenleme: Ocak 01, 2009, 03:24:44 ÖS Gönderen : mEkansIz_CoCuq »
Yanıtla #7
« : Mart 05, 2008, 06:13:39 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406




Aranızda Doğu Karadeniz'i gezmeyen yoktur sanırım..Bölge, Türkiye'nin genelinden coğrafi olarak epeyce farklılık gösterir. Dağları, eğimi, toprak görünmemecesine olan yeşilliği, azgın denizi, iklimi, bol yağışı. Farlılıkları daha da sayabiliriz.
Tüm bunların yanında insanları da farklıdır. İnsanlarının yaşam biçimleri, dünyaya bakışları da farklıdır. Dünyada belki bir daha benzeri olmayan bir biçimde, kendi kendisiyle alay edebilen, kendisiyle ilgili espriler üretebilen ve bunlara yine kendisi gülebilen insanların yaşadığı alanlardır buraları.
Tüm bunların dışında bölgenin özellikle de en doğusuna doğru gidildikçe bir başka farlılık daha gözlenir. Kıyı şeridi boyunca dizilen Pazar, Ardeşen, Fındıklı, Arhavi, Hopa, Kemalpaşa gibi ilçelerde çok yoğun olarak, Rize il merkezi ve Çayeli ilçesinde de az olarak bir avcılık türü yapılır. Bu, "atmacacılık" adı verilen ve başından sonuna dek doğanın içinde geçen bir avcılık türüdür.
Atmacanın ya da yerel adıyla "sifteri" nin avının öyküsünü anlatacağım size. Bunu okurken ekolojik dengenin nasıl oluştuğuna, ekolojik zincir de denilen ekosistemin nasıl işlediğine tanık olacaksınız.
Atmaca avının iki nedeni vardır. Bunlardan birincisi bu iş yalnızca yaz aylarında (çünkü diğer dönemler yumurtlama ve yavrularını büyütme zamanlarıdır) ve tümüyle dağlarda, doğanın içinde yapılabildiğindan; doğayla başbaşa kalmak isteyenler için ideal bir ortam oluşturmasıdır. Tatil günlerini bu zamanlara ayarlayan yöre insanları, günlerinin çoğunu bazan da tümünü dağlarda geçirirler.
Atmacalığın bir diğer amacı da bıldırcın yakalamaktır. Ama iş bıldırcın yakalama zamanına gelinceye değin çok uzun aşamalardan geçilir.
İlk iş mısır ekimi yapmaktır. Temmuz aylarında mısır ekimi yapılır. Çekirge en çok da bu mısır koçanlarının arasında bulunur. Bunları yakalamak son derece kolaydır. Çekirge yakalanır, belinin ortasından bir iple bağlanır. "Ragi" denilen küçük ve özel bir kafesin içine konulur. Kafesin dışı, tümüyle inek kuyruğundaki kıllardan yapılmış tuzaklarla doludur. Çekirge kafesin içinde belinden ipliğe bağlı olarak ve havada asılı olarak tutulur. Böylece açık bir alana bırakılır. Çok geçmeden bir atmaca kuşu (ciceğen) çekirgeyi yemek için ragiye konar. Konmasıyla birlikte de yakalanmış olur. Burda çekirgenin yerini "ğvapa" ( diğer adı "lakoti" ) da alabilir. Bu, büyükçe bir böcek türüdür ve toprağı eşeleyerek gezer, topraktan beslenir. Özellikle de yumuşak toprakları sever. Bu yumuşak toprakların içinde nerelerde daha çok yaşadığını yöre insanları bilir. Bunlar yakalanır, belinden ipe bağlanır ve raginin içine asılır. Ayakları toprağa henüz değecek biçimde bir ipliğe bağlıdır. Sürekli toprağın içine girmek için çabalar. Onun bu çabaları, atmaca kuşu 'nun dikkatinden kaçmaz. Sonunda onu avlamak için raginin üstüne konar, ancak kendisi yakalanır.
Artık elimizde ikinci gereç de tamamdır. Sıra atmaca kuşunu eğitmekte ve onunla da atmaca yakalamaktır.
Atmaca kuşunun önce eğitimi gerekmektedir. Kuşun 1.5 m. uzunluğunda tümüyle düz bir çubuk üstünde sürekli olarak oturması gerekmektedir. Çevresinden korkmaması için de gözkapaklarının üstü özel bir maddeyle kapatılır. Böylece kuşun yalnızca aşağıları görmesi sağlanır.
Bu olay her zaman için yapılmaz. Yalnızca atmaca avına çıkıldığı zaman uygulanır. Kuşun tüm zamanları çubuğun üstünde geçer. Zaten kendisi de kuru ağaç dallarında yaşamayı sevdiğinden sorun da olmaz. Burada yemlenir. Yemlenme dediysem de, et verilir. Çünkü bu kuş, etoburdur. Onu beslemek için başka serçe türleri öldürülür ve atmaca kuşunun çubuğuna, temizlendikten sonra bağlanır. Kuş buradan beslenir.
Sıra gelir bu kuş aracılığıyla atmaca yakalamaya. Yalnız, bunun için başka gereçlere de gereksinim vardır. Atmaca dağlarda, sırt boylarından geçer. Yere son derece yakın olarak uçar. Avını kilometrelerce uzaktan görür. Son derece hızlı olarak avına yaklaşır ve saldırır.
Bu aşamada insanın ortada gözükmemesi gerekmektedir. Bunun için de sırt boyunca bir yerde, tümüyle doğal görünüşlü bir yer yapılır. "Tente" denilen bu yerin içinde insan vardır. Buradan atmaca gözetlenir.
Atmaca her yılın Ağustos ve Eylül aylarında Gürcistan tarafından Karadeniz kıyısı boyunca batıya doğru hareket eder. Bu göç yönü ve tarihi hiç değişmez. İşte tentelerin gözetleme yerleri, doğuya doğru olarak dönüktür ve atmacanın yolunu gözler. Yine atmacanın geliş yönüne göre, genellikle 2x3 m. ya da daha farklı boyutlarda ağ gerilir.
Avcılar atmacayı havada uçarken, ne kadar uzakta olursa olsun tanırlar. Diğer onca kuşun arasında olması, onlara benzemesi ve uzaklık onlar için hiç farketmez. Uzaktan atmacanın görülmesi durumunda, gözlerinin üstü kapalı olan atmaca kuşu çubuğun üstünde olarak tenteden dışarıya çıkarılır. En ileride atmaca, sonra ağ ve onun arkasında da atmaca kuşu vardır.
Kuş çubuğun üstünden kaçırılır. Kaçırılır dediysem bir karış kadar. Ayaklarından bir iplikle çubuğa bağlıdır. Sağını solunu da göremediğinden yalnızca altındaki çubuğu görebilir. Ve çubuğa konmak ister. Bunu da yapamaz çünkü, çubuğu tutan insan eli, çubuğu sürekli oynatmaktadır. Burada insanın amacı, kuşun sürekli olarak uçmasını ve atmacanın da bu uçuşu görmesini sağlamaktır.
Gerçekten de atmaca uzaklık ne kadar olursa olsun, avının harekelerini görür ve kilometrelerce öteden avına saldırmak için hızlanır. Göremediği ya da belki de görüp de önemsemediği bir şey vardır, o da kendisiyle kuşun arasında gerili olan ağ. Hızla kuşa saldıran atmaca, gelir ve ağa takılır. Bu geliş öylesine hızlıdır ki, bazı avcılar çok dikkatli olmalarına karşın, atmaca kuşlarını atmacaya yem etmekten kurtaramazlar. Bazan da atmaca ağı iyice farkeder ve ağın arkasından dolaşarak kuşa saldırır. Tüm bu olaylar bir kaç saniye içinde olduğundan avcı kuşunu kurtaracak zamanı bile bulamaz.
Sonunda atmaca da yakalanmış olur. Avcı önce bir sevinç narası atar. Bu yalnızca yöreye özgü olan özel bir haykırış türüdür. Ardından eğer belinde silahı varsa -ki hemen hemen hepsinde vardır- ve yakaladığı atmaca da iyi bir atmacaysa havaya ateş eder. Böylece herkese zaferini iletmiş olur. Bu zafer her avcı için her gün bir kaç kere olabilir. Yakalan atmaca iyi bir türden değilse hemen serbest bırakılır. İyiyse bir mendile özel bir biçimde bağlanır ve merkezi tenteye getirilir. Buralar bir kaç avcının birlikte kaldığı merkezi yerlerdir. Buralar da ormanın içinde ağaçlardan yapılmış, yanları ve üstü eğreti otlarıyla kapatılmış, tümüyle doğal olan barınaklardır. Tabii ki içinde ve çevresinde en çok da, avlanan atmacalar bulunur.
Bütün bunlardan sonra işin belki de en zevkli yanı olan, vahşi bir atmacanın evcilleştirilmesi gelir. Buradaki evcilleştirme hiçbir zaman sözcüğün gerçek anlamıyla evcilleştirme olmaz. Burada anlatılmak istenen atmacanın sahibinden korkmamasıdır en fazla. Atmaca öylesine vahşi bir canlıdır ki, hiç bir zaman, hiç bir koşulda evcilleşmez.
Yukarıda söylediğim anlamda evcilleştirmek için önce bağlanması gerekir. Bu iş, ayaklarına özel ipler bağlanmakla olmaz. Çünkü o zaman uçuşa geçtiğinde ayakları çıkar. Bunu önlemek için belbağı denilen ve kanatla boynundan geçen özel bir bağ kullanılır. Ayrıca ayaklarından da özel bir dengeyle buraya başka bir bağ getirilir. Sonuçta kendisine zarar verilmeksizin kuşun kaçması engellenmiş olur.

O belgesellerden ya da filmlerden izlediğiniz gibi atmacanın kola tünemesi sağlanır. Bu aşamada kolun çok iyi korunması gerekmektedir. Çünkü en küçüğü 1.5 cm. olan pençelerinin deriye geçmesi durumunda, deriyi kurtarmanın yolu yoktur. Pençeler deriyi delik deşik eder. Korkar, acı duyarsanız ya da bunu belli ederseniz, atmaca daha fazla ürker ve daha fazla pençesini batırır. Bu nedenle acıya dayanarak derinizi kendiliğinden bırakmasını beklemekten başka seçeneğiniz yoktur.
Atmaca başlangıçta hep kaçmak ister, siz onun alır kolunuzun üstüne oturtursunuz. Yine kaçar. Ancak zamanla kaçamayacağını anlar ve durumu kabullenir.
Sıra onu doyurmaya gelmiştir. En çok sevdiği yiyecek de pişmiş yumurtanın sarısıdır. Doyurmayı siz kendi ellerinizle yaparsınız. Ters bir hareketiniz, yumurta yerine parmaklarınızı gagalamasına neden olabilir. Onu beslemeniz, size biraz daha yakınlaştırır.
Bunların dışında yazıda anlatılamayacak başka türden eğitimler de yapılır. Bir kaç gün içinde atmaca, yine vahşidir ama en azından sahibinden korkmamakta ve ani hareket etmedikçe ondan kaçmamaktadır.
Doğada atmacaya benzer birçok kuş türü vardır. Atmacanın özelliği gözlerinin içinin tam anlamıyla sapsarı olmasıdır. Ayrıca, erkeği dişisinden daha küçüktür. Bu nedenle yalnızca dişisi yakalanır. Diğerleri ya hiç yakalanmaz ya da hemen serbest bırakılır.
Atmaca yalnızca yumurtayla doyurulmaz kuşkusuz. Kendisinden küçük her tür kuşu yer. Bu yeni ölmüş ya da canlı olabilir. Bazan avcılar başka bir biçimde yakaladıkları bir kuşu atmacanın önüne atarlar. İşte gerçek anlamda doğanın acımasızlığını ve vahşetini orada görürsünüz. Atmaca avını öylesine zevkle, hızla parçalar ve öldürür ki, gözlerinize inanamazsınız. Çoğunlukla "keşke görmeseydim" der insan.
Atmaca böylece yakalandıktan ve eğitildikten sonra sıra onunla bıldırcın avlamaya gelmiştir.
Bıldırcınlar Karadeniz'in kuzeyinden gelirler. Denizi aştığı için yorgundurlar ve ilk kara parçasına konarlar. Özellikle yağmurlu ve gök gürültülü havalarda denizin önündeki ilk toprak parçasına bile konarlar. Bu gelişleri çoğunlukla gece olur. Yağmurun geçmesine dek kondukları yerde kalırlar ve hiç hareket etmezler. Bıldırcınları avlamanın bir çok yolu vardır. Atmacayla avlamak bunlardan yalnızca biridir. Günün çok erken saatlerinde avcılar kollarında son bir gündür aç bıraktıkları atmacaları (aç olmazsa saldırmaz), ellerinde uzun çubuklarıyla dolaşırlar. Çubuklarla çimlerin üzerinde gezerler. Eğer orda bıldırcın varsa korkar ve hemen havalanır. Havalanmasıyla birlikte atmaca da arkasından uçurulur. Çok az da olsa istisnaları olmakla birlikte, atmaca bıldırcını mutlaka yakalar ve ilk gördüğü dala ayaklarında bıldırcın olarak konar. Avcıya düşen iş, parçalamadan gitmek ve ayaklarından bıldırcını almaktır.
Bu iş bazan saatlerce sürebilir. Çünkü atmaca ne avını vermeye niyetlidir, ne de öyle kolayca yakalanacak yerlere konmaya. Ayaklarına bağlı olan kısacık iple yakalanabilir ancak. Tam yanına yaklaşırsınız, uçar. Bir uçmasıyla birlikte yüzlerce metre uzağa gidebilir. Siz de arkasından.
Tüm bu iş avcılıktan çok, doğayla yaşamanın bir yoludur Doğu Karadeniz'de. Her avcının sonuçta yalnızca bir atmacası olur öve onu ertesi yıla kadar saklar. Bunlara "tüylek" denir. İşine yaramayanları ve fazla yakaladığını salıverir. Avcıların en dikkat ettikleri şey, neslin tükenmemesidir. Bir avcının bir yılda yalnızca bir adet yakaladığını ve atmaca avının gerçekten zor koşullarda ve ortamlarda yapılması nedeniyle herkes tarafından yapılmadığını gözönüne alınsanız, bu korumanın boyutlarını da anlayabilirsiniz. Bu nedenle bölgede belki de yüzyıllardır bu av yapılmasına karşın, neslin tükenmesi söz konusu olmamıştır.
Bir diğer konu atmacanın örneğin yumurtadan çıktıktan sonra, ya da yavruyken yakalanmamasıdır. Çünkü bu iş, atmaca avcılığının ahlakında yoktur. Bu avcılıktaki amacı oranlarsak, bıldırcın yakalamak çok küçük bir oranda kalır doğrusu.
Amaç çoğunlukla doğada, dağda yaşamaktır. Amaç, o ortamda bulunmaktır. Gündüzleri av peşinde olmaktır. Geceleri hep birlikte içki içmek, türküler söylemek, horon oynamak, eğlenmektir. Bu nedenle avladığı atmacayı yaşadığı kente götüremeyecek olan insanlar, kente dönüşlerinde kuşu salıverirler. Çünkü yaşadıkları günlerdir onlar için önemli olan.
Atmaca avcılığı yapıldığı günler boyunca dağlarda yaşanır. Tentelerde elektrik bulunmaz. Televizyon bulunmaz. Hiçbir makine yoktur. En büyük teknoloji ürünü küçük radyolar ve dürbünlerdir. Bunun dışında her şey doğaldır ve doğal ortamda geçer. Kirlilik, gürültü, gazete, dert, tasa, yoktur. Musluk yoktur. Su, doğal kaynaklardan karşılanır. Tüm yiyecekler doğal ortamlardan elde edilir.
Atmaca kültürü yöre insanları için çok önemlidir. Atmacanın yalnızca dişisi yakalanır demiştim. Bunun da değişik türleri vardır. Renklerine göre ayrılan bu türlerin de iyisi kötüsü vardır. Bu renk ayrımı çoğunlukla boynundaki tüylerin renklerine göre yapılır. Dışarıdan bakan biri, hiç bir renk ayrımı göremez. Oysa oradaki bir tüyün hafif bir renk farklılığı, atmacanın niteliğini de belirler.
Atmacanın niteliği öylesine önemlidir ki, genç ya da yaşlı insan farketmez, iyi bir atmacayı kolunda oturtup dolaşmak, bir onur kaynağıdır. Bu amaçla yörede yapılan şenliklerde mutlaka atmaca yarışmaları yapılır. Görüntüsü en iyi olar atmacaya ödüller verilir. İyi atmaca gururla dolaştırılır. Ömrünün herhangi bir döneminde atmacacılık yapmamış olmak, eksiklik sayılır.
Bu satırları okuyan çoğu kişi işi abarttığımı sanabilir ama, şunu da eklemek istiyorum. Sahibinin atmacasına öylesine bir bağılılığı vardır ki, atmaca hastalandığında çoğunlukla sahibi de bundan etkilenir. Mutsuz, sinirli olur. Atmacanın iyileşmesi için her şeyi yapar. Atmacasıyla o, bütünleşir. Asla atmacasını öldürmez. Günü geldiğinde salıverir.
İşin doğada yaşama yanını bir yana bırakırsak; bıldırcın yakalamak için atmaca, atmaca için atmaca kuşu ve doğada yaşam, atmaca kuşu için çekirge, çekirge için mısır ekimi. İşte ekosistem. Zincir nasıl da birbirine bağlı. Aradan birini kopardığınızda tüm dengeler bozuluyor.
« Son Düzenleme: Mart 05, 2008, 06:14:18 ÖS Gönderen : Rizeli_Handsome »
Yanıtla #8
« : Mart 05, 2008, 06:15:16 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406


Ağaç İşleri

İklimi ve yapısı gereği çok ve değişik ağaç türlerinin yetiştiği ilimizde el sanatları konu edilince elbette ki ağaç işleri ilk akla gelen, en bol ürün veren bir alandır. Burada ağacın pek çok çeşitleri vardır. Bazıları çok kalındır,yekpare oyularak,oya gibi işlenerek kap kacak ve eşya yapılır. Bazıları yumuşaktır, kolay işlenir, bazılarının sertliğinden ve ağır olmasından yararlanılır. Bazıları özlü olur, kestane, ceviz, köknar, gürgen, dişbudak, ıhlamur, fındık, komar, armut, kiraz ve en bol olan kızılağaç.
İhtiyaç duyulan eşyaya göre ağacın her çeşidini bulmak mümkün. Bütün bu ve çok değişik malzemeyi kullanarak ve bunca değişik eşyayı yapan ustanın da çok maharetli ve yetişkin olması gerekir ağaç işleri ustası, sadece bu bölümde geçen işleri değil bunun yanı sıra evleri ve camileri de yapmakta; oymacılık, ağaç süsleme sanatlarında da ustalığını ortaya koymaktadır.
KADI Kullanış amacına göre büyük olur, küçük olur, yuvarlak veya yavan olur genellikle kestane, köknar ve ıhlamur ağacından yapılır. Kullanıldığı işe göre isimlendirilir. Turşu kadısı, yağ kadısı,minci kadısı, tuz kadısı vs.
GERDEL Ardeşen’de “Gergen” de denir. Büyükbaş hayvanların yem kabı olarak kullanılan gerdel, ortalama 40 cm çapında ve 35 cm yüksekliğindedir. Kadıdan farklı olarak ağızdan geniş, tabandan dardır. Ağza doğru genişleyen gerdelde genişlik %20 oranındadır. Kadı nasıl yapılıyorsa gerdel de aynı teknikle yapılır. Yalnız hem kadının hem de gerdelin kovan gibi oyularak yapılan şekilleri de vardır. Oyma kadı ve gerdeller için ıhlamur kütükleri kullanılır.
KAYIK Doğu Karadeniz Bölgesi’nde çokça rastlanan bu küçük balıkçı teknesi, yöremizde amatör balıkçılık yapmakta kullanılmaktadır. Sağlam olması için yapımında kestane malzeme kullanılır. İnce kasnak denilen iskeleti yapılır. Daha sonra da iskeleti dıştan örten tahtalar çakılır. Kayığın alt kısmındaki ağaca “kayak” denir. Üst yakalarda kürek ipinin takılacağı karşılıklı takaçlar yerleştirilir.
Arka kısma takılan seyyar manivelalı tahta(dümen), kayığın hareket halindeki yönünü ayarlamaya yarar, orta bölümde bırakılan boşluk, depo olarak kullanılır. Üst döşemeler, av malzemelerinin korunması ve oturmak içindir.
Dört metreden on metreye kadar değişik uzunluklarda yapılan ve bugün de çokça kullanılan bir deniz aracıdır. Karadenizlinin sosyal ve ekonomik hayatında önemli bir yer tutar.
KONSOL VE SANDIK Konsol genellikle ceviz doğramadan yapılmaktadır. Yaklaşık bir metre yükseklikte bir sandık görünümündedir. En üstte iki veya üç sürme bulunur. Bu sürmeleri genişlemesine iki veya üç sürme daha takip eder.
BEŞİK Ana kucağı gibi anlamlı, insanoğlunun ana kucağından sonra ilk tanıştığı mekan, gerçek bir yuva, “Beşikten mezara” deyiminde olduğu gibi bir başlangıç ve bir temel salıncak gibi sallandığı için de bebeğin kolayca uyumasına uygun bir araç olarak kabul ediliyor. Bugün kullanımı yok denecek kadar azalmıştır.
KOPPA (KEPÇE) VE KUZİ (KAŞIK) Günümüzde de kullanılabilen odun kepçe (Koppa) kaşıktan biraz daha büyük ve sapı daha uzundur. Sulu yemeklerin karıştırılmasında, dağıtılmasında kullanılır. En makbulü şimşir ağacından yapılandır. Komar odunu, karaağaç ve gürgen ağacından da yapılmaktadır. Küçüklerine kaşık denir. Oyma ve süsleme sanatlarının en güzel örneklerini bazı kaşık ve kepçelerde görmek mümkündür. Ayrıca ilimizde ağaç işleri olarak Ozaşe (ezmelik), Tepuri
(Sofra Sağra ekmek teknesi) Kuli(iskemle), Mangana (dibektaşı tokmağı), Delme Kovan (Gunni), Yayık Kulek, Kot ve Ölçek, gibi,
Ağaç Oymacılığı ve Ahşap Süslemeciliği: Rizeli, ev, cami ve nayla gibi yapılarını yaparken sadece ihtiyacını gidermekle kalmamış, bunların güzel olmasını da istemiştir. Devrin ustaları eserlerini yaparken bu yapılarda simetri ve mükemmellik gibi estetik unsurları ihmal etmemişlerdir. Ağaç oymacılığı ve ahşap süslemeciliği genellikle ahşap ev eşyalarında, camilerde, evlerde, nayla (Serender veya seslender) gibi yapıların çeşitli bölümlerinde kullanılmıştır. Ev eşyalarında şimşir, armut, dut gibi sert yapılı ağaçlar tercih edilmiştir. Ev, nayla ve camilerde ceviz, kestane, karaağaç ve kiraz kullanılmıştır.
« Son Düzenleme: Ocak 01, 2009, 03:25:41 ÖS Gönderen : mEkansIz_CoCuq »
Yanıtla #9
« : Mart 05, 2008, 06:16:23 ÖS »
Avatar Yok

mEkansIz_qEnc
*
Üye No : 588
Yaş : 29
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bay
Konu Sayısı : 3519
Mesaj Sayısı : 17.287
Karizma = 17406


Bakırcılık

Rize’de bakır dövmeciliği hem şekil bakımından hem de dövme sanatı bakımından komşu illerin bakır dövmeciliğinden farklıdır. Rize bakır dövmeciliği daha fazla işçilik isteyen ince çekiç dövmeciliğine dayanır. Başka yerlerdeki gibi iri ve seyrek derbeli değildir. Rize bakır işletmeciliğinde yaylan güğüm, kazan ve ibrik gibi eşyaların alt bağlantı yerleri geçme-dövme şeklinde daha dayanıklı olarak yapılır. Böyle yapılmayan kazan, güğüm ve ibrik gibi eşyaların alt bağlantı yerleri ters doğru şeklinde dövme yapılarak tamamlanır. Bu bağlantının daha az dayanıklı olduğu Rize’li bakır ustalarınca ifade edilmektedir
« Son Düzenleme: Ocak 01, 2009, 03:26:13 ÖS Gönderen : mEkansIz_CoCuq »
Sayfa 1 2 3 4 5
Yukarı Çık :)
Gitmek istediğiniz yer:  


Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntü Son Mesaj
Rize'den Resimler « 1 2 3 4 »
Karadeniz Bölgesi
Honey_Face 30 7445 Son Mesaj Ekim 30, 2012, 09:25:46 ÖS
Gönderen : aysl99
Rize'ye Kara Kış Erken Geldi
Güncel Haberler
sanane_61 0 373 Son Mesaj Eylül 25, 2013, 11:12:49 ÖS
Gönderen : sanane_61


Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular