Yemek & Tatlı Tarifleri
Gülşahın Mutfağı
yemek tarifleri
TekParçaFilmindir
Film indirme siteniz
film indir
Fotoğrafçı
Profesyonel Fotoğrafçı
bayan düğün fotoğrafçısı
Beylikdüzü Partner
Beylikdüzü Bayan
beylikdüzü escort

Duyurular
WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
Webcanavari.NET 7 Yaşında.. Tıkla ve Kutla Gülmek :)

  Mesajları Göster
Sayfa: 1 ... 1542 1543 1544 1545 1546 [1547] 1548 1549 1550 1551 1552 ... 1562
15461  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Zonguldak Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:10:42 ÖS
DÜĞÜN

Zonguldak yöresindeki düğünler, sadece evlenen iki tarafın değil tüm çevreyi ilgilendiren bir olaydır. Düğünler 1 hafta boyunca, 3 gün veya günü birliği yapılır. Haftalık düğünler, genellikle Pazartesi günleri başlar. Pazartesi günü başlayan eğlentiye "Boya Günü" adı verilir. Ve bu eğlenti kız evinde yapılır.
Oğlan tarafı kız evine çeyiz almaya gider. Çeyizin taşınacağı aracın açık olmasına dikkat edilir. Bu araçta çeyizler bir sergi niteliğinde yerleştirilir ve çevre tarafından görülmesi sağlanır.
Eskiden at arabalarıyla yapılan bu iş, günümüzde kamyonlarla yapılır. Çeyizlerde öncelikle gelinin yaptığı el işlemeleri görülebilecek şekilde açık tutulur. Oğlan evine getirilen çeyiz aynı gün gelin odasına ve evin diğer bölümlerine herkesin her eşyayı görebileceği şekilde sergilenir ve çevrenin görüp izlemesine açık tutulur.

Salı günü gecesi kız ve oğlan evinde ayrı ayrı eğlenceler düzenlenir. Bu gecede ağırlık oğlan evindedir. Kız tarafına gelenler özellikle damadın kendilerini karşılamasını ister ve oğlan evine yakın bir yerde çalgılarıyla birlikte beklerler. Damat gelir misafirleri karşılar açık havada mahalli oyunlar oynanır, daha sonra eve girilerek eğlenceler gece yarısına kadar devam eder.
Bu geceye "damat kınası-oğlan kınası "denir.

Çarşamba günleri yine her iki tarafta eğlencelere devam eder, damat evindeki gelin odası ve eşyalar ziyarete açık tutulur. Gece yarısına doğru oğlan evinde toplanan kadınlar toplu halde kız evine giderek eğlenceyi orada sürdürürler. Kız evinden bir kadın bir elinde tepsi diğer elinde bir yastık öne konur. Arkadan iki kadının koltuğunda yüzü örtülü olarak gelin oğlan evinin huzuruna çıkarılır. Bu sırada başka bir odada "gelin indirme türküsü " söylenir. Bu sırada gelinin avucuna kayınvalide, hala, teyze ve abla tarafından para ve kına basılır. Bu sırada yine mahalli türküler söylenir ve kızlar oyuna kalkarlar. Bundan sonra çeşitli oyun havaları çalınır, söylenir ve oyunlar devam eder. Gece yarısından sonra bu eğlence kısmi olarak dağılır. Ancak gelinin çok yakın arkadaşları yanında kalarak eğlencelere sabaha kadar devam ederler.
Bu sırada damat yakın arkadaşlarıyla birlikte kız evindedir. Sabaha kadarda onlar ayrı odalarda yerler içerler ve sabahleyinde genellikle hamama giderler. Buna "Güvey Hamamı"denir.

Perşembe günü kız evinde geline gelinlik giydirilir. Davetlilere tatlı veya lokum ikram edilir. Daha sonra gelin ağabeyi veya kardeşi yoksa diğer en yakın akrabaları tarafından gelin arabasına bindirilir ve arabanın önünde gelinin kardeşlerinden veya yakınlarından birisi bekleyerek damat tarafından bahşiş alır. Öğleden sonra damat ve gelin kol kola girerek davetliler arasında gezerek her birinin elini öperler daha sonra odalarına çekilirler. Bu arada damat gelinin yüzünü açar ve "Görümlük" adı verilen çeşitli hediyeler takar. Bunu biraz sonra odaya girilerek damat ve geline tatlı ikram edilir. Bundan sonra damat arkadaşlarıyla dışarı çıkar. Yatsı namazından sonra yine arkadaşları tarafından sırtı yumruklanarak gelin odasına sokulur ve böylece düğün merasimi sona erer.

Bu hususta göze çarpan en önemli özellik akraba evlilikleridir.
Bayram, hıdrellez, nişan, düğün gibi herkesin birlikte olduğu törenlerde oğlan anası gelinlik kıza bakar; beğendiği kızın isteyeni yoksa, taraflar arasında başlayan görüşmeler de olumlu sonuçlanırsa, erkek tarafı bir bohçayla, söz mendilini (ipek mendil) kız evine ***ürür ve iki aile nişan gününü kararlaştırır. Nişan töreni kız evinde yapılır. Ve takılar takılır. Ertesi gün, kız evince hazırlanan armağanlar, nişan şerbeti ve güvey (damat) yüzüğü karşı tarafa gönderilir.
Düğün genellikle pazartesi ya da Perşembe başlar. İlk gün güvey evi, yaptığı helvanın içine para koyarak, tepsiyle kız evine gönderir; ikinci gün güvey kınası; üçüncü gün gelin kınası yakılır, çeyiz çıkarılır ve çeyizlerle gelin odası düzülür. Akşam güvey tarafının kadınlarının katılımıyla kına gecesi düzenlenir. Kız evine zorla tavuk kestirilmesi bu geceye özgü geleneklerdir. Ertesi gün güvey ve arkadaşları güvey hamamına gider.
Düğün sabahı geline yeni giysileri giydirilir. Akrabalarıyla vedalaşan geline "baş sıkma" denen uğurlama töreni yapılır. Bu tören "çocuk sahibi, kocası sağ" bir kadın gelinin başını "oğlan versin, kız çıkarsın" sözleriyle bağlar ve gelin bir kadın eşliğinde baba evinden çıkar. Düğün evinde geline iki ayrı tabakta yağ, bal sunulur. Gelin, yağı kapının üstüne, balı da kapının altına sürer. Peşinden adına "güvey önlüğü" denilen bir tepsi baklava gelir ve ev halkıyla birlikte yenir.
Düğün evinde eğlenceler devam ederken sağdıç damadın yanından ayrılmaz. Gerdek gecesi sabahı, davulcular, güveyinin kapısı önünde davul çalar, güvey elinde bir tepsi börekle davulcuları ağırlar. Gerdek gecesi güvey "görümlük"denen armağanı eşine verdikten sonra birlikte tatlı yerler; sabahleyin de duvak adı verilen tören yapılır. Artık güvey evinin kızı olan gelin, gelinliğini çıkarırı, güvey evince yapılan "paçalık" denen giysiyi giyer. Düğünü izleyen hafta sonunda gelinle güvey kız evine el öpmeye gider.
15462  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Sinop Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:09:54 ÖS
Âdet, gelenek ve töreler bir toplumun kültürünü oluşturan önemli yapı taşlarıdır. Kültürel yapı içinde geçiş dönemleri önemli bir yer tutar. Doğum, evlenme ve ölüm üç önemli geçiş dönemidir. Sinop'ta yapılan derlemeler sonucunda bu geçiş dönemleri çevresinde oluşmuş pek çok gelenek tespit edilmiştir.

Doğum Âdetleri :

Doğum geçiş dönemlerinin birincisidir. Sinop'ta doğum âdetleri genel hatlarıyla şöyledir:

Yörede bebek bekleyen kadına "yüklü", "gebe" veya "hamile" denir. Çocuğu olmayan kadın ve erkeğe ise "kodaksız" ya da "kısır" denilmektedir.

Her yörede olduğu gibi Sinop'ta da ailelerin çocuğunun olması önemli bir olaydır ve evliliğin ilk gününden itibaren çiftlerin bir an evvel çocuğu olması için geleneksel bazı yöntemler uygulanır. Örneğin ilk çocuğun erkek olması için yeni gelinin kucağına erkek çocuk verilir, yatağında erkek çocuk yuvarlanır.

Çiftlerin uzun süre çocuğu olmadığında çocuk olması için uygulan pratikler de şunlardır :
- Yatıra, türbeye gidilir, adak adanır. Türbe etrafında namaz kılınır.
- Doğuma engel olduğu düşünülen rahim eğriliğini gidermek için kadın baş aşağı tutulur.
- Gebe kalınması için rahime kirli koyun yapağından yapılan ilaç, çıra ya da menekşe kökü konur. Çıranın meziri burnundan çıkarsa bir kusur olmadığı anlaşılır.
- Tavuk gübresi kaynatılıp kadın onun buğusuna oturtulur.
- Kadının uşaklığına (rahime) ebegümeci konur.
- Kadının üç kere beli çekilir, kasıkları bağlanır.
- Rahim kapalıysa şiş salınır.
- Çocuğu olmayan kadına hacdan getirilen deve eti yedirilir.
- Hacda tavaf yapılırken okuya okuya bir ipe düğüm atılır. O ip de çocuğu olmayan kadının beline bağlanırsa kadının çocuğu olacağına inanılır.
- Kadın yıkadığı giysinin buğusuna oturur.
- İncir yaprağının buğusuna oturur.

Bunun dışında kadın sık sık ölü doğum yapıyorsa doğacak çocuğun yaşaması için hamileyken çocuk türbeye satılır. Çocuk doğduğunda erkek olursa "Satılmış", kız olursa "Satı" ismi verilir.

Düşük olmasının nedeni ise kadının sütünde "südümiyen" olmasına bağlanır ve buna inanılır. Böyle durumlarda ise çocuk için boy hamaylısı yapılır. Bu yapıldığında "ümmü sübyan"ın çocuğu boğmayacağına inanılır. Çocuk doğana kadar boy hamaylısı kadının üzerinde durur. Doğduktan sonra çocuğun yastığının altına konur.

Kadın gebeliğini yaşıtları arkadaşlarına söyler. Ailedekiler ise gebeliği ancak kadının karnı büyümeye başladığında anlarlar.

Yörede aşerme "aşyerme" olarak adlandırılıyor ve gebelik sırasında kadının canının bir şeyler istemesi olarak tanımlanıyor. Bu dönemde gebe kadının canının istediği şeyi mutlaka yemesi gerekir. Yemediği ya da yedirilmediği takdirde doğacak çocuğun bir yerinin eksik olacağına inanılır.

Ayrıca gebe kadın aşerme sırasında gizli olarak kiren (kızılcık) ve elma yerse veya onları saklarsa, bunlarla vücudunun neresine dokunursa doğacak çocuğun vücudunun o kısmında bunların izi olacağına inanılır.

Gebelik sırasında doğacak çocuğun dış görünüşünün oluşturulması anlamında da bazı pratikler uygulanır. Örneğin, gebe kadın çocuğunun kime benzemesini istiyorsa ona bakar. Gökyüzüne bakan kadının çocuğunun gözünün mavi, gök üzüm ya da gök bir şey yenirse gözlerinin yeşil olacağına inanılır. Gebe kadın kocasını çok severse çocuk kocasına, annesini çok severse annesine benzeyeceği inancı vardır.

Anadolu'nun genelinde olduğu gibi Sinop'ta da erkek çocuk aileler için önemlidir. Bu nedenle doğumdan önce çocuğun cinsiyeti merak edilir. Gebe kadının dış görünüşünden ve yapılan bir takım pratiklerle çocuğun cinsiyeti öğrenilmeye çalışılır. Bunlardan bazıları şunlardır :

- Gebe kadına elini uzat dendiğinde elinin içi yere bakarsa çocuk oğlan, yukarı bakarsa kız olur.
- Kadının karnı sivri olursa çocuk oğlan, yayvan olursa kız olur.
- Bebek sağ tarafta olursa oğlan, sol tarafta olursa kızdır.
- Doğacak çocuk kızsa kadın zayıflamaz, oğlan taşıması zor olduğu için zayıflar.
- Doğacak çocuğun erkek olması için kocasının uçkuru kadının beline bağlanır.
- Gebe kadının haberi olmadan odadaki minderlerin birinin altına makas, diğerinin altına bıçak konur.
Makas olana oturursa çocuk kız, bıçak olana oturursa oğlan olur.
- Doğacak çocuğun erkek olması için horoz kesilip sıcakken ödü yutulur.

Doğum eskiden ve kısmen günümüzde de köy ebeleri tarafından yaptırılır. Evin bir odasında doğuma yardım edecek birkaç kişiyle birlikte köy ebesi doğumu yaptırır. Ancak zaman zaman doğum zorlaşır. Gebelik sırasında yatakta kocanın kadının üzerinden geçmesinin ya da kadının gebelik sırasında kapı eşiğine oturmasının doğumu zorlaştıran nedenler olduğuna inanılır.

Bu durumlarda doğumu kolaylaştırmak için şu pratikler uygulanır :
- Kadın odada gezdirilir.
- Çarşaf, yorgan, battaniye gibi şeyler içinde sallanır.
- Su üzerinden, küfe üzerinden, eşikten atlatılır.
- Makas ağzı açılır. Ebe kadın saç bağını, saç örgüsünü açar, düğmeler çözülür.
- Kocasının avucundan ya da ayakkabısının içinden Fatma ana denilen otun bekletildiği su içirilir.
- Doğum odasına giren kadınlar gebe kadının sırtını sıvazlar, "köy göçtü sen de göç" diyerek doğumun kolay olmasını dilerler.
- Odaya giren kişi bir şeyin dikişini söker ve "ben geldim sen de gel" der.
- Gebe kadın gebeliği sırasında dikiş dikmişse doğum yaparken eteği sökülür.
- Kadının kocası çağırılır ve kadının üzerinden üç kere geçirilir.
- Kadının saçında iğne, toka varsa açılır, yakasındaki ip çözülür.
- Sandıkların kilitleri açılır.

Bebek doğduktan sonra yıkanır ve tuzlanır. Doğumdan sonraki en önemli işlem bebeğin göbeğinin kesilmesidir. Göbek pamuk ipliğiyle bağlanır. Bir ayakkabı ya da lastiğin (ayağa giyilen) üzerinde jiletle kesilir. Göbeğin üzerine kurumaması için anne sütü damlatılır ve "goğorsu" denilen yakılmış beyaz bezin külü konur. İki günde bir ya da her gün göbek düşene kadar bu işlem tekrarlanır.

Göbeğin kesildiği makas çocuk erkekse, kalbi askılı olsun, çalışkan olsun diyerek duvara asılır. Çocuk kızsa makas, gezgin olmaması, eve bağlı olması için minder altına konur.

Doğumu yaptıran ebeye doğumdan sonra kibrit ve sabun verilir. Çocuğun kırkı çıktıktan sonra da para verilir.

Doğum sonrası loğusayı ziyarete gelenlere ikram etmek için bebek kız olmuşsa katlama yapılır, erkek olmuşsa çörek gömülür. Küle gömülen çörek "oğlan çöreği" diye dağıtılır.

Uzun yıllar çocuğu olmayan ya da ilk erkek çocukları dünyaya gelen aileler, çocukları olduğunda yaşlı kadınları toplayarak "beşik düğünü" yaparlar. Kadınlar beşiği düzerler. Bebek uykulu olsun, uyusun diyerek kadınlardan çok uykulu olan birisi bebeği beşiğe yatırır.

Loğusa kadın ve bebek kırkları çıkana kadar yalnız bırakılmazlar. Bunun nedeni bu dönemde anne ve bebeğe şeytanın çok ilişeceği ve doğum yapan kadının mezarının kırk gün açık olduğu inancıdır.

Loğusa kadın ve bebek yalnız bırakılmaları gerektiğinde yanlarına su ve süpürge konur. Bebek yalnız bırakılacaksa beşiğine süpürge dayanır, başının altına süpürge teli konur, beşiğin altına ekmek konur. Çocuk mama, yemek yiyene kadar da o ekmek oradan alınmaz.

Kırk içinde çocuğun üzerine âdetli kadın gelirse "ürfiye", "urufe" olur. Buna "kabar" da denilir. Çocuğun vücudunda kızarıklıklar olur, darı gibi lekeler çıkar. Bu durumda çocuğun yıkanacağı suya darı atılır ve çocuk bu suyla yıkanır. Bunun dışında çocuğun vücuduna katran sürülür ya da buğday anızının külü vücuda serpilir.

Çocuk doğduktan kırk gün sonra loğusa da bebek de kırklanır. Ancak kırklama yapılana kadar bebek ve kadın sık sık yıkanır.

Kadın bu kırk gün boyunca âdet görür. Buna "çocuk âdeti" denir. Kırk gün dolunca "kırk kazanı" konur. Kazanın içine kırk taş atılır. Buna "kırk taşı" denir. Aynı zamanda kırklama suyuna gümüş yüzük, para, iğne atılır. Bunu yaşlı bir kadın yapar, para ve iğne kırklamdan sonra bu kadına verilir. Bu su elekten geçirilir ve kırk kaşık su konur. Artan su loğusanın ve bebeğin gittiği her yere serpilir.

İki kırklı kadın bir araya geldiğinde "kırk baskını" olacağı inancı vardır. Bu durumda çocuk ilerlemez. Kırk baskını olmaması için bebeklerin iç göynekleri değiştirilir, iki kadın birbiriyle öpüşür ve iğne değiştirirler. Baskın durumunda ise kadınlar birbirlerinin çocuklarını emzirirler.

Evlenme Âdetleri

Evlenme, iki kişinin birlikteliğinin başladığı bir olay olması açısından toplumlarda en fazla önem verilen geçiş dönemidir ve bu anlamda çevresinde pek çok âdet, gelenek ve inanç oluşmuştur.

Sinop'ta genel olarak isteme usulü evlilik görülmekle birlikte kaçma ve yörede değiş olarak adlandırılan evlenme türleri de mevcuttur. Kaçma ve değiş başlık parasından kurtulmak için başvurulan evlilik türleridir.

Evlenme yaşına gelmiş oğlu olan anneler akrabaları, komşuları aracılığıyla kız ararlar. Bu arayış sonunda bulunan kızı görmeye oğlanın annesi ve yakınlarından birkaç kadın habersiz giderler.

Kız beğenildiği takdirde oğlan evinin erkekleri Cuma gecesi, Pazartesi gecesi gibi hayırlı günlerde kızı istemeye giderler. Kız istemeye gitmeye yörede "düğürlüğe gitme" denir. Birbirine dünür olan kişiler de "dünürşü" denilmektedir.

Kız istemeye gidilirken, oğlan tarafı çiftlenecekleri için çift katlama götürülür. Kız tarafının vermeye gönlü varsa onlar da oğlan tarafına çift katlama verir. Tek katlama verdiği takdirde kızı vermeye gönülleri yok demektir. İlk istenişte kız verilmez. Oğlan evi birkaç kez kız isteme işini tekrarlar.

Kız istendikten sonra söz kesmeden önce kızın uğurlu olup olmadığı denenir. Eğer tavuklar külük olursa, inekler güve gelirse o kız istenir.

Son istemede söz de kesilir. Söz aile arasında olur. Oğlan tarafı gelirken şeker getirir. Aynı zamanda on ya da on beş tane katlama götürür. Buna"söz katlaması" denir. Getirilen şeker söz kesildikten sonra kız tarafından dağıtılır. Kız şekerleri dağıtırken bir taraftan da orada bulunanların ellerini öper. Ellerini öptüğü kişiler de şeker kutusuna bahşiş atarlar. Bu paralar kızın olur ve çeyizi için kullanır. Sözde kız tarafı bir liste yapar ve oğlan tarafına verir. Aynı zamanda başlık miktarı ve nasıl verileceği de sözde konuşulur.

Nişan kız tarafında olur. Geçmişte nişanda yemek verilirken günümüzde misafirlere üzümle şeker dağıtılıyor. Nişan günü oğlan tarafı kız tarafına nişan bohçasını götürür. Bu bohça da yüzük de olur. Kız tarafı da daha sonra oğlanın bohçasını götürür.

Nişanla düğün arasının fazla uzun olmaması istenir. Oğlan evinin büyükleri hazır oldukları zaman kız evine düğün zamanını ve nasıl yapılacağına konuşmak üzere "düğün sözü"ne giderler. Düğün sözünde kızın kardeşlerine "kardeş yolluğu" verilir. Bunun miktarı ise daha önce sözde konuşulmuştur.

Bu konuşmayla düğün kurulduktan sonra oğlan evi düğün hazırlıklarına başlar. Davulcusunu, zurnacısını, köçeğini tutar.

Düğünden önce yörede "çeyiz düzme", atkı attırma", ya da "döküm alma" denilen düğün alış verişi yapılır. Bu alış verişte gelinin eksikleri tamamlanır, takılar, elbise, mintan, ayakkabı, gelinin yakınlarına hediye, damada pantolon, ayakkabı, gömlek alınır. Genel olarak "muamele" denilen resmi nikah da bu günde yapılır.

Düğüne çağrıya "okuma" denir. Düğüne çağrı yapan kişi çağrıyı yaparken helva dağıtırken bunun yerini günümüzde şeker almıştır.

Üç gün süren düğün "çuval ağzı açma"yla başlar. Oğlan evinde düğünün ilk günü odanın ortasına bir çuval konur. Onun ortasına da bir oklava çakılır. Bir de elek konur. Gelinle damat zengin olsun diye eleğin içine de para atılır. Gelenler çuvaldan un alıp eleğin içine dökerler.

O gün yeme içme yapılır, misafirlere yemek verilir. Gelinle damat düğünden sonra o parayı unun içinden ayırırlar.

Ertesi gün kız evinde kına gecesi olur. Kınayı oğlan evi götürür. Kınayla birlikte tepsiye basılmış helva götürülür. Helvayı kızın dayısı keser. Nişan yüzüğü de helvanın ortasına konur ve bıçakla helvayı keserek yüzüğe kadar gelinir. Burada bıçağın helvayı kesmediği söylenir ve bahşiş istenir. Orada bahşiş verilir. Eğer bahşiş az gelirse bıçak kımıldamaz. Bahşiş fazlalaşınca helva kesilir. Helva gelen misafirlere dağıtılır ve artan da gelinle birlikte oğlan evine gider.

Gelin kına yakılması için ortaya getirilir ve ağlatılır. Kınayı biri kız tarafından, biri oğlan tarafından iki genç kız yakar. Bu kızlardan hangisi kınayı daha çabuk alıp gelinin eline koyarsa o tarafın sözünün üstün olacağına inanılır. Aynı zamanda bu kızların da kısmetinin çabuk çıkacağı inancı vardır. Kıza kına yakıldıktan sonra kına tası dolaştırılır ve herkes bu tasa para atar. Atılan paralar kınayı karan ve tası dolaştıran kadının olur.

Kınanın ertesi günü gelin alma olur. Gelini başı bozulmamış bir kadın giydirir. Yine başı bozulmamış bir kadın kızın başını örer. Bu saç örgülerine "minik" denir. Gelinin başı örülürken damat bağlanmasın diye kızın saçına kilit takılır. Bu kiliti gerdekte damat açar.

Aynı gün damat giydirme töreni de yapılır. Dışarıya çıkarılan damat ve sağdıcın çevresine misafirler toplanır. Davullar zurnalar çalınır, silahlar atılır. Damadın giysileri önce oynatılır daha sonra ailenin büyükleri tarafından giydirilir.

Oğlan evinden gelin almaya kalabalık bir topluluk gelir. Gelin almacı kadınlar kız evine gelince eve girerler. Girdikten sonra gelin oturaklı olsun diyerek önce otururlar. Daha sonra da "oyun atarlar" kalkar oynarlar. Oğlan tarafı kız evinden küçük bir şey çalar ve bunu damada verip bahşiş alırlar.

Gelini evden erkek kardeşi çıkarır. Çıkarmadan önce gelinin beline kuşak bağlar. Kuşağı bağlamak için oğlan tarafından bahşiş alır.

Gelin evden çıkarken kızın kardeşi kapıyı tutar ve bahşiş alır. Buna "kapı parası" denir. Gelinle birlikte oğlan evine kızın kardeşi ve iki kadın gider. Gelinin evden çıkarılışı sırasında bazı pratikler uygulanır :
- Gelin evden çıkarılırken bütün kötü huyları burada kalsın, orada yenilensin düşüncesiyle ocağa tükürttürülür.
- Kapıdan çıkarken kapının üst tarafına bıçak sokulur.
- Kapıdan çıkarken gizlice gelinin beline bıçak ve tabanca sokulur.
- Gelinin başından şeker, para serpilir.
- Gelinin ağzına şeker verilir.

Kız evi sağdıç annesine kül, çivi, ekmek, oklava bir de çanak verir. Çivi,kızın eve bağlanması için oğlanın evine çakılır. Kül, ocağın küllenmesi için ocağa dökülür. Ekmek, bereket getirmesi için tekneye bırakılır. Gelin ağladığında sesi duyulmasın diye oklava da çanağa vurularak ses çıkartılır.

Yol boyunca kızın bindiği araba öküzün nalı düştü diyerek düştü diyerek durdurulur. Bahşiş alındığında yola devam edilir.

Gelinin çeyizi de gelinle birlikte getirilir. Oğlan evine gelindiğinde kızın akrabalarından birisi çeyiz sandığının üzerine oturur ve bahşiş alır. Bunun yanında çeyiz sermeye gidenler oğlan evinde sandık açılmıyor damat gelsin diyerek bahşiş isterler. Bahşişi aldıktan sonra çeyizi sererler.

Gelinin yatağı kızın yengesi tarafından ya da oğlanın halası, yengesi, yakın akrabaları tarafından hazırlanır. Yatak hazırlanırken hazırlayanlardan birisi çiftin kaç çocuğu olması isteniyorsa o sayıyı söyleyerek yatakta yuvarlanır.

Gelin oğlan evine gelince şunlar yapılır :
- Gelin arabadan inerken eline su dolu bir şişe verilir. Şişe arabanın tekerleğine vurdurulup kırdırılır. Şişeyi kıramazsa beceriksiz, sönük gelin denir.
- Oğlan evine gelen gelin kayınpederi bir şey adamadan arabadan inmez.
- Eve girerken gelinin eline bir kaşıkla yağ verilerek evin dış kapısına sürdürülür.
- Eve girerken gelinin önüne bir iskemle konur. Gelin iskemleyi ayağıyla devirirse geçimsiz, eliyle alıp bir kenara koyarsa geçimli olur denir.
- Gelinin odasının kapısının iç ve dış kısmına gelin odaya girerken kaşık sokulur.
- Kapının önüne süpürge konur. Gelin süpürgeyi ayağıyla iterse uğursuz, bir şey bilmiyor, eğilip alıp bir kenara dayarsa gelin becerikli olacak denir.
- Gelin eve gelince damat merdivenlere çıkar ve gelin damadın bacağının arasından geçer. Bu damadın bağlanmaması için yapılır.
- Gelin oğlan evine geldiğinde kaynana ya da yaşlı bir kadın gelinin ayağına keşkek serper, su döker. Keşkek bolluk bereket simgesidir. Bu atılanlardan herkes toplar ve ambarına atar.

Gelin eve girince odasına götürülür. Yatsıdan sonra da damadı arkadaşları ve sağdıcı eve getirirler. Damadı odaya halası ya da yengesi sokar. Odaya girerken sırtı yumruklanır. Çiftin gerdeğe girmesine"odalamak" denir.

Damat odaya girdikten sonra ikisi birlikte iki rekat namaz kılarlar. Gelinin evinden getirdiği yiyeceklerle odada bir sofra hazırlanmıştır. Gelin sofraya oturmaz ve konuşmaz. Damat bunun üzerine sofraya para koyar. Bahşişi alınca gelin sofraya oturur ve konuşmaya başlar. Damat ve gelinden artan yemek ertesi sabah davulculara verilir.

Odalanmanın sabahında damat pencereden silah atar. Bunu duyan sağdıç davul ve zurnayla kapının önüne gelir. Damat omuzunda havlu takılı olarak dışarı çıkar. Dışardakilerin ellerini öper.

Düğünün ertesi gününe "duvak" ya da "semet" denir. Bugün bütün komşular, akrabalar toplanır. Duvağa "kız halkı" denilen kız tarafı da gelir. Eğer düğünden önce gelinle ilgili söylentiler olmuşsa gelinin çarşafı ortada oynatılır.

Duvak serpildikten sonra gelin, kaynana ve kaynatasının ellerine öper, onlar da ona bahşiş verirler , gelin de onlarla konuşmaya başlar.

Düğünden sonra kız tarafı gelinle damadı "üç geceliğe" çağırır. Buna "kırıtma" da denir. Burada damada helva kestirirler. Damat helvayı kesmez, bıçağı ortaya bırakır. Kız tarafı damada bir canlı bir cansız bahşiş verince helvayı keser.

On beş gün sonra da kız baba evinden gelip kendisini alan birisiyle "evilliğe" gider ve birkaç gün kalır. Bu gidişinde annesi kızına bir hediye verir.

Ölüm Âdetleri

Yörede gulugulu kuşu, karga ve baykuş ötmesi ölüme işaret sayılır. Köpek uluması da ölümü çağrıştırır. Bu nedenle köpeğe ekmek atılır.

Cenaze, ölüm olayının olduğu yerden kaldırılarak hazırlanan temiz bir yere yatırılır. Üzerindekiler çıkarılır, çenesi bağlanır, üzerine çarşaf örtülür. Ölünün üzerine makas konur. Bu ölünün üzerinden kedi atlamasını önlemek için yapılır. Kedi atladığında ölünün hortlak olacağına inanılır.

Cenazenin bulunduğu odanın kapısı azrailin çıkıp girebilmesi için açık bırakılır. Ayrıca odanın kapısına Azrail'in kılıcını silip gittiği inancıyla havlu asılır.

Ölünün yıkanacağı suyun üzeri cenaze suyu olduğu belli olması için örtülür. Ölünün artan suyuyla da baskın olan kişiler yıkanır. Bunun baskını iyi edeceğine inanılır. Daha sonra ölünün yıkanacağı suyun ısıtıldığı kazan ölünün ruhunun oraya geleceği inancıyla ters çevrilerek ölünün yıkandığı yerde bırakılır.

Cenaze töreninden sonra yola kaplar içinde helva, zeytin, ekmek gibi yiyecekler konur ve cenazeden dağılanlar bu yiyeceklerden birer lokma alırlar.

Ölünün kırkında, elli ikisinde ve senesinde mevlüt okutulur.
15463  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Karaman Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:08:51 ÖS
ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ


DÜĞÜN
20. yüzyıl başlarına kadarki zamanlarda, Karaman'daki düğünlerin, bir çok yere nisbetle, çok üstünlüğü, debdebesi ve şatafatı vardı. Karaman düğünleri; evlenecek olan delikanlının ailesinin, ekonomik durumu ve sosyal hayatı ve mensub olduğu sınıfa göre değişirdi. Bir bilim adamı ve hoca sınıfına mensup bir ailenin oğlunun düğünü ile, bir tarikat ehli, şeyh veya dervişin, bir şehir zengininin, esnaf tabakasından olan bir ailenin oğlunun düğünü için yapılan törenler hep ayrı ayrı idi. Genel olarak, oğlunun mürüvvetini görecek olan, baba ve anaların cömertlik damarı şahlanmış olurdu. Her baba, oğlun mürüvveti için bir düzen kurup, bir tören hazırlamak özentisindedir.
Varlıklı aile düğünü üğün on gün öncesinden, ahçılar, işçiler angaje edilmiş olurdu. Koyunlar kesilmiş, baklavalar hazırlanırdı. Kazanlarda çeşitli yemekler pişirilmeye başlanırdı. Eş, dost sırası ile akşam yemeğine davet edilirdi. Her akşam dört-beş sofralık misafir ağırlamak suretiyle, dört-beş akşam ziyafet devam ederdi. Bu ziyafete, gelin kız tarafının erkekleri ve yakın akrabaları da davet olunurdu.

Gelin alma günü, genel olarak Perşembe günüdür. Çarşambayı perşembeye bağlayan gece dahil, her akşam, damat evinin hariciye dairesinde, hariciye dairesi yoksa, bir komşu evinde tebrikler kabul olunur. Bunun adına mubareke denilir. Misafirlere, bol sigara ve kahve ikram olunur, kahve pişirmek için de bir kahveci tutularak, sahanlıkta hazırlanan mangal başına oturtulurdu.

Bu evin sokak kapısı önünde, meşale denilen çıralık, petrol ile yoğrulmuş mangal külü, çamur toprakları ya da çam odunları yakılmak suretiyle, sokak aydınlatılırdı. Aynı zamanda, davulcu da her akşam, düğün evinin kapısı önünde davul çalardı. Misafir kabul olunan evde, iki oda ayrılmıştır; birisi yaşlılar, birisi de gençler alınırlardı. Çok kere gençler için bir komşu evi hazırlanırdı.

DAMAT EVİ TARAFINDAN GECE EĞLENCELERİ:
Damat tarafı ailesinin sosyal hayatı ve mali durumuna göre, mesela, zengin bir tüccar veya ziraatçi olan bir ailenin oğlunun düğününde, akşamları mubarekeye gelen yaşlılar, ayrı bir evde sohbet ederlerken, gençlerde ayrı bir evde, sazlı, içkili ve aşufte kadınların oynatılması yoluyla eğlenirlerdi. Bu eğlenceler sabaha kadar sürerdi.

Düğün sahibi, hocadan, müderristen, tarikat ehli bir şeyh ya da derviş ise, bunların düğünlerinde, içki, saz ve çengi eğlenceleri bulunmazdı. Dervişler, Yunus'tan, Eşrefoğlun'dan, Kuddusi'den ve Bektaşi babalarından ilahiler ve na'tler söylemek suretiyle düğün akşamlarını ihya ederlerdi.

Bununla beraber, düğün sahibi hoca ise, bir medresenin bahçesinde, dervişlerden ise, bir tekkenin bahçesinde, bir bahçenin değişik yerlerine meşaleler yakılmak suretiyle, medrese talebelerinin, her gece, Türk'ün zengin folkloründen çeşitli oyunlar ve eğlenceler yaparlardı.

KIZ TARAFI EĞLENCELERİ
Kız evi tarafından da, kız babası bir komşu evinde hazırlık kurarak oturur, burada tebrikleri kabul ederken; esas gelin evinde, iki tefci kadın, kadınlar arasında tef çalar, türkü söyler, gecenin karşısında türkünün ritmine göre oynardı. Bu oyuncu kadınlar, ekseriya, güveyi eğlencelerinde rakı dağıtıp, göbek atan kadınlardır.

Bu arada, genç kızlar, taze kadınlar isteyerek veya istemiyerek ortaya kaldırılarak oynatılırdı. Gelin olacak kız da bir naz ile ortaya çekilerek oynamaktan nasibini alırdı. Oğlan evi kadınları da mübareke için kız evine geldiklerinde, damat anası oynadığı takdirde, o yılın bereketli olacağı inancıyla ortaya çekilerek kız anası ile birlikte karşılıklı olarak oynatılırdı. Karaman'da ki bu kadın eğlencelerinde başka yerde olduğu gibi, bahçe ya da büyücek bir avluda kadınlı erkeli toplanıp, hep bir arada çalıp oynamak suretiyle birbirine karışmak adeti de yoktur.
KARŞILIKLI MÜBAREKEYE GİDİŞ:
Salı akşamı, kız tarafının akraba erkek ve komşuları, erkek tarafına, önde bir fener taşıyan fenerci ile mübarekeye gelirler. Aynı şartlarda, erkek tarafı da ertesi akşam, yine önlerinde fenercileri ve davul çalan davulcuları ile kız tarafına mübarekeye gelirler, otururlar, tütünler, kahveler ikram edildikten sonra bir müddet sohbet edilir, daha sonra mübarekeye gelenler, kendi toplantı yerlerine eğlenmeye giderlerdi.
Kadınlar arasındaki bu tebrike gidiş gündüzleri yapılırdı. Kadınlar arasındaki bu tebrikleşmede, tebrike giden taraf, kendi tarafının tefçileri ve varsa oyuncu kadınları ile birlikte, süslü, püslü carları içinde veya yarım örtüleri ile, bir konvoy halinde, oğlan veya kız evine giderlerdi. Varılacak taraf, kız veya oğlan evi, hangi taraf ise, karşı tarafın kendi semtlerine yaklaşıldığı öğrenilince hemen, arı kovanından püskürür gibi, kadınlar, kızlar tefciler de teflerini çalarak sokağa çıkarlar, gelmekte olan tarafın tefcisi de tefini çalarak karşılaşırlar ve yürüyüşe başlarlardı. İki taraf konvoyunun karşılaştığı noktada şamata daha da fazlalaşır. Her iki tarafın tefcileri son gücleri ile teflerini çala çala eve gelinirdi. İşte, gelin kızın ve kaynanaların oynatılması, bu karşılıklı mübareke toplantılarında olurdu.
KINA GECESİÇarşambayı perşembeye bağlayan gece, oğlan evinde damada,kız evinde ise geline kına yakılırdı. Damada kına yakılması basittir. O akşam, kız evinin aşçısı olan kadın, içinde ayet veya hadis yazılı, Hicaz'dan getirilme madeni su tası içerisinde veya hamam tasında hazırlanmış kına ve bu kınanın üzerine sarılacak bez ve kırmızı krepi ve kınayı yakacak kişiye verilecek olan hediyeyi küçük bir bohça içerisinde getirir; erkek tarafının toplantı yerinde misafirler doludur.Bu odanın ortasına,kıbleye karşı, kadife çakmalı bir namaz seccadesi serilir. Damat bu seccadenin sağ tarafına,sağdıç sol tarafına oturtulur.Toplulukta hazır bulunan bir hoca Kur'an'dan bir Aşır okur.Kurulacak olan yuvanın uğurlu ve devamlı olması için dua eder.Toplulukta bulunanlardan biriside kalkıp gelerek kınanın içine şakacıktan tükürür.Sonra aynı kişi damat ve sağdıcın sağ avuçlarının ortasına bir miktar kına koyar, beyaz sargılarını sarar,sargının üzerine de klaptan işlemeli al krepi oldum olasıya sarıverir..Bundan sonra sağdıç önde damat arkada toplulukta bulunanların ellerini büyüklük sırasına göre öperler.Bu arada kınayı yakan kişi,kına tasını alarak,odada hazır bulunanların önüne götürür,bu tasın içine herkes bahşiş olarak bir miktar para koyarlar.Bu paralar tas ile birlikte,dışarıda bekleyen kınayı getiren kadına verilir. Kendisi için gelen,klaptan işlemeli beyaz patiska mendili de kına yakan cebine indirir.

El öpme töreni bittikten sonra damat ve sağdıç,kapının önünde yan yana durarak,aile büyüklerinden dışarı çıkmak için izin isterler.Toplantıda bulunanlar izin vermek istemezler,bunun üzerine damat tarafının en yakın akrabası topluluğun bütün isteklerine kefil olduğunu bildirerek damada ve sağdıca dışarıya çıkmaları için izin alır. Topluluğun istekleri kimi zaman bir hayır kurumuna veya mahalle camiine hayır mahiyetinde, kimi zamanda toplulukta bulunanlara ziyafet şeklindedir.Gelin kıza kına yakma işlemi ise; kendi avluları veya kendilerinin büyük avluları yoksa münasip bir komşunun avlusunda kına için hazırlık yapılır. Mevsim kış ise tabiatiyle kına için büyük salon ve sofalar hazırlanır.

O akşam en fazla kalabalığın bulunduğu ve akşamların en heyecanlısıdır.Damat tarafından kına yakmaya gelecek olan yenge hanımlar ve diğer davetliler,yine mübarekeye gidildiği gibi,gelin taraftarlarından tefciler ile karşılanarak tören mahalline alınırlar.İki tarafın köçekleri,tefcileri ile eğlenceler yapılırken gelen damat tarafı hanımlarına kahve ikram edilir.Biraz istirahatten sonra,"haydin koşmaya,haydin koşmaya" denilerek eğlenceye telaş ve heyecan karıştırılmış olur.Tefcilerin eşliğinde genç kızlar koşma okuma yarışmasına girerler,bu arada büyük hanımların,daha doğrusu damat evi tarafının bulunduğu yerde gelin hanımın sandalyeye oturacağı ve bir petrol lambasının konulacağı ufak bir iskemlenin sığacağı kadar bir boşluk oluşturulur,sandalyenin ön tarafına da yengelerin oturacağı iki duvar dayama yastığı konulur; koşmalar söylenirken,gelinlik kızın başına üzeri her taraftan klaptanlı işlemeli,motiflerle bezeli,kenarları da yine klabdan mekikle örülme fistolarla çevrili büyük bir Al krep örtülerek(bu örtünün adına serpme denilir),teyzesi,ablası veya yengesi tarafından kolundan tutularak sandalyenin yanına getirilip oturtulurdu.Bu esnada,daha ziyade acıklı türküler,bilhassa"Ey gaziler yol göründü yine garip serime" türküsü ve ağıtlar söylenirdi. Kız tarafıda adet olduğu üzre ağlaşır dururlardı.

Göğsü ve omuzlarına kadar başı örtülü, kına yakılmak üzre sandalyeye oturtulan gelinlik kızın elleri,göğsü üzerine kenetlenmiş vaziyettedir.Kızın sağ eline kına yakacak olan yenge bu kenetlenmiş elleri zor açar,ama bu defada avuçlar sımsıkı kapalıdır,kendisinin kına yakacağı avucu da zorla açan büyük yenge,kınayı gelin kızın avucuna koyar,kına ekseriya parmaklar dahil olmak üzere avucun tamamına yakılır.Kınanın üzerini bir kağıtla kapattıktan sonra bu kağıdın üzerine getirdiği altın hediyesini de koyup beraberce sarar.Sarma işi beyaz tülbentle yapılır,bunun üzerine de al kreple tamamen sarılmak suretiyle kapatılır.Sol ele kınayı yakacak olan küçük yenge de yukarıdaki şekilde kınayı yaktıktan sonra,gelin kızın başı üzeride,yüzünü örten örtüyü kaldırıp,kızın başı üzerine koyar,yüzü açılan gelin ağlamaklı bir vaziyette kalkıp yengelerinin elini öper. Bu anlar en kritik ve en heyecanlı anlardır. Bir yandan tefcilerin türkü ve manileri, bir tarafta kız evinin ağıtları ortalığı ana baba gününe çevirirdi.Aynı zamanda davetlilerin genç kızları kına yakılma esnasında gelinin etrafında toplanarak,gelinin kına yakılma esnasında takınacağı tarı ,ellerini kolay açıp açmayacağını,yengelerin koydukları bahşişleri büyük bir merakla seyrederler.Zira ertesi gün bu olayın dedikodusun bütün mahalleyi saracaktır ve bu dedi kodu furyası içinde herkese birşeyler anlatma işi düşecektir.

Bu kaynaşmalar sona erdikten sonra,kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlar,yalnız gelinlik kızın arkadaşları yatıya kalırlardı. Kalabalık dağıldıktan sonra, bir odaya çekilip çeşitli eğlenceler, şakalar yaparlar, arasıra da evin avlusuna çıkarak el şıkırdata şıkırdata, türküler, maniler söyliyerek mahalleyi çınlatırlar, hemen hemen sabaha kadar bu ahenk içinde eğlenirlerdi. Kına yakılacağında, yapılan eğlenceler arasında, genç kızların hazırladıkları mumları yakıp, ellerinde bu mumlarla hem dolaşıp hem de koşma getirmeleri vardır. Son zamanlarda bazı tehlikeler göz önüne alınarak, bu mumlar bir tepsi içine dikilip, tepsi ile ortaya getirilir olmuştur. Kına yakıldıktan sonra da kına tasında artık kalan kınayı genç kızlar, kendilerinin de bahtı çabuk açılsın diye kapışarak avuçlarına sürerlerdi.



GÜVEYİ TRAŞI VE GÜVEYİ HAMAMI:
Eski evlerin büyük avuları, bahçeleri olurdu. Ya damat evinin avlusunda veya damada yakın bir akraba, komşunun avlusunda, Salı veya Çarşamba günü, öğle sonu güveyi traşı yapılırdı. Bu avluya sandelyeler, kerevetler hazırlanmış ve münasip yerlere de çullar serilirdi. Güveyi traşı yapılacak olan bu evin, odaları sofaları ve damları, hatta bu avlunun görülebileceği komşu evlerinin damları kadınlar ve çocuklarla dolardı. Çalgıcılar da yerlerini alırlar, yavaş yavaş akorda ve perdeye geçerlerdi. Berber gelir, cura, saz kanun, ud, darbukadan ibaret olan çalgılar çalınmaya ve uygun sesi olanlar oynak ve kıvrak türküler söylemeye başlardı. Evvela damadın arkadaşları traş olurlar, bu arada çalgıcılara ve bazı münasip davetlilere rakı ikram edilirdi. Gençlerin akşam eğlencelerindeki oyuncu kadınlar da bu toplantıya getirilmiş olurdu. Onlar da, bu kalabalığın önünde, sazların ritmine göre, hünerlerini göstererek oynarlardı. En çoşkulu türküler ve oyunlar, damat traş edilirken söylenir ve oynanırdı. Damadın traşı yarıya geldiğinde, berber, adet olduğu üzre, usturanın kesmediğini söyler, berber bu söylediği sözle yüklü bir para istediğini belirtmektedir. Araya giren aracılar vasıtasıyla, düğün sahibi ve berber anlaştırılarak, berberin tıraşa devam etmesi sağlanır. Damadın traşı bittikten sonra, davetli misafirler, aile yakınları ve komşular dağılmıyarak, aynı evde veya bir komşu evinde hazırlanan akşam yemeği sofralarının başına toplanarak hazırlanan yemekleri yerler, kahveleri içerler, bir müddet istirahatten sonra, akşam sonu, güveyi hamamına gidilme hazırlıklarına başlardı.

Şehirdeki hamamlardan birisi o gün için özel olarak kiralanırdı. Hamam hazırlığı bittikten sonra, çalgıcılar çalgılarını çalarak, türkülerini söyliyerek, kafile halinde hamama doğru yürüyüşe geçilirdi. Zaten gündüzden çakırkeyf olan hamam alayında, 8-10 kişi bir halka teşkil ettirerek, böyle halka halinde hem yürürler, hem de türkü söylerlerdi. Damadın sağdıcı veya yakını birkaç kişi de rakıları, peynir, leblebi, turşu vs. içkiye elverişli mezeleri heybeler içinde hamama getirirlerdi. Artık o gece boyunca çalgılar çalınır, türküler söylenir. İçkiler içilir ve yıkanılarak damat hamamı yapılırdı. Sabah namazı vaktinden sonra kafile hamamdan, zil zurna sarhoş çıkar, yine koşmalar türküler söylenir, şarkılar çalınır, tabancalar patlatılarak bir hay huy alemi içinde akşamki eve gelinir, burada sabah yemeği yenilirdi.
GELİN HAMAMI:
Düğün haftası başlamadan evvel iki tarafta da telaş ve hazırlıkların başladığını daha evvel belirtmiştik. Bu arada, erkek tarafından, gelin hamamı için, ailenin maddi durumuna göre sabun, hamam harçlığı ve yaşlı hanımların saçlarına yakınmaları için kına gönderilirdi. Kız tarafı da düğün haftası başında, aşçı denilen yardımcı kadını, kız tarafı akrabalarına, ahbaplarına gelin hamamına davetçi gönderirlerdi.

Bu davet şöyledir: Pazartesi günü, filan hamamda, gelin hamamına, Salı günü mübarekeye, Çarşamba günü düğüne buyrun. Bu davette, gelin hamamı için bir özellik vardır. Davet olunan aile, kız tarafının pek yakınları ise, aile kadılarının tümü hamama davet olunur, biraz uzaktan akraba ve komşu iseler, hamama evin genç kızı ile gelini davet edilirlerdi. Hamama gidiş, topluca ve tefci kadınlar önde ve tef çalarak gidilir, hamama varıldığında hemen soyunulup yıkanılmaz, topluluğa yetişemeyip geç kalanların da gelmesi beklenirdi. Davetlilerin tümü geldikten sonra, soğukluk (hamamın soyunma salonu) taki havuza etrafında gelin kızı dolandırma töreni başlar, tefci tefi ile, tefciye yamak olmak isteyen komşular da, kiminin elinde hamam leğeni, kimisinde hamam tasını tef gibi çalarak, tefcinin tefinin ritmine uydurdurmaya çalışırlardı. Önde tefci ve teflekciler, arkada etrafındaki arkadaşlarının ortasında, gelinlik kız ve diğer kızlar gurubu, tefin oynak ritmi ile birlikte koşmalar ve türküler söylemek suretiyle havuzun etrafında dolanırlardı. Hamama davetli genç kız ve gelinlerin giyindikleri en güzel elbiseleri, ziynetleri, altınları ve süsleri ile bu gelin dolandırma töreni bir nevi defileyi andırırdı. Bu tören ahenkle orantılı olarak, üç veya yedi defa dolanmakla nihayet bulurdu. Tören tamamlandıktan sonra, misafirler getirdikleri hediyelerini hamam natırına, işçilerine, tefcilere hatta hamamcı kadına takdim ederlerdi.

Hamam günü, kız tarafından seçilmiş münasip yaşlı bir hanım (bu hanım aynı zamanda organizatör vazifesini de görür) daha evvelden damat tarafından gönderilen sabun, kına, hamam hakkı paraları da beraberinde hamamcı kadının yanına oturur ve hamama gelenlere yıkanmak için sabunlarını, başlarına yakmaları için bir miktar kınayı verir, böylece davetliler yıkanmak için hamam kurnalarına girerlerdi.

Gelin kız ise, başta kaynana olmak üzere, damat tarafının yaşlı hanımlarının soyunmalarına yardım eder, bunların soyunmaları bittikten sonra kendisi de soyunmak üzere kendisini bekleyen birkaç arkadaşının yanına giderek, beraberce soyunurlardı. Yine tefler, türküler ve koşmalarla iç hamama giren gelinlik kız, önce kaynana, teyzeler, halalar, elti ve görümcelerin yıkanmaların yardım ederdi. İşin enterasan tarafı şudur ki, gelinlik kız, içeride sarındığı ipekli peştamal ve omuz havlusundan başka, başı da dört bir tarafı boncuk ve ipekli motiflerle süslü beyaz tülbent başörtüsü ile bürünmüştür ve ancak gizleri meydandadır. O sıcak altında onlara hizmet eden kızcağız, buram buram ter dökerdi. Bunların yıkanmalarına hizmet eden kızcağız verilen izin üzerine kendisi de yıkanmak üzere göbek taşının yanına gelirdi. Gelin kızın göbek taşına yaklaşmasıyla içerde daha gürültülü bir kaynaşma başlardı. Göbek taşının etrafında evvelkinden daha çoşkulu bir gelin dolandırma töreni daha yapılır, daha sonra gelini yıkamak üzere iki kalıp sabunla birlikte seçilmiş usta bir natır gelir, gelinlik kız göbek taşının ortasına oturtulur, natır kadın da yıkama işlemine başlardı. Kızın yıkanması sırasında, bütün genç kızlar, kimisi hamam tasını, kimisi hamam leğenini, kimisi su kovalarını alarak, bütün kuvvetleriyle tefin havasına uyup, türküler koşmalar söyliyerek ve kovalarla sular taşıyarak gelin kızın yıkanmasına yardım ederlerdi. Natır gelini yıkadıktan sonra biraz kendisi için aldığı sabunla, biraz da gelini yıkadığı sabunla usulen yıkanır ve çıkar giderdi. Yıkanmış olan gelin kız, hamamdaki büyüklerinin ellerini öper, içerde yıkanmasını henüz bitirememiş oğlan taraflısı varsa yıkanmasına yardım ederdi? Gelin kızın yıkanmasından sonra davetliler yavaş yavaş giyinirler, gelin kız soyunmada olduğu gibi yine kaynana ve yakınlarının giyinmelerine yardım ederdi.Hamamdan çıktıktan bir saat sonra gelin kızın başına altın örülürdü. Eskiden saçlar, şimdiki gibi kesilmezdi. Hiç kesilmeyen saçlar bazen topukları bulurdu. Bu uzun saçlar beş ya da yedi bölüme ayrılır, her bölüme on kadar Osmanlı altınlarından yiğirmilik Gazi altını ve daha kıymetlisi olan sandıklı altını ki bu altınların kulpları mevcuttu, saçın belirli aralıklarına bu halkalarından geçilir ve örülürdü. Ekseriya gelin saçları klapdan denilen sin iplerle de sarılmak suretiyle güzel bir şekil verilerek örülürdü. Gelin başına takılan bu altınlar, damat tarafından vaat edilen ve gönderilen altınlardandı. Başı yapılan gelin hanım yavaş yavaş oğlan evine gitme hazırlıklarına başlamış olurdu.

Bu klaptan ile örgülü saçlara, sırma saç denilir, gelin hanım kırk gününü dolduruncaya kadar bu saç çözülmez, kırkıncı günü, kırk hamamı denilen ve yine bazı davetlilerle gidilen hamamda yıkanacağı gün, sırma saçlar çözülürdü.
GELİN KIZ EVİNE KINA GÖNDERME TÖRENİ:Çarşamba günü damat ailesi tarafından kız evine kına götürme töreni yapılırdı.Eğer Perşembe günü gelin hanımın çeyizi develerle götürülecekse,hazırlanan süslü develerden birisine,bir tarafına içinde kına ve bazı münasip yiyecek hediyeler konulmuş bulunan süslü bir sandık, diğer tarafına da sandığın ağırlığınca bir yatak yada dayama yastık yükletilerek, damadın sağdıcı ve birkaç yakını, yanlarında çalgıcılar olduğu halde devede yüklü kınayı gelin evine götürürlerdi. Şayet gelin alayı için deve katarı hazırlanmamışsa kına bir araba ile götürülürdü.

GELİN GETİRME ALAYI
Akşamları yapılagelen toplantıların karekteristik durumu ve tutumuna göre gelin getirme alayı da çeşitli sınıflar arasında değişiklikler gösterirdi. Eğer düğün sahibi, yani damat tarafı, zengin bir tüccar veya ziraatçi ise, memleketin at binicileri cirit oynamak üzere, kılıç kalkan oynayanlar, kılıç kalkan oyunu yapmak üzere toplanırlardı. Bu arada Hacı Bakı Efendi'nin veya Sıdırvanlı Hacı Talip Ağa'nın deve katarları da hazırlattırılırdı. Bu develer gayet süslü havutlu ve her tarafları irili ufaklı çanlarla doldurulmuştur. Ayrıca Tabakhane esnafından bir veya iki kişi de kirli tabak iş kıyafetleri ile ve başlarına düğünler için özel olarak hazırlanmış, dudak ve göz yerleri delik keçe külahlarını ta boyunlarına kadar geçirerek ve bazı yerlerine çan takarak, irice bir keçi tulumunu şişirip, bu tulumla da ellerinde olduğu halde acaip kıyafet ve maskeleriyle düğün alayına katılırlardı.

Kafilenin önünde, cirit oynayacak atlılar, kılıç kalkan ekipleri, bir kaçında gelin almaya gidecek yengeler ve bazı davetliler binili gelin arabaları, faytonlar, körükler ve çocukların binmeleri için üstü açık at arabaları, önde kayınbabanın süslü ve gösterişli atı daha arkada da deve katarı yola düzülerek gelin evine gelirlerdi. O civardaki sokaklar tamamen dolmuş vaziyette olurdu. Gelin evinde ağlamaklı ve telaşlı bir hava hüküm sürerdi. Bir taraftan, hazırlanmış olan gelinin ipekli çarşafı giydirilirken, diğer taraftan da gelin tarafından hazırlanmış çeyizler ve damat tarafının daha önce gönderdiği eşyalar, sandıklar develere yüklemeye başlanırdı.

Develere bu eşyaların yüklemenin de bir adabı ve usulü olurdu. Komşular, yakın akraba erkekleri, devecinin rehberliği ile, süslü püslü eşyalar yükün dışında gösterişli olarak, yastık ve çeyiz sandıkları üzerine serilir, yine halı ve kilimlerde boydan boya serilirdi. Bir taraftan da gelin tarafından birkaç kişi, kucaklarında veya torbalar içerisinde çeşitli dokumalar ve kumaşlarla içerden çıkarak, develerin, atların ve çalgıcıların boyunlarına ikişer üçer metrelik bu parçaları dolarlardı. Bu kumaşlardan, cirit ve kalkan oyunu oynayanların boyunlarına da dolandırılırdı. Bu dokumalar gelin babasının mali durumuna göre, gazbahar şitarileri altıparmak veya emsali olan birer giysilik toplardandır ki yerine göre, kimilerine tam kimilerine de yarımşar top kumaş, ya da arşın işi kumaşlardan veya kumaş gibi baş bürgüleri bahşiş olarak sarılırdı.
Bu işler tamamlandıktan ve develer yüklendikten sonra, mahallenin çocuklarına da petrol lambası, fincan takımları, irili ufaklı aynalar, bakır yemek tabakları, siniler, seten telli ağır kumaşlardan hazırlanan köşe yastıkları gibi göz alıcı çeyizler verilerek gelin kızın eşyalarının gösterilmesi sağlanırdı.
Yengeler gelin kızı çeşitli ağıtlar ve sarılmalardan sonra alarak dışarı çıkarırlar ve kapalı faytona bindirirlerdi. O günlerde dadılık görevini yapan kadın da hemen mutfağa giderek, bir bakır kap alır, içine de evin hamur mayası kabından bir parça maya kor, bir de oklava alarak çarşafının arasına saklar ve gelin arabasına binerdi. Evvelce ufak bir tepsi içinde kırmızı krep veya kordela ile süslenmiş bir mum hazırlanmıştır. Dadı hanım bu hazırlanmış mumu araba içinde yakarak oturur, mum tepsisini de elinde tutar; gelini uğurlamak için toplanan erkeklerden bir hoca dua eder, Fatiha'dan sonra kayınbaba süslü ve haşmetli atına biner, yine süslü elbiseli bir seyis de atın başındaki yulurdan tutarak, çökertilmiş olan develer kaldırılmak suretiyle gelin alayı yavaş yavaş yürüyüşe geçerdi.

Önde cirit oynayacak olan suvariler ve kalkan oyuncuları, milli kıyafetleri ile yola düzülürlerdi. Gelin alayında saz ekibi var ise, önde davul ve diğer saz ekibi sıralanırdı. Bu araba yürüyen eş, dost, komşu erkekleri, bunların arkasında at üzerinde kayınbaba, arkasında gelin arabası, ve diğer yengelerin arabaları, daha arkada yüklenmiş deve katarları, en arkada da gelin ufak tefek eşyalarını taşıyan mahalle çocukları yola çıkarlardı. Ciritciler, şehrin uygun olan meydanlarında cirit oynaya oynaya, kılıç kalkan ekipleri de gösteriler yapa yapı, davulcuların gümbürtüleri, at kişnemeleri, develerin inceli kalınlı çan sesleri arasında, şehrin münasip caddelerinde dolaşılarak damat evine doğru gidilirdi.

Yukarıda niteliğini belirttiğimiz tulumcular ise, bu mahşeri kalabalığın içerisinde, maskara kıyafetleri ile ve şurasında burasında takılı çanların seslerini çıkartacak sallantılı hareketleri ile kalabalık halk arasındadırlar. Avare ve haylaz çocukların üzerine koşarak bir heyecan ve korku yaratırlar, aynı zamanda bu hareketleri ile konvoyun düzenini de sağlamış olurlardı. Bazı anlarda haylaz çocukların üzerlerine yürüyerek tulumu sırtlarına vurur, ama gözü pek çocuklardan biri de evvelden yanına aldığı bir çuvaldızı bir fırsatını bulup hemen tuluma batırmak suretiyle tulumun havasının boşalmasına sebep olur ki, bu hal tulumcu için bir utançtır, hemen ortadan kaybolur. Gelin alayının geçeceği yollar üzerindeki evlerin damları da hep semt kadın ve kızları ile doludur. Böylelikle münasip yerlerde durularak at oyunları, kılıç kalkan gösterileri ve başka eğlenceler yapıla yapıla öğlen namazından sonra başlayan gelin götürme yürüyüşü ikindi vaktine doğru damat evinin bulunduğu sokağa girer.

Gelin götürme sırasında, kayınbabanın cepleri ufak madeni paralarla doludur. Zaman zaman bu paralardan avuçlayıp etrafta dolaşan çocukların kümelendikleri yerlere serper, işte bu sırada tulumcular da hünerlerini göstererek çocukları dağıtmaya uğraşırlar. Gelin hanımı arabası yeni evinin kapısı önünde durmuştur. Hemen birkaç komşu erkek, kapı ile araba arasındaki boşluğa iki taraflı çuval veya kilim gererek gelinin geçeceği yolu kapalı hale getirirler. Gelin bu yoldan geçip, kapının eşiğine geldiğinde, evvelden hazırlanmış olan kurbanlık koç kesilir. Gelin hanım kesilen bu kurbanın üzerinden atlayarak içeriye geçer. Bu arada dadı kadın da el çabukluğu yaparak, hemen arabadan iner, mum tepsisi ile, gelinin anası evinden gizlice aldığı bakır kap içindeki maya ve oklavayı gerdek odasına bırakır. Yanan mum tepsisini de bir kenara yerleştirir. Bu mum tükenene kadar orada yanacaktır. Bunlar uğur sayılır. Bu arada, dam veya duvar üzerinden on-onbeş yaşlarında bir erkek çocuk, ufak madeni paralar, su ve buğday dolu testiyi gelin arabadan inip, kapıya doğru yengelerin kolunda ilerlerken uygun bir boşluğa fırlatır. Kırılan testinin içinden dökülen su ile beraber yerlere dağılan paraları da çocuklar kapışırlar. Bu paralar da uğur sayılır.

Düğün eğer hocalardan veya bir tarikat ehli şeyh veya devrişir düğünü ise; medrese talebeleri, bazı istekliler işlemeli zeybek elbiseleri, cepkenleri hazırlayarak, ellerinde ve bellerinde kılınçlar, palalar ve tabancalarla ikişer sıra ile büyük bir alay ve bu alayın önünde sancaktar ve beyaz giysili sırma cepkenli iki küçük erkek çocuk maskot olmak üzere gelin götürme konvoyuna katılırlardı.

Bir tarikat şeyhi veya derviş oğlunun gelin götürme alayında önde ilahi okuyan ve saz heyetini oluşturan dervişler takım ki, bu takımda kimisi ilahi söyliyerek, Rufai ve Kadiri tarikatından olan dervişlerden bir kaç tanesi tekke sazlarından, mazhar veya bender denilen deve derisinden yapılma kalbur büyüklüğündeki tefi döverek , kimi dervişler ellerinde birer tencere kap ağzına benzeyen pirinç madeninden yapılma zilhun denilen saz aletini birbirine vurarak, kimi dervişler de 50 -60 santim uzunluğundaki bir şişin ucunda, etrafında 10 -15 santim uzunluğunda zincirler yerleştirilmiş iri bir portakal büyüklüğündeki Şeşber adı verilen topuzu çeşitli yönlerde zıplatılarak, bu üç tür sazın kendilerine özgü sesleri ile ilahicilerin söylediği ilahilerin ritmine uydurularak oluşturulan dervişlerin ulvi ahengi göklere yükselirdi.

Bu arada, yine uzun saçlı Rufai ve Kadri dervişlerinden kimisi perişan kıyafetleri ile ellerindeki topuzlu şişi, sağ yanağından sokup, sol yanağından çıkartarak; belden yukarısı çıplak dervişler de ortası delik, nal biçimi demir levhaları göğüslerine ve kollarına yerleştirerek, bu levhaların ortasındaki büyükçe deliklerden derilerini dışarıya asılıp, bu çıkan kısımlara da şişler saplayarak gelin alayında gösteri yaparlardı. Bir veya iki derviş de, içinde ateş dolu büyük ekmek saçlarını başları üzerinde taşıyarak; bir kısmı da Rufai dervişlerinin adeti olan pirinç parçalarını ağızlarında soğutarak, düğün alayına korkunç ve esrarengiz hava verirlerdi.

YÖRESEL YEMEKLER:

Karaman yemekleri, tarımla uğraşan toplumların yemeklerinin özelliklerini yansıtır. Karaman'da yiyeceğin bol olduğuna dair şu tekerlemeler söylenir.
1- Karaman okkası, Çelebi lokması. 2. Karnım aç,Karaman'a kaç.
ÇORBALAR: Arabaşı Çorbası, İşkembe Çorbası, Domates Çorbası, Yayla Çorbası, Mantar Çorbası, şehriye Çorbası, Tarhana Çorbası, Ezogelin Çorbası, Toyga Çorbası, Sulu Pilav, Sakala Sünen (Mercimekli-Erişte Çorbası), Mercimek Çorbası, Pirinç Çorbası, Tavuk Çorbası ,Bezelye Çorbası, Yoğurtlu Erişte Çorbası
YEMEKLER: Batırık, Et Kabağı Yemeği, Susuz Kebap, Eğey Dolması, Topalak, Mıkla, Pırasa Mıhlaması, Keşkek, Cibe Dolması, İlisıra dolması, Patlıcan Kebap, Bulamaç, Pırasa Dolması, Kabak Çiçeği Dolması, Yaprak Sarması, Sulaç, Etli Kuru Fasulye, Tavuklu Patates, Patlıcan Musakka, Zeytinyağlı Taze Fasulye, Yumurtalı Ispanak, Izgara Köfte, Izgara Pirzola, Etli Nohut Yemeği, Şiş Köfte, Patlıcan Kebap, Şiş Kebap, Tas Kebap (Pilavlı), Orman Kebabı, Ciğer Tava (Ciğer Kavurma), Çerkez Tavuğu, Mantı, Mülükü, Calla (Güveç) Kabak Mücver, Menemen, Zeytinyağlı Barbunya, Mercimekli Köfte, Kısır, Cılbır, Kıymalı Yumurta, Ispanaklı yumurta, Sucuklu yumurta, Omlet, Tavada Alabalık, Balık Tavası, Balık Izgara, Haşlama, Bahçıvan Kebabı, Kavurma, Çoban Kavurma, Saç Kavurma, Piliç Dolması, Salçalı Köfte, Biber Dolması, Domates Dolması, Ciğer Izgara, Böbrek Izgara, Paça Haşlama, Piliç Izgara, Kabak Kavurması (Kabak Musakka), Patlıcan Musakka, Karnabahar Musakkası, Karnabahar Tavası, Yerelması Yemeği, Kış Türlüsü, Patates Köftesi, Mantı, Sulu Köfte, Etli Bezelye, Tarhanabaşı, Patates Oturtması, Soğanlama, Kabak Dolması, Karnıyarık, Karışık dolma, Etli Bamya, Töğmeken (Semizotu) yemeği, Türlü, Kapama, Tirit, Kabak Çullama, Humus, Zeyve Kebabı, Domalan Yemeği.
PİLAVLAR: İç Pilav, Şepit Pilav, Sütlü Pilav, Erişte Pilavı, Etli Pilav, Yufkalı Pilav, Mercimekli Bulgur Pilavı, Bulgur Pilavı, Pirinç Pilavı, Sebzeli Çoban Pilavı, Mısır Pilavı.
BÖREK-PASTA-TATLILAR: Etli Ekmek, Peynirli Börek, Höşmerim, Saray Böreği, Su Böreği, Bidik, Tahin Helvası, Aşure, Zerde, Palize, Gaygana, Sütlü Köftü, Sütlü kabak, Köpük Helva, Küncülü Helva, Guymak, Elma Tatlısı, Elma-Ayva Kompostosu, Hoşaf, Kayısı tatlısı, Puf Böreği, Sigara Böreği, Kabak Tatlısı, İrmik Helvası, Keşkül, Fırında Sütlaç, Revani, Tulumba tatlısı, Şekerpare, Lokma Tatlısı, Baklava, Sade Kek, Havuçlu Kek, Kurabiye, Elmalı Poğaça, Peynirli Poğaça, Kalburabastı, Cevizli Kurabiye, Üzümlü Kek, Sade Kurabiye, Kadayıf, Sütlaç, Tatar Böreği, Sigara Böreği, Kayısı Musakka, Ermenek Helvası, Bandırma, Paraköfte,Uyutma.
PİYAZ-SALATA-TURŞU-SOĞUK MEZELER: Salata Turşusu, Fasulye Piyazı, Patates Salatası, Patlıcan Salatası, Yoğurtlu Havuç Salatası, Cacık, Garnitür Salatası, Yoğurtlu Patlıcan Salatası, Ezme Salata, Domates Salatası.
YÖRESEL GİYİM:

Karaman İli ve çevresinde giyim kuşam normalde Orta Anadolu giyim kuşam özellikleri gösterir. 10-15 seneye kadar yaşlılarda ve gençlerde giyim kuşamda büyük fark yokken bu gün bu fark daha belirgin durumdadır. Yaşlı kadın ve erkekler daha çok örf ve adetlerine bağlı, atalarından gördükleri kılık kıyafetleri muhafaza etmektedirler. Gençler ise Avrupai bir yaşantı içerisindedir. Bilhassa ilimiz dâhilinde Avrupa'da çalışan İşçilerimizin çokluğu bu durumu etkilemektedir.
İl dâhilindeki köyler arasında giyim ve kuşamda ufak tefek farklar olmasına rağmen genelde büyük özellikleri birbirine uymaktadır. Yaşlı kadınlar başlarına fes giyer, başlarını örter, bellerine ipekten dokunmuş kırmızı renkli kuşak kuşanır, Şayak denen kumaştan bolca dikilmiş şalvar giyerler. Orta yaştaki kadınlar kirlik tutar, entari giyerler. İhtiyar kadınlar penez denen gümüş para dizilmiş olan fes takar ve zıbın giyerler. Bütün bunların yanında, ilimiz ve çevresinde kadınların büyük çoğunluğunun giydikleri giysiler şalvardır. Şalvarın üstüne poşu denen büyükçe bir örtü örterler. Normalde günlük yaşantılarında başlarına yaşmak denen, kenarı işlemeli başörtü veya beyaz çember örterler. Takı olarak kadınlar altın bilezik, kolye, küpe ve sarı lira takarlar.
Erkeklerde ise; ihtiyarlar ve gençler arasında fark vardır. Yaşlılar bellerine kuşak bağlar, şalvar denen bol pantolon giyerler, başlarına genelde takke giyerler. Yaşlıların giydiği pantolonlar, elde dokuma yünden yapılmış şalvar veya şayak denen giysilerdir. Kışın giydikleri arasında yünden dokunmuş yün çoraplar vardır. Gençler ise normal giysilerden ceket pantolon ile bazı yörelerde eskiden potin - çarık denen bir tür ayakkabı giyerken şimdi artık normal ayakkabı giyilmektedir.
Kadınlar bazı bölgelerde üç etek denen bir tür giysi giyerler. Bazı yörelerde manto - pardesü yerine peşli zıbın giyer, şal örtü örterler ve uzun göynek giyerler. İl genelinde 40 yaşın üzerindeki erkekler kaput bezinden dikilmiş uzun göynek ve uzun don giymekteyken yeni yetişen gen gerek ilimiz dâhilinde Avrupalı işçilerin çok olması ve gerekse halkımızın modern yaşantıya uyma çabaları bilhassa şehir merkezinde günün modasına uygun giyinmeye doğru gitmektedir.
Kadınlarımız özel günlerinde, düğünlerde, bayramlarda, hacı karşılama merasimlerinde "çakma" denen üzeri sırma işlemeli giysiler giyerler. Sudurağı kasabasında kadınlar eşarpların üzerine beyaz bir çember bağlarlar ki bu da evliliklerinin işareti, belirtisidir. Boyalı köyünde kadınlar bellerine kuşak bağlarlar, eskiden ayaklarına ayakkabı olarak giydikleri çarık şimdi ortadan kalkmıştır. Sarıveliler ilçemizde yaşlı kadınlar üç etek, fes ve entari giyerler ve çenelik takarlar. Bazı yörelerde çarşaf denilen kuşak kuşanılır. Ermenek Üzümlü köyünde kadınlar başlarını ve yüzlerini örtmek için "Mahrama" denen bir örtü örterler.
İlimiz dâhilindeki en farklı giyim kuşam merkeze bağlı Taşkale kasabası kadınlarının giyim ve kuşam şeklidir. Kendilerine mahsus özel bir şalvar giyerler ki; siyah kumaştan yapılmaktadır. Başlarına fes takarlar. Fesin çevresi madeni paralarla süslenmiştir. Fesin üstüne ayrı bir örtü örterler, bu tür giysi nerede görülürse hemen Taşkale kasabasının giyim şekli olduğu belli olur. Ancak bu kıyafet bu gün sadece yaşlılara mahsustur. Yeni yetişen gençlik bu giysilerini yavaş yavaş terk etmektedir.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Ülke gerçeklerini öğrenmede halk biliminin önemi büyüktür. Karaman folklorunu incelerken Anadolu folklorunu hazırlayan etkenleri bilmekte yarar vardır. Orta Asya'dan gelen göçebe Türk kültürü, İranlı öğelerle zenginleşmiş ve bazı dinlerin etkisinde kalmıştır. Osmanlı imparatorluğunun parlak dönemlerinde çevre ülkelerinin fetihleri nedeniyle kültür alışverişi zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Etnolojik açıdan Konya, Karaman, Ermenek, Bozkır, Hadim bir bağ sıralarlar. Temeli Karaman olan eski gelenekler buralarda çok az faklılıklarla kendini göstermektedir. Güneyde Mut, Silifke, Kuzey'de Çumra, Akşehir'de bu bağ görülmez. Burada uzaklık ve yakınlığın önemi yoktur. Ticari ve tarihi akış içindeki nedenler önem taşır.
Selçuklular döneminde Türkmenler sarp Toros dağlarına yerleşmişlerdi. Daha sonraki tarihlerde (1228)'de Selçuklu sultanı Alaaddin bey Türkmen boylarını İçil yani İçel bölgesine yerleştirmiştir. Bu boylar şimdi Anamur, Gülnar, Mut, Erdemli, Ermenek, Silifke ilçeleri arasında geleneklerini sürdürmektedir. Bu yöreler Selçukluların yıkılışından sonra Türkmen boylarının kaynaştığı yerler olmuş, Silifke yöresinde boy ve oymak adları ile köyler kurup yerleşmişlerdir. Bu boyların kökeninde Karaman'lı Türkmenlerin Orta Asya kaynaklı gelenekleri yaşar. "Salur ve Beydilli" köyleri buna örnek verilebilir. Buradan anlaşılıyor ki Karaman kaynaklı Silifke, Mut oyunları değişikliklere uğrayarak kendini kabul ettirmiştir. Karaman folkloru ve oyunları ise çeşitli nedenlerle köy düğünlerinden öteye gidememiştir. Karaman folkloru, bölgenin ova oluşu nedeni ile genel olarak tarımsal çıkışlı öğeleri taşır. Halkın oynadığı oyunlara ve alışkanlıklara dayalı olarak düşünülmüştür. Köy düğünlerinde, sıralarda, kış geceleri odalarda oynanan oyunlar, Türklerin eski geleneklerinden günümüze izler aktarmaktadır.
12. yüzyılda Maveraünnehir bölgesinden Anadolu'ya gelip yerleşen Salur boyuna mensup Karamanlı Türkmenler Anadolu'da milli kültürün kurulmasında ve yaşatılmasında en büyük faktör olmuşlardır. Karamanoğlu Mehmet Bey dönem en parlak dönemini yaşayan Kararnanoğullan bir manada Anadolu'da ilk kurtuluş savaşını vermiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey Acem ve Arap kültürünün karşısına çıkarak ünlü fermanını söylemiş Türk dilini ve kültürünü koruma savaşını başlatmıştır Karamanoğlu Mehmet Bey, Yunus Emre, Bekir Sıtkı Erdoğan ve daha pek çok şair, ozan ve düşünürün yaşadığı Karaman kültürünü yaşatmak, folklorunu ortaya çıkarmak ve Karaman dışında duyurma çalışmaları sürdürülmektedir.
KARAMAN'IN FOLKLORİK OYUNLARI
Karaman folklor ekibi kuru****en önce müze arşivinden Karaman giysileri araştırılmış, Karaman folklorik giysileri, çıkrık, tufan, tarım aletleri, seyirlik oyun araçlarına kadar zengin folklorik koleksiyonlar olduğu görülmüştür. Karaman'da çeşitli birimlerin kurmuş olduğu folklor ekiplerinin giysileri müzeden örnek alınmış, bu kıyafetlerde ayakkabısından takılarına kadar eskiye bağlı kalınmıştır.
Karaman köy düğünlerinde, kına gecelerinde söylenen türküleri, davul, zurna, tef eşliğinde oynanan, kaşıklı oyunlar, incelenerek Karaman folklorunun özellikleri ortaya çıkarılmıştır. Bu oyunlar aşağıdaki türküler eşliğinde oynanmaktadır.
İmaret'in Taşları: Geniş bir bahçe ortasında Türk sanatının şaheseri olan İmaret külliyesinin tabii ve sanat dekorlarından ilham ozanın söylediği Karaman'a has türküden esinlenerek düzenlenmiştir.
Goşeveş Oyunu: Çerkezlerin oynadığı bir oyundur. Mızıka eşliğinde erkekli kadınlı oyuncular el çırparak oynarlar. Oyuncular özel giysiler üzerine erkekler gümüş kama, kadınlarda gümüş süslemeli kuşak takarlar. Karşılıklı olarak ta el çırparak ve dönerek oynanır.
ERKEK KIYAFETİ:
Çarık, pantolan üzerine renkli yün örme çorap, (Püsküllü) şalvar (pantolan-tepme tezgahlarda yünden yapılmıştır), gömlek, cepken (yelek) ve püsküllü bereden ibarettir. Bu kıyafet çeşitli aksesuarlarla süslenmektedir.

KIZ KIYAFETİ:
Patik, yün çorap, şalvar, üç etek, kuşak, yelek gömlek, fes ve eşarp'tan (tülbent-yazma) oluşur. Kız kıyafetleri de çeşitli aksesuarlarla süslenmektedir.Kız ve erkek kıyafetlerinin en önemli tamamlayıcısı oyunların özelliği gereği kaşıktır.Halk oyunlarımızda hakim olan çalgı aletleri Davul ve Klarnettir. Bununla birlikte bazı yörelerimizde, saz, darbuka, cümbüş, davul ve klarnetin birlikte çalındığı da görülmektedir.
Nişan, düğün ve sünnet düğünleri ile özel günler ve anma törenlerinde Halk Oyunları ve folklor gösterileri yapılmaktadır.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman ElmasıİL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
İlk ismi Laranda'dır. Selçuklu ve Osmanlılarda ki ismi Larende idi. Karamanoğullarının başkenti olduğundan buraya daha sonra Karaman adı verildi.
15464  .::| Board Genel |::. / Tebrikler & Kutlamalar. / Ynt: Kumralım Prenses Üye Olmustur X) : Aralık 21, 2008, 12:41:15 ÖS
Amin ...SaoLun x)
15465  .::|~ ♠ Eğlence ♠ ~|::. / Geyik Muhabbeti / Annelerimizin En Cok Kullandıgı Cümlecikler X) : Aralık 21, 2008, 12:39:00 ÖS
Seni doğuracağıma taş doğursaydım…Senin çocukların da aynısını sana yapsın inşallah…Hep babanın tarafını tut sen…
Benim günahım neydi de….
Bana anne deme!..
Kanser ettiniz beni…
Kızdım mı adım kızdı oluyor…
Öleyim de kurtulun benden…
Sen de kulağını buraya verme…
Gün yüzü göstermediniz bana…
Kime çektin sen bilmem ki…
Onu, beni azarlarken düşünecektin…
Seni alan üç gün sonra geri getirir…
Yaptığın banaysa, öğrendiğin sana…
Sen dururken ben mi gideyim ekmek almaya…
Seni dokuz ay karnımda taşıdım ben…
Kimin çocuğuna gülüp, kimin çocuğunu kınadıysam başıma geldi…
Hep sen yüz veriyorsun buna…
Sana da iyilik yaramıyor…vs…

BÜTÜN ANNELERE SEVGİLER
15466  .::|~ ♠ Eğlence ♠ ~|::. / Geyik Muhabbeti / Güldüren Şikayetler.. : Aralık 21, 2008, 12:35:32 ÖS
Erzincan'da aşırı sıcaklardan bunalan bir ev
hanımı raflarını çıkardığı buzdolabının içine
minder koyarak oturmuş. Kapısı açık kalan
buzdolabının kompresörü bozulunca "İyi soğutmuyor"
diyerek üründen şikayetçi olmuş.


- Diyarbakır'da fritöz alan bir müşteri, ürünün
ilk kullanımda eridiğini görünce firmanın yolunu
tutmuş. Büyük bir hırsla içeri giren müşteri, elindeki
erimiş fritözü göstererek kendisine arızalı mal
satıldığını söylemiş. Fritözü gören satış görevlisi
nasıl kullandığını sorunca adam anlatmış; "Ocağı yaktım,
fritözü üzerine koydum. İçine yağ koydum. Ama yanmaya,
erimeye başladı." Satış görevlileri müşteriyi kusur
kendisinde olduğu için ürünü değiştiremeyeceklerine
ikna etmekte oldukça zorlanmış.


- Bulaşık makinesi her işe yarar. Servis elemanları
Türkiye'nin dört bir yanından gelen "Bulaşık makinem
tabakları, bardakları çiziyor ya da su boşaltmıyor"
şikayetlerini incelemek için gittikleri evlerde
müşterilerin ıspanak, lahana gibi yıkanması zor
sebzeleri bulaşık makinesinde yıkadıklarını, hatta
salça yapmak için domatesleri bulaşık makinesinde
yumuşatanlar olduğunu görünce şoke olmuşlar.
Sebzelerdeki kumun, su çıkış borularını tıkadığı
ya da makinenin içinde kalarak bulaşıkları çizdiği,
bunun da arızaya yol açtığı ortaya çıkmış.


- Mersin'de son model bir ütü alan tüketici, elektrikler
kesilip işi yarım kalınca elektriksiz ütü yapmanın
yöntemini keşfetmiş! Ütüyü ocakta ısıtarak işine devam
etmek isteyen ev hanımı, ütünün gövdesinin yanması
üzerine bayisine başvurarak, ütünün değiştirilmesini
istemiş.


- Şanlıurfa'da bir müşteri, satın aldığı mikrodalga
fırında yumurta kaynatmayı denemiş. Deneme basınç
nedeniyle yumurtanın patlamasıyla sona ermiş.
Mikrodalga fırının infilak etmemesi şans olarak
değerlendirilirken müşteri, "Yumurta bile kaynatamıyor.
Bu fırını ne yapayım? Paramı geri verin" diyerek
bayisine fırını iade etmeye kalkmış.


- Mersin'de fırının içinde elbisesinin yandığını
söyleyen bir müşteri teknik servisi çağırmış.
Elbisenin yanarak fırının içine yapışmasından
muzdarip tüketiciye, fırınında sadece yemek
pişirmesi önerilmiş. Fırının içinde çamaşır kurutma
vakalarına sıklıkla rastlayan servis elemanları
ayrıca çok sayıda beyaz eşya sahibinin fırınlarının
içini mutfak dolabı olarak da kullandığına tanık olmuş.
İçinde unutulan şeker, elbezi, mutfak önlüğü gibi
malzemelerin yanması sonucu fırınların kullanılamaz
hale geldiği belirlenmiş.


- Diyarbakır'da ise buzdolabının içini aydınlatan
ışığı yetersiz bulan bir vatandaş, içine birkaç
mum yerleştirerek kendince sorunu çözmüş. Ancak
mum buzdolabının tavan kısmını yakınca üründen
şikayetçi olmayı ihmal etmedi.


- İstanbul'daki bir müşteri de kettle'ının
(su kaynatıcı) eridiği şikayetiyle servise başvurmuş.
Kettle'ın elektrik ile çalıştığını bilmeyen müşterinin
ocağın üzerine su ısıtıcısını koyarak suyu ısıtmaya
çalıştığı anlaşılmış. Ocaktaki ateşin erittiği kettle'in
yenisi ile değiştirilmesinde müşteri çok ısrarcı olmuş.
İstanbul'daki başka bir müşteri de elektrikli
karıştırıcıyı tencerenin içinden çıkarmadan yemek
pişirmiş. Alet eriyince de şikayetçi oldu.


- Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki tüketici toplantısında
bir kişi, buzdolaplarının sebzeliklerinin daha büyük
olması gerektiğini söylemiş. Bu talebinin nedeni
sorulduğunda, "Yaz ayları çok sıcak geçiyor. Ayakkabılarımızı
içine koyup soğutuyoruz. Sebzelikler büyük olursa
daha çok ayakkabı soğutabiliriz" cevabını verdi.


- Elazığ'ın Maden İlçesi'nde mağarada oturan bir
vatandaş, aşırı sıcaklardan bunalarak klima almış.
Mağarada elektrik bulunmaması sebebiyle dışardan kaçak
elektrik çekmiş. Yetersiz olan elektrik klimanın performansını
bozunca tüketici, klimanın randımanı düşük diye şikayette
bulunmuş.


- Bir bilgisayar firmasına müşteriden gelen şikayet:
'İlk disketi sürdüm, ikincisini sürerken çok zorlandım
üçüncüsü asla içeri girmiyor.'


- Yeni aldığı bilgisayarın çalışmadığını ileri sürerek
firmaya başvuran kadın sürekli, 'Ayak pedalına basıyorum
basıyorum makineden hiç ses gelmiyor' demiş. Ayak
pedalı'nın fare olduğu ortaya çıkmış.


- Bir bilgisayar firmasının müşterisi dokümanı
yazıcıya aktaramadığından şikayet etmiş. 'Bilgisayar
yazıcıyı görüyor mu' sorusuna karşılık 'Ekranı
yazıcıya doğru çevirdim ama hala görmüyor' cevabını
vermiş.


- Firmayı arayan bir müşteri, bilgisayarının faks
çekememesinden şikayet etmiş. 40 dakikalık telefon görüşmesi
sonucunda adamın kağıdı monitöre dayayıp 'Gönder'
tuşuna bastığı ortaya çıkmış.

Alıntı
15467  .::|~ ♠ Eğlence ♠ ~|::. / Board Oyunları. / Ynt: Tek Kelımeyle Ruh Halını Anlat : Aralık 21, 2008, 12:19:36 ÖS
HeycanLıı..
15468  .::|~ ♠ Eğlence ♠ ~|::. / Board Oyunları. / Ynt: Bugün Msn Nickinizde Ne Yaziyor. : Aralık 21, 2008, 12:18:39 ÖS
[TEKEL]inLe tut beni [ALKOL]Larına Sar Beni n[EFES]ine BiLe Muhtacım
15469  .::|~ ♠ Eğlence ♠ ~|::. / Board Oyunları. / Ynt: Avatara Puan Verme... : Aralık 21, 2008, 12:15:43 ÖS
6..
15470  .::|~ ♠ Eğlence ♠ ~|::. / Board Oyunları. / Ynt: Alttakımı Usttekımı :) : Aralık 21, 2008, 12:14:36 ÖS
ALt Diiim Barii Zuhahaha
Sayfa: 1 ... 1542 1543 1544 1545 1546 [1547] 1548 1549 1550 1551 1552 ... 1562

- Sponsor Reklamları.
bakırköy escort | avrupa yakası escort | kadıköy escort | istanbul escort | anadolu yakası escort | antalya escort | escort | bayan escort | escort bayan | escort | bayan escort | escort bayan | escort | bayan escort | samsun escort | escort bayan | escort bayan | anadolu yakası escort | anadolu yakası escort | ataşehir escort

Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular