Yemek & Tatlı Tarifleri
Gülşahın Mutfağı
yemek tarifleri
Dizi Film izle
Dizi & Film Siteniz
film izle
Atv izle
Direktv izle
atv
Gürses Gazete
gazete oku
Gürses Gazetesi
Film siteniz
Bifilm Molası
Film izle
Reklam
Reklam Alanı
İletişim

Duyurular
WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
Webcanavari.NET 7 Yaşında.. Tıkla ve Kutla Gülmek :)

  Mesajları Göster
Sayfa: 1 ... 1542 1543 1544 1545 1546 [1547] 1548 1549 1550 1551 1552 ... 1563
15461  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Siirt Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:15:34 ÖS
SİİRT



ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Siirt bölgesinde, târih boyunca çeşitli milletler ve kültürler gelip geçmiştir. 1071 Malazgirt Zaferinden sonra buraya hâkim olan Artuklular, göçebe Türkleri yerleştirerek bu bölgeyi Türkleştirmişlerdir. Diğer kültür ve milletlerin izleri kaybolmuş ve bölge Türk-İslâm kültürüyle yoğrulmuştur. Türk aşiretlerinin örf, âdet ve gelenekleri birçok yerde hâlen devam etmektedir.

DOĞUM

Evlilik telaşının sona ermesiyle, doğum hazırlıklarına başlanır. Özellikle ilk doğum büyük ilgi uyandırır. Doğum haberi kızın ailesi ve yakın akrabalarına hemen ulaştırılır. Doğumun ilk günü kızın annesi süt gönderir. Aradan bir hafta geçtikten sonra kızın annesi tarafından hazırlanan çocuk çeyizi götürülür. Bu eşyalar arasında; kundak ve elbise, pijama, havlu, pudra, kolonya, bir kaç sabun, bir kaç kat elbise, atletler, kilotlar, lastik kilotlar, muşambalar, salya önlükleri, zıbın, yorgan, yastık, kırlent ile anneye bir takım elbise ve bir teneke çekirdek bulunur. Çekirdek arasında misafir şekeri, fıstık ve leblebi vardır. Ailenin maddi durumuna göre çocuğun beresine çeyrek, yarımlık veya bir altın lira iliştirilir.

Doğum yapan kadın kırk gün dışarı çıkmaz. Evde yalnız da bırakılmaz. Bu müddet zarfında ev işlerine karışmaz. Kız annesi ilk gün süt, ikinci gün kebap, üçüncü gün büryan gönderir. Bundan sonra yakın akrabalar doğum tebriğine gelirler. Hediyelerini getirirler. Çocuk erkek ise hediyeler daha kıymetli olur. Kırkıncı günün sonunda gelin baba evine giderek orada bir hafta kalır. Kendisine ve çocuğa verilen hediyelerle eşinin evine dönerek, artık normal anne hüviyetine kavuşur.
SÜNNET

7-8 yaşına varan bir çocuğun babası, maddi imkanlarına göre kendi çocuğuna ve komşu öksüz çocuklardan birkaçına yeni elbiseler yaptırır. Sünnet günü cümadır. Cumadan iki gün önce davullu, sazlı ve sözlü eğlence yapılır. Cuma günü en güzel şekilde giydirilen çocukların başlarına dizili altınlar konulduktan sonra, mahalle çocukları ile birlikte araçlara bindirilerek şehir içinde gezdirilir. Cuma namazından sonra davetliler eğlence yerinde toplanır. Burada sünnet evi tarafından hazırlanan yemekler yenilir. Sünnetçi davetlilerin huzurunda çocukları sünnet ettikten sonra boş bir tepsi gezdirerek para toplar. Sünnetten üç gün sonra dost, akraba ve komşu kadınları sünnet evine tebriğe, hediyeleri ile birlikte giderler. Yemeklerini yiyerek dağılırlar ve sünnet merasimi tamamlanmış olur.
ÖLÜM

Siirt'te ölen kişiye çok büyük değer verilir. Uzun süre yas tutulur. Erkekler bir süre tıraş olmazlar. Ölüm haberi ölü evinden yükselen feryatlarla duyulur. Ölüm hangi saatte olursa olsun, komşular ve haberi işiten akrabalar cenaze evine koşarlar. Ölğm gece olmuşsa cenaze yıkanır. Bulunan hocalarla sabaha kadar hatim indirilir. Sabahleyin camilerde sela verildikten sonra toplanan kalabalıkla tabut, cenaze namazı içi en yakın camiye götürülür. Ölen kadın ise tabut üzerine entarisi ve tülbenti, erkek ise şapkası ve çeketi, talebe ise önlüğü konulur. Genç yaşında ölenlerin tabutları çeşitli enklere boyanır. Yaşlı ise sadece yeşile boyanır. Ölen çocuk ise tabut yapılmaz. Sadece aile efradı tarafından üzerine eşarp artülür ve kucakta taşınır.

Cenaze namazı kılındıktan sonra camide ıskat töreni başlar. Bir mendilin içine ıskat için çıkarılacak paranın on mislinde yerleştirilen altınlar, ölenin yaşına eşit sayıda sıralanan cemaate tek tek dolaştırılır. Bu dolaştırma sırasnda mendili bir kişi taşır ve herkese hibe ederek tekrar hibe alır. Bu alış-verişe (kubul tü minke vehaptu ileyke) denir. Iskat için çıkarılan paralar, imama, müezzine, fakirlere ve cemaate dağıtılır. Bu bir nevi keffaredir. Cenaze namazından sonra tabut camiden mezarlığa kadar eller üzerinde taşınır. Tabut önünde giden bir-iki çocuk Kur'an-ı Kerim cüzlerini ve "İmraba" sandıklarını taşır.

Camide dağıtılan ıskat paralarından ayrı olarak cenazeyi kaldırmak "Şeyle" için çıkarılan diğer paralarla, mezarlıkta tilavet edilen Kur'an-ı Kerim için; imamlara, hafızlara, cüzleri taşıyan çocuklara ve talkını yapan hocaya ücreti verilir. Ayrıca, ölü yıkayıcısına, tabutu yapan marangoza, mezar kazıcısına ve teneşir taşı tahtasını taşıyana paralar dağıtılır. Mezarlıkta dini merasim bitince, ölenin işyeri veya evine gidilir. 5-10 dakikalık istirahatten sonra baş sağlığı dilekleri iletilir ve cemaat dağılır.

Gömüldüğü günün gecesinden başlayarak ölü için üç gün süren "Helete" ve ziyaretler yapılır. Camide uygulanan bu adetler gereğince dört ikindi, üç sabah olmak üzere yedi ziyaret yapılır. Ziyaretlerde hafızlar Kur'an-ı Kerim okur. Gelenlerde huşu içinde bağdaş kurarak dinlerler. Ancak günümüzde ziyaret adetleri terk edilmiş, sadece akşam namazından sonra ki "Helete" sadeti devam etmektedir.Gelenler, her hafız değiştiğinde kalkıp gidebilirler. Ziyaretler devam ederken bu günlerin akşamları yatsı ezanına kadar camilerde "Helete" diye tabir edilen tören uygulanır. Bu törende "Helete" ayeti ile başlayan (insan) Sure-i Celilesi ve bazı küçük ayetlet okunarak hayır dualar okunur. En fazla ilgi toplayan ve 20-30 dakika kadar süren bu töreni, sonuna kadar takip etme mecburiyeti vardır. Yatsı namazını kılan ölünün yakınları topluca ölü evine giderler ve kısa bir süre kalarak dağılırlar.

Ölü evine, yakın akraba ve dostları tarafından ilk gece yemek gönderilir. Çünkü, ölenin aile efradı üzüntüsünden yemek yapmamıştır. Üç gün süren Helete ve ziyaretler müddetince gelenler ölünün yakınları tarafından kapıda ayakta karşılanırlar. Ailenin küçükleri gelenlerin ayakkabılarını düzeltirler. Taziyeye gelenlere herhangi birşey ikram edilmez. Yalnız Helete sonunda camiden ayrılanlara kapıda sigara ikram edilir. Bu törenlerden başka kadınlar da üç gün süreyle taziyeye giderler.

Ölümden sonraki cumadan başlamak üzere, üç cuma kadın ve erkekler ayrı ayrı mezarlığa gidilerek, ekmek, helva, pasta, kurabiye ve meyve dağıtılır. Bunlar dost ve akrabalar tarafından hazırlanarak Perşembe günü ölü evine götürülmüş olur. Ölümün altıncı gününde kadınların katıldığı "İsboh" adı verilen bir tören yapılır, kadın hafızlar Kur'an-ı Kerim ve kasideler okur.
Sosyal bir dayanışma ve kaynaşmayı gerçekleştiren ziyaretler ve Helete sayesinde, ölü yakınlarıyla dargın olarlar barışırlar. Ölü ailesi takip eden ilk bayramda dışarı çıkmaz ve evinde oturarak taziyeye gelenleri kabul eder.

Bu ziyaret sırasında sigara ve son zamanlarda da şeker ikram edilmeye başlanmıştır. Ölenin ismi genellikle aile içinde anılmaz. Ancak ölünün (varsa) yeni doğan bir torununa ad olarak verilir. Dul kalan kadınların çoğu evlenmezler. Çocukları varsa bütün hayatlarını onlara vakfederler. Dul kalan erkekler ise aradan kısa bir müddet geçince genellikle sessiz bir şekilde evlenirler. Dulların evlendikleri gece, evlenen dul erkek ise, ilk karısının ailesi tarafından mezarlığa gidilir, akşama yakın bir zamanda merhum kadının mezarı başında mum yakılır. Ölümden bir sene sonra, hali vakti yerinde olanlar mezara lahit yaparlar. Ayrıca, her bayram arefesi mezarlıklar ziyaret edilerek, fakirlere para ve yiyecek dağıtılır, Kur'an-ı Kerim okutulur.
EVLİLİK

Kız Beğenme

Mayıs ayında başlayan ve "Şihir" tabir edilen ilkbahar gezmelerinde, düğünlerde, aile toplantılarında vb. umumi yerlerde kızı görüp beğenen erkek, ailesine açılır ve "Falan kız kimlerden?" diyerek o kızı istediğini ima eder. Bunun üzerine erkek ailesi kız hakkında etraftan bilgi toplamaya başlar. Sonuç olumlu olursa, kadınlardan kurulu bir topluluk, kızı ailesinden ister. Kız evi nazlanır ve aynı zamanda erkek hakkında araştırma yapar. Bu ara geliş-gidişler devam eder. Araştırma neticeleri uygunsa, kız evi rıza gösterir ve bunu kahve-şeker ikramıyla belli ederek "Allah hayırlı etsin" temennisinde bulunurlar. Kız tarafı, damat tarafı erkeklerinin, kendi erkeklerini ziyaret etmesini isterler. Erkekler arasında isteme şekli daha samimi ve daha kısadır. Diğer bir deyişle iş kadınlar tarafından olgunlaştırılmış, erkekler tarafından noktalanmış olur. Bunu takip eden bir iki gün içinde gündüz kadınlar, gece erkekler olmak üzere, iki koldan kız evine gidilerek söz kesimi "Temlihkeyye" yapılır.
Nişan

Önce erkek tarafı nişan yüzüğü için ölçü ister. Arkasından da kız tarafı ölçü ister. Buna göre yüzükler alınır. Nişan günü erkek tarafı gelin evine bir torba kesme, bir torba toz şeker, iki kilo kahve ve yeteri kadar sigara ve kibrit gönderir.

Kapısı ardına kadar açık bırakılan kız evine gelen misafirler erkek ve kadın olarak ayrı ayrı toplanırlar. Misafirlere şeker ve kahve ikram edildikten sonra imam, nişan duasını üç defa okur. Her defasında "Oğlumuz falana, kızınız falanı veriyormusunuz?" diye tekrarlar. Kız tarafının bir büyüğü "Atayna" (verdik) der. Bu söz üzerine damat adayının kardeşi veya genç bir yakını derhal yerinden fırlayarak "Verdik" diyen kimsenin ve hocanın elini öper ve fatiha okunur. Merasimin bitirildiği hemen kadınlara ulaştırılır. Damat tarafının kadınları, bu olayı "Tililili" (sevinç çığlıkları) ile ilan ederler, ve eğlence ile takılar takılır.

Nişan tarihinden bir hafta sonra Perşembe gecesi damadın yakın akrabaları toplanarak kız evine giderler. Misafirler biraz istirahat ettikten sonra gelinlik kız, yaş sırasına göre gelenlerin ellerini öper, onlar da kendisine çeşitli hediye veya para verirler.
Nikah

Nişanlılık devresi devam ettiği müddetçe damat tarafı, gelinlere izzet ve ikramlarda bulunur. Her mevsimin meyvelerinden götürülür. Bayramlarda bayramlık hediye verilir. Mahalli günlerden olan Cıgor'da baklava, portakal; Yumurta Bayramı'nda sayıları 100 ile 500 arasında yumurta gönderilir.Her iki taraf içinde iktisadi bir yıkım olan bu adetler, çok yavaş bir şekilde terk edilmektedir. Önceleri damat tarafını masrafa sokan bu adetler, evlilikten sonra kız yakınları tarafından ömür boyu devam ettirilir.
Pazartesi günü evli telaşı,
Çarşamba gelince kına yarışı,
Cuma gecesinde inletir başı,
Şarkın incisi güzeldir Siirt.
Damat tarafının hazırladığı hamam takımı, ayakkabı, manto, çanta gibi bütün eşyalar sandık içinde kız evine götürülür. Güğüm ve bakır ibrik kız tarafından çıkarılır. Kız evi, gelen kadın misafirlere çeşitli yemekler ikram eder. Kız evinde her iki taraftan toplanan kadınlar huzurunda tarafların çıkardığı çeyiz eşyaları tek tek gösterilir. Her gösterişte bir alkış tufanı kopar. Bu sırada kız ailesi tarafından damadın yakınlarına hazırlanan "Sabahiye" denilen hediyeler de teşhir edilir. Bu eşyalar gerdek gecesinin ertesi günü Cuma sabahı sahiplerine verilir. Bu teşhir işine "Şebeş" adı verilir.

Düğünler dört gün sürer. Bu dört gün boyunca yapılan hazırlıklar damat evinde yürütülür. Gelin evinde sadece genç kızlar ve kadınlar eğlence düzenlerler. Düğünün ikinci günü olan Salı günü gelinin eşyaları damat evine taşınır.
Kına Gecesi

Çarşamba gecesi kına gecesidir. Sabahleyin gelin, damat ailesinin kadınlarıyla hamama götürülerek sevgi gösterileri arasında yıkanır. Damat tarafı, hamama mevsimine göre çeşitli meyveler gönderir. Geceleyin damat tarafı kalabalık bir erkek-kadın topluluğu ile kız evine kına götürerek gelinin eline sürerler. Bu kınanın içine damat tarafı bir miktar para koyar. Gelin evinden dönüşte tekrar eğlencelere başlanan erkek evinde, damadın da eline kına sürülür. Kına misafirlere de dağıtılır.

Erkekler arasındaki eğlenceler kadınlarınkine göre nispeten daha renkli olur. Geç saatlere kadar devam eden eğlencelerden sonra damat sabaha karşı damat ve yakınları için tümüyle tutulan hamama arkadaşlarıyla birlikte gider. Yıkandıktan sonra topluca damat evine gidilerek mükemmel bir sabah yemeği yenilir.

İkindiye doğru damadın tıraşı merasimle yapılır. Damadın odası gelin evinden gelen kadınların ve komşuların yardımlarıyla düzenlenirken, gelin de yakın arkadaşları tarafından süslenir ve baba evinde son dakikalarını yaşamaya başlar. Süslenen gelin yatsıya kadar gelinlik elbisesi ve duvağı ile oturarak komşuları tarafından ziyaret edilir. Yatsıdan sonra damat ve taraflarınca damat evine götürülür. Bu sırada sağdıçlar damada talimat verir.Sağdıç, damadın akrabası veya yakın dostlarından biridir. Aynı şekilde gelinede ablası veya yengesi nasihat ederek sağdıçlık görevini yerine getirmiş olur. Damadı, arkadaşları salavatlar arasında giydirirler. Damadın elbise düğmelerini iliklememesi, ayakkabı bağlarını bağlamaması tenbih edilir. Gelinle birlikte koltukta karşılıklı otururlarken gelinin damadın ayağına basmaması için dikkatli olması tavsiye edilir. Çünkü, gelin damadın ayağına basarsa, erkek evlilik müddetince karısından korkar ve kılıbık olurmuş. Aynı şekilde merasim sırasında damadın bekar kızlar tarafından "Murat" (dilekleri olsun) diye çimdiklenmemesi hususu hatırlatılır.

Gelin, damat evine gelirken damadın kardeşi veya en yakını tarafından elinden tutularak kalabalık arasında salona çıkarılır. Gelin tam cümle kapısından girerken içinde bozuk para ve arpa bulunan bir testi, büyük bir gürültüyle kırılır. Böylelikle gelinin kayınbaba evinden korkacağına inanılır. Arpa, gelinin erkek çocuk doğurması içindir. Gerdek odasının önündeki salonda hazırlanan koltuklarda karşı karşıya oturan gelin ile damadın üstüne para serpilir. Damat, gelini salona girerken, etrafa para saçarak karşılar. Dualar ve salavatlar arasında bir müddet salonda oturan damadın elinde mumlarla süsle bir tabak bulunur. Son zamanlarda mumlar yerine ampul veriliyor. Kalabalığın dağıtılması için, gelinle damadı hemen gerdek odasına sokarlar. Etrafın dağıldığına kanaat getiren erkek, abdest alarak iki rekat şükür namazı kılar ve dua eder. Namazı bitiren damat, soyunmadan önce eline hediyesini verir. Daha önceden gerdek odasındaki masaya konan "Damad Mendili" diye tabir edilen bohça içinde bulunan kuruyemişlerden birbirlerine ikram eden gelin ve damat, kurdukları yuvanın geleceğinden konuşarak geç saatlere kadar uyumazlar.

Ertesi gün sabah namazından evvel uyandırılan damat, hamama götürülür. Öğle vakti Cuma Namazı kılınır. Dönüşte akraba ve yakın arkadaşları ile öğle yemeği yer. Gelinin akrabaları hediyeler ve iki tepsi baklava ile kızlarını görmeye gelirler ve öğle yemeğini burada yerler. Üç gün sonra akşam, dost ve akrabalarla birlikte damat gelini babasının evine götürür. Kayınpeder ve kayınvalidesinin elini öper ve hediyesini alır. Bu hediye kol saati, yüzük veya elbiselik kumaş olabilir. Bu ziyaretten yedi gün sonra da gelin terafı kızlarını görmeye giderler ve hediyeler götürürler. Evlilikten kırk gün sonra, gelin babasının evine gider. Bir hafta orada kalır. Bundan sonra gelin tarafı damatlarına bir akşam yemeği verir. Vakit ilerleyince damat, hanımı ile birlikte evine döner. Böylece kuruluşu tamamlanan yeni aile, yaşayışına normal bir şekilde devam eder.
Cigor

Mahalli bayramların başında gelen cıgor, Şubat ayının ilk Pazartesi günü başlayıp 3 gün devam eder. Şubat ayının ilk Pazartesi aynı zamanda Hıristiyanlarda perhiz günüdür. Bir zamanlar bölgede yaşayan hıristiyanlara göre nazire olarak kullanılan Cigor'un Arapça gegir, gıcık (kızdırma) kelimesinden türemiş olabileceği, veya baharla birlikte insanların çevreye çıkmaları anlamında "Çık gör" olabileceği düşünülmektedir. İlk günde erkekler, diğer günlerde de kadınlar ayrı ayrı tepelere gezilecek yerlere giderler. Özellikle Botan Nehri kenarında bulunan Rasulhacer (Taşbaşı) Mağaraları'na gidilir. Burada, ilkbaharın müjdecisi olan, nergiz çiçeklerini toplarlar. Günün özel yemekleri olan Bunbar, cokat, pekmez tatlısı, rayoşu meketip ve mevsim meyvelerini beraberinde getiren halk, akşama kadar burada eğlenir. Bu bayram dolayısıyla nişanlı kız ve evli kadınlara hediyeler gönderilir. Aynı gece damlarda "Suke" denilen meşaleler yakılarak baş üzerinde dakikalarca çevrilir. Mevsim şartları el vermediği zamanlar bu törenler, evlerde yapılmaktadır.
Yumurta Bayramı

Her yıl Mayıs ayında kutlanan bu yöresel bayram nedeniyle, bütün evlerde yumurta kaynatılır. Nişanlı ve yeni evlilere 100 ile 500 arasında yumurta gönderilir. Kurulan bayram yerinde çeşitli renklere boyanmış yumurtalar tokuşturulur. Bir araya gelen erkekler çeşitli oyunlar oynar. Uzun atlama ve koşu müsabakaları yapılır. Ertesi gün nişanlıların eğlenceleri başlar. Buna "Sıhril Memelik" (nişanlı teşhiri) denir. Her aile, müstakbel gelinini alıp Şeyh-üt Türki Yamacı'ndaki Şeyh Osman Mevkii'ne götürerek eğlenirler.
Şihirler

Bu kelime sergi, panayır anlamına gelmektedir. Her yıl Mayıs ayının 13. gününe rastlar. Bir ay devam eder. Şihirler şehrin dört bir yanında bulunan türbelerde icra edilir. Buralara giden genç kız ve kadınlar en güzel elbiselerini giyer ve eğlenirler. Bilhassa genç kızları kadın görücüler burada tanır ve beğenirler.
Dem

Ocak ayının ilk haftasında kutlanan "Dem Günü" 'nde Noel Baba tipinde "Devveme" (devam ettiren) ve inek suretinde olan bir iyilik meleğinin evlerin bacalarından girerek şöminenin yanına altın ve mücevher bırakılacağına inanılırdı. Üç gün süren bu kutlama nedeniyle her gece değişik türde yağlı yemekler ve tatlılar yenerek "Devveme" beklenirdi. Çocuklar gündüzden hazırladıkları yeşil otları şöminenin yanına bırakır, Ayrıca, üzüm ve cevizle de bu karşılamayı takviye ederlerdi. En ufak bir hışırtıya uyanarak "Devveme geldi!" diye sevinirlerdi. Bu geleneğin Noel'le aynı zamana denk düşmesi, bunun eskiden Siirt'te yaşayan Hıritiyanlardan kaldığını göstermektedir. Bu gelenek nedeniyle evlerin bacaları birkaç gün evvelinden temizlenirdi. Böylece yangınlara karşı bacalar temizlenmiş olurdu. Bu geleneğin baca temizliği sağlamak için süregeldiği söylenebilir. Bu gelenek bugün unutulmuştur.
YÖRESEL YEMEKLER:

Siirt köftesi, büryan, varak kek, aside, imcerket perde pilavı, ayranlı yarma, rayoşu meketip ve humbardır.

YÖRESEL GİYİM:
Kadın Giyimi: Kadın giyiminde gençlerde peçe, yaşlılarda çarşaf, parlak renkli ipekli entariler, dağ köylerinde beyaz renkli elbiseler giyilir. Entariler yandan yırtmaçlı olup, önü bele tutturulup, önlük veya peştamel gibi kullanılır. Bâzı yerlerde beli ince, eteği bol büzgülü fistan, bunun üzerine pul işlemeli yelek ve bol şalvar giyilir. Ayaklara renkli yün çorap, çarık, iskarpin ve lastik ayakkabı giyilir.

Erkek Giyimi:Mahallî erkek giyimi "şal-şepik"tir: Tiftikten dokunan bol pantolon, kol ağızları yırtmaçlı yakasız cekettir.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Başlıca mahallî oyunlar Temirağa, Kartal Oyunu, Kara Kıştani, Govent, Girani, Botani, Mirani, Roşkani, Cacani ve Soro oyunlarıdır. Ayak tipi oyunlar hâkimdir. Siirt çevresinde çok değişik mahalli oyunlara da rastlanır. Hemen hemen her ilçede ayrı bir oyun çeşidi görmek mümkündür. Sayıları otuz'u bulan oyunlar arasında en meşhurları: lörke, karakıştan, hirpani gibi oyunlardır. Özellik taşıyan müzik aleti yok gibidir. Davul-zurna ve tefler kullanılmaktadır. Ayrıca, "Mıtrıp" denilen yerli çingenelerin kullandığı, dut ağacından yapılan bir nevi kemençe vardır. Bu kemençelerin telleri at kuyruğundan özel surette yapılmaktadır. Halk Oyunlarının tamamında bir anlam yüklü olduğu görülür. Yaşantının ve doğa koşullarının oyunları etkilediği belli olur. Siirt'te oynanan diğer oyunlar : Seyhani (Saygı oyunu), Mirani (beyler oyunu), Dello Can (zafer oyunu), Kızlar (Gelin götürme oyunu), Temer Ağa, Papore (ihtiyar oyunu), Şoro (şirin kızlar oyunu), Kartal oyunu, Siirt üç ayak lörke, Çaçan, Nöbet, Güci oyunu, Yadesta (al oyunu), Nanet, Belite.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Veysel Karani Türbesi, Büryan Kebabı, Perde Pilavı, Saat Kulesi, Siirt Yünlü Battaniyeleri, Derzin Kalesi, Billoris Kaplıcası, Jirkan Kilimi
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Rivayete göre Sert kelimesinin bozulmuş şeklidir.
15462  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Batman Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:14:58 ÖS
BATMAN





ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ KIZ GÖRME VE KIZ İSTEME :

Evlenmeler, görücü usülü ile yapıldığı gibi, gençlerin birbirlerini görüp tanımaları ile de yapılmaktadır. Evlenmede görücü usülünü anlatacak olursak; erkek tarafı görücü gözüyle kız evine gider. Gelinlik kız tarafından sunulan kahveyi içerek kızı değerlendirirler. Kızı tekrar görmek isterlerse su isterler. Erkek tarafını temsilen yaşlı bir kadın, su getiren gelin adayının fiziğini süzer. Yürüyüşünü inceler, hafif seslenişle işitme özelliğini, ayrılırken de öperek ağız kokusunun olup olmadığını öğrenmeye çalışırlar.

Görücü kız evinden ayrılırken, kendi aralarında beğendikleri kızı kimin için isteyeceklerini, istenildiği takdirde verilip verilmeyeceği hususunu kız yakınlarından sorup öğrenirler. Erkek tarafı bazen aracı kullanarak kız tarafından kız istemek üzere evlerinde çay içmeye gelip gelmeyeceklerini ve gün vermelerini isterler. Kız tarafı gerekli araştırmayı yapmak için " Biz de aile arasında konuyu düşüneceğiz. " diyerek zaman isterler. Kız tarafı isteği uygun görürse erkek tarafının aracısı ile çay içmek için misafir oldukları günü bildirirler. Bu da kızın verileceğinin teyidi olur.

Erkek tarafı imam ile birlikte birkaç kişilik grupla kız evine gider. Kız istenir ve söz kesilir. Bundan sonra nişan ve düğün yapılır. İlimizde düğünler genelde Perşembe ve Cumartesi günleri başlar. Takip eden günlerde devam eder. Düğünlerde davul, zurna, tef, kemençe ve kaval çalınmaktadır.

BAŞLIK PARASI :

Hızlı bir gelişim ve bu meydanda değişim gösteren topluluğumuzda eski adetlerin yerini yeni değer yargılarının aldığı görülmektedir. Toplumumuzda sosyal bir yara olan başlık parası kısmen kalkmıştır. Şehir ve ilçe merkezlerinde bilhassa okumuş aileler arasında bu usül terkedilmiştir. Köy bazında özelliğini muhafaza eden başlık geleneği, başlık parası alan kız tarafının bu paranın üstüne ilaveler yaparak geline çeyiz yapması suretiyle sürdürülmektedir.

CENAZE TÖRENLERİ :

Cenazenin kaldırılmasını müteakiben üç gün taziye kurulur. Bu süre köylerde daha da uzar. Cenaze yakınları bu sürede işlerine gitmez. Başsağlığı vermek üzere çevreden gelenleri karşılarlar. Başsağlığı, ( Taziye ) için cenaze evine gelenler, maddi durumlarına göre beraberlerinde çay şekeri, un, yağ gibi hediyeleri getirirler. Bu durum il merkezinde yapılmaktadır. Başsağlığı ( Taziye ) için gelenler, Kur'an-ı Kerim'den bir sure veya Fatiha Suresini okur. Meftaya rahmet ve mağfiret dilerler. Eve gelen misafirlere çay ve yemek verilir.

SÜNNET :

Dini bir vecibe olan sünnet, ailelerin maddi gücü nispetinde yapılan eğlence ile başlar. Önce sünnet olacak çocuk, arkadaşlarıyla birlikte araba ile şehirde gezdirilir. Sünnet giysileri giydirilir. Sünnet öncesinde evlerde mevlit okunur. Daha sonra davetlilere yemek ziyafeti verilir. Seçilen kirvenin kucağında çocuk sünnet edilir. Kirve, ömür boyu bir akraba gibi değer görür ve aileden sayılır.
YÖRESEL YEMEKLER:
Güneydoğuya has lezzetli yemeklerin tümü Batman'da pişirilmekte ve çok nezih ortamlarda misafirlere ikram edilmektedir. Temel besin kaynaklarını oluşturan et ve süt ürünleri ile hamur işlerinden oluşan yemekler, özellik arz etmektedir. Bol yağlı et yemekleri yanında, içli köfteler, taze ve kurutulmuş sumaklı dolmalar, bumbar ve bağırsak dolmaları, Şam börekler ve çok yaygın olan çiğ köfte ile birlikte yöreye özgü çamurdan yapılan tandırlarda pişirilen tandır ekmeği, perde pilav, mercimek ve yayla çorbaları Batman il mutfağının başlıca yemekleri arasında yer alır.
YÖRESEL GİYİM:
KADIN GİYSİLERİ
1. BAŞA GİYİLENLER : Kofi, Temezzi ve tülbent
2. SIRTA GİYİLENLER : Fistan, şalvar, ( İç donu ) Kuşak ve yelek
3. AYAĞA GİYİLENLER : Yün çorap ve kundura
4. TAKILAR : Dizili altın, gümüş gerdanlık
5. SÜSLER : Sürme ve hızma
6. SAÇ ŞEKİLLERİ : Örgülü saç,

1.BAŞA GİYİLENLER
1.1.KOFİ ( PÜSKÜLLÜ ) : Kadınların başına giydikleri, yan tarafları örgülü siyah saçaklı, saçaklar yanlardan sarkık ve serbest biçimdeki kadın başlığı, kadın boynuna olduğundan biraz daha uzun göstermesi bakımından önemlidir. Kofinin ön yüzeyi sarı altınlarla süslenir.
1.2.TÜLBENT ( TERHİ - ÇARİK ) : Beyaz renkli, etrafı çeşitli renklerle, boncuk oyalı, ( yaşlı, dul ve yaslı kadın tülbendi sadedir. )
2.SIRTA GİYİLENLER
2.1.FİSTAN ( KIRAS ) : Siyah zemin üzerine, parlak desenli, işlemeli, kadife kumaş, belde küçük pililidir. Bol kollu, büzgüllü, manşetlidir. Ensede üç düğmeli ve sıfır yakalıdır.
2.2.ŞALVAR ( DERPİ ) : Basma renkli, paçaları lastiklidir.
2.3.YELEK : Kırmızı renkli, süvet kumaştan yapılmış, kenarları sarı işlemelidir.
2.4.KUŞAK : İpek kumaştan yapılmış, selemontte denilir. Sarı renklidir.
3.AYAĞA GİYİLENLER
3.1.ÇORAP ( GORE ) : Yünden örme, düz veya işlemelidir.
3.2. KUNDURA : Siyah renkli olup, poçiksizdir

ERKEK GİYSİLERİ
1. BAŞA GİYİLENLER :Siyah püskülü agal.
2. SIRTA GİYİLENLER : Gömlek,yelek kuşak ve şalvar
3. AYAĞA GİYİLENLER : Yün çorap ve kundura
4. TAKILAR : Köstet ve pazubent

1.BAŞA GİYİLENLER
1.1 AGAL Zuhahahaüz siyah veya siyah beyaz karışımlı ve püsküllüdür. Yün kumaştan yapılmıştır.
2. SIRTA GİYİLENLER
2.1.GÖMLEK : Hakim yaka önden üç düğmeli veya boydan da düğmeli olabilir.
Sarı kırmızı renkler hakimdir. Celok veya kurtek adı da verilir. Kolları uzun ve bileği manşetlidir.
2.2. YELEK : Siyah ve gri kumaştan yapılır. Geniş yakalıdır. Sırtı astarlı ve tokalıdır. En az beş düğmeli ve iki ceplidir.
2.3. KUŞAK : İpek kumaştan yapılır. Renkli ve geniştir.
2.4. ŞALVAR : Siyah veya gri renkli kumaştan yapılır. Ağı boldur. Bele uçkurla bağlanır. Paça dizden aşağı dardır.
3. AYAĞA GİYİLENLER
3.1 ÇORAP ( GORE ) : Yünden örme, düz veya işlemelidir.
3.2. KUNDURA : Siyah renkli olup, poçiksizdir.

KADIN GİYİM KUŞAMI
BAŞ
A- GİYİLENLER: AYNALI KOFU, TUNÇ VE TEMEZİ (POŞU) SAÇ ÖRGÜLERİ.
B-ÖRTÜLENLER:LAÇIK (LEÇEK YADA TÜLBENT), ĞELİ (BÜYÜK NAKIŞLI POŞU)
C- GENELLİKLE KULLANILAN RENKLER VE BİÇİM: RENKLER SERBEST OLARAK KULLANILABİLİR.AYNALI KOFU KULLANILDIĞI ZAMAN POŞULAR KOFU ETRAFINA BAĞLANIR, TÜLBENT BAŞA ÖRTÜLDÜKTEN SONRA , ÜÇ (3) RENK POŞU BİRİ SAĞA, BİRİ SOLA BİRDE ARKAYA GELECEK ŞEKİLDE BAĞLANIR.
BU BAZEN İKİ (2) RENK; OLARAK; BİRİ SAĞA BİRİ SOLA GELECEK ŞEKİLDE DE BAĞLANIR.
GELİNLERDE BUNLAR ÜZERİNE ĞELİ DE BAĞLANIR.
BEDEN
A- İÇ GİYİM: ASİU KIRAS(GECELİK),
HEVAL KIRAS FİSTAN ÇIKARILDIĞINDA KULLANILIR.
ALT: DERPE (ŞALVAR) GENELLİKLE BASMA VİSKONT KEŞMER, VE PAZENN KUMAŞLARDAN YAPILIR.
B-DIŞ GİYİM:YELEK , FİSTAN , PIŞT (PÜSKÜLLÜ KUŞAK) MEZER
AYAK:
GORE (ÇORAP):
DESENLİ OLUP OLMAMASINA KARIŞILMAKSIZIN AÇIK RENK OLMASI TERCİH OLUNUR.
ÖZELLİKLE BÖLGE KÜLTÜRÜNDEN VE YAŞAM TARZINDAN DOLAYI YÜN OLMASI GEREKMEKTEDİR.
ŞEKAL (AYAKKABI):
AYAKKABIDA RENK : GENELLİKLE SİYAH YADA BEYAZ OLARAK TERCİH EDİLİR.
(KIYAFET RENGİNE UYGUN OLMAK KAYDI İLE)

ERKEK GİYİM KUŞAMI
BAŞ
A- GİYİLENLER: EGAL KOLOS
- GENELLİKLE KULLANILAN RENKLER VE BİÇİM: RENKLER SERBEST OLARAK KULLANILABİLİR.
BEDEN:
ÜST:
İŞLİK: GÖMLEK DÜĞMELİ OLUP GENELLİKLE AÇIK RENK TERCİH EDİLİR. GÖMLEKTE YAKA BİSİKLET YAKA DEDİĞİMİZ YUVARLAK YAKADIR.
YELEK: DÜĞMELİ OLUP YANLARDAN İKİ CEPLİDİR.
SAĞ KOLDA MEZER (MUSKANI N KONDUĞU DERİ CÜZDAN)YANİ NUSAK BULUNUR
AKSESUAR OLARARK KÖSTEKLİ SAAT KULLANILIR.
ALT:
- ŞALVAR: BELDEN BÜZMELİ, BACAK VE BALDIR BÖLÜMLERİ GENİŞ AYAK BİLEĞİNİ İYİCE KAVRAYACAK ŞEKİLDE DİKİLİR.
RENK KULLANIMI SERBEST OLDUĞU HALDE GENELLİKLE RENK SİYAH VE GRİDİR.
AYAK:
GORE (ÇORAP): DESENSİZ VE AÇIK RENK OLMASI TERCİH OLUNUR. ÖZELLİKLE BÖLGE KÜLTÜRÜNDEN VE YAŞAM TARZINDAN DOLAYI YÜN OLMASI GEREKMEKTEDİR.
ŞEKAL (AYAKKABI):
RENK : GENELLİKLE SİYAH YADA BEYAZ OLARAK TERCİH EDİLİR.
(KIYAFET RENGİNE UYGUN OLMAK KAYDI İLE)
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Ğesiye K, Gırani K , Gırani K, Delilo K, Govend K, Hırpani K - B, Meyre K - B, Çaçane K, Çepik K,
Ğezale K- B, Zeyni E, Nare K , Doldurhan K, Dıpe K, Teşi K - B, Cinare K, Mame Ğus E, Şuru - mertal E,
Ayna K, Arani K, Keçkane B, Kız Kaçırma K, Goşkar E, Şimle K, Buku - zava K.

K = karma
E = erkek
B = bayan
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Hasankeyf Türbesi ve Kalesi, Raman dağı,Petrol,Petrol Rafinerisi
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Batman isminin nereden geldiği ile ilgili bir görüşe göre bugünkü Batman Çayının adı 1950'li yılların basında Iluh köyüne verilmiştir. Yaygın olan görüşe göre de Iluh köyünün aşağı kısmında ilk deneme kulesi kurulduğunda TPAO'nun tesislerinin bulunduğu bölgeye bakmaktan gelen Batman adı verilmiştir
15463  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Adıyaman Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:14:16 ÖS
ADIYAMAN




ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Adıyaman ili mağara devrinden itibaren günümüze kadar çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir çok kültürün yoğrulup özleştiği; sözü, giyimi,kuşamı, oyunu, düğünü, ve hayatın çeşitli dönemleriyle (doğum,evlenme,ölüm) ilgili adet ve inançları, misafirperverliği insan sevgisi hayat felsefesi , dünya görüşü, halısı, kilimi, cicimi, heybesi ile zengin bir yaşayan halk kültürüne sahiptir.

Folklor açısından bilimsel alan araştırmalarına konu olabilecek birikime sahip, çoğu yerde rastlanmayacak kadar özgün ve zengin kültürel değerler hazinesi olan Adıyaman ili günümüze kadar detaylı yeterli bir çalışmaya konu olmamıştır. Ancak bilimsel araştırmalar için bir ön çalışma başlatılmış bulunmaktadır.

Türk ve yabancı bilim adamlarının yapmış olduğu arkeolojik kazılar neticesinde elde edilen bilgiler doğrultusunda milattan önceki dönemlerde bile insanların yaşadığı zengin medeniyetlerin varlığını kanıtlayan Pirin Mağaraları ve günümüze kadar tahrip olmadan gelebilen tarihi eserleri ile insanlık tarihi ve kültürü açısından açık hava müzesi hususiyetini haizdir. Folklorumuzun bugüne gelişinde bu yapının şüphesiz etkisi vardır.

Teknolojinin ilerlemesi ve iletişim araçlarının gelişip yaygınlaşması ile kültürlerin daha hızlı kaynaşması ve değişmesi arasında sıkı bir bağ vardır. Bu kaynaşma ve değişim sürecini, Adıyaman İlinin folklorik bir çok unsurlarında da görmek mümkündür. Bu değişime giyim-kuşam, örf, adet, gelenek ve göreneklerin yanı sıra değer yargılarında da rastlamaktayız.


HARFANA
Adıyamana komşu olan illerde "Sıra Gecesi" de denilen "HARİFANE" sözlükte:"Esnafca herkes kendi masrafını hissesine düşeni vermek suretiyle ortaklıkla yapılan" demektir.
Adıyaman'da ise; Esnaf içinden guruplarca icra edilen bir program olup, Osmanlı döneminde kurulan Ahilik teşkilatının üyeleri olan esnafın, koşuşturmakla geçen bir haftanın yorgunluğunu ve stresini atmak için kafadengi arkadaş gruplarının kendi çaplarında hafta sonları pazar akşamında icra ettikleri bir eğlencenin adıdır.
ADIYAMAN'DA HARFANA ŞU ŞEKİLDE YAPILIR:
Öncelikle bu toplantı sadece erkekler arasında olur ve her hafta bir kişinin evinde yapılırdı.Ev sahibi, misafirlerine kahve ve ardın da çay ikramında bulunarak muhabbete giriş için ısınma hamlesini başlatmış olurdu.Muhabbet koyulaştıkça arada sesi güzel olanlar gazeller okur, maniler söyler, yanık türküler, uzun havalar ve şiirler okunurdu.Başta "Yüzük Oyunu" olmak üzere "Yok dememe" oyunu gibi oyunlar oynanır, hikaye ve masallar anlatılır.(Hikaye ve masal anlatımına "HEKET SÖLEMEH" denilirdi.) Cenk kitaplarından ve diğer mevcut olan kitaplardan bahis(konu)ler okunur ve cemaat büyük bir dikkatle dinlerdi. Bu da eğitimin bir parçası olarak görülürdü. Çünkü misafir ve toplum adabı, sözün söylenme biçimi, yeri ve zamanı gibi sosyal olayların yaşanarak öğretilip ve öğrenildiği mekanlar durumundaydı.
Bütün bu sohbetler ve oyunlar arasında ağızlar boş durmaz; Leblebi ve ceviz gibi çerez, bastık(pestil), kesme, kuru üzüm gibi kuru yemişler ikram edilirdi.Yemek olarak, sohbetin bir bölümünde Etli Köfte "çiğ köfte" ikram edilir, tatlı olarak da gedeyif (Kadayıf), paklavya (Baklava), sedır'ezem sucığı, tene hevlası)Helva), topa hevlası, şıllik (hamur işi tatlı)... gibi tatlılardan her ev kendi imkanları ölçüsünde ikramda bulunurdu.
Eğer söz konusu harfana ekibi alkol kullanan kişilerden oluşuyorsa, yiyecek ve içecekler arasına içki ile olması gerekenler yapılır ve yine saz ve söz'e bol bol yer verilirdi.Harfana dediğimiz bu hafta sonu (Pazar günü) eğlencesi o gecenin sabah vaktine kadar aralıksız devam ederdi.Söz konusu gecede adı geçen oyunlardan "Yüzük Oyunu" şu şekilde oynanırdı:
Harfana'ya iştirak eden kişi sayısınca boş kahve fincanı bir tabağın içine ters çevrilmiş ve içlerinden bir tanesinin içine yüzük konulmuş şekilde getirilir, herkes bir tanesini açar, kimin fincanının altında yüzük bulunursa o kişi " O gecenin masraflarını karşılama" cezasına çarptırılıdı.
YOK DEME OYUNU:
Yine harfanaya katılan kişiler biri birlerine değişik ve karışık sorular sorarlar. Bu sorulara karşılık olarak Evet, he... vs gibi ifadeler kullanabilirler ama, bunların yerine Yok(Hayır) kim derse işte o kişiye de gecenin masraflarını karşılama cezası verilirdi.


HIDIRELLEZ
Hızır ve İlyas (a.s.)'ın her bahar başlangıcında buluştuklarına inanılan, miladi takvime göre 6 Mayıs, Rûmî takvime göre ise 23 Nisan'a rastlayan güne verilen isimdir.Söz konusu günde, Hızır ve İlyas (a.s.) buluşarak sohbet ederler. Ve bu günlerde vakitlerini Allah yolunda olmanın ve birlikteliklerinin verdiği sevinçle kuvvet bulurlardı.
Hızır(a.s.)'nın Allah'ın lütfu ile dolaştığı yere yeşillikler çıkar, çorak yerler çiçeklere bezenirdi. İşte bu olaya dayanarak, halk zamanla bu günlerde buluşup, Hızır ve İlyas (a.s.)'ın geleneğini sürdürmek amacı ile özel anma ve dua günleri tertip eder olmuşlar.Ancak bu, zamanla asli hüviyetinden çıkarılarak, günümüzde olan şekliyle HIDIRELLEZ adını almıştır.
Günümüzde kullanılan manası ise, insanların kıştan kurtuluşlarının bir işareti ve bahar güneşinden faydalanma, piknik yapma, stres atma, eğlenme, nişan, düğün, sünnet törenleri tertip etme, uğursuzlukları giderme, adakta bulunma gibi düşünceleri gerçekleştirme amacıyla gelenekselleşen bahar bayramı inancıdır ki; bu tür bir inanç sonradan ortaya çıkmıştır.
Adıyaman merkezinde kutlanılan bahar bayramının adı, "SULTAN NAVRIZI" ya da "SEHRE" dir.Kutlama tarihi de, Rûmî takvime göre 6 Mart, Milâdî takvime göre ise 21 Mart günüdür."Sultan Navrızı" kutlamaları için şehrin iki ayrı mekanı kullanılmaktaydı. Bunlardan birincisi ve en kalabalık olanı, şimdiki Devlet Hastanesinin Kuzey tarafında, Karadağ'a yakın "NAKIBIN HAVIZI" denen düz, yeşil, su ve küçük bir havuzun bulunduğu açık bir alandı.
İkinci mekan ise, bugünkü Atatürk Şehir stadının Güney tarafında bulunan "YEDİ GARDAŞ" adındaki ziyaretin bulunduğu mekandı.Söz konusu gün gelmezden bir hafta-10 gün öncesinden hazırlıklara başlanır, çiğ köfte (Etli Köfte) için et siparişleri kasaba bir hafta 10 gün öncesinden verilirdi. Çünkü o günün öğle yemeğinde hemen herkes çiğ köfte yapacağından, köftelik et'e talep çok olmaktaydı.
SEHRE'ye gitmezden bir akşam önce, ev halkının daha önceden suda ıslattığı nohutları ekmek sacının (tandırın) iç kısmında ateşte kavurur, bu kavrulmuş nohutlar çerez olarak yenmek için hazırlanırdı.SEHRE'de sabah kahvaltısında yenilmesi için bir hamur işi olan "BEKMEZLİ TAPLAMA" yapar hazırlarlardı.Hazırlanan nevaleler sepetlerle, torbalarla ve bez sofralarla çıkınlar yapılarak eğlence yerine taşınırdı.
Eğer bu günü kutlayanlar içinde nişanlı bir kız varsa, kızın ailesi o günün ağır yemeklerinden olan pirinç pilavı ve Bekmezli Taplama mutlaka yapar, damat tarafı da gelin olacak kızın boynuna bir elbiselik kumaş atarlar. Halk arasında buna "Gelinin boynuna top atma" denirdi.Ayrıca bekar gençler için de bu gün çok önemli idi. Çünkü bu gençler, gelir, gizliden gizliye ideallerine göre bir kız bakıp beğenmeye çalışırlar, nişanlı olan gençler de, uzaktan nişanlılarını süzmeye çalışırlardı.
O gün insanlar yemek olarak, sabah kahvaltısına bekmezli taplama, öğle yemeğine günün vazgeçilmezi olan etli köfte başta olmak üzere, kavırmalı küfte, ö'r küfte, sovuh küfte, guzı sümıdı küftesi, mercimeklı küfte, karıştırmalı aş... gibi yemeklerin yanısıra; ne'necük, yarpız, çıldırım, gazayağı, ebekömeci gibi otlarla yapılan "MANCA" lar, yani salata çeşitleri yapar, ayran ile birlikte yer-içerler.Herkes yapmış olduğu yemeklerden birbirlerine ikram eder, bu şekilde tatlı bir karnaval havası yaşanırdı.
Baharın habercisi olan "NAVRUZ ÇİÇEĞİ" ni toplamak için, gençler dağlara tırmanır, topladıkları navrızları da önceden ikiye yarmış oldukları bir çubuğun arasına özenle dizer, öylece getirirlerdi. Kimi satar, kimisi yer ve ikram ederdi. Kimileri yine aynı şekilde, ellerinde bıçaklar veya ucu sivri çubuklarla kenger toplarlardı.
Karnını doyuran "Ya yiyip yatmalı, ya da yedi adım atmalı." Atasözü gereğince, ya da "Ekmek hıdır, yi gudur" özlü sözünde belirtildiği gibi... kimi yan gelir yatar, kimileri de "Hümbek, pabıç çarpmaca, çırçımba, elım, üç adım, gırcik, top yandı, birliğim birlik, (Kırtına) gülle, ip hoplama, çızğı, çelik-çomah... gibi oyunlara dalar giderlerdi.Akşam güneş batımına doğru, fazla karanlık olmadan, daha çok yaya olarak herkes, günün tatlı yorgunluğu içinde bir bir evlerine dönerlerdi.
YÖRESEL YEMEKLER:
Adıyaman, yemek çeşitleri bakımından çevre illerle benzerlik göstermekle beraber; gerek yemeklerin adı ve gerekse de yapılış şekli açısından farklıdırlar. Yörenin yemeklerinin temel maddeleri buğday ürünleri kuru baklagiller patlıcan, domates, lahanadan oluşmaktadır. Tat verici olarak bütün yemeklerde soğan, sarımsak, salça, pul biber, maydanoz, kuru nane ve diğer baharatlar kullanılmaktadır.
Kültür değişiminin sonucu olarak Adıyaman mutfağında büyük gelişim ve değişim olduğu gözlenmektedir. Bu değişim süreci yöremiz mutfağını zenginleştirilmiş olup, sebzelerin kullanımını artırmıştır. Ekonomik duruma göre etin yerini kuru baklagiller almaktadır. Ayrıca yabani bazı otlarında yemeklerde kullanıldığı dikkat çekmektedir.
ÇORBALAR:Alaca Çorbası,Malhıta Çorbası ,Tarhana Çorbası,Mercimek Çorbası,Yoğurtlu Çorba,Un Çorbası,Dövme Çorbası ,Pıtpıtı Çorbası ,Meyir Çorbası . SEBZE YEMEKLERİ:Parmak Kebap ,Adıyaman Tavası,Dövmeç,Dolma-Sarma,Yeşil Fasulye Sulusu,
PİLAVLAR:Kavurmalı Pilav,Karıştırmalı pilavMercimekli pilav,Şahreli (şehriyeli) pilav,Tavuklu pilav,Meyhane pilavı,Domatesli pilav ,Ciğerli pilav
KÖFTELER:Kavurmalı sıcak köfte ,Kel köfte,Ekşili Köfte,Yarpızlı (Yarpuzlu) köfte,Patlıcanlı kollotik,Dolmalı köfte,İçli köfte,Yapıştırma,Çiğ köfte
PİDELER:Kavurmali hitap,Ot hitabı ( körnıen, nanecük, haldar v.s),Peynirli ekmek ,Tava kıloru, Katmer ,Semsek,Besmet (Peksimet) ,Bazlama,Taplama,
MANCALAR (SALATALAR):Yarpız (Yarpuz) mancası,Pirpirim salatası,Patates salatası
CACIKLAR:Pirpirim cacığı,Kabak cacığı,Marul cacığı,Yarpız (Yarpuz ) cacığı
TATLILAR:Tene helvası,Top Helvası,Şilik,Nişe bulamacı,Heside,Peynirli irmik helvası,Aşure,Kesme,Burma tatlısı,Kaşık tatlısı YÖRESEL GİYİM:
KADIN OYUNCU GİYSİLERİ
Ayakkabı : Yemeni ve çarıktır.Yemeninin arkası düzdür.Ön tarafı açık ve avaredir.Yemininin rengi ise kırmızıdır.
Çorap : Yünden olup (ele örülmüş) ince ve desenlidir.
Şalvar : Boydan olup paçalarının uçlarına lastik geçirilir, kumaşı kırmızı saten veya kutindir
İç Gömlek : Pazenden olup boydandır.Kolları yarımdır.
Zıbın : Kumaşı kutinden olup halep malıdır. Boydan üç etektir. Astarı kırmızı veya mavi küçük desenli çiçeklidir. Kollar uzun kol ağzı tek yırtmaçlıdır.Ön iki eteğin uçlarına basmadan ipler dikilir.Arkadan üstüste gelecek şekilde çarpaz edilerek önden bağlanır, kuşak erkekte olduğu gibidir. Zıbın üstüne bağlanır.
Taç : Kadın oyuncular başlarının üzerine yuvarlak gümüşten yapılan yanları zincirli gümüş panezlf ile süslerler.
Keten : Yazma iki kat edilip başa konulur ve uçları arkadan ilmik yapılır. Adıyaman yöresinde iki çeşit baş bağlama vardır. Ovadaki baş bağlama,kırsal kesimde yaşayanların baş bağlamaları. Başa takılan kep buğday sapından örülür, etrafı kahverengi pazenle çevrilir,üstüne gümüşten taç takılır.Tacın zincirine altın veya gümüş kazı takılır.Kullabın alt kısmına pendik denilen bir kumaş dikilir. Kepin üstüne ise beyaz keten veya satenden saçaklı hiddik takılır. Ketenin altına pusu bağlanır, pusu tamamen sırmadandır.Kahverengi ve sırmalıdır. Bu bağlantı şekline üsten bağlama adı verilir.
ERKEK OYUNCU GİYSİLERİ
Çorap: Yün iplikle örülür,iki çeşitlidir.Çorapların elde örülmesi daha makbuldür.Kaba olan coliki,ince örülen ise desenlidir. Renkleri beyazdır. Çorabın lastik yünden iplik örülür bunlara bağlanır;
Ayakkabı ( Çarık ) : Hayvan derisinden olup,deri ipliği ile dikilir. Etrafına delikler yayılarak deri iplikleri ile kundura bağı gibi bağlantı yapılır.
Ayakkabı ( Yemeni ) : Kösele veya deriden imal edilip arka kısmı azemi üç santim kadar uzundur. (Paçiklidir) Topuk kısmı çok alçaktır. Yemeni genellikle siyah deriden imal edilir.
Şalvar: Kabardin kumaşdan imal edilip uçkuru yani bel bağlantı yeri satendendir. Alt peyik kısmı normal uzunluktadır, paçaları dardır. Dağ köylerimizde keçi kılından yapılan kıl şalvarlarda giyilmektedir.
Kuşak: Yünlü dokumadır ve desenlidir. Bir buçuk metre boyunda olup kuşağın iki ucuna satenden parça dikilir. Bele bağlandıktan sonra hiç görülmeyecek şekilde iç kısma alınır.
Gömlek: Kumaşı kutniden olup,sığ malıda olabilir. Gömlekler beyaz sarı olup çizgilidir. Hakim yakalı kolları uzun ve kırmızıdır. Meydane kumaşından da yapılabilir.
Kırk düğme yelek: Kumaşı kabardin olup kahverengidir. Ön tarafı satenden kaplı kırk adet düğme olup, ön cephesi işlemelidir. Kollar gene kahverengi satenden olup, yarım kolludur.
Fes: Tamamen yünden yapılan ve elle desenli olarak örülür. Genç kızların çeyiz olarak hazırladıkları bu ceyizlik düğün evine getirilir. Düğüne gelen davetliler düğün bittikten sonra bir terlik, yünden örülmüş bir keten hediye olarak verilir. Ayrıca sekiz köşeli kasket giyilir.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR
Adıyaman Halk Oyunları kadın ve erkeğin yan yana yer aldığı bir karografiye sahiptir. Bu da Adıyaman Halk kültüründe kadının rolünü göstermesi açısından oldukça mühimdir.
OYUN ÇEŞİTLERİ
Sal Oyunu : Fırat nehrinde salla geçen düğün alayını konu alır.
Düz oyun : Fırat kenarında yanında çeşitliliği adamın kızına aşık olan, fakat kızı alamayan ve sevdasından hastalanan bir gencin serüvenlerini konu alır.
Oyuna Davet : Düğünlerde gençlerin birbirlerini oyuna davet etmelerini konu alır.
Galuç Oyunu : Ailece ekin biçen ve hasattan sonra yakınlarını ziyaret ve şölen düzenleyen çiftçi ailesini konu alır.
Kımıl Oyunu : Kımıl (Süne) haşerenin ekinlere zarar vermesi sonucu meydana gelen kıtlığı ve halkın kımılla mücadelesini canlandırır.
Göçeri Oyunu : Hayvancılıkla uğraşan bazı köylülerin yaz aylarında yaylalara göç etmelerini ve burada başlarında geçenleri canlandırır.
Hellican : Helli adlı bir bey kızı ile rüyasında gördüğü ve daha sonra var olduğunu öğrendiği Can adlı gencin evlenerek mutlu olmalarını konu alır.
Ağırlama : Düğünlerde yaşlı, ağırbaşlı ve hatırı sayılır kimselerin ağır ve gösterişli bir tempo ile oynadıkları oyun.
Hallaç Oyunu (Beş Ayak) : Pamuk atmaya gittiği evin kızına aşık olan bir hallacın serüvenini anlatır.
Türkan: Sevdiği gencin dışında birine verilen Türkan adlı bir kızın yolda müsaade alarak iki rekat namaz kılıp ölmesi olayını canlandırır.
Dingi : Güzel ve güçlü bir kızın ding ding şeklinde ses çıkararak bulgur dövmesi sırasında aşık olan gencin hikayesi canlandırılır.
Kaynana Oyunu (Kol Oyunu) : Düğünde kaynananın gelinin önünde eline Çömçe (Kepçe) ve ayna alarak oynamasını canlandırır.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Nemrut Dağı, Besni Üzümü, Pirin-Gümüşkaya Mağaraları, Kahta Çayı
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Adıyaman şehrini doğu, batı ve güney yönlerinde derin vadiler çevirmiştir. Bu vadilerin yamaçları zengin meyve ağaçları ile kaplı olduğu gibi, şehrin çevresinin de meyve ağaçlarıyla kaplanmış olmasından dolayı güzel vadi anlamında olan "VADİ-İ LEMAN" (Güzel vadi) kelimesinin söylenişi zamanla değişmiş ve halk arasında "ADIYAMAN" şekline dönüşmüştür. Ancak, Hısn-ı Mansur yani Hüsnü Mansur ismi 1926' ya kadar resmi ad olarak kalmıştır. 1926 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararları ile şehrin ismi tekrar ADIYAMAN olarak değiştirilmiştir
15464  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Mardin Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:13:27 ÖS
MARDİN




ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Mardin bölgesi Hurrilerden îtibâren çeşitli kültürlerin tesiri altında kalmışlardır. M.Ö. 11. asırda başlayan "Ârâmi" göçleri Güneydoğu Anadolu gibi Mardin'de de kültürel değişmelere sebep olmuştur. Romalıların hâkim olduğu devirde Hıristiyanlık yayılmaya başlayınca "Ârâmi"ler Hıristiyan olmuşlar ve putperest Ârâmilerden ayırmak için, kendilerine "Süryânî" demişlerdir. M.S. 4. asırda Mardin Süryânîliğin önemli bir merkezi olmuştur. Süryânîler Mardin'de meşhur "Deyruzzaferan Kilisesi"ni kurmuşlardır. Yedinci asırda Mardin İslâm ordularınca fethedilmiştir. Müslüman Araplar 1040 senesinde Mardin'e tamâmen hâkim olmuşlardır. On ikinci asır başından îtibâren Oğuz Türklerinin Kayı aşiretinden (Ertuğrul Gâzi de aynı aşirete mensuptur) olan Artukoğulları bu bölgeye hâkim oldular. Göçebe Türkmenler de Artukoğullarına bağlı olarak bölgeye yerleşince, Türkler çoğunluk sağladılar. 1517'de Yavuz Sultan Selim Han bu bölgeyi Osmanlı Devletine kattı. Bu bölgede Türk-İslâm kültürü hakim oldu.
DÜĞÜN:
Mardin'de gerek Hıristiyanların gerekse Müslümanların düğünlerinde benzer bir çok özellik göze çarpar. Çok uzun bir süredir beraber yaşayan bu insanların birbirlerinden etkilenmeleri neticesinde benzer gelenek katmanları oluşmuştur.Evlilik çağına gelen delikanlıyı evlendirmeye karar veren ailesi, ona uygun bir eş bulabilme arayışına çıkar. Gelin adayında genellikle şu hususlar aranır:
Kızın ailesinin kendilerine denk olması şarttır. Kızın bir evi idare edecek nitelikte çalışkan, görgülü, namuslu, büyüklerine saygılı ve sevgi yüklü olması gereklidir. Kızla oğlanın daha önce görüşüp tanışması, evlilik öncesi arkadaşlık veya evlilik hususunda anlaşması söz konusu değildir. Eskiden sevilen kızın damdan gözetlenmesi zekice davranan erkeklere has bir davranıştı.Kesinlikle geleneksel evliliklerde boşanma alternatifi söz konusu değildir. Evlilik kutsallığı ile iyi ve kötü günde sevinci ve kederiyle ta mezara kadar eşlerin birlikteliklerinin sürebileceği bir kurumdur. Evliliğe bu nazarla bakılarak gerekli girişimler başlatılır.
Oğlan evi, kız evlerini ziyaret ederek uygun bir aday arar. Bu olaya "dünür gezme", gidenlere de görücü denir. Bazen de kız arama olayı bahar aylarına rastlar. Aileler mesire yerlerine topluca giderek uygun aday arayışını sürdürürler. Kız arama olayı hamamda da olabilmektedir. Bazen de mahalle mahalle dolaşan bohçacı sıfatıyla satış yapan bayan tellallar devreye girer. Genellikle bu sıfatı taşıyan bayana, ziyaret ettiği evlerde edindiği bilgilere istinaden oğlan tarafı uygun gördüğü nitelikleri sıralayarak adaylardan bahsetmesini ister. Aracı olarak da kullanılan bu tellalların bir zamanlar yöremizde çok önemli bir işlevi olduğu günümüze kadar anlatılır. Her durumda beğenilen ve oğullarına alınması kararlaştırılan kızın ailesinden istenmesine gidilmeden önce, kız tarafının evliliğe sıcak bakıp bakmadığı durumunu öğrenmek üzere hatırı sayılır, her iki aileyi tanıyan orta yaşta bir kadın kız evine gönderilir. Bu kadın uygun bir zemin hazırlayarak kızın sözlü olup olmadığını öğrenir. Oğlan tarafının isteğini iletip, üç gün sonra gelmek üzere kız evinden ayrılır."Her şeyde bir hayır vardır. "Kısmetse olur" "iyi düşünün" "Her iki taraf mutlu olacaksa inşallah olur, mutlu olmayacaksa Allah esirgesin" dilekleri sıralanır...
Kız tarafı oğlanda genellikle şu sorulara cevap arar: Denk bir aileye mensup mudur? Geliri normal bir hayat tarzı için yeterli midir? Kumar ve içkiye düşkün müdür? Aşırı kıskanç, müsrif midir? Kaynana olacak annesi, görümce olacak kız kardeşlerinin durumları nasıldır?Bu arada oğlan tarafı gelecek haberi canla başla bekler. Kız evine aracı kadın bir daha gönderilerek ( üç gün sonra ) haber alınır. Haber olumlu ise oğlanın babası hatırı sayılır birkaç dost ve iki garantör aile ile kız evine gider. Kız ailesi gelenlere ikramlarını sunarken bu arada kızlarını da konuklara göstermiş olur. Kızdan birkaç kez su istenir, bu sayede oğlan kızı daha yakından görür. Eğer oğlan, kızı beğenirse işaretleşmeler başlar. Ve devreye garantör aileler girer.
Kız tarafı oğlanı soruşturmak için 15 gün mühlet ister. Kız tarafı evet cevabını verecekse defter yazılır. Bu defter 15 gün sonra gelen aracı kadına verilir. Eğer kız tarafı kızlarım vermek istemiyorsa defteri yüksek tutar. Oğlan tarafı defteri alıp enine boyuna inceler ve yapabileceklerini bir taslak halinde çıkararak deftere işleyerek geri gönderir. Yeni bir süreç böylece başlatılmış olur, eğer anlaşılırsa kızın da rızası alınarak yeni bir sürece girilmiş olur.
Kız evi üzerine düşen görevlerini yerine getirmek için mevsimine göre şaşalı bir ikram sofrası hazırlar. Muteber olan büyüklerin söyledikleridir. Oğlan evinde yine hummalı bir çalışma göze çarpar. Damat adayı süslenmiş kokular sürülmüş bir şekilde anne ve babasının yanında mahcup oturur. Oğlan tarafı kız evine geldiği zaman resmi tören başlamış demektir. Akraba olmanın telaşı, heyecanı ile her iki taraf elinden gelen gayreti gösterir...Bu tür toplantılar kadınlı erkekli olur. Genellikle eşler yan yana, gençler ise yine karışık nizam oturur ve büyüklerini dikkatle izlerler. Bu tür toplantılarda mümkün olduğunca konuşmamaya özen gösterirler. Yalnızca sorulan sorulara yanıt verirler.
Anne, baba, görümceler, dayı, teyze, halalar onlarda kendi imkânlarına, zevklerine göre giyinir, ziynet eşyalarının tamamını takmış olarak hazırlanırlar. Akşam yemekten sonra oğlan tarafı kız evine gider. Selamlar edilir, hal hatır sorulur. Misafirlere kahve, çay, pasta, börek ikram edilir. Ortalık bir dolar bir boşalır. Bir sigara içiminden sonra sıra meyve ve kuruyemişlere gelir.
Oğlan tarafının en etkili ve yetkilisi bir dakika izin isteyerek söze şöyle başlar: Efendim sebebi ziyaretimiz, hayırlı bir iş içindir. Bizler aile olarak sizleri tanıyor ve sizinle bir arada bulunmaktan büyük bir onur duyuyoruz. Hele hele işin içine birde akrabalık gibi kavram girerse ki, bu bizim için büyük bir gurur ve onur vesilesi olacaktır. Bu sebeple; Allahın emri Peygamberin kavliyle kızınızı oğlumuza istiyoruz. Çocuklarımız birbirlerini görmüş, beğenmiş bizlerde onların bu arzusu üzerine size bu teklifi getirdik. Kabul etmeniz halinde bizleri çok memnun ve bahtiyar edeceksiniz der... Ve susar.
Kızın babası veya ailenin reisi bu konuşmaya yanıt olarak: Efendim iyi hoş söylersiniz. Allah yazmışsa olur. İnşallah der. Oğlan tarafının reisi, bu kez de; biz sizin aile ile şereflendik, kızınızı öz kızımız gibi sevdik, bu izdivaca evet deyin de bu işi burada bağlayalım der.Kız tarafından kısa bir sessizlikten sonra aile reisi, ailesini şöyle bir gözleri ile tarar, bizi ikna ettiniz, kızımızı verdik gitti. Allah mesut etsin der demez ortalıkta bir fırtına döner.
İki ailenin bireyleri birbirlerine sarılarak bu başlangıcı kutlarlar. Artık sözlenmiş olduklarından gelin ve damat yan yana oturmaya hak kazanmışlardır. Gelin ve damat adayı anne ve babalarının ellerini öpüp hayır dualarını aldıktan sonra, hazır bulunan tüm aile fertleriyle tokalaşırlar.Artık sıra oğlan tarafından getirilen tatlılara gelir. Tatlılar afiyetle yendikten sonra sohbet gecenin geç saatlerine kadar sürer. Oğlan tarafı arzularına kavuşmuş olarak kız evinden vedalaşarak ayrılırlar.
Kız isteme faslının ilk etabı böylece sonuçlanmış, artık Nişan (şerbet)'a doğru yol alınmak üzeredir. İki ailenin mutabık kalacakları bir tarihte nişan yapmak üzere anlaşırlar.Nişan öncesinde çarşıya çıkılarak defterde istenilenlerin nişan töreni için olan bölümü alınır. Ayrıca nişan şekeri (kelle şeker) alınır.Nişan töreninin tüm mali külfeti erkek tarafına aittir.Sözü kesilen çift, artık evliliğe ilk adımı atmış sayılırlar. Kız ve erkek tarafı nişanın tarihi ve yeri konusunda kız tarafının arzusu istikametinde karara bağlanır. Nişanın kusursuz ve eksiksiz yapılması gerekmektedir. Kız tarafı bunun için büyük çaba harcamaktadır.
Nişanda, kız ve oğlan tarafının birbirlerine bohça değiş tokuşu vardır. Bohçalarda kız tarafı oğlan için tam takım elbise hazırlamış, erkek tarafı da aynı şekilde kız için tam takım elbise yanında nişan için alınan eşyalar siniye yerleştirilir. En üstte de kelle şeker koyulur. Ayrıca 1 çuval şeker gönderilir. Bu kelle şeker nişan töreninde ikram edilen şerbetin içine atılarak şerbet bu şekerle kısmen tatlandırılır. Toplantının orta yerine yakın bir yerde şerbet servisini yapmak için yer ayarlanır ve dağıtımı için birkaç kişi görevlendirilir.
Törenin hazırlıkları bitince damat ve gelin için iki sandalye konur ve buraya oturtulur. Nişan yüzükleri damat ailesinden bir büyük veya her iki ailede muteber kabul edilen kişi tarafından da her ikisine takılabilir. Yüzükleri takılan çift öncelikle anne ve babalarının ellerini öper, gelen misafirlerle tokalaşırlar ve onlara ayrılan yere oturup beklerler. Nişan törenini yöneten kişi takı takmak isteyenler buyursun diyerek çağırır. Bu kişi takıyı takanın da adını vermek suretiyle cemaata ilan eder.
Yüzükler takılmış, takılar takılmış, şerbet ikramı başlamıştır. Nişan töreni genellikle çalgılı olur. Çalgılar çalınır, herkes oyuna kalkar, kadınlı erkekli herkes bildiği kadar oynar. Tören sonunda oğlan evinden birkaç kişinin yardımı ile her taraf temizlenir. İçine gül esansı katılmış pembe renkli mis gibi şerbetler içilip de, yüzüklerin takılmasıyla noktalanmış nişan töreninden sonra düğün hazırlıkları için gelin ve damat evleri arasında bir gidiş geliş köprüsü kurulur eksikler bir bir tamamlanmak üzere heyecanlı koşuşturmalar başlamıştır.
Bu arada damatın gelin tarafında rahat gidip gelebilmesi için İmam tarafından dini nikâh kıyılır. Düğün tarihi iki ailenin mutabakatı ile tespit edilir ve faaliyet hızlandırılır. Düğüne bir hafta kala kızın evinde tüm eşyalar sergilenir. Gelenlere gelinin çeyizi gösterilir. Bu arada da kız ve oğlan tarafından bir yetkili grup kız evine gelerek bu seyirin tespitini yapar ve defter denilen belge hazırlanır. Bu ikinci defter belgesidir. Gereken taahhüt ve ona teslim edilen malların bir dökümüdür.
Defterin içeriğinde 10 havlu yazılmışsa ve havlunun değeri 500,000 bin lira ise bu deftere 5,000.000 olarak yazılır. Bu şekilde abartılan ve şişirilen bu rakamlar evlendirilen kızın ne kadar değerli olduğunun bir kanıtı gibi gösterilir. Yine de bu defter hazırlanır ve oğlan tarafına verilir. Bu durum ileride ayrılma olayı düşünülürse karşılamak için bir tür garanti senedidir.
Düğün haftası Salı günü başlar. Cumartesi sabahı biter. Salı akşamı küçük kına gecesidir. Erkek evinde yapılır. Damadın yakın akrabaları kendi aralarında eğlenirler. Bazı ailelerde Salı akşamında yapılan kına gecesinde gelin adayının saçlarına kına sürülür. Kısa bir süre çalıp oynadıktan sonra oğlan evinden gelenler giderler. Çarşamba gecesi büyük kına gecesi damadın evinde yapılır. Mardin'in mahalli sanatçı ve saz ustaları gayet nefis bir müzik ziyafeti icra ederler.(1. Sınıf çalgıcılar Mıksi Rezzuk'un evlatları, kemanda Turna cümbüşte Cemil ve tel de Zeki vardı.2. sınıf çalgıcılar Cercis Haco takımı idi. Geniş bir repertuara sahipti.)
Damat evinin avlusunda meşe odunundan büyük bir ateş yakılır. Gençler çalgıcıların o tahrik edici oynak havaların kıvrak nağmeleri ile kendilerinden geçercesine hep birlikte şarkı türkülere eşlik ederek yoruluncaya kadar oynarlar.Gecenin ilerleyen saatlerinde ateşin yakıldığı yerin yakınma damat getirilir. Orta yerde gençlerinde yardımı ile üstündeki giysiler çıkartılarak damatlık giysileri, maniler, türküler söylenerek, giydirilir. Büyük bir heyecan ve zılgıtlar arasında damat arkadaşları tarafından omuzlarda dolaştırılıp şarkılar söylenerek gezdirilir.O gece, erkek evinin hazırladığı kına gelinin evine grup halinde altın hediye ile birlikte götürülür. Götürülen altın gelinin avucuna yerleştirilip eline kına yakılır, oynanır, türküler söylenir. Bir miktar kına alınarak geri gelinir. Gelin evinden gelen kınadan bir miktar damadın eline de konur. Özellikle sol elinin serçe ve yüzük parmaklarına sürülür. Ertesi gün temizlenir. Gece geç saate kadar devam eden bu eğlenceden artık herkes yorulmuştur. Herkes evine çekilir.
Perşembe günü gelinin geleceği düğün günüdür. Damat tarafında bir telaş, gerdeğe gireceği yer tespiti yapılır. Zifaf odasına yer yatağı serilir. Gelin adayı içinde gelinlik hazırlanır. Geline refakat etmek üzere deneyimli biri Mardin'in "YENGE" dedikleri hanım, kız evi tarafından görevlendirilir.Damadın evinde çalgılı bir düğün kurulmuş, sofralar hazırlanmış, kurbanlar kesilmiş, etler dağıtılmış ve hane halkı için ayrıca bol miktarda etli yemek ve pilavın yanında bir tatlı da ilave edilmiştir. Bu tatlı genelde zerde olur. Öğlen kurulan sofra Sümerler döneminden kalan ahşap vazolar sürekli çalışır. Gelen oturup karnını doyurduktan sonra sofradan sorumlu olanlar tarafından servis yenileme çalışmaları başlar ve yeni gelen misafirlere ikram edilir.
Akşama doğru damat, evin avlusunun orta yerine konan bir sandalyeye oturtulur. Damat traşı için berber, mümkün olduğu kadar elini ağır tutarak saz, söz ve damadın damatlık kıyafetinin bohçası ile oynayanların hem zevklerini tatmin ve hem de bol bahşiş toplamak için bu numarayı yapar.Tıraşı biten damat, arkadaşları tarafından tekrar giysileri çıkarılır ve gerçek damatlık elbiseleri tek tek giydirilir.
Bu arada gelin evinde sabahtan gelin süsleme çalışmaları başlamış, saçlar kuaför tarafından şekillendirilmiştir. Arkadaşları tarafından gelinliği giydirilmiş, hava kararmak üzereyken gelin evinde son dakikalarını yaşamaktadır., gelini hazırlarken erkek kardeşi varsa kemerini bağlar ve ona mutluluk dileğinde bulunur. Damat tarafından gelen düğün alayı içinde damadın yakınlarından iki hanım gelini türküler ve zılgıtlar içerisinde koluna girerler. Gelinin önünde lüks lambası yanık vaziyette, en öndedir. Gelinin arkasında gelin alayı damadın evine doğru yavaş ve aheste adımlarla ilerlemektedirler.
Nihayet damadın evinin önüne gelinmiş düğün alayı kapının dışında gelinle birlikte beklemekte. Damat evin yüksek bir yerinde gelinin başına şekerlemeli, bozuk paralı birkaç avuç serper. İçi bozuk para ve şekerle dolu olan bir testi kaynana tarafından gelinin eline tutturulur ve yere çarparak kırması istenir. Gelin bütün hışmıyla bu testiyi yere çarparak kırar. Testi kırma olayı uğur olarak nitelendirilir. Testiden etrafa saçılan para ve şekerleme için herkes yerlere eğilir, bereket ve uğur olarak yanında saklar.Sazlar susmuş, düğün alayı evlerine dönmek üzere tebriklerden sonra hayır duaları dileyerek dağılmaktadır.
Evde yalnız gelin, damat, yenge üçlüsü kalmıştır. Zifaf odasına gelin ve damat için özel yemek hazırlanmıştır. Ayrıca üzüm, ceviz içi, badem içi gibi kalorisi yüksek çerez de bir masanın üzerinde hazır bekletilmektedir.El, ayak çekildikten sonra damat ve gelin yemeklerini yedikten sonra abdest alıp namaz kılar ve gerdeğe girerler.Cuma sabahı, sabahiye günüdür. Gelin kayınbaba ve kayınvalidenin ellerini öper. Anne baba tarafından geline hediye verilir. Bu hediye genelde altından oluşur.Düğünde takı takamamış olanlar sabahiye günü gelerek hediyelerini verip kendilerini tebrik ederler.Bir gece evvel evlenmiş olan gelin süslenir ve koltuğa oturtulur. Gelenlerin seyrine amade...
Damat evinde yine sofra açılır. Öğleden sonra başlar, yatsıya kadar devam eder.Oğlan tarafından çok büyük ve olağanüstü bir durum; zira aileye bir üye katılmıştır. Herkes sevinçli ve mutlu...Kız tarafında sessizlik, nüfuslarından bir eksikle yaşamaya devam edecekler...Pazar akşamı kız tarafı, damat ailesinin bütün bireylerini yemeğe çağırır. Damat tarafı da bunu iade için aynı hafta içinde kızın ailesini davet eder.
Mardin'de Hristiyan inanışındaki düğünlerde farklı olarak yapılanlar; defter ve başlık durumu yoktur. Nişan törenlerinde çörek kırılır, düğün Perşembe günü başlar Salı sabahı biter. Ayrıca ailesinin evinden alınan gelin damat evine götürülmeden Kilise'ye götürülerek dini nikâh kıyılır.Mardin'de kız isteme, nişan, düğün böyle yapılır. Mardin'de yakın bir tarihe kadar düğünler üç gün üç gece sürerdi. Bu süreçte oğlan evinde yemekler pişer ve her tür ikramda bulunulurdu...
MARDİN'DE BAYRAMLAR:
Mardin'de, Mardin'i iliklerine kadar yaşamış, bilinçaltına çocukluğunun bayram coşkusunu kazımış olan bir şairin duygularına ortak olmakla; çeşitli inançların zevk ve kültürlerin barışık bir yaşam tarzı sergilediği Yukarı Mezopotamya'nın bu şirin kentinde Mardin'de bayram coşkusu mitolojik, mistik, gizemli diyarlarda tarihle kaynaşık bir bütünsellik çizer.
Geçmişte bir çok uygarlığa beşiklik yapmış Mardin, tüm bunların yanında çok çeşitli inançlara, tapınmalara, ayinlere, kurbanlara taş mimarisinin dünya üzerindeki mükemmel örneklerinin sergilendiği bir açık hava müzesi olarak şahit olmuştur.
Mardin din ayırımı konusunu ayak bağı yapmadan asırlar öncesinden çözmüştür. Ezan seslerinin çan sesleriyle barışık ve kaynaşık aksettiği; çeşitli dinlere mensup insanların gönül rahatlığıyla inançlarını yaşadığı bir hoşgörü merkezidir. Mardin'in inanç tünelinde putperestlerden Yezidilere; Yahudilerden Hıristiyanlara ve İslam inancına kadar uzanan ve her karesi sevgi ve kardeşlikle işlenen motifler görülür.
Mardin'de bayramlar çok önemli gelenek silsilesi etrafında sürüp gider. Buralarda aslolan ölülere hürmet, büyüklere saygı, ananelere mutlak bağlılık ve barışıklığın, kardeşliğin derin bir vecd ile kutlanmış olmasıdır.Hıristiyan ve Müslüman inancının bayramlara verdiği özel önemi tüm içtenliği ve bağlılığıyla kutlayan Mardinliler'in Hıristiyanlarla kurdukları kardeşlik bağları her iki kültürün bayramlarında da pekiştirdikleri çok önemli hasletleridir...
YÖRESEL YEMEKLER:

Lahmacun, içli köfte, çiğ köfte, sini köftesi, kaburga dolması, rumiber nuriye tatlısı, kibemumbar, saç ekmeğidir. Fırına verilen tereyağlı karpuz, sigara öksürüğüne iyi geldiğinden Mardin'de sık sık yapılır.

YÖRESEL GİYİM:
Erkek:Erkekler entari biçiminde elbise, başlarına maşlah ve puşu giyerler.
Kadın:Kadınların kıyâfeti, dağlık bölgede denge denilen bir çeşit fesin üzerine birkaç eşarp sarılır, bunun üzerine namazlık ve saten bağlanır. Vücûdu iç gömlek sarar. Bu gömleğin üzerine çok düğmeli yelek giyilir. Ayrıca bol paçalı ve ayak bileklerine kadar büzgülü tek düğmeli şalvar kullanılır. Boyun kısmında diz kapaklarının altına kadar uzanan yırtmaçlı zıbın giyilir. Ova köylerinde kadınlar başlarına renkli puşu sararlar. Diğer beden ve ayak kıyâfetleri dağ köyleri gibidir
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Halk oyunları (dansları) günümüzde de toplumsal yaşantıyı etkileyen önemli bir etkinliktir. Halk oyunlarının kökeni insanlık tarihi kadar eskidir. İlkel insanların topluluk halinde yaşaması ve kendilerini yöneten bir takım sihirli güçlere tapmaya başlaması ilk dansın doğuşuna neden oldu. Yöremizdeki halk oyunlarının figürleri incelendiğinde bu toplumlarda yaşayan medeniyetlerin kültürel yapısı açıkça ortaya çıkar. Mardin halk oyunları, düğünlerde, bayramlarda, özel günlerde ve her türlü törenlerde oynanır. Düğün törenlerinde törene katılanlar beli yerlerde toplanırlar. Bu yer, nişan için kız evi, düğün için erkek evidir. Törenin yapılacağı yere gelen konuklar karşılanır, ağırlanır ve tören bitiminde uğurlanır. Karşılama, ağırlama ve uğurlama törenlerinde oynanan halk oyunları ayrıdır. Karşılama, oyunun akışının hızla başlayıp yine aynı hızla biten oyundur. Ağırlama, ağır bir tavırla yavaş hareketlerle oynanan bir oyundur. Uğurlamada oyunlar yavaş başlayıp hızla biter. Oyunlar seyirci karşısında oynanır. Oyunun oynandığı ortam bazen bir evin avlusu, bazen bir oda bazen de bir düğün salonu olabilir. Ekip başı oyunu yönetir, komutlarıyla oyuncuları yönlendirir. Oyunlar genelde türkülüdür. Günümüzde; davul, zurna, klarnet, tulum, tef, tepsi, kaval, dilsiz kaval, erbana, kabak kemençe, şehir merkezinde, cümbüş, darbuka, zilli tef, bağlama ve koto eşliğinde oynanır. Halk oyunları düğün, nişan, kına, bayram, asker uğurlama, toplantılar ve törenlerde oynanır. Köylerde oynanan halk oyunları genellikle özel günlerde oynandığı için bayramlık tabir edilen en yeni, temiz, bazen de "Sandıktan" tabir edilen giysiler giyilerek oynanır. Halk oyunları oynandığı zaman, iyi bilenler gruba katılınca diğerleri çekilir ve bunları seyre başlar. Mardin halk oyunlarında kültürü oluşturan özelikler sadece güzel sanatların dallarının birer göstergesi değil, yaşamın ta kendisidir. Mardin halk oyunlarını sıralayacak olursak:
BERİVAN: Süt sağma olayını anlatır, ağır bar havasındadır.
CİRANE : Komşu aşkını anlatır, ağır bar havasındadır.
KEÇİKANİ : Bu genç kız oyunu, sevgiyi, dostluğu, birlikteliği anlatır.
MAMIR : Sevgiliye ağıtı anlatır. Bar havasındadır.
BİŞARO : Bağ bozumunu anlatan oyundur. Coşkuyu anlatır. Bay bayan karışık bazen de ayrı olarak oyun oynanmaktadır.
SEGAVİ : Sevgi ve coşkuyu anlatır.
CENBELLİ AĞA: Üzüntüyü ağıt şeklinde sergileyen oyundur. Bar havasındadır.
HINNE : Kına yakma olayını anlatan oyundur. Sevinç ve birlikteliği anlatır.
BABLEKAN : Kuyudan su çekme olayını anlatır.
KEMALIM : Ataya duyulan sevgiyi, bağlılığı anlatır. Bar havasındadır.
ÇECANI : Memleket özlemini anlatır.
ÜÇ KIRMA : Üç kırmayla oynanan oyun bir erkek oyunudur. Ağır bar havasındadır.
MERYEMİ: Aşk ve sevgiyi anlatır. Bar havasındadır.
LORKE : Güzelliği coşkuyla anlatan bir oyundur.
HİMALEYE : Coşkuyu anlatan bir oyundur.
KESİRTİN : Çift kırmalıdır. Sevgi ve aşkı anlatır.
ÇEPİKLİ : Şiddet ve sevgiyi, jest ve mimiklerle uyumlaştıran bir oyundur.
KOÇERE : Şehirden yaylaya çalışmak için gidenlerin mevsim sonunda işlerini bitirip ayrılacakları sırada kendi aralarında yaylalarda yaşadıklarını taklit ederek oynadıkları oyundur.
HAFTANO : Giyinme ve kuşanma olayını anlatır.
DİK OYUN : Toplumsal yaşamın disipliner yönünü anlatan bir oyundur.
SEVGİ OYUNU : Her şeyde ve her yerde sevginin olması gerektiğini coşkuyla figürleştiren bir oyundur.
RAKSIL HAVANIM : Elit tabaka hanımlarının bir araya geldiklerinde oynadıkları ve birlikteliği yansıtan bir oyundur. Ağır bar havasındadır.
RİHANE: Oyun adını reyhan çiçeğinden almıştır. Oyunun özü çiçeğin büyüyüp yayıldıkça etrafa saçtığı muhteşem ve ferahlatıcı kokusunun etkisi insanoğlunun raks etmesini sağlamıştır. Ağır bar havasında olup, erkek oyunudur. Buna Atabarı da denir.
YÖRE ÇİFTETELLİSİ : Coşkuyu anlatır. Bayan oyunudur.
YÖRE HALAYI : Sevgiyi ve aşkı anlatır.0yun bar havasındadır.
MALATYA : Birlikteliği anlatır. Bu oyunu bay ve bayan karışık oynar.
OĞUZLU : Aşkın yüceliğini anlatır
ONDÖRTLÜ : Sevgi ve aşkı anlatır.
SAMRA : Aşkın yüceliğini anlatır. Ağır bar havasındadır.
KEMANBAZO : Ayrılığı ve ayrılığa karşı duyulan sitemi anlatır.
SABİHA: Mardin'de yaşanan ve sonu evlilikle biten ölümsüz bir aşkın öyküsüne dayanır. Bu öyle bir aşk ki, yıllanmış şarap gibi zamana hükmederek günümüze taşır. Ağır bar havasındadır.
HAT MATAR (Yağmur yağdı): Çok özel, güzel olan memleketimizin yağmurla kazandığı ayrı havası anlatılmaktadır.
ZEYZO : Umutsuz bir aşkın seven erkek için oluşturduğu hayal kırıklığı ve acıları konu eder.
ESMERİM : Esmer tenli güzelleri anlatır.
DİZO : Coşkuyu anlatır.
BOTANİ : Birlik duygusunun sevgiyle kazandığı coşkuyu anlatır.
CANTSU : Testiyle çeşmeden su taşıma olayını anlatır.
ÇEPİKLİ : Coşkuyu anlatır.
GÜLE : Divan edebiyatında sevgiliyi anlatan ,bülbülü deli eden aşkı anlatır.
GOVEND : Bu oyun özlemi anlatır
ŞEVKO : Özlemi anlatır. Bar havasındadır.
HADDİNO : Birlikteliği anlatır.
SEMRA : Aşk ile sevgiye olan özlemi anlatır.
HIRPANİ : Aşk acısının bireyde uyandırdığı bir takım duyguları figürleştiren bir oyundur. Bar havasındadır.
TORİVAN : Sevgiyi coşkuyla bütünleştirerek anlatır. Bar havasındadır.
HURŞE : Sevinç ve coşkuyu anlatır. Kemençe ile oynanır. Doğal yaşamın bahşettiği mükemmelliğin karşısında duyulan sevinci oyunlaştırır.
DALLAL : Sevgiliye duyulan özlemi anlatır. Bar havasındadır.
BEYN İT DEVELİ : Aşk ve sevgiyi anlatır.
KOSARİ : Birlikteliği anlatır. Bar havasındadır.

Mardin ve Yöresi oyunlarındaki temel figürler: Çömelip doğrulma, titreme şeklindedir. Çökmeler iki şekildedir.
1-Bağlı çökme: Eller bağlı olarak çökülür.
2-Bağsız çökme: Eller açık olarak çökülür
El vurma figürleri: Toplu ve tek olarak gözükür. Dönme figürleri; ani dönme, Kerteli dönme, Toplu dönme, tek dönme şeklindedir.
Halk oyunlarında görülen model, sıra, halka, karşılama ve nokta modelidir. Sıra biçiminde göze çarpan unsurlar; düz dizi, eğri dizi, paralel dizi ve kopuk dizi olmak üzere dörde ayrılır.
Hareket biçimi ise tek, çift ve karma yönlü olmak üzere üç şekildedir
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Deyrul-Zafaran Manastırı, Mardin Kalesi, Taş Evleri, Telkari Gümüş İşlemeciliği, Dara Harabeleri ve Zinciriye Medresesi

İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Mardin adı Süryanice'de Marde'den geldiği rivayet edilir. Romalılar "Maride" Araplar ise "Mardin" adını vermişlerdir.
15465  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Şanlıurfa Gelenek Ve Görenekleri : Aralık 21, 2008, 01:12:38 ÖS
ŞANLIURFA


ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Şanlıurfa çok eski bir yerleşim merkezidir. Târih boyunca pekçok millet ve medeniyetler bu bölgeye hâkim olmuşlarsa da; 11. asırdan bu yana bu ilde Türk-İslâm kültürü hâkimdir.
EVLİLİK:

Urfa'da eski bir adet olan eşlerin birbirlerini görmeden, görücü usulü ile evlenmeleri eskisi kadar yaygın olmamakla birlikte, bugün karşılaşılması muhtemel bir evlenme şeklidir. Bu evlenme şeklini incelediğimizde, Urfalılar'ın örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlı olduklarını görürüz. Geleneklerine bu derece bağlı olmalarının ise başlıca üç nedeni vardır.
1. Urfalılar'ın çevre illeri ile derin bir ilgisi yoktur. Köklü ve kalabalık ailelerin bulunduğu bir yerleşim birimidir. Daha düne kadar Urfalı, kızını başka illere gelin vermez ve Urfa delikanlısı dışardan evlenmezdi.Urfa'da yabancılara "Kerıp", dışarıdan evlenenlere ise "Kerıpten evlenmiş, kim bilir kimin nesini almış" denilirdi.
2. Urfa, büyük ticaret ve sanayi merkezlerine uzak, bir tarım ve hayvancılık kenti olduğundan büyük yol güzergâhlarının birleştiği noktada bulunmamaktadır.
3. Bir kıyı şehri olmaması nedeniyle yerli ve yabancı turistlerin hemen hemen yok denecek kadar az olması değişmeleri kolay kolay kabul etmemesine neden olmaktadır.
Evlenme yaşına gelen delikanlının doğrudan "Ben evelenecağam" diye anne ve babasına söylemesi ayıp sayıldığından bu durumu uygun bir şekilde yakın arkadaşlarına veya başka bir kimse vasıtasıyla anne ve babasına iletir. Haberi iletecek olan kimse erkek ise oğlanın babasına "Allah ömürlü etsin, yeğenimiz artık böyüdü, gözü damlarda duvarlarda" diyerek delikanlının evlenecek yaşa geldiğini ve bir kızın aranmasını söylemek ister. Oğlanın babası ise durumu hanımına açar. Oğlanın annesi ise "Benim de kulağıma degdi, ben de işin farkındayam" diye cevap verir. Zaten anne bu hayırlı işten daima babadan daha fazla çaba harcar. Evlenecek yaşa gelen delikanlı ise annesinin yaptığı yemekleri, yıkadığı çamaşırları, beğenmemeye başlar. Çeşitli huzursuzluklar çıkarır. Annesi ise "Elimden bı kadar geli, yarın avradi siye bişirir begenırsen" der. Oğlan ise konunun iyice anlaşıldığını ve verilen mesajın yerine iletildiğinin huzuru içerisinde tebessüm eder. Anne o günden sonra gizliden gizliye kız aramaya başlar. Tanıdıklarının tavsiyelerine uyarak gelinlik çağındaki kızların evine bir bahâne ile giderek, kızın ailesinin yaşantısını kendi görüşüne göre inceler.
Kız İsteme
Evlenme çağına gelen erkeğin anne ve babası veya yakınları oğullarına kız aramaya başlarlar. Anne özellikle yaşlı kadın akrabalarına "Oğlumu everecağam, acaba münasip bir kız bulabilir miyem?" diye sorar. Hamamda, düğünlerde, kır gezintilerinde kızları araştırmaya, soruşturmaya başlar. Gözüne kestirdiği bir kız olursa, ilk önce kızın yakın komşularından sormaya başlar. "Acaba bı kız nasıldır, derdimizi çekermi, gişi kızı mıdır?" Komşular ise kendilerinden sorulan genç kız tavsiye edilebilir nitelikte biri ise "Mabalı günahı boynuna" diyerek teminat verir. Şayet kızı tavsiye etmiyor ise, açık açık söylemenin de çevreye göre ayıp, dini kurallara göre günah sayıldığından "komşumuzdur ama, pek ilgimiz yoktur" diyerek istenmemesi gerektiğini ima ederler.
Oğlanın annesi daha önceden tesbit edilmiş olan kızın evine ansızın veya haberli olarak yanına yakınlarını da alarak gider. Havadan sudan konuşulduktan sonra oğlanın annesi genç kızdan bir bardak su ister. Su isteme aslında kızın yürüyüşünü, konuşma tarzını, becerikliliğini kontrol etmek, hareketlerini toptan değerlendirmektir. Oğlan tarafı şayet kızı beğendiyse, kız orada yokken bunu fırsat bilerek kızın annesine "Allah bağışlasın, sözlüsü, nişanlısı yok mu?" diye sorarlar. Kızın annesi sorulan sorulara cevap vermezse nişanlısı, sözlüsü yok demektir.
Daha sonra oğlanın annesi ve yakınları oğullarının özelliklerinden, huyundan tahsilinden, mesleğinden bahsederler. Kızın annesi ise oğlan tarafının bu konuşmasını dinledikten sonra "Kimlerdensiniz, nerede oturisiz, oğliz neçi?" gibi birkaç soru, oğlan evine sorar. Oğlanın annesi ise sorulan bu sorulara cevap verdikten sonra, birkaç gün sonra tekrar bu hususta konuşmak üzere geleceklerini söyleyerek kız evinden ayrılırlar. Oğlan tarafı birkaç gün sonra, isteme olayını gerçekleştirmek için gelindiğinde, oğlan tarafının araştırması yapıldığından, ya "Kızımız daha küçük, gelin olacak yaşta değil, daha böyügü duri, daha mektebe gidi" gibi bahanelerle kızı vermeyeceklerini söyler, veya "hele babasına sorah, ne deyi ne demi" diye cevap verirler. Bazı kız istemelerde müsbet cevap alamayan taraflar, kızın alınmasında ısrar ettikleri takdirde hoş olmayan olaylar meydana gelir.
Evlenme; çevre köylerde başlık denilen büyük bir maddi güce dayandığı için, köy gençleri bu parayı temin edemediklerinden dolayı büyük sıkıntılara düşerler. Çünkü başlık parası, kız tarafının insiyatifine kalmıştır. Tamamen kız tarafının erkekleri tarafından takdir edilir ve bu miktar karşı tarafa bildirildikten sonra kolay kolay değiştirilmez. Başlık; bazen nakit olarak, bazen de canlı hayvan, binek vasıtası veya bir tarla olarak alınabilir. Çevre köylerde başlık parasına az da olsa bir çözüm getirmek ve kolaylaştırmak amacıyla "Berdel" tabir edilen bir evlenme usulü vardır. Evlenme çağına gelen iki erkeğin yine evlenme çağına gelmiş olan kızkardeşlerini birbirlerine vermek suretiyle evlenmelerine yol açar. (1995 yılında dönemin Şanlıurfa Valisi Sayın T.Ziyaeddin Akbulut, bir genelgeyle başlık parasını kaldırmıştır.)
Bu usul evlenme, aile büyüklerinin rızası ile olabileceği gibi, yalnız damat adaylarının kendi aralarında karar vermesiyle de olur. Taraflar çocuklarını birbirleriyle evlendireceklerine tamamen karar verdikten sonra, kız tarafından erkek tarafına bir mektup gönderilir. Buna "Kesim Kâğıdı" denir. Bu mektupta kız evinin oğlan evinden istedikleri yazılıdır. Kesim kağıdında yazılı olanlar, kız evi tarafından kararlaştırılan değerlerdir. Bir kesim kağıdı örneği: "Bismillahirrahmanirrahim. ..... başlık, altı çift bilezik, kelepinci, elmas kolye, altı adet elbise, altı çift ayakkabı .... lira hal'et, misafir odası takımı, v.s." Hazırlanan kesim kağıdı kız evi tarafından bir işçi kadınla oğlan evine gönderilir. Bu mektubu getiren kadına "İndekçi" denir. Oğlan evi ise bu mektubu getiren indekçiye bahşiş verir. Oğlan evi gelen kesim kağıdındaki şartları aynen kabul ediyorsa, kağıdın alt tarafına "hepsi kabul" diye yazar ve aynı anda mektubu aynı indekçiyle geriye gönderir. Tamamı kabul edilmiyorsa verebileceklerini yine aynı kağıdın altına yazar ve bir gün sonra başka bir indekçiyle kız evine gönderirler.
Sakal Öpümü
Taraflar anlaştıktan sonra nişan yapılmadan önce oğlan evi, kız evine "Kızınızı bize verdiğiniz için teşekkür ederiz" anlamına gelen bir ziyaret yaparlar. Buna sakal öpümü veya teşekkür denir. Oğlan evinin yaşlıları sakal öpümüne giderler. Sakal öpümüne gidecek olan oğlan evi kesimde anlaşılan başlığın tamamını veya bir kısmını beraberlerinde kızın babasına veya velisine vermek üzere götürürler. Kesimde anlaşılan başlığı ve ziynet eşyalarından bir kısmını götürmeden de gidilebilir. Bu yine tarafların anlaşmalarına bağlıdır. Oğlan ve kız evinin kadın ve erkekleri ayrı ayrı odalarda otururlar. Birbirleriyle tanışırlar. Kız evi gelen misafirlere çeşitli meyvalar, çaylar, kahveler, çerezler genellikle de yöreye ait çiğköfte ve peynirli kadayıf ikram eder.Nişan gününün tarihi belirlenir, nişan günü yapılması kararlaştırılan hazırlıklar konuşulur ve gece ziyaret sona erer.

Nişan
Urfa'da yapılan nişan törenleri başka illerimizde yapılan nişan törenlerine benzemez. Kız ve erkek birbirlerini görmeden (çok yakın akrabalıklar istisna) ve konuşmadan nişanlanırlar. Kızın istenmesinden sonra nikâh yapılıncaya kadar, damat adayının kız evine gidip gelmesi hoş karşılanmaz, dini nikâh yapılmadığı için birbirlerine görünmeleri, konuşmaları, yörenin örf ve adetlerine göre ayıp, dini kurallara göre haram ve günah sayılır. Nişan merasiminin çevrenin adetlerine göre kız evinde yapılması gerekir. Oğlan evi tarafından birkaç kadın nişandan bir veya iki gün önce nişan şerbetinin hazırlanması için kız evine giderler.
Kız evi nişan için gerekli hazırlıkları tamamlar. Nişan günü hazırlanan şerbetleri genç kızlar misafirlere servis yaparlar. Hazırlanan bu şerbetten damat adayının da içmesi arzulanır. Bir sürahi içerisine şerbet konur, üzerine beyaz ipek bir mendil örtülür, mendilin üzerine ise kırmızı bir kurdela ile oğlanın nişan yüzüğü bağlanır. Kız evinin tanıdığı yaşlı bir hanım şerbeti alarak oğlan evine götürür, oğlan da yüzüğü parmağına takar ve şerbetten içerek nişanlanmış olur. Nişan yapılan kız evinde gelin adayı giyinip hanım misafirlere "Hoş geldiyiz" diyerek misafirlerin yanında oturur.
Kirve kızı tebrik ederek oğlan evinin yaptırdığı yüzüğü onun parmağına takar. Müzik dinlenir, sohbet edilir. Mevsimine göre yiyecekler, içecekler ikram edilir, nişan merasimi bittikten sonra zılgıtlar çalınır, nikâh ve düğün günü kararlaştırıldıktan sonra misafirler dağılır. Nişandan sonra Pazar ve Perşembe olmak üzere haftada iki gün oğlan evi tarafından kiralanan otomobillerle gelin adayı ve hanım akrabaları şehirde gezdirilir. Bu gezmeler nişan gününden nikâh yapılacak güne kadar fasılalarla devam eder.
Nişanlanan erkek, kurban bayramında nişanlısına koç gönderir. Boynuzuna kırmızı eşarp ve buna bağlı bir çeyrek altınla süslenmiş olan koç hediye edilir. Buna "Gelin Kurbanı" denir. Nişanlılık devresi yaz aylarına tesadüf ederse ki, genellikle tesadüf eder, oğlan nişanlısına bahçelerde özel olarak hazırlanmış bir merkep yükü has (marul) gönderir. Gönderilen hasın üzerine gözü ve ruhu okşayıcı renklerde kumaşlar atılır. Buna da "Gelin Hası" denir.

Nikâh
Nikâhı iki kısımda incelemek mümkündür. Resmi nikâha yörede "Saray Nikâhı" denir. Belediye Sarayı'nda yapıldığından bu şekilde isimlendirilir. Dini nikâha ise "Hoca Nikâhı" denir.
1. Resmi Nikâh: Türk Medeni Kanunu'na göre nasıl yapılacağı tarif edilmiştir. Uygulama yurdumuzun bütün illerinde aynıdır.

2. Dini Nikâh: Dini nikâh yapılmadan birkaç gün önce bütün akraba ve yakınları çağırmak için haber veya davetiye gönderilir. Yörenin adetlerine göre nikâhın kız evinde yapılması gerekir. Kız evinde yapılmayan nikâhlar ayıp, başkasının evinde oğlanın nikâhının yapılması ise oğlan evine hakaret sayılır. Dini nikâh genellikle Pazar günü erken saatlerde yapılır.
Kız evinde, oğlan evinin göndermiş olduğu malzemeler şerbet yapılarak hazırlanır. Nikâh yapılacak günün sabahı hoca gelir ve kendisine ayrılan yere oturur. Kız tarafının tanıdığı bir erkek kızın kendisine vermiş olduğu sözlü akit vekâletnamesine dayanarak söz sahibidir. Oğlan tarafından da bir erkek yine nikâh için damat adına nikâhlanma yetkisine sahiptir.
Hoca, vekillerden hangisinin kızın, hangisinin erkeğin vekili olduğunu sorar. Daha sonra vekiller hocanın dua ve sorularından sonra "Vekâletim hesabiyle aldım hellallığa kabul ettim" diyerek dini esaslara göre nikâhı kıymış olur. Son zamanlarda Belediye Sarayı'nda her iki nikâhın da yapıldığı görülmektedir.

Düğün
Düğünün tarafların tesbit ettiği gün ve yerde yapılmasına karar verilir. Urfa'da evlenme düğünü denince akla iki düğün gelir.
1. Avrat Düğünü,
2. Erkek Düğünü.
Gerçekte bu iki düğünü ayrı ayrı incelememizin sebebi, avrat düğünü; kız evinin hanımları ile oğlan evinin hanımları arasında yapılır. Erkek düğünü ise sadece oğlan tarafının akraba ve tanıdıklarının katılmasıyla yapılır. Kız tarafından bir erkeğin yapılacak düğüne katılması ayıp sayılır.

1. Avrat Düğünü: Düğün gününden bir hafta önce taraflar akraba ve komşulara indekçi aracılığı ile haberler gönderip düğüne davet ederler. Düğün sonbahar veya kışa rastlıyorsa patpat, kavurga, ağzıyumuk, çekçek, bastık, kesme, sucuk, v.s. yiyecekler götürülür. Gönderilen indekçiler ev ev dolaşarak düğün sahiplerinin yani kız ve oğlan tarafının davetini sözle iletirler. Haberi getiren indekçiye hanımlar bahşiş verirler.Düğünün yapılacağı evin avlusunun büyük olması gerekir. Amaç misafir çokluğu karşısında düğün sahiplerinin mahcup olmamasıdır.
Düğünün yapıldığı gün, düğün evinde hiçbir erkek bulunmaz, daha doğrusu bulundurulmaz. Sadece evin dış kapısında bir erkek oturtulur. Bu da dışarıdan gelecek bir haberi içeri kimseyi sokmadan yüksek sesle bağırmak veya bir çocukla haberi hanımlara iletmek görevini üstlenir.Düğünde enstrüman çalanların hiçbirinin gözü görmez. Şayet kör çalgıcı bulunamaz, gözlü müzisyen getirme zorunda kalınırsa, hanımları görmemeleri için araya perde çekilip arkasında oturtulur. Yaşlı bir kadın veya çocuk aracılığı ile müzisyenlere isteklerini iletirler. Günümüzde azda olsa bu kural geçerliliğini yitirmek üzeredir. Düğünlerin çoğu artık salonlarda yapılmaktadıDüğünde genellikle "dörtlü mendil", lorke gibi mahalli oyunlar oynanır.
Düğün esnasında gelin oynatılır, gelin oynarken başına para çevrilir. Çevrilen bu paraları düğünde hizmet eden hanımlar nişanlı veya sözlü kızların başına çevirip "Ağbatı siye ola" der ve yakınında bulunanlar da "Amin" diyerek tasdik ederler. Düğüne yemek için getirilen yiyecekler, düğüne bir süre dinlenmek için ara verildiğinde yenir. Gelenler birbirlerine yiyeceklerinden ikram ederler. Düğün öğlenden sonra başlar, gecenin geç saatlerine kadar yaklaşık 7-8 saat sürer.

2. Erkek Düğünü: Düğün gününden birkaç gün önceden bütün misafirlere bir erkek işçi tarafından haber gönderilir. Düğün genellikle geniş hayadı (avlusu) olan evlerde yapılır. Düğünde; iki ayak, abravi, girani, derik, dörtlü degenek gibi mahalli oyunlar oynanır.
Bu oyunlardan dörtlü degenek oyunu oldukça maharet isteyen oyunlar olduğundan düğünün en görkemli bölümünü oluşturur. Erkek düğününün yapıldığı evin çevresinden, damlardan ve duvarlardan yüzleri bürüklü düğünü izleyen hanımlar ise zılgıt çalarak oyuna ve oyunculara heyecan ve hareket vermek için onları coştururlar.
Bu iki oyun sırasında düğünün daha da coşkulu devam etmesini isteyen düğün sahipleri ise başını yukarıya kaldırarak kadınlara hitaben "Zılgıt çalmıyanın gişisi öle" der. Bunun üzerine bütün kadınlar coşkulu bir şekilde zılgıt çalarlar veya misafirleri biraz kahkaya boğmak için "Zılgıt çalmayanın kaynanası öle" dendiğinde "İnşallah" diyerek zılgıt çalmayanlar olduğu gibi, kaynanasıyla birlikte düğüne gelenler ise ister ismez zılgıtla katılırlar.
Bir tarafta düğün ve eğlenceler devam ederken diğer tarafta davetliler için yemekler hazırlanır. Yörenin yemeklerini çok sayıda misafire hazırlamak için usta aşçılar ve hizmetçiler tutulur. Düğünün bir anında damadın yakın akraba ve arkadaşlarından birkaç büyük ve çocuklar daha önceden kız evinde hazırlanmış olan damadın çamaşırları, damatlık elbisesi, terlik ve pijaması, çorap ve ayakkabısını almak üzere çalgıcılarla birlikte çala söyleye kız evine giderler. Asbap getirmek için yola çıkan bu grup mahalle aralarında sokaklardan türkü, mani söyleyerek geçerler.
Kız evi önünde söylenen türkülerden sonra, damadın elbiselerinin bulunduğu siniyi bir erkek işçi başına alarak mani, türkü söyleyerek yine aynı şekilde dönüp düğün yapılan eve gelirler. Düğün evinde daha önceden hazırlanmış olan üstünde zeytin dalları ve dallara bağlanmış mumlarla bezenmiş "Güvegi Tahtı"ndaki mumlar yakılır. Uzaktan düğünü seyreden hanımlar ise zılgıt çalarak olayı şenlendirirler.
Damat ise düğün evinde boş bir odaya arkadaşları ile birlikte girer ve getirilen çamaşırları ve elbiseyi giyer. Odadan ceketsiz olarak çıkar ve kendisine ayrılan taht'ın yanına gelir. Küvre ise damadın giymediği ceketini çalgıcılarınrefaketinde müzik eşliğinde giydirir. Bu sırada damadın elbisesinin getirildiği sini içerisinde bulunan şeker ve metal paralar havaya serpilir, havai fişekler yakılır, kadınlar zılgıt çalarak bunu kutlarlar. Bu sırada damadın elbisesinin getirildiği sini içerisinde bulunan şeker ve metal paralar havaya serpilir, havai fişekler yakılır, kadınlar zılgıt çalarak bunu kutlarlar. Düğünde hizmet eden işçiler, çalgıcılar sıra ile gelerek önce, tahtın bir yanında damadın yanında oturan küvre'den sonra da damattan bahşişlerini alırlar. Diğer tarafta hazırlanan yemekler servis yapılmak üzere düzenlenir. Misafirler yemeğe davet edilir. "Mırra" denilen acı kahve, sigara ikram edilir. Bu yemeğe "Asbap Yimeği" denir.

Kına Gecesi-Asbap Gecesi
"Gelin" Perşembe günü gidecekse, Çarşamba akşamı; Pazar günü gidecekse, cumartesi akşamı (yani damadın elbise giydiği günün akşamı) yapılır. Kız evinde hanımlar, oğlan evinde erkekler toplanır. Damadın arkadaşları ve akrabalarının toplantığı yerdeki eğlenceye "Asbab Gecesi" kadınların toplandığı yerdeki eğlenceye ise "Kına Gecesi" denir. İkisi de aynı gece ve aynı saatlerde başlar. Gece saat onbire doğru oğlan evi tarafından kadın, erkek ve çocuklardan bir grup kına gecesi yapılan eve toplu halde yine türkü mani söyleyerek çalgıcılarla birlikte giderler. Gecenin karanlığında dar sokaklardan, kadınlar önde, çocuklar ortada, erkekler arkada olmak üzere toplu olarak yürürler. Ellerindeki fanıs denilen gaz lambaları yollarını aydınlatır. Bu topluluktan ara sıra geriye kalmış bir hanım olursa, koruma görevini üstlenen erkeklerden biri "Ayallar öge" diyerek kadının hızlı yürümesini ikaz eder. Gelin ve damadın isimlerine göre;
Portakalı oyarlar
İçine kına koyarlar
Evvel adi Fatma'dı
Şimdi gelin koyarlar
Hala hala heey....
Bahçalarda pırpırım
Yaprağı dilim dilim
Biz Ahmedi everdıh
Hasan'a Allah Kerim
Hala hala heey....
Kına evine iyice yaklaşıldığında ise genellikle,
Çakmak çakmağa geldıh
Kına yahmağa geldıh
Ayşe Dayze ağlama
Kıziy almağa geldıh
Hala hala heey....
Birkaç gün önceden kız evine gönderilen kına küvrenin hanımı tarafından bir kab içerisinde dua okunmuş süt ile yoğrulur. Gelin ise damadın akrabalarından iki hanım tarafından koluna geçilmek suretiyle getirilerek küvrenin önüne oturtulur. Gelin ağlamaya başlar. Gelin kınaya çıkarken mutlaka ağlaması gerekir, aksi halde ayıplanır. Bu sırada kapı önünde bekleyen erkekler arasında bulunan çalgıcılardan biri kaval veya keman ile hüzünlü bir taksim yapar. Erkeklerden biri hoyrat okur.
Kah gidelim
Kınayı yak gidelim
Gözele doymak olmaz
Üzüne bak gidelim
Merdivana
Sarıl çık merdivana
Yar sevmah yigit kârı
Ne bilir her divana
Bunun peşinden hanımların hepsi gelinin ağlamasına katılır, hep birlikte ağlarlar. Oğlan evi tarafı hanımlar ise gelin götürecekleri için sevinçlidirler. Bir yandan ağlama, bir yandan sevinç gösterisi, bazen iki aile arasında sözlü atışmaya dönüşür. Küvre, gelinin avucunun içine bir altın koyarak kınayı yakar. Daha önce gelinin yüzüne örtülen pembe duvak açılarak gelinin kına yakılan eline bağlanır. Çocukların ellerinde tepsilere dikilmiş olan mumlar yakılarak gelinin başına çevrilir.
Kapı önünde bekleyen erkekler hep birlikte
Urfalıyam ezelden
Göynüm geçmez gözelden
Göynümün gözü çıksın
Sevmiyeydim ezelden
Ağam olasan Ömer
Paşam olasan Ömer
Benim olasan Ömer
Yetim kalasan Ömer, türküsünü söylerler...
Kınası yakılan gelin baba evinden ayrılmadan önce büyüklerinin ellerini, arkadaşlarının yüzlerini öperek gözyaşları arasında veda ederek ayrılır.
O yanı keçe bı yanı keçe
Kız anasının emegi heçe
Hala hala heey....
Oğlan tarafı gelini alarak kız evinden ayrılırlar.
"Masa üstünde bekmez
Bı bekmez biye yetmez
Şu Urfa'nın kızları
Taksisiz gelin getmez."
"Ay doğar ayazlanır
Gün doğar beyazlanır
Gelin olacah kızlar
Hem gider hem nazlanır" Hala hala heey...
Gelin, önceden hazırlanmış olan özel bir odada karşılanır. Kadınlar ise zılgıt çalarak gelini kutlamaya devam ederler. Gelin kapıdan girerken kendisine verilen bir "narı" oda kapısının üst tarafına atarak narı kırar. Kırılarak dağılan nar tanelerinin toplanarak evlenecek yaşa gelmiş, genç kızlara yedirilmesi uğurludur.
"Su koydum su tasına
Gül koydım ortasına
Biz gelini getirdıh
Ağamın odasına"
Sâbahleyin, gelin ve beraberinde gelenlere özel olarak hazırlanmış kahvaltı sofrası hazırlanır. Öğlenden sonra ise süpha yemeği ikram edilir.

Süpha Yemeği
Gelin, damat evine getirildiği günün sabahı, gelin evinden başka bir yerde süpha yemeği merasimi düzenlenir. Süpha; pirinç, şeker, et, çekirdeksiz üzüm, nohut, yağ gibi malzemelerle hazırlanır. Yemekte; kuzu içi, Üzlemeli pilav, Etli pilav, tatlı olarak da zerde ikram edilir. Süpha yemeğine istisnasız herkes davet edilir. Oturan gruplar yine gruplar halinde çağrılır. Yemek verme işi devam ederken damadı traş edecek olan berber gelip boş bir odada damadı traş eder. Küvre ve damat berbere ve çırağına bahşiş verirler.
Akşam vakti yaklaştığında damada da bu yemeklerden verilir. Daha sonra "damat" ve arkadaşları "süpha" verilen evden ayrılırlar. Yürüyerek dar sokaklardan geçip "gelinin" bulunduğu kendi evine gelirler. Damat gerdeğe girmeden önce hoca dualar okur ve damat evin kapısından içeri girer. Evin avlusunda baba ve annesinin ellerini öperek zifaf odasına girer.

Güvegi Hamamı
Damat, evliliğin sabahı erken saatlerde akraba ve arkadaşları tarafından hamama götürülür. Damat, daha önceden hamamcı haberdar edildiğinden oturması için zeytin dalları ile süslenmiş olan tahta oturtulur.
Hamama davet edilen misafirler yıkanıp çıktıktan sonra damat da yıkanarak yine bu tahtta oturur.
Kutlamaları kabul eder. Damadın arkadaşlarından biri "Hamam yimegini ben yapıyam" diyerek hamama gelen misafirleri yemeğe davet eder. Yemeği yapan kimsenin evinde toplanılır ve yörenin yemeklerinden olan mevsimine göre patlıcanlı, domatesli, elmalı, yoğurtlu kebaplardan yapılır. Üstüne de tatlı olarak yine kadayıf ikram edilir. Yemekten sonra arkadaşları, yakınları, damadı evine götürürler. Kendileri de işlerinin başına dönerler. Yanı gün, "gelin" ise kocası başta olmak üzere kayınbabasına, kaynanasına, kaynına, görümüne çeşitli hediyeler verir. Buna çeyiz günü denir.

Duvak Günü
Evliliğin ikinci günü duvak günüdür. O gün gelinin yakınları, tanıdıkları gelin evine gelirler. Damat ise duvak yemeğinin hazırlanması için bir koç aldırır. Yemekler hazırlanır, gelin ise gelinliğini giyinip yüzünü gelin duvağı ile kapatıp gelip misafirlerin yanına oturur. Oğlan evinden 8-10 yaşlarında bir erkek çocuk gelinin duvağını kaçırır ve duvağı damada götürerek damattan bahşiş alır. Kadınlar bu duvak kaçırma anında yine zılgıt çalarak bunu kutlarlar.
Duvak kaçırma sabahleyin yapılır. Duvak gününe gelenler çeşitli hediyeler verirler. Bu hediye verenler genelde çok yakın akraba olanlardır. Duvak akşama kadar devam eder. Yemekler yenir. Duvak gününe gelinin annesinden başka bütün akrabalar katılırlar. Duvak gününün akşamı ise gelinin annesi, kızını ve damadını "akşam yemeği"ne çağırır. Damat kaynanasının elini öptüğünde ona çeşitli hediyeler verir.

Gelin Hamamı
Evliliğin onbeşinci günü (Cumartesi veya Perşembe) bütün dost ve akrabalar hamama davet edilir. Gelin, baba evinden çeyiz olarak getirdiği hamam takımlarını bir bohça içerisinde getirir. Bu bohçayı getiren natır ve gelini yıkayan, bohçasını açan kaymelere hamamdan sonra bol bahşiş verilir.
Genellikle Yıldız Hamamı'na gidilir (bu hamam şimdi yoktur). İnanışa göre Yıldız Hamamı'na giden gelin kocasına parlak, alımlı, yıldız gibi görünür veya Cincıklı Hamam'a gidilir ki gelin kocasına cincık gibi görünsün. Hamam o gün ücretli müşteri almaz, bütün masrafları oğlan evi karşılar.
Hamamda bulunan bir tahtın üstüne halılar, minderler serilir. Onların üstüne el işlemeli beyaz örtüler yayılır. Hamama davet edilen bütün misafirlere damat tarafından yaptırılan kebaplar ve tatlılar ikram edilir. Ayrıca "damat evi" tarafından evde hedik hazırlanarak hamama getirilir.
Gelin ise güvegi hamamında olduğu gibi misafirlerden sonra yıkanıp kendisi için hazırlanan yerde oturur. Zeytin dalları ile süslenmiş olan tahttaki mumlar yakılır. Gelini kutlayan misafirler hamamdan ayrılırlar
15466  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Adana Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:11:53 ÖS
Adana ve çevresindeki geçiş dönemlerinde uygulanan âdet ve inanmalar Adana halk kültürü içerisinde geniş yer tutar.

DOĞUM

Yaşamın başlangıcı olarak kabul edilen doğum, Adana ve çevresinde doğum öncesinden başlayıp doğum sonuna kadar uzanan bir dönemde, yüzlerce âdet ve inanmanın uygulandığı bir dönemdir. Doktora gitmeyen veya gidemeyen, çocuğu olmayan kadın, gebe kalabilmek için çeşitli yollara başvurur. Bunlardan biri de "ara ebe" ya da "aralık ebesi" adı verilen eli işe yatkın kadınların hazırladığı otlardan yapılmış ilaçlardan yararlanmadır. Çoban Dede diye anılan, şehir merkezinde bulunan bir türbe de çocuk sahibi olmak isteyen kadınların sıkça ziyaret ettiği yerlerden biridir.

Doğacak çocuğun yaşaması için, kadın daha hamileyken yatırlara, türbelere gider ve adaklarda bulunur. Çocuk doğduktan sonra yedi yıl çocuğu başkalarından giydirir, yedi yıl saçını kesmez ya da yedi yıl çocuk için kurban keser. Çocuğu yaşamayan kadına "tıbıkalı" denir. Bu kadınların lohusayı ziyaret etmesi istenmez. Aşeren kadına "yerginliği var" denir. Doğacak çocuğun cinsiyetini öğrenmek için, çiğ bir koyun kellesinin çenesi, niyet tutularak ayrılır; çene kemiğinde et kalırsa doğacak çocuğun kız, et kalmaz cavlak olursa oğlan olacağına inanılır .Bir sonraki çocuğun cinsiyetinin farklı olmasını sağlamak için doğumdan sonra çocuğun eşi ters yüz edilir . Kelle yiyen gebe kadının çocuğunun sümüklü olacağına inanılır .

Doğumun kolay olması için Meryem Ana Eli otu doğum odasında ıslatılır. O açıldıkça doğumun kolaylaşacağına inanılır.Doğum sancısı çeken kadına, doğum kolay olsun diye kocasının ayakkabısından su içirilir .

Çocuk doğduktan sonra, taş gibi güçlü olsun diye ağzına taş konur .Çocuk pişik olmasın, teni kokmasın diye tuzlanır. Çocuk tatlı olsun diye, tuzlamanın ardından vücuduna bal sürülür .Çocuğu ilk yıkayan ona giysi alır. Çocuğun gözlerine sürme çekilir .Çocuk yıkandıktan sonra koltuk altlarına, boynuna reyhan tozu sürülür. Çocuğun göbeği düştükten sonra düşen göbek, okuması için, okulun duvarına; imanlı olması için, cami duvarına; çeyizinin bol olması için, sandığa konur. Ayrıca, göbeğin yüksek binaların üstüne atılmasıyla, çocuğun istikbalinin yüksek olacağına inanılır .
Doğum yapan kadın, kırkı çıkıncaya kadar başına kırmızı tülbent bağlar. Lohusaya yağlı ballı pekmezli bulamaç, közde pişirilmiş ciğer-soğan yedirilir.Çocuğa ilk süt üç ezandan sonra verilir, böylece çocuğun sabırlı olmayı öğreneceğine inanılır. Anne ve çocuğu kötü etkilerden korumak için, ilk kırk gün çeşitli önlemler alınır. Al basmasın diye, lohusamn baş ucuna ayna, tarak, iğne batırılmış soğan, Kur'an konur .Anne ve çocuğun altına bıçak konur .Odada sarımsak bulundurulur. Kapının arkasına satır, karyolanın altına süpürge konur .Aynalar kırmızı bezle kapatılır .Yatağın çevresi kıl iple çevrilir .. Kapıya al bağlanır .dikenli çalı asılır ,Odaya bir kap içinde su konur,Odada ocaklı diye bilinen erkeğin gömleği bulundurulur .Çocuğun başının altına ekmek ufakları konur .Kırk basmasından korunmak için; yeni doğanın yüzü herkese gösterilmez. İki kırklı karşılaşınca iğne değiştirirler .Çocuğu kırk basmasın diye, çocuğun ilk kakalı bezi odanın eşiğine konur .Adetli kadınların ve tıbıkalı kadınların lohusayı ve bebeği ziyaret etmesi istenmez. Bu durumda çocuğun yüzünde yaralar çıkacağına veya anne ve çocuğa bir kötülük geleceğin inanılır.

Adana ve çevresinde, anne ve çocuk yedinci, yirminci ve kırkıncı günlerde kırklama adı ile yıkanır. Yıkama suyu içine altın, taş, çiçekler ve yapraklar atılır. Böylece çocuğun altın gibi değerli, taş gibi güçlü, çiçekler gibi güzel kokulu olacağına inanılır. Kırkıncı günü yapılan kırklama suyunda ise; kırk taş, kırk yaprak veya kırk çeşit çiçek mutlaka konulur. Bazı çevrelerde kırklama farklı bir şekilde uygulanmaktadır. Kırkıncı gün; evde bulunan bütün tabak-çanak, yatak-yorgan yıkanır, lohusa ve çocuk da yıkanır, ayrıca bir kırklama suyu yapılmaz. Lohusayı daha önce ziyarete gelenler de kırkıncı günde banyo yaparlar .

Çocuk, doğumdan sonra yaşına kadar çok hastalanırsa adını yükleyemedi denir ve çocuğun adı değiştirilir. Ali adının çok kullanıldığı çevrelerde, bu adı taşımanın çok zor olduğu, bu kişinin heyecanlı ve sinirli olacağı düşünülür. Kırkından sonra ilk gezmeye çıkışa kırk uçurtma denir. Çocuğun ömrü uzun olsun diye, kırkıncı günü uzak bir yere ***ürülür .Doğumdan sonra bir türlü gelişemeyen, cılız ve hastalıklı çocuğa "aydaş çocuk" denir. Aydaş çocuğun tedavisinde ocaklı birinden veya çocukluğunda aydaş olup da daha sonra sağlıklı olan kişilerden yararlanılır. Aydaş çocuk yaşlı bir ağacın arasından geçirilir, üç hafta tuz ile tartılır. Kurt ağzının iskeletinden geçirilir .Ocaklı bir kimsenin koynundan geçirilir .Dört yol ağzına kazan kurulur, sembolik bir aş olan "aydaş aşı" pişirilir .Çocuk mezarlığa ***ürülür, orada ocaklı birinin koynundan geçirilir. Mezarlığa gelenlerin beraberinde getirdiği bulgurla eve dönünce pilav pişirilir ve topluca yenilir .

EVLENME

Bireyin yaşamındaki geçiş dönemlerinden biri de evlenmedir. Adana ve çevresinde, görücü usulü, anlaşarak, beşik kertme, levirat (kocası ölen kadının ka-ymbiraderiyle evlendirilmesi), kız kaçırma ve akraba evliliklerine rastlanır. Özellikle kız kaçırma ve akraba evlilikleri bölgede dikkati çekecek kadar çoktur. Evlenemeyen gençler, kısmetlerinin açılması için çeşitli yollara baş vururlar. Bunlardan bazıları, hocalara giderek kilit açtırma, muska yazdırma, dört yol ağzında çeyiz açmadır .

Kız istemeye giderken ağzı laf yapan,ağzı lafa yakışacak kişilerle gidilir. İlk istemede kız verilmez. Ancak, ikinci veya üçüncü istemeden sonra kız verilir. Kız verilince iki aile arasında "küçük tatlı", "ağız tatlısı" yenir. Bu arada kıza alınacak takılar, eve alınacak eşyalar, başlık veya anaya verilecek süt hakkı konuşulur. Eskiden "yedi hacet" adı verilen; bir çift Adana burması bilezik, yüzük, küpe, elbise-ayakka-bı-giyecekler, başlık parası, halı-kilim, yatak-yor-gandan oluşan eşya, takılar ve başlık parasının oğlan tarafından verilmesi kesin kuraldı .Bugün bu adla anılmasa da, yine de bunların çoğu yerine getirilmektedir. Daha sonra eş dost ve akrabaların katılımıyla eğlencenin de olduğu büyük tatlı yapılır. Büyük tatlı töreni yapanlardan çoğu nişan yapmaz. Gerek büyük tatlıda gerekse nişanda atkı, atkın ya da kırkım adı verilen takı ve hediye merasimi yapılır.

Adana ve çevresinde, söz, nişan ve düğünde yapılan bütün masraflar oğlan evi tarafından karşılanır. Kız tarafı ise, kızına çeyiz verir, isterse takı takar. Kız tarafının yapacağı yatağın, yorganın ve yastıkların pamuğunu oğlan evi gönderir. Düğüne davet okuntuyla yapılır. Okuntu davet edilecek kişinin ağırlığına göre; kibrit, çay bardağı, mendil, çorap, gömlek ve elbiselikten oluşur. Oğlan tarafı kız tarafının da dağıtacağı okuntulukları alır ve kız evine verir. Düğün yemekleri; yüksük çorbası, ekşili köfte, davul aşı (etli dövme pilavı), etli kuru fasulye, pilav, patlıcan dolması veya yaprak sarmasından oluşur.

Düğün, pazartesi veya perşembe günü oğlan evine bayrak dikimiyle başlar. Bayrağın ucuna ayna, soğan, portakal takılır. Pazar günü gelinin gelmesi ve bayrağın indirilmesiyle düğün sona erer. Pazartesi günü de duvak yapılır. Bayrak, gerdek gecesi damat veya sağdıç tarafından, aynaya nişan alındıktan ve aynanın kırılmasından sonra indirilir.

Köylerde yapılan bazı düğünler kesimlidir. Kesimli düğüri'lerde, davulcular gelen konukları karşılar, konuğun ikramını yapar, konuğun önünde çeşitli figürler yaparak ondan para alır. Konuklar "caba", "çaba" adı ile anılan bu parayı düğün sahibine verilmek üzere davulculara bırakırlar. Bu tür düğünlerde, düğünü yönlendiren, çoğunlukla akrabadan biri olan ve abdal ağası adı verilen kişidir.

Düğünün başladığı gün veya ertesi gün, kız evinden alınan çeyiz oğlan evine ***ürülür. Kız evinden çeyiz çıkarılmadan önce, çeyizde bulunanların tümü tek tek bir kâğıda yazılarak çeyiz senedi hazırlanır .Çeyiz senedi taraflar ve şahitler tarafından imzalanır, muhtar tarafından mühürlenir. Daha sonra, kırmızı kurdelelerle bağlanmış yorganlar, yataklar, yastıklar, mutfak eşyaları, beyaz eşyalar görülecek şekilde üzerinde bayrak asılı kamyona yerleştirilir. Halılar kamyonun yan taraflarından sarkıtılır, davul zurna eşliğinde Baraj'a gidilir, çeyiz sudan geçirilir. Çeyizi ***ürenler ve almaya gelenler burada oyunlar oynayıp, halaylar çekerler.

Şehirdeki düğünlerde gelin hamamı geleneğine rastlanır. Hamam tasları ve zılgıtlar eşliğinde, hamamda geline kına yakılır. Hamama gidenlerin her biri gelini yıkar, türküler söylenir, oyunlar oynanır. Hamamda konuklara kebap veya kısır, meyve ve içecek ikram edilir.

Adana ve çevresinde kına gecesi törenleri, ekonomik ve kültürel değişime bağlı olarak, eskiye oranla küçülmüştür. Eskiden, âşıklarla türküler söylenerek kız evine gelen kmacılara, kız evi tarafından çeşitli oyunlarla zorluklar çıkarılırdı. Kınacı, et satırı veya balta, telis çuvalı parçası, eskimiş süpürge ve ayna olarak da ekmek sacı ile sözde "tıraş" edilir, oyunlar çıkarılır, gelenlere bilmeceler sorulur, bilemeyen kı-nacı ağaca asılır ya da cezadan kurtulmak için para verirdi .Akşam dışarıda ateş yakılır, ateşin ebesi ateşe yaklaşmak isteyenlerle mücadele eder, bu arada herkes ebeyi düşürmeye çalışırdı .Ateşin etrafında oyunlar oynanır, halaylar çekilir, âşıklar türküler söyler, atışmalar yapardı .Gelinin yengesi ile damadın yengesi oyunlar çıkarır, tazı-tavşan oyununu oynarlardı .

Günümüzde köy düğünlerindeki kına gecesi törenlerinde, az da olsa bu geleneklere rastlıyoruz. Kına gecesi, cumartesi günü veya gecesinde yapılır. Oğlan evi kızın giyeceğini, kınasını, çerezi ve mumları, kına davarıyla birlikte davul zurna eşliğinde kız evine getirir .Kız evine gelirken, yolda, kız evi tarafından hazırlanmış çeşitli oyunlarla ve zorluklarla karşılanır. Kına, gelinin yengeleri veya bahtı açılmamış bir kız tarafından yoğrulur. Köfte şekline getirilen kınalar tepsiye dizilir. Üstlerine mumlar dikilir, mevsim çiçekleri serpilir. Genç kızlar kına tepsisini, kına türküleri eşliğinde, başları üstünde ortaya getirirler. Tepsi başlarında, gelinin etrafında oynarlar. Gelin oturtulur, başına kırmızı şifon örtülür, kına türküleriyle övülür, geline öğütler verilir. Gelin ne kadar çok ağlarsa, o yıl o kadar bereket olacağına inanılır. Gelinin başı üstünde "kelle şeker" kırılır. Gençler şekeri kapışırlar. Şekerden bir parça ayrılır, gerdek gecesi bununla gelin ve damat için şerbet hazırlanır. Gelin oyuna kaldırılır. Daha sonra geline kına yakılır. Gelinin avcuna kına yakılırken para konur. Tepsideki kınalar, gençler tarafından kısmetlerinin açılması için kapışılır. Oğlan evinde de kına yapılır. Buradaki kına, gece geç saatlere kadar sürer. Güreşler tutulur, ateşler yakılır, oyunlar oynanır, yüzük yarışı yapılır .Damadın serçe parmağına kına yakılır. Erkeklerden biri kadın kılığına girer, çeşitli muziplikler yapar, eğlenirler .

Kınadan sonra kırkım töreni başlar. Kırkım ya da atkın adı verilen bu tören, nişanda ve kına gecesinde kız evinde, gelinin oğlan evine geldiği gün de oğlan evinde yapılmaktadır. Kız ile oğlan masanın başına getirilir. Koluna bir yazma veya havlu bağlanmış bir erkek "atkın"ın ya da "kırkım"ın başladığını ilan eder. Oğlan tarafının en yakmıyla atkın başlar. Sonra, kız tarafına sıra gelir. Parayı atan veya hediyeyi veren kişinin adı yüksek sesle oradaki topluluğa duyurulur. Nişanda ve kınadaki kırkımda, daha ziyade mutfak eşyaları ve para verilmekte, toplanan para ile kızın çeyizinin eksikleri tamamlanmaktadır. Oğlan evinde yapılan kırkımda ise, daha çok para armağanı yapılmaktadır.

Düğünün son günü gelin alma veya gelin çıkarma günüdür. Oğlan tarafı gelin almaya süslenmiş arabalarla ve davullarla gider. Eskiden gelin atla ***ürülürdü. Gelinin bineceği at, çevrenin en gözde atı olurdu. Atın başı kız tarafının hazırladığı şifon ve peşkirlerle süslenirdi. Kızın dokuduğu nakışlı heybe atın üstüne atılırdı. Gelinin ve atın başına ayna takılırdı. Gelinin evinden çeyizler develere yüklenir, develer gelin alayı ile birlikte giderdi. Develere takılan çanlar devenin yürüyüşünün ahengiyle çalardı8. Gelin alayı yolda giderken, kız evi tarafının hazırladığı çeşitli oyunlar ve zorluklarla karşılaşır. Tıpkı kınada olduğu gibi gelin alma gününde de oğlan evi epeyce zorlanır. Bahşiş almadan geçmelerine izin verilmez. Gelen oğlan evi, gelin çıkıncaya kadar oyunlar oynar, halaylar çekerler. Kızın akrabaları, kızı öven veya ona öğütler veren türküler söylerler. Erkek kardeşler kıza "kuşak" bağlar. Gelin ana babası ve kardeşleriyle vedalaştıktan sonra ana evinden uğurlamr.

Bu arada, oğlan evinden gelini almaya gelen yakınları, yeni evlilerin muratları olsun diye, kız evinden çiçek çalar. Evlilikleri uzun ömürlü olsun diye, bakır kap çalar .Kız kısmetini de beraberinde ***ürsün diye bir tabak bir kaşık çalar . Kız gittiği eve çivi gibi bağlansın diye çivi çalar.Kız tarafı, gelinin gittiği evde kısmeti bol olsun diye, eline bir parça ekmek verir .

Gelin oğlan evine gelince arabadan hemen inmez. Arabanın üstüne bir tepsi konur ve "kırkım" başlar. Önce kaympeder verir, indirmelik bağ, bahçe, hayvan olabilir. Ardından oğlan evinin yakınları para veya altın verirler. Gelin arabadan iner. Kaynana ve kayınpeder çekilmekte olan halaya katılırlar. Kaynana, gelinin başına arpa, leblebi, kuru üzüm, bozuk para atar. Gelin evin eşiğine gelince eline verilen bardak veya şişe veya testiyi kırar. Böylece gelinin kalp kırmayacağına,evliliğinin dağılmayacağına . inanılır. Yağ-bal sürülmüş yaprağı veya mayalı hamuru kapıya yarım yarım, içeriye kaynananın kolunun altından girer .Yanına bir kız bir erkek çocuk getirilir. Bunlar, oklava ile gelinin duvağını açarlar .Gelinle damat odaya girer, getirilen şerbeti yarım yarım içerler. Dışarıda oyunlar devam eder.

Gerdekten önce özne övme yapılır. Bekâr arkadaşları damadı alır, gezdirir, eğlendirirler. Sağdıçlar damadı ortaya alır, boyunu poşunu mertliğini manilerle överler. Çeşitli oyun ve şakalarla damat giydirilir. Daha sonra, türküler söyleyerek, manilerle eve getirilir, sırtı yumruklanarak içeriye sokulur.

Gerdeğin ertesi günü duvak günüdür. Bu günde duvak mevlidi okunur. "Çarşaf günü", "çarşaf mevlidi" olarak da anılır. Köylerde duvak günü öğle öncesinde toplanılır. Konuklara bu gün için kesilen davardan öğle yemeği ikram edilir. Kasaba ve şehirlerde, öğleden sonra toplanılır, gelenlere bisküvi-lokum-pasta ikramı yapılır. Son zamanlarda, özellikle şehir merkezinde, duvak, düğünün üçüncü günü yapılmaktadır. Duvak gününe kadınlar çağrılır, bu günde yaygın olarak mevlit okutulur. Mevlidin ardından, kızın oğlan evi bireyleri için getirdiği bohçalar konuklara gösterilir ve sahiplerine verilir. Kaynana gelinin kendisi için hazırladığı mindere oturtularak, kaynana bohçasından giydirilir. Duvağa gelenler gelinin evini gezerler, daha önce hediye getiremeyenler, hediyelerini bugün getirirler. Duvakta, gelen konuklara boncuklu tülbent verilir.

Duvak gününde de çeşitli davranış kalıplan görülür. Bunlardan bazıları: Gelinin başına duvağı örtülür. Bu duvağı, bir oğlan ve bir kız çocuğu alıp, kaçırır, damattan bahşiş alır .Ortaya bir yastık konur. Gelin yastığın etrafında üç kez döndürülür. Yönü kıbleye çevrilir, diz çöktürülür .Mevlitten önce, ortada bir sehpa üzerine, tuz, şeker, gül suyu ve şerbet konur. Mevlit bittikten sonra, okunmuş tuz ve şeker gelin tarafından tadılır, sonra bu tuz ve şeker, gelinin evdeki tuz ve şekerinin içine eklenir. Ardındangelin, bir dilek tutar ve sehpayı üç kez salavat getirerek kaldırır .Eskiden, duvak günü gelin, sabah erkenden kalkar, düğünde kesilen davarların paçalanyla paça çorbası pişirir, gelen konuklara bu çorbadan ikram edilirdi.
Adana'da Asker Uğurlama
Karşılama Törenleri

Köyde gençleri askere uğurlamak önemli bir olaydır. Askere gidecek olan delikanlı askere gitmeden on, onbeş gün önce bütün işlerden el çektirilir. Delikanlı bu süre dinlenir gezer, eğlenir. Tüm tertipler son günlerinde birbirlerini evlerine davet ederek birbirlerine ziyafet çekerler. Davetlilere çerez ikram edilir, çalıp oynanır. Ailesinin maddi durumu iyi olanlar ise davar kesip mevlit okuturlar. Askere gidecek olan delikanlı askere gitmeden önce bütün akrabalarını ve yakın dostlarını ziyarete gider. Ziyarete çıkmasa bile akraba ve yakın dostlar, genci yemeğe davet ederler. Bu yemeği veda yemeği şeklinde düzenlerler. Ziyaret ettiği akrabalar askere uğurlama sırasında belli bir miktar para verirler. Bu paranın miktarı önemli değildir, önemli olan verilmesidir. Bu bir gelenektir. Delikanlının askere gideceği yerin belli olacağı gün köydeki bütün gençler toplanarak giderler. Askere gidecek genci yalnız bırakmazlar.


Asker adayı yola çıkmadan bir veya iki gün önce davetlilerle birlikte türbe ziyaretine gidilir. Bu ziyaretlere asker adayının ***ürülüş amacı, askerden sağ salim gelmesi için yardım dilemektir. Delikanlı kurban adar. Bazı aileler kına törenini yönetecek kına bayraktarını çağırır, bayraktar kına yakılırken kına ve asker duası okur.Askere gidecek gencin ailesinin durumu uygunsa mevlit okutur. Mevlit gencin askerliğini kazasız belasız bitirmesi için okutulur.

Askere gideceği gün davul zurna getirtilir, Askere gidecek delikanlının arkadaşları evin önünde oynarlar. Evden ayrılırken üç el ateş edilir. Genci şehre ***ürecek araba gelin arabası gibi süslenir. Oğlanın koluna kırmızı kurdele bağlanır. Genci genellikle akşam gönderirler, otogarda herkes toplanır. Genç ailesi, yakın akrabaları, dostları ve köyün gençleri tarafından davul zurna eşliğinde uğurlanır. Gençler toplu halde halay çekerek genci oynatırlar. Vedalaşılırken gencin cebine para veya mendil konur. Delikanlının uzun süre ailesinden uzak kalacağı için her isteği yerine getirilir. Otobüse binmeden önce herkesle vedalaşır. Annesiyle vedalaşırken annesi oğluna simitten bir parça ısırttırır, simidi saklar. Simit evde bir odaya asılarak delikanlı askerden gelene kadar saklanır. Kısmetinin onu geri getireceğine inanılır. Genç askerden döndüğünde simit suda ıslatılarak kuşlar yesin diye atılır. Delikanlı eğer sözlüyse, sözlüsü ona bir mendil hediye eder. Bu dantelli mendili genç kız eliyle işler. Delikanlı bu mendili askerde kesinlikle kullanmaz, askerden geldikten sonra da saklar; bu gelenektir. Askere gidecek gencin durumu iyi değilse köyde para toplanarak gence asker harçlığı verilir.

Asker dönüşü için kurban adanmışsa kurban kesilir. Kurban eti ya eve sokulmadan fakirlere dağıtılır ya da akraba ve komşular çağırılarak yemek verilir. Son yıllarda askere gönderme ve asker karşılama törenleri daha da canlı bir biçimde yapılmaya başlanmıştır.

ÖLÜM

Halk kültüründeki geçiş dönemlerinden biri de ölümdür. Adana ve çevresinde ölümle ilgili gelenek ve görenekleri; ölümden kaçınmak için uygulanan davranışlar, ölüm olayı çevresinde uygulananlar ve ölenin ardında kalanların uyguladıkları davranışlar olmak üzere, ölüm etrafında kümelenmiş olarak görmek mümkündür.

Ölüm çevresinde uygulanan âdet ve inanmalarda, dinsel yönü ağır basan pratikler yanında, büyüsel pratiklerin de yoğun bir şekilde yer aldığı görülür. Rüyaların, birtakım nesnelerin ve bazı hayvanların ölümü çağırdığı düşünülür. Bu düşünceyle, ölümü uzaklaştırmak için ölümden kaçınma davranışlarında bulunulur.

Bir evin bahçesinde köpeğin uluması veya baykuşun ötmesi uğursuzluk kabul edilir. Rüyada ev yıkımı görülürse ,gelinlik giyilirse ,çıplak biri görülürse ,mezarlık veya tabut görülürse ,çokça odun ve kazan görülürse , ölüm olacağı düşünülür. Ayakkabının ayaktan çıkarılırken ters düşmesi ,ikindiden sonra komşuya un, tuz, süt ve kazan verilmesi,iyi kabul edilmez.

Bir ölüm olayının ardından uygulanan bazı âdetler de, başka bir ölümün olmaması içindir. Cenaze yıkanırken çoluk çocuk uyandırılır. Cenaze için ısıtılan suyun kazanı ters çevrilir. Küçük çocuklar cenazenin ardında kalmasın diye, cenazenin önünden geçirilir .Cenazenin yıkandığı yere, içinde oklava olan bir ibrik konur .Cenaze evden çıktıktan donra bir tabak içinde, bulgur-soğan ve yağ "rızkı da beraber gitsin" diye, bir fakire verilir. Cenaze evden çıkarken ardından oklava atılır .Cenazenin ardından, ev temizlenir, süpürülür. Yatağı sökülür, yıkanır, havalandırılır. Evde yedi türlü baharat, üzerlik, buhur tüttürülür .
Hastanın öleceğinin anlaşılmasıyla birlikte, çevresinde bulunanlar birtakım dinsel işlemleri uygulamaya başlarlar, islami usullere göre yapılan bu işlemlerle, hastanın öte dünyaya imanlı gideceğine inanılır.

Cenazenin, zorunluluklar dışında, bekletilmesi iyi karşılanmaz. Bir an önce gömülmesi gerekir. Böylece ölenin de ruhunun rahat edeceğine inanılır. Akşam ölen gömülmez, "yer mühürlendi" denir .Cenaze suyu içine gül, reyhan, murt dalı, portakal yaprağı, mantuvar çiçeği atılır .Cenaze yıkanırken başının altına murt dallan konur. Bu dalların yaprakları orada bulunanlara dağıtılır, dua okurlar. Okunmuş yapraklar, çörek otuyla birlikte kefenin içine atılır. Gelinin evlenirken kesilen, daha sonra sandıkta saklanan "kâkül"ü varsa o da kefenin içine konur .Kefen gül suyu ile ıslatılır, "günlük" yakılarak tütsülenir. Kefen ölünün yıkanacağı yere kadar el üstünde ***ürülür .Kefenlemeden önce cenazenin yakınları çağrılır, el öptürülür .Kefenden artan parça, bir fakire ya da çocuğu olmayan bir kadına verilir .Kefenleme işlemi sırasında etrafta üzerlik tüttürülür .Bazı çevrelerde, kefenin içine taze çiçekler konur, ölünün başı çiçeklerle örtülür .
Ölü yıkama işlemi köylerde ve kasabalarda kapalı bir alanda, şehir merkezinde ise mezarlıkta yapılmaktadır. Cenaze namazı da gelen cemaatla birlikte mezarlıkta kılınmaktadır. Ölü toprağa konulduktan sonra, gözü arkada kalmasın, dünyadan doyumlu gitsin diye yüzüne toprak atılır, ağzına toprak konur. Ölen kişi kadınsa mezarın başına kırmızı yağlık, erkekse beyaz şifon, askerse bayrak bağlanır. Ölen genç kızsa, mezarın üstüne çeyizinden bir bohça konur .
Ölü mezara konduktan sonra uygulanan pek çok âdet ve inanma da bulunmaktadır. Bunlarda amaç; ölünün öte dünyada rahat etmesi, günahlarından arınması, geride kalanları tedirgin etmemesi ile birlikte, kalanların acılarının hafifletilmesi ve bu duruma alışmalarının sağlanmasıdır. Bunun için, ölünün gömüldüğü gün ölü evine "kazma-kürek yemeği" denilen yemek, komşular tarafından getirilir .Ölü evinde yemek pişmez, yedi gün yemeği komşular getirir. Baş sağlığı dileğine gelenler lokum, çay, şeker, bisküvi, kolonya getirirler. Gelenlere lokum ikram edilir. Ölü evinde, ölünün üçüncü günü helva yapılır, yedinci günü "yedi yemeği" hazırlanır .Ölü için verilen yemek, cenaze sahibinin ekonomik durumuna göre, pilav-hoşaf, haşlama et-yufka, dövme pilavı-kuru fasulye, lahma-cun-tatlıdan oluşmaktadır. Kırkıncı ve elli ikinci günlerde de kimileri helva veya aşure yaparak dağıtmaktadır.

Ölenin ardından giysileri, çarşafları ve çamaşırları yakınları tarafından yıkanarak bir fakire verilir. İhtiyacı olanların alması için ölenin ayakkabıları ve giysileri dört yol ağzına bırakılır .Ölenin en yeni giysisi, gözü arkada kalmasın diye, mezarının üstüne bırakılır.

Adana ve çevresinde ölenin ardından ağıt yakma geleneğine rastlanır. Köylerde bu işi ağıtçı kadınlar yapar. Ağıtçı kadın cenaze evinde, ölenin giysilerini odadakilere göstererek, ölenin iyiliklerini, güzelliğini, yiğitliğini anlatarak maniler söyler, etraftakileri ağlatır.

Sonuç olarak, Adana ve çevresi, halk kültürü bakımından oldukça zengin motifler taşır. Bu motifler geçmişten günümüze değin çeşitli kültürlerin de etkisiyle çeşitlenmiş, zenginleşmiştir. Bölgenin son yıllarda yaşadığı hızlı toplumsal değişme ve gelişme geleneksel kültürdeki değişimi de başlatmıştır. Kırsal kesimden kente doğru gidildikçe giyim kuşamda görülen değişim, geleneklerde ve göreneklerde yansımasını bulmuştur, insan yaşamının geçiş dönemlerinde uygulanan davranış kalıpları da, zaman içerisinde biçim değiştirmiş; düğünlerin süresi kısalmış, çeyizlerin türleri değişmiştir. Artık, hamile bir kadın doğacak çocuğunun cinsiyetini öğrenmek istediğinde, en yakın sağlık kuruluşuna veya hastaneye giderek ultrason aygıtından yararlanabilmektedir. Ancak, gelişen teknolojiye ve değişen yaşam koşullarına rağmen halk kültüründeki gelenek ve görenekler, dün olduğu gibi bugün ve yarın da halkın yaşamında varlıklarını sürdüreceklerdir.

Geleneksel Yiyecek ve İçecekler

Adana yöresinin zengin bir yemek kültürü bulunmaktadır. Bu yemek kültürünün bu kadar zengin olmasının nedeni çeşitli kültürlerin etkisinde kalması ve onların yemekleri ile kendi yemeklerini damak zevkine uygun olarak birleştirmesidir. Adana yemeklerinin en önemli özelliği un, bulgur, et sebze ile çeşitli baharatların çok kullanılmasıdır.Yemeklerin yanında bol yeşillik ve değişiksalatalar yenir. Aynı zamanda süt, yoğurt, peynir, çökelekte bol miktarda kullanılmaktadır. Özellikle etli yemekler sebze ile birleştirilerek yapılır. Bakliyat türleri ile sebze yemekleri ve çorbalarda bol miktarda kullanılmaktadır. Çorbalardan kesme ya da hamur çorbası, yüksük çorbası, düğün çorbası; sebze yemeklerinden, süllüm, mercimekli ıspanakbaşı, kabak çintmesi; bulgur yemeklerinden ekşili topalak, sarımsaklı köfte, içli köfte; sakatat yemeklerinden şırdan dolması, karın dolması; içeceklerden şalgam suyu, aşlama(meyan kökü) ayran, kaynar;tattlılardan taş kadayıf, karakuş tatlısı, nemse tatlısı, halka tatlısı ve bici-bici.
15467  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Zonguldak Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:10:42 ÖS
DÜĞÜN

Zonguldak yöresindeki düğünler, sadece evlenen iki tarafın değil tüm çevreyi ilgilendiren bir olaydır. Düğünler 1 hafta boyunca, 3 gün veya günü birliği yapılır. Haftalık düğünler, genellikle Pazartesi günleri başlar. Pazartesi günü başlayan eğlentiye "Boya Günü" adı verilir. Ve bu eğlenti kız evinde yapılır.
Oğlan tarafı kız evine çeyiz almaya gider. Çeyizin taşınacağı aracın açık olmasına dikkat edilir. Bu araçta çeyizler bir sergi niteliğinde yerleştirilir ve çevre tarafından görülmesi sağlanır.
Eskiden at arabalarıyla yapılan bu iş, günümüzde kamyonlarla yapılır. Çeyizlerde öncelikle gelinin yaptığı el işlemeleri görülebilecek şekilde açık tutulur. Oğlan evine getirilen çeyiz aynı gün gelin odasına ve evin diğer bölümlerine herkesin her eşyayı görebileceği şekilde sergilenir ve çevrenin görüp izlemesine açık tutulur.

Salı günü gecesi kız ve oğlan evinde ayrı ayrı eğlenceler düzenlenir. Bu gecede ağırlık oğlan evindedir. Kız tarafına gelenler özellikle damadın kendilerini karşılamasını ister ve oğlan evine yakın bir yerde çalgılarıyla birlikte beklerler. Damat gelir misafirleri karşılar açık havada mahalli oyunlar oynanır, daha sonra eve girilerek eğlenceler gece yarısına kadar devam eder.
Bu geceye "damat kınası-oğlan kınası "denir.

Çarşamba günleri yine her iki tarafta eğlencelere devam eder, damat evindeki gelin odası ve eşyalar ziyarete açık tutulur. Gece yarısına doğru oğlan evinde toplanan kadınlar toplu halde kız evine giderek eğlenceyi orada sürdürürler. Kız evinden bir kadın bir elinde tepsi diğer elinde bir yastık öne konur. Arkadan iki kadının koltuğunda yüzü örtülü olarak gelin oğlan evinin huzuruna çıkarılır. Bu sırada başka bir odada "gelin indirme türküsü " söylenir. Bu sırada gelinin avucuna kayınvalide, hala, teyze ve abla tarafından para ve kına basılır. Bu sırada yine mahalli türküler söylenir ve kızlar oyuna kalkarlar. Bundan sonra çeşitli oyun havaları çalınır, söylenir ve oyunlar devam eder. Gece yarısından sonra bu eğlence kısmi olarak dağılır. Ancak gelinin çok yakın arkadaşları yanında kalarak eğlencelere sabaha kadar devam ederler.
Bu sırada damat yakın arkadaşlarıyla birlikte kız evindedir. Sabaha kadarda onlar ayrı odalarda yerler içerler ve sabahleyinde genellikle hamama giderler. Buna "Güvey Hamamı"denir.

Perşembe günü kız evinde geline gelinlik giydirilir. Davetlilere tatlı veya lokum ikram edilir. Daha sonra gelin ağabeyi veya kardeşi yoksa diğer en yakın akrabaları tarafından gelin arabasına bindirilir ve arabanın önünde gelinin kardeşlerinden veya yakınlarından birisi bekleyerek damat tarafından bahşiş alır. Öğleden sonra damat ve gelin kol kola girerek davetliler arasında gezerek her birinin elini öperler daha sonra odalarına çekilirler. Bu arada damat gelinin yüzünü açar ve "Görümlük" adı verilen çeşitli hediyeler takar. Bunu biraz sonra odaya girilerek damat ve geline tatlı ikram edilir. Bundan sonra damat arkadaşlarıyla dışarı çıkar. Yatsı namazından sonra yine arkadaşları tarafından sırtı yumruklanarak gelin odasına sokulur ve böylece düğün merasimi sona erer.

Bu hususta göze çarpan en önemli özellik akraba evlilikleridir.
Bayram, hıdrellez, nişan, düğün gibi herkesin birlikte olduğu törenlerde oğlan anası gelinlik kıza bakar; beğendiği kızın isteyeni yoksa, taraflar arasında başlayan görüşmeler de olumlu sonuçlanırsa, erkek tarafı bir bohçayla, söz mendilini (ipek mendil) kız evine ***ürür ve iki aile nişan gününü kararlaştırır. Nişan töreni kız evinde yapılır. Ve takılar takılır. Ertesi gün, kız evince hazırlanan armağanlar, nişan şerbeti ve güvey (damat) yüzüğü karşı tarafa gönderilir.
Düğün genellikle pazartesi ya da Perşembe başlar. İlk gün güvey evi, yaptığı helvanın içine para koyarak, tepsiyle kız evine gönderir; ikinci gün güvey kınası; üçüncü gün gelin kınası yakılır, çeyiz çıkarılır ve çeyizlerle gelin odası düzülür. Akşam güvey tarafının kadınlarının katılımıyla kına gecesi düzenlenir. Kız evine zorla tavuk kestirilmesi bu geceye özgü geleneklerdir. Ertesi gün güvey ve arkadaşları güvey hamamına gider.
Düğün sabahı geline yeni giysileri giydirilir. Akrabalarıyla vedalaşan geline "baş sıkma" denen uğurlama töreni yapılır. Bu tören "çocuk sahibi, kocası sağ" bir kadın gelinin başını "oğlan versin, kız çıkarsın" sözleriyle bağlar ve gelin bir kadın eşliğinde baba evinden çıkar. Düğün evinde geline iki ayrı tabakta yağ, bal sunulur. Gelin, yağı kapının üstüne, balı da kapının altına sürer. Peşinden adına "güvey önlüğü" denilen bir tepsi baklava gelir ve ev halkıyla birlikte yenir.
Düğün evinde eğlenceler devam ederken sağdıç damadın yanından ayrılmaz. Gerdek gecesi sabahı, davulcular, güveyinin kapısı önünde davul çalar, güvey elinde bir tepsi börekle davulcuları ağırlar. Gerdek gecesi güvey "görümlük"denen armağanı eşine verdikten sonra birlikte tatlı yerler; sabahleyin de duvak adı verilen tören yapılır. Artık güvey evinin kızı olan gelin, gelinliğini çıkarırı, güvey evince yapılan "paçalık" denen giysiyi giyer. Düğünü izleyen hafta sonunda gelinle güvey kız evine el öpmeye gider.
15468  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Sinop Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:09:54 ÖS
Âdet, gelenek ve töreler bir toplumun kültürünü oluşturan önemli yapı taşlarıdır. Kültürel yapı içinde geçiş dönemleri önemli bir yer tutar. Doğum, evlenme ve ölüm üç önemli geçiş dönemidir. Sinop'ta yapılan derlemeler sonucunda bu geçiş dönemleri çevresinde oluşmuş pek çok gelenek tespit edilmiştir.

Doğum Âdetleri :

Doğum geçiş dönemlerinin birincisidir. Sinop'ta doğum âdetleri genel hatlarıyla şöyledir:

Yörede bebek bekleyen kadına "yüklü", "gebe" veya "hamile" denir. Çocuğu olmayan kadın ve erkeğe ise "kodaksız" ya da "kısır" denilmektedir.

Her yörede olduğu gibi Sinop'ta da ailelerin çocuğunun olması önemli bir olaydır ve evliliğin ilk gününden itibaren çiftlerin bir an evvel çocuğu olması için geleneksel bazı yöntemler uygulanır. Örneğin ilk çocuğun erkek olması için yeni gelinin kucağına erkek çocuk verilir, yatağında erkek çocuk yuvarlanır.

Çiftlerin uzun süre çocuğu olmadığında çocuk olması için uygulan pratikler de şunlardır :
- Yatıra, türbeye gidilir, adak adanır. Türbe etrafında namaz kılınır.
- Doğuma engel olduğu düşünülen rahim eğriliğini gidermek için kadın baş aşağı tutulur.
- Gebe kalınması için rahime kirli koyun yapağından yapılan ilaç, çıra ya da menekşe kökü konur. Çıranın meziri burnundan çıkarsa bir kusur olmadığı anlaşılır.
- Tavuk gübresi kaynatılıp kadın onun buğusuna oturtulur.
- Kadının uşaklığına (rahime) ebegümeci konur.
- Kadının üç kere beli çekilir, kasıkları bağlanır.
- Rahim kapalıysa şiş salınır.
- Çocuğu olmayan kadına hacdan getirilen deve eti yedirilir.
- Hacda tavaf yapılırken okuya okuya bir ipe düğüm atılır. O ip de çocuğu olmayan kadının beline bağlanırsa kadının çocuğu olacağına inanılır.
- Kadın yıkadığı giysinin buğusuna oturur.
- İncir yaprağının buğusuna oturur.

Bunun dışında kadın sık sık ölü doğum yapıyorsa doğacak çocuğun yaşaması için hamileyken çocuk türbeye satılır. Çocuk doğduğunda erkek olursa "Satılmış", kız olursa "Satı" ismi verilir.

Düşük olmasının nedeni ise kadının sütünde "südümiyen" olmasına bağlanır ve buna inanılır. Böyle durumlarda ise çocuk için boy hamaylısı yapılır. Bu yapıldığında "ümmü sübyan"ın çocuğu boğmayacağına inanılır. Çocuk doğana kadar boy hamaylısı kadının üzerinde durur. Doğduktan sonra çocuğun yastığının altına konur.

Kadın gebeliğini yaşıtları arkadaşlarına söyler. Ailedekiler ise gebeliği ancak kadının karnı büyümeye başladığında anlarlar.

Yörede aşerme "aşyerme" olarak adlandırılıyor ve gebelik sırasında kadının canının bir şeyler istemesi olarak tanımlanıyor. Bu dönemde gebe kadının canının istediği şeyi mutlaka yemesi gerekir. Yemediği ya da yedirilmediği takdirde doğacak çocuğun bir yerinin eksik olacağına inanılır.

Ayrıca gebe kadın aşerme sırasında gizli olarak kiren (kızılcık) ve elma yerse veya onları saklarsa, bunlarla vücudunun neresine dokunursa doğacak çocuğun vücudunun o kısmında bunların izi olacağına inanılır.

Gebelik sırasında doğacak çocuğun dış görünüşünün oluşturulması anlamında da bazı pratikler uygulanır. Örneğin, gebe kadın çocuğunun kime benzemesini istiyorsa ona bakar. Gökyüzüne bakan kadının çocuğunun gözünün mavi, gök üzüm ya da gök bir şey yenirse gözlerinin yeşil olacağına inanılır. Gebe kadın kocasını çok severse çocuk kocasına, annesini çok severse annesine benzeyeceği inancı vardır.

Anadolu'nun genelinde olduğu gibi Sinop'ta da erkek çocuk aileler için önemlidir. Bu nedenle doğumdan önce çocuğun cinsiyeti merak edilir. Gebe kadının dış görünüşünden ve yapılan bir takım pratiklerle çocuğun cinsiyeti öğrenilmeye çalışılır. Bunlardan bazıları şunlardır :

- Gebe kadına elini uzat dendiğinde elinin içi yere bakarsa çocuk oğlan, yukarı bakarsa kız olur.
- Kadının karnı sivri olursa çocuk oğlan, yayvan olursa kız olur.
- Bebek sağ tarafta olursa oğlan, sol tarafta olursa kızdır.
- Doğacak çocuk kızsa kadın zayıflamaz, oğlan taşıması zor olduğu için zayıflar.
- Doğacak çocuğun erkek olması için kocasının uçkuru kadının beline bağlanır.
- Gebe kadının haberi olmadan odadaki minderlerin birinin altına makas, diğerinin altına bıçak konur.
Makas olana oturursa çocuk kız, bıçak olana oturursa oğlan olur.
- Doğacak çocuğun erkek olması için horoz kesilip sıcakken ödü yutulur.

Doğum eskiden ve kısmen günümüzde de köy ebeleri tarafından yaptırılır. Evin bir odasında doğuma yardım edecek birkaç kişiyle birlikte köy ebesi doğumu yaptırır. Ancak zaman zaman doğum zorlaşır. Gebelik sırasında yatakta kocanın kadının üzerinden geçmesinin ya da kadının gebelik sırasında kapı eşiğine oturmasının doğumu zorlaştıran nedenler olduğuna inanılır.

Bu durumlarda doğumu kolaylaştırmak için şu pratikler uygulanır :
- Kadın odada gezdirilir.
- Çarşaf, yorgan, battaniye gibi şeyler içinde sallanır.
- Su üzerinden, küfe üzerinden, eşikten atlatılır.
- Makas ağzı açılır. Ebe kadın saç bağını, saç örgüsünü açar, düğmeler çözülür.
- Kocasının avucundan ya da ayakkabısının içinden Fatma ana denilen otun bekletildiği su içirilir.
- Doğum odasına giren kadınlar gebe kadının sırtını sıvazlar, "köy göçtü sen de göç" diyerek doğumun kolay olmasını dilerler.
- Odaya giren kişi bir şeyin dikişini söker ve "ben geldim sen de gel" der.
- Gebe kadın gebeliği sırasında dikiş dikmişse doğum yaparken eteği sökülür.
- Kadının kocası çağırılır ve kadının üzerinden üç kere geçirilir.
- Kadının saçında iğne, toka varsa açılır, yakasındaki ip çözülür.
- Sandıkların kilitleri açılır.

Bebek doğduktan sonra yıkanır ve tuzlanır. Doğumdan sonraki en önemli işlem bebeğin göbeğinin kesilmesidir. Göbek pamuk ipliğiyle bağlanır. Bir ayakkabı ya da lastiğin (ayağa giyilen) üzerinde jiletle kesilir. Göbeğin üzerine kurumaması için anne sütü damlatılır ve "goğorsu" denilen yakılmış beyaz bezin külü konur. İki günde bir ya da her gün göbek düşene kadar bu işlem tekrarlanır.

Göbeğin kesildiği makas çocuk erkekse, kalbi askılı olsun, çalışkan olsun diyerek duvara asılır. Çocuk kızsa makas, gezgin olmaması, eve bağlı olması için minder altına konur.

Doğumu yaptıran ebeye doğumdan sonra kibrit ve sabun verilir. Çocuğun kırkı çıktıktan sonra da para verilir.

Doğum sonrası loğusayı ziyarete gelenlere ikram etmek için bebek kız olmuşsa katlama yapılır, erkek olmuşsa çörek gömülür. Küle gömülen çörek "oğlan çöreği" diye dağıtılır.

Uzun yıllar çocuğu olmayan ya da ilk erkek çocukları dünyaya gelen aileler, çocukları olduğunda yaşlı kadınları toplayarak "beşik düğünü" yaparlar. Kadınlar beşiği düzerler. Bebek uykulu olsun, uyusun diyerek kadınlardan çok uykulu olan birisi bebeği beşiğe yatırır.

Loğusa kadın ve bebek kırkları çıkana kadar yalnız bırakılmazlar. Bunun nedeni bu dönemde anne ve bebeğe şeytanın çok ilişeceği ve doğum yapan kadının mezarının kırk gün açık olduğu inancıdır.

Loğusa kadın ve bebek yalnız bırakılmaları gerektiğinde yanlarına su ve süpürge konur. Bebek yalnız bırakılacaksa beşiğine süpürge dayanır, başının altına süpürge teli konur, beşiğin altına ekmek konur. Çocuk mama, yemek yiyene kadar da o ekmek oradan alınmaz.

Kırk içinde çocuğun üzerine âdetli kadın gelirse "ürfiye", "urufe" olur. Buna "kabar" da denilir. Çocuğun vücudunda kızarıklıklar olur, darı gibi lekeler çıkar. Bu durumda çocuğun yıkanacağı suya darı atılır ve çocuk bu suyla yıkanır. Bunun dışında çocuğun vücuduna katran sürülür ya da buğday anızının külü vücuda serpilir.

Çocuk doğduktan kırk gün sonra loğusa da bebek de kırklanır. Ancak kırklama yapılana kadar bebek ve kadın sık sık yıkanır.

Kadın bu kırk gün boyunca âdet görür. Buna "çocuk âdeti" denir. Kırk gün dolunca "kırk kazanı" konur. Kazanın içine kırk taş atılır. Buna "kırk taşı" denir. Aynı zamanda kırklama suyuna gümüş yüzük, para, iğne atılır. Bunu yaşlı bir kadın yapar, para ve iğne kırklamdan sonra bu kadına verilir. Bu su elekten geçirilir ve kırk kaşık su konur. Artan su loğusanın ve bebeğin gittiği her yere serpilir.

İki kırklı kadın bir araya geldiğinde "kırk baskını" olacağı inancı vardır. Bu durumda çocuk ilerlemez. Kırk baskını olmaması için bebeklerin iç göynekleri değiştirilir, iki kadın birbiriyle öpüşür ve iğne değiştirirler. Baskın durumunda ise kadınlar birbirlerinin çocuklarını emzirirler.

Evlenme Âdetleri

Evlenme, iki kişinin birlikteliğinin başladığı bir olay olması açısından toplumlarda en fazla önem verilen geçiş dönemidir ve bu anlamda çevresinde pek çok âdet, gelenek ve inanç oluşmuştur.

Sinop'ta genel olarak isteme usulü evlilik görülmekle birlikte kaçma ve yörede değiş olarak adlandırılan evlenme türleri de mevcuttur. Kaçma ve değiş başlık parasından kurtulmak için başvurulan evlilik türleridir.

Evlenme yaşına gelmiş oğlu olan anneler akrabaları, komşuları aracılığıyla kız ararlar. Bu arayış sonunda bulunan kızı görmeye oğlanın annesi ve yakınlarından birkaç kadın habersiz giderler.

Kız beğenildiği takdirde oğlan evinin erkekleri Cuma gecesi, Pazartesi gecesi gibi hayırlı günlerde kızı istemeye giderler. Kız istemeye gitmeye yörede "düğürlüğe gitme" denir. Birbirine dünür olan kişiler de "dünürşü" denilmektedir.

Kız istemeye gidilirken, oğlan tarafı çiftlenecekleri için çift katlama götürülür. Kız tarafının vermeye gönlü varsa onlar da oğlan tarafına çift katlama verir. Tek katlama verdiği takdirde kızı vermeye gönülleri yok demektir. İlk istenişte kız verilmez. Oğlan evi birkaç kez kız isteme işini tekrarlar.

Kız istendikten sonra söz kesmeden önce kızın uğurlu olup olmadığı denenir. Eğer tavuklar külük olursa, inekler güve gelirse o kız istenir.

Son istemede söz de kesilir. Söz aile arasında olur. Oğlan tarafı gelirken şeker getirir. Aynı zamanda on ya da on beş tane katlama götürür. Buna"söz katlaması" denir. Getirilen şeker söz kesildikten sonra kız tarafından dağıtılır. Kız şekerleri dağıtırken bir taraftan da orada bulunanların ellerini öper. Ellerini öptüğü kişiler de şeker kutusuna bahşiş atarlar. Bu paralar kızın olur ve çeyizi için kullanır. Sözde kız tarafı bir liste yapar ve oğlan tarafına verir. Aynı zamanda başlık miktarı ve nasıl verileceği de sözde konuşulur.

Nişan kız tarafında olur. Geçmişte nişanda yemek verilirken günümüzde misafirlere üzümle şeker dağıtılıyor. Nişan günü oğlan tarafı kız tarafına nişan bohçasını götürür. Bu bohça da yüzük de olur. Kız tarafı da daha sonra oğlanın bohçasını götürür.

Nişanla düğün arasının fazla uzun olmaması istenir. Oğlan evinin büyükleri hazır oldukları zaman kız evine düğün zamanını ve nasıl yapılacağına konuşmak üzere "düğün sözü"ne giderler. Düğün sözünde kızın kardeşlerine "kardeş yolluğu" verilir. Bunun miktarı ise daha önce sözde konuşulmuştur.

Bu konuşmayla düğün kurulduktan sonra oğlan evi düğün hazırlıklarına başlar. Davulcusunu, zurnacısını, köçeğini tutar.

Düğünden önce yörede "çeyiz düzme", atkı attırma", ya da "döküm alma" denilen düğün alış verişi yapılır. Bu alış verişte gelinin eksikleri tamamlanır, takılar, elbise, mintan, ayakkabı, gelinin yakınlarına hediye, damada pantolon, ayakkabı, gömlek alınır. Genel olarak "muamele" denilen resmi nikah da bu günde yapılır.

Düğüne çağrıya "okuma" denir. Düğüne çağrı yapan kişi çağrıyı yaparken helva dağıtırken bunun yerini günümüzde şeker almıştır.

Üç gün süren düğün "çuval ağzı açma"yla başlar. Oğlan evinde düğünün ilk günü odanın ortasına bir çuval konur. Onun ortasına da bir oklava çakılır. Bir de elek konur. Gelinle damat zengin olsun diye eleğin içine de para atılır. Gelenler çuvaldan un alıp eleğin içine dökerler.

O gün yeme içme yapılır, misafirlere yemek verilir. Gelinle damat düğünden sonra o parayı unun içinden ayırırlar.

Ertesi gün kız evinde kına gecesi olur. Kınayı oğlan evi götürür. Kınayla birlikte tepsiye basılmış helva götürülür. Helvayı kızın dayısı keser. Nişan yüzüğü de helvanın ortasına konur ve bıçakla helvayı keserek yüzüğe kadar gelinir. Burada bıçağın helvayı kesmediği söylenir ve bahşiş istenir. Orada bahşiş verilir. Eğer bahşiş az gelirse bıçak kımıldamaz. Bahşiş fazlalaşınca helva kesilir. Helva gelen misafirlere dağıtılır ve artan da gelinle birlikte oğlan evine gider.

Gelin kına yakılması için ortaya getirilir ve ağlatılır. Kınayı biri kız tarafından, biri oğlan tarafından iki genç kız yakar. Bu kızlardan hangisi kınayı daha çabuk alıp gelinin eline koyarsa o tarafın sözünün üstün olacağına inanılır. Aynı zamanda bu kızların da kısmetinin çabuk çıkacağı inancı vardır. Kıza kına yakıldıktan sonra kına tası dolaştırılır ve herkes bu tasa para atar. Atılan paralar kınayı karan ve tası dolaştıran kadının olur.

Kınanın ertesi günü gelin alma olur. Gelini başı bozulmamış bir kadın giydirir. Yine başı bozulmamış bir kadın kızın başını örer. Bu saç örgülerine "minik" denir. Gelinin başı örülürken damat bağlanmasın diye kızın saçına kilit takılır. Bu kiliti gerdekte damat açar.

Aynı gün damat giydirme töreni de yapılır. Dışarıya çıkarılan damat ve sağdıcın çevresine misafirler toplanır. Davullar zurnalar çalınır, silahlar atılır. Damadın giysileri önce oynatılır daha sonra ailenin büyükleri tarafından giydirilir.

Oğlan evinden gelin almaya kalabalık bir topluluk gelir. Gelin almacı kadınlar kız evine gelince eve girerler. Girdikten sonra gelin oturaklı olsun diyerek önce otururlar. Daha sonra da "oyun atarlar" kalkar oynarlar. Oğlan tarafı kız evinden küçük bir şey çalar ve bunu damada verip bahşiş alırlar.

Gelini evden erkek kardeşi çıkarır. Çıkarmadan önce gelinin beline kuşak bağlar. Kuşağı bağlamak için oğlan tarafından bahşiş alır.

Gelin evden çıkarken kızın kardeşi kapıyı tutar ve bahşiş alır. Buna "kapı parası" denir. Gelinle birlikte oğlan evine kızın kardeşi ve iki kadın gider. Gelinin evden çıkarılışı sırasında bazı pratikler uygulanır :
- Gelin evden çıkarılırken bütün kötü huyları burada kalsın, orada yenilensin düşüncesiyle ocağa tükürttürülür.
- Kapıdan çıkarken kapının üst tarafına bıçak sokulur.
- Kapıdan çıkarken gizlice gelinin beline bıçak ve tabanca sokulur.
- Gelinin başından şeker, para serpilir.
- Gelinin ağzına şeker verilir.

Kız evi sağdıç annesine kül, çivi, ekmek, oklava bir de çanak verir. Çivi,kızın eve bağlanması için oğlanın evine çakılır. Kül, ocağın küllenmesi için ocağa dökülür. Ekmek, bereket getirmesi için tekneye bırakılır. Gelin ağladığında sesi duyulmasın diye oklava da çanağa vurularak ses çıkartılır.

Yol boyunca kızın bindiği araba öküzün nalı düştü diyerek düştü diyerek durdurulur. Bahşiş alındığında yola devam edilir.

Gelinin çeyizi de gelinle birlikte getirilir. Oğlan evine gelindiğinde kızın akrabalarından birisi çeyiz sandığının üzerine oturur ve bahşiş alır. Bunun yanında çeyiz sermeye gidenler oğlan evinde sandık açılmıyor damat gelsin diyerek bahşiş isterler. Bahşişi aldıktan sonra çeyizi sererler.

Gelinin yatağı kızın yengesi tarafından ya da oğlanın halası, yengesi, yakın akrabaları tarafından hazırlanır. Yatak hazırlanırken hazırlayanlardan birisi çiftin kaç çocuğu olması isteniyorsa o sayıyı söyleyerek yatakta yuvarlanır.

Gelin oğlan evine gelince şunlar yapılır :
- Gelin arabadan inerken eline su dolu bir şişe verilir. Şişe arabanın tekerleğine vurdurulup kırdırılır. Şişeyi kıramazsa beceriksiz, sönük gelin denir.
- Oğlan evine gelen gelin kayınpederi bir şey adamadan arabadan inmez.
- Eve girerken gelinin eline bir kaşıkla yağ verilerek evin dış kapısına sürdürülür.
- Eve girerken gelinin önüne bir iskemle konur. Gelin iskemleyi ayağıyla devirirse geçimsiz, eliyle alıp bir kenara koyarsa geçimli olur denir.
- Gelinin odasının kapısının iç ve dış kısmına gelin odaya girerken kaşık sokulur.
- Kapının önüne süpürge konur. Gelin süpürgeyi ayağıyla iterse uğursuz, bir şey bilmiyor, eğilip alıp bir kenara dayarsa gelin becerikli olacak denir.
- Gelin eve gelince damat merdivenlere çıkar ve gelin damadın bacağının arasından geçer. Bu damadın bağlanmaması için yapılır.
- Gelin oğlan evine geldiğinde kaynana ya da yaşlı bir kadın gelinin ayağına keşkek serper, su döker. Keşkek bolluk bereket simgesidir. Bu atılanlardan herkes toplar ve ambarına atar.

Gelin eve girince odasına götürülür. Yatsıdan sonra da damadı arkadaşları ve sağdıcı eve getirirler. Damadı odaya halası ya da yengesi sokar. Odaya girerken sırtı yumruklanır. Çiftin gerdeğe girmesine"odalamak" denir.

Damat odaya girdikten sonra ikisi birlikte iki rekat namaz kılarlar. Gelinin evinden getirdiği yiyeceklerle odada bir sofra hazırlanmıştır. Gelin sofraya oturmaz ve konuşmaz. Damat bunun üzerine sofraya para koyar. Bahşişi alınca gelin sofraya oturur ve konuşmaya başlar. Damat ve gelinden artan yemek ertesi sabah davulculara verilir.

Odalanmanın sabahında damat pencereden silah atar. Bunu duyan sağdıç davul ve zurnayla kapının önüne gelir. Damat omuzunda havlu takılı olarak dışarı çıkar. Dışardakilerin ellerini öper.

Düğünün ertesi gününe "duvak" ya da "semet" denir. Bugün bütün komşular, akrabalar toplanır. Duvağa "kız halkı" denilen kız tarafı da gelir. Eğer düğünden önce gelinle ilgili söylentiler olmuşsa gelinin çarşafı ortada oynatılır.

Duvak serpildikten sonra gelin, kaynana ve kaynatasının ellerine öper, onlar da ona bahşiş verirler , gelin de onlarla konuşmaya başlar.

Düğünden sonra kız tarafı gelinle damadı "üç geceliğe" çağırır. Buna "kırıtma" da denir. Burada damada helva kestirirler. Damat helvayı kesmez, bıçağı ortaya bırakır. Kız tarafı damada bir canlı bir cansız bahşiş verince helvayı keser.

On beş gün sonra da kız baba evinden gelip kendisini alan birisiyle "evilliğe" gider ve birkaç gün kalır. Bu gidişinde annesi kızına bir hediye verir.

Ölüm Âdetleri

Yörede gulugulu kuşu, karga ve baykuş ötmesi ölüme işaret sayılır. Köpek uluması da ölümü çağrıştırır. Bu nedenle köpeğe ekmek atılır.

Cenaze, ölüm olayının olduğu yerden kaldırılarak hazırlanan temiz bir yere yatırılır. Üzerindekiler çıkarılır, çenesi bağlanır, üzerine çarşaf örtülür. Ölünün üzerine makas konur. Bu ölünün üzerinden kedi atlamasını önlemek için yapılır. Kedi atladığında ölünün hortlak olacağına inanılır.

Cenazenin bulunduğu odanın kapısı azrailin çıkıp girebilmesi için açık bırakılır. Ayrıca odanın kapısına Azrail'in kılıcını silip gittiği inancıyla havlu asılır.

Ölünün yıkanacağı suyun üzeri cenaze suyu olduğu belli olması için örtülür. Ölünün artan suyuyla da baskın olan kişiler yıkanır. Bunun baskını iyi edeceğine inanılır. Daha sonra ölünün yıkanacağı suyun ısıtıldığı kazan ölünün ruhunun oraya geleceği inancıyla ters çevrilerek ölünün yıkandığı yerde bırakılır.

Cenaze töreninden sonra yola kaplar içinde helva, zeytin, ekmek gibi yiyecekler konur ve cenazeden dağılanlar bu yiyeceklerden birer lokma alırlar.

Ölünün kırkında, elli ikisinde ve senesinde mevlüt okutulur.
15469  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Karaman Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:08:51 ÖS
ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ


DÜĞÜN
20. yüzyıl başlarına kadarki zamanlarda, Karaman'daki düğünlerin, bir çok yere nisbetle, çok üstünlüğü, debdebesi ve şatafatı vardı. Karaman düğünleri; evlenecek olan delikanlının ailesinin, ekonomik durumu ve sosyal hayatı ve mensub olduğu sınıfa göre değişirdi. Bir bilim adamı ve hoca sınıfına mensup bir ailenin oğlunun düğünü ile, bir tarikat ehli, şeyh veya dervişin, bir şehir zengininin, esnaf tabakasından olan bir ailenin oğlunun düğünü için yapılan törenler hep ayrı ayrı idi. Genel olarak, oğlunun mürüvvetini görecek olan, baba ve anaların cömertlik damarı şahlanmış olurdu. Her baba, oğlun mürüvveti için bir düzen kurup, bir tören hazırlamak özentisindedir.
Varlıklı aile düğünü üğün on gün öncesinden, ahçılar, işçiler angaje edilmiş olurdu. Koyunlar kesilmiş, baklavalar hazırlanırdı. Kazanlarda çeşitli yemekler pişirilmeye başlanırdı. Eş, dost sırası ile akşam yemeğine davet edilirdi. Her akşam dört-beş sofralık misafir ağırlamak suretiyle, dört-beş akşam ziyafet devam ederdi. Bu ziyafete, gelin kız tarafının erkekleri ve yakın akrabaları da davet olunurdu.

Gelin alma günü, genel olarak Perşembe günüdür. Çarşambayı perşembeye bağlayan gece dahil, her akşam, damat evinin hariciye dairesinde, hariciye dairesi yoksa, bir komşu evinde tebrikler kabul olunur. Bunun adına mubareke denilir. Misafirlere, bol sigara ve kahve ikram olunur, kahve pişirmek için de bir kahveci tutularak, sahanlıkta hazırlanan mangal başına oturtulurdu.

Bu evin sokak kapısı önünde, meşale denilen çıralık, petrol ile yoğrulmuş mangal külü, çamur toprakları ya da çam odunları yakılmak suretiyle, sokak aydınlatılırdı. Aynı zamanda, davulcu da her akşam, düğün evinin kapısı önünde davul çalardı. Misafir kabul olunan evde, iki oda ayrılmıştır; birisi yaşlılar, birisi de gençler alınırlardı. Çok kere gençler için bir komşu evi hazırlanırdı.

DAMAT EVİ TARAFINDAN GECE EĞLENCELERİ:
Damat tarafı ailesinin sosyal hayatı ve mali durumuna göre, mesela, zengin bir tüccar veya ziraatçi olan bir ailenin oğlunun düğününde, akşamları mubarekeye gelen yaşlılar, ayrı bir evde sohbet ederlerken, gençlerde ayrı bir evde, sazlı, içkili ve aşufte kadınların oynatılması yoluyla eğlenirlerdi. Bu eğlenceler sabaha kadar sürerdi.

Düğün sahibi, hocadan, müderristen, tarikat ehli bir şeyh ya da derviş ise, bunların düğünlerinde, içki, saz ve çengi eğlenceleri bulunmazdı. Dervişler, Yunus'tan, Eşrefoğlun'dan, Kuddusi'den ve Bektaşi babalarından ilahiler ve na'tler söylemek suretiyle düğün akşamlarını ihya ederlerdi.

Bununla beraber, düğün sahibi hoca ise, bir medresenin bahçesinde, dervişlerden ise, bir tekkenin bahçesinde, bir bahçenin değişik yerlerine meşaleler yakılmak suretiyle, medrese talebelerinin, her gece, Türk'ün zengin folkloründen çeşitli oyunlar ve eğlenceler yaparlardı.

KIZ TARAFI EĞLENCELERİ
Kız evi tarafından da, kız babası bir komşu evinde hazırlık kurarak oturur, burada tebrikleri kabul ederken; esas gelin evinde, iki tefci kadın, kadınlar arasında tef çalar, türkü söyler, gecenin karşısında türkünün ritmine göre oynardı. Bu oyuncu kadınlar, ekseriya, güveyi eğlencelerinde rakı dağıtıp, göbek atan kadınlardır.

Bu arada, genç kızlar, taze kadınlar isteyerek veya istemiyerek ortaya kaldırılarak oynatılırdı. Gelin olacak kız da bir naz ile ortaya çekilerek oynamaktan nasibini alırdı. Oğlan evi kadınları da mübareke için kız evine geldiklerinde, damat anası oynadığı takdirde, o yılın bereketli olacağı inancıyla ortaya çekilerek kız anası ile birlikte karşılıklı olarak oynatılırdı. Karaman'da ki bu kadın eğlencelerinde başka yerde olduğu gibi, bahçe ya da büyücek bir avluda kadınlı erkeli toplanıp, hep bir arada çalıp oynamak suretiyle birbirine karışmak adeti de yoktur.
KARŞILIKLI MÜBAREKEYE GİDİŞ:
Salı akşamı, kız tarafının akraba erkek ve komşuları, erkek tarafına, önde bir fener taşıyan fenerci ile mübarekeye gelirler. Aynı şartlarda, erkek tarafı da ertesi akşam, yine önlerinde fenercileri ve davul çalan davulcuları ile kız tarafına mübarekeye gelirler, otururlar, tütünler, kahveler ikram edildikten sonra bir müddet sohbet edilir, daha sonra mübarekeye gelenler, kendi toplantı yerlerine eğlenmeye giderlerdi.
Kadınlar arasındaki bu tebrike gidiş gündüzleri yapılırdı. Kadınlar arasındaki bu tebrikleşmede, tebrike giden taraf, kendi tarafının tefçileri ve varsa oyuncu kadınları ile birlikte, süslü, püslü carları içinde veya yarım örtüleri ile, bir konvoy halinde, oğlan veya kız evine giderlerdi. Varılacak taraf, kız veya oğlan evi, hangi taraf ise, karşı tarafın kendi semtlerine yaklaşıldığı öğrenilince hemen, arı kovanından püskürür gibi, kadınlar, kızlar tefciler de teflerini çalarak sokağa çıkarlar, gelmekte olan tarafın tefcisi de tefini çalarak karşılaşırlar ve yürüyüşe başlarlardı. İki taraf konvoyunun karşılaştığı noktada şamata daha da fazlalaşır. Her iki tarafın tefcileri son gücleri ile teflerini çala çala eve gelinirdi. İşte, gelin kızın ve kaynanaların oynatılması, bu karşılıklı mübareke toplantılarında olurdu.
KINA GECESİÇarşambayı perşembeye bağlayan gece, oğlan evinde damada,kız evinde ise geline kına yakılırdı. Damada kına yakılması basittir. O akşam, kız evinin aşçısı olan kadın, içinde ayet veya hadis yazılı, Hicaz'dan getirilme madeni su tası içerisinde veya hamam tasında hazırlanmış kına ve bu kınanın üzerine sarılacak bez ve kırmızı krepi ve kınayı yakacak kişiye verilecek olan hediyeyi küçük bir bohça içerisinde getirir; erkek tarafının toplantı yerinde misafirler doludur.Bu odanın ortasına,kıbleye karşı, kadife çakmalı bir namaz seccadesi serilir. Damat bu seccadenin sağ tarafına,sağdıç sol tarafına oturtulur.Toplulukta hazır bulunan bir hoca Kur'an'dan bir Aşır okur.Kurulacak olan yuvanın uğurlu ve devamlı olması için dua eder.Toplulukta bulunanlardan biriside kalkıp gelerek kınanın içine şakacıktan tükürür.Sonra aynı kişi damat ve sağdıcın sağ avuçlarının ortasına bir miktar kına koyar, beyaz sargılarını sarar,sargının üzerine de klaptan işlemeli al krepi oldum olasıya sarıverir..Bundan sonra sağdıç önde damat arkada toplulukta bulunanların ellerini büyüklük sırasına göre öperler.Bu arada kınayı yakan kişi,kına tasını alarak,odada hazır bulunanların önüne götürür,bu tasın içine herkes bahşiş olarak bir miktar para koyarlar.Bu paralar tas ile birlikte,dışarıda bekleyen kınayı getiren kadına verilir. Kendisi için gelen,klaptan işlemeli beyaz patiska mendili de kına yakan cebine indirir.

El öpme töreni bittikten sonra damat ve sağdıç,kapının önünde yan yana durarak,aile büyüklerinden dışarı çıkmak için izin isterler.Toplantıda bulunanlar izin vermek istemezler,bunun üzerine damat tarafının en yakın akrabası topluluğun bütün isteklerine kefil olduğunu bildirerek damada ve sağdıca dışarıya çıkmaları için izin alır. Topluluğun istekleri kimi zaman bir hayır kurumuna veya mahalle camiine hayır mahiyetinde, kimi zamanda toplulukta bulunanlara ziyafet şeklindedir.Gelin kıza kına yakma işlemi ise; kendi avluları veya kendilerinin büyük avluları yoksa münasip bir komşunun avlusunda kına için hazırlık yapılır. Mevsim kış ise tabiatiyle kına için büyük salon ve sofalar hazırlanır.

O akşam en fazla kalabalığın bulunduğu ve akşamların en heyecanlısıdır.Damat tarafından kına yakmaya gelecek olan yenge hanımlar ve diğer davetliler,yine mübarekeye gidildiği gibi,gelin taraftarlarından tefciler ile karşılanarak tören mahalline alınırlar.İki tarafın köçekleri,tefcileri ile eğlenceler yapılırken gelen damat tarafı hanımlarına kahve ikram edilir.Biraz istirahatten sonra,"haydin koşmaya,haydin koşmaya" denilerek eğlenceye telaş ve heyecan karıştırılmış olur.Tefcilerin eşliğinde genç kızlar koşma okuma yarışmasına girerler,bu arada büyük hanımların,daha doğrusu damat evi tarafının bulunduğu yerde gelin hanımın sandalyeye oturacağı ve bir petrol lambasının konulacağı ufak bir iskemlenin sığacağı kadar bir boşluk oluşturulur,sandalyenin ön tarafına da yengelerin oturacağı iki duvar dayama yastığı konulur; koşmalar söylenirken,gelinlik kızın başına üzeri her taraftan klaptanlı işlemeli,motiflerle bezeli,kenarları da yine klabdan mekikle örülme fistolarla çevrili büyük bir Al krep örtülerek(bu örtünün adına serpme denilir),teyzesi,ablası veya yengesi tarafından kolundan tutularak sandalyenin yanına getirilip oturtulurdu.Bu esnada,daha ziyade acıklı türküler,bilhassa"Ey gaziler yol göründü yine garip serime" türküsü ve ağıtlar söylenirdi. Kız tarafıda adet olduğu üzre ağlaşır dururlardı.

Göğsü ve omuzlarına kadar başı örtülü, kına yakılmak üzre sandalyeye oturtulan gelinlik kızın elleri,göğsü üzerine kenetlenmiş vaziyettedir.Kızın sağ eline kına yakacak olan yenge bu kenetlenmiş elleri zor açar,ama bu defada avuçlar sımsıkı kapalıdır,kendisinin kına yakacağı avucu da zorla açan büyük yenge,kınayı gelin kızın avucuna koyar,kına ekseriya parmaklar dahil olmak üzere avucun tamamına yakılır.Kınanın üzerini bir kağıtla kapattıktan sonra bu kağıdın üzerine getirdiği altın hediyesini de koyup beraberce sarar.Sarma işi beyaz tülbentle yapılır,bunun üzerine de al kreple tamamen sarılmak suretiyle kapatılır.Sol ele kınayı yakacak olan küçük yenge de yukarıdaki şekilde kınayı yaktıktan sonra,gelin kızın başı üzeride,yüzünü örten örtüyü kaldırıp,kızın başı üzerine koyar,yüzü açılan gelin ağlamaklı bir vaziyette kalkıp yengelerinin elini öper. Bu anlar en kritik ve en heyecanlı anlardır. Bir yandan tefcilerin türkü ve manileri, bir tarafta kız evinin ağıtları ortalığı ana baba gününe çevirirdi.Aynı zamanda davetlilerin genç kızları kına yakılma esnasında gelinin etrafında toplanarak,gelinin kına yakılma esnasında takınacağı tarı ,ellerini kolay açıp açmayacağını,yengelerin koydukları bahşişleri büyük bir merakla seyrederler.Zira ertesi gün bu olayın dedikodusun bütün mahalleyi saracaktır ve bu dedi kodu furyası içinde herkese birşeyler anlatma işi düşecektir.

Bu kaynaşmalar sona erdikten sonra,kalabalık yavaş yavaş dağılmaya başlar,yalnız gelinlik kızın arkadaşları yatıya kalırlardı. Kalabalık dağıldıktan sonra, bir odaya çekilip çeşitli eğlenceler, şakalar yaparlar, arasıra da evin avlusuna çıkarak el şıkırdata şıkırdata, türküler, maniler söyliyerek mahalleyi çınlatırlar, hemen hemen sabaha kadar bu ahenk içinde eğlenirlerdi. Kına yakılacağında, yapılan eğlenceler arasında, genç kızların hazırladıkları mumları yakıp, ellerinde bu mumlarla hem dolaşıp hem de koşma getirmeleri vardır. Son zamanlarda bazı tehlikeler göz önüne alınarak, bu mumlar bir tepsi içine dikilip, tepsi ile ortaya getirilir olmuştur. Kına yakıldıktan sonra da kına tasında artık kalan kınayı genç kızlar, kendilerinin de bahtı çabuk açılsın diye kapışarak avuçlarına sürerlerdi.



GÜVEYİ TRAŞI VE GÜVEYİ HAMAMI:
Eski evlerin büyük avuları, bahçeleri olurdu. Ya damat evinin avlusunda veya damada yakın bir akraba, komşunun avlusunda, Salı veya Çarşamba günü, öğle sonu güveyi traşı yapılırdı. Bu avluya sandelyeler, kerevetler hazırlanmış ve münasip yerlere de çullar serilirdi. Güveyi traşı yapılacak olan bu evin, odaları sofaları ve damları, hatta bu avlunun görülebileceği komşu evlerinin damları kadınlar ve çocuklarla dolardı. Çalgıcılar da yerlerini alırlar, yavaş yavaş akorda ve perdeye geçerlerdi. Berber gelir, cura, saz kanun, ud, darbukadan ibaret olan çalgılar çalınmaya ve uygun sesi olanlar oynak ve kıvrak türküler söylemeye başlardı. Evvela damadın arkadaşları traş olurlar, bu arada çalgıcılara ve bazı münasip davetlilere rakı ikram edilirdi. Gençlerin akşam eğlencelerindeki oyuncu kadınlar da bu toplantıya getirilmiş olurdu. Onlar da, bu kalabalığın önünde, sazların ritmine göre, hünerlerini göstererek oynarlardı. En çoşkulu türküler ve oyunlar, damat traş edilirken söylenir ve oynanırdı. Damadın traşı yarıya geldiğinde, berber, adet olduğu üzre, usturanın kesmediğini söyler, berber bu söylediği sözle yüklü bir para istediğini belirtmektedir. Araya giren aracılar vasıtasıyla, düğün sahibi ve berber anlaştırılarak, berberin tıraşa devam etmesi sağlanır. Damadın traşı bittikten sonra, davetli misafirler, aile yakınları ve komşular dağılmıyarak, aynı evde veya bir komşu evinde hazırlanan akşam yemeği sofralarının başına toplanarak hazırlanan yemekleri yerler, kahveleri içerler, bir müddet istirahatten sonra, akşam sonu, güveyi hamamına gidilme hazırlıklarına başlardı.

Şehirdeki hamamlardan birisi o gün için özel olarak kiralanırdı. Hamam hazırlığı bittikten sonra, çalgıcılar çalgılarını çalarak, türkülerini söyliyerek, kafile halinde hamama doğru yürüyüşe geçilirdi. Zaten gündüzden çakırkeyf olan hamam alayında, 8-10 kişi bir halka teşkil ettirerek, böyle halka halinde hem yürürler, hem de türkü söylerlerdi. Damadın sağdıcı veya yakını birkaç kişi de rakıları, peynir, leblebi, turşu vs. içkiye elverişli mezeleri heybeler içinde hamama getirirlerdi. Artık o gece boyunca çalgılar çalınır, türküler söylenir. İçkiler içilir ve yıkanılarak damat hamamı yapılırdı. Sabah namazı vaktinden sonra kafile hamamdan, zil zurna sarhoş çıkar, yine koşmalar türküler söylenir, şarkılar çalınır, tabancalar patlatılarak bir hay huy alemi içinde akşamki eve gelinir, burada sabah yemeği yenilirdi.
GELİN HAMAMI:
Düğün haftası başlamadan evvel iki tarafta da telaş ve hazırlıkların başladığını daha evvel belirtmiştik. Bu arada, erkek tarafından, gelin hamamı için, ailenin maddi durumuna göre sabun, hamam harçlığı ve yaşlı hanımların saçlarına yakınmaları için kına gönderilirdi. Kız tarafı da düğün haftası başında, aşçı denilen yardımcı kadını, kız tarafı akrabalarına, ahbaplarına gelin hamamına davetçi gönderirlerdi.

Bu davet şöyledir: Pazartesi günü, filan hamamda, gelin hamamına, Salı günü mübarekeye, Çarşamba günü düğüne buyrun. Bu davette, gelin hamamı için bir özellik vardır. Davet olunan aile, kız tarafının pek yakınları ise, aile kadılarının tümü hamama davet olunur, biraz uzaktan akraba ve komşu iseler, hamama evin genç kızı ile gelini davet edilirlerdi. Hamama gidiş, topluca ve tefci kadınlar önde ve tef çalarak gidilir, hamama varıldığında hemen soyunulup yıkanılmaz, topluluğa yetişemeyip geç kalanların da gelmesi beklenirdi. Davetlilerin tümü geldikten sonra, soğukluk (hamamın soyunma salonu) taki havuza etrafında gelin kızı dolandırma töreni başlar, tefci tefi ile, tefciye yamak olmak isteyen komşular da, kiminin elinde hamam leğeni, kimisinde hamam tasını tef gibi çalarak, tefcinin tefinin ritmine uydurdurmaya çalışırlardı. Önde tefci ve teflekciler, arkada etrafındaki arkadaşlarının ortasında, gelinlik kız ve diğer kızlar gurubu, tefin oynak ritmi ile birlikte koşmalar ve türküler söylemek suretiyle havuzun etrafında dolanırlardı. Hamama davetli genç kız ve gelinlerin giyindikleri en güzel elbiseleri, ziynetleri, altınları ve süsleri ile bu gelin dolandırma töreni bir nevi defileyi andırırdı. Bu tören ahenkle orantılı olarak, üç veya yedi defa dolanmakla nihayet bulurdu. Tören tamamlandıktan sonra, misafirler getirdikleri hediyelerini hamam natırına, işçilerine, tefcilere hatta hamamcı kadına takdim ederlerdi.

Hamam günü, kız tarafından seçilmiş münasip yaşlı bir hanım (bu hanım aynı zamanda organizatör vazifesini de görür) daha evvelden damat tarafından gönderilen sabun, kına, hamam hakkı paraları da beraberinde hamamcı kadının yanına oturur ve hamama gelenlere yıkanmak için sabunlarını, başlarına yakmaları için bir miktar kınayı verir, böylece davetliler yıkanmak için hamam kurnalarına girerlerdi.

Gelin kız ise, başta kaynana olmak üzere, damat tarafının yaşlı hanımlarının soyunmalarına yardım eder, bunların soyunmaları bittikten sonra kendisi de soyunmak üzere kendisini bekleyen birkaç arkadaşının yanına giderek, beraberce soyunurlardı. Yine tefler, türküler ve koşmalarla iç hamama giren gelinlik kız, önce kaynana, teyzeler, halalar, elti ve görümcelerin yıkanmaların yardım ederdi. İşin enterasan tarafı şudur ki, gelinlik kız, içeride sarındığı ipekli peştamal ve omuz havlusundan başka, başı da dört bir tarafı boncuk ve ipekli motiflerle süslü beyaz tülbent başörtüsü ile bürünmüştür ve ancak gizleri meydandadır. O sıcak altında onlara hizmet eden kızcağız, buram buram ter dökerdi. Bunların yıkanmalarına hizmet eden kızcağız verilen izin üzerine kendisi de yıkanmak üzere göbek taşının yanına gelirdi. Gelin kızın göbek taşına yaklaşmasıyla içerde daha gürültülü bir kaynaşma başlardı. Göbek taşının etrafında evvelkinden daha çoşkulu bir gelin dolandırma töreni daha yapılır, daha sonra gelini yıkamak üzere iki kalıp sabunla birlikte seçilmiş usta bir natır gelir, gelinlik kız göbek taşının ortasına oturtulur, natır kadın da yıkama işlemine başlardı. Kızın yıkanması sırasında, bütün genç kızlar, kimisi hamam tasını, kimisi hamam leğenini, kimisi su kovalarını alarak, bütün kuvvetleriyle tefin havasına uyup, türküler koşmalar söyliyerek ve kovalarla sular taşıyarak gelin kızın yıkanmasına yardım ederlerdi. Natır gelini yıkadıktan sonra biraz kendisi için aldığı sabunla, biraz da gelini yıkadığı sabunla usulen yıkanır ve çıkar giderdi. Yıkanmış olan gelin kız, hamamdaki büyüklerinin ellerini öper, içerde yıkanmasını henüz bitirememiş oğlan taraflısı varsa yıkanmasına yardım ederdi? Gelin kızın yıkanmasından sonra davetliler yavaş yavaş giyinirler, gelin kız soyunmada olduğu gibi yine kaynana ve yakınlarının giyinmelerine yardım ederdi.Hamamdan çıktıktan bir saat sonra gelin kızın başına altın örülürdü. Eskiden saçlar, şimdiki gibi kesilmezdi. Hiç kesilmeyen saçlar bazen topukları bulurdu. Bu uzun saçlar beş ya da yedi bölüme ayrılır, her bölüme on kadar Osmanlı altınlarından yiğirmilik Gazi altını ve daha kıymetlisi olan sandıklı altını ki bu altınların kulpları mevcuttu, saçın belirli aralıklarına bu halkalarından geçilir ve örülürdü. Ekseriya gelin saçları klapdan denilen sin iplerle de sarılmak suretiyle güzel bir şekil verilerek örülürdü. Gelin başına takılan bu altınlar, damat tarafından vaat edilen ve gönderilen altınlardandı. Başı yapılan gelin hanım yavaş yavaş oğlan evine gitme hazırlıklarına başlamış olurdu.

Bu klaptan ile örgülü saçlara, sırma saç denilir, gelin hanım kırk gününü dolduruncaya kadar bu saç çözülmez, kırkıncı günü, kırk hamamı denilen ve yine bazı davetlilerle gidilen hamamda yıkanacağı gün, sırma saçlar çözülürdü.
GELİN KIZ EVİNE KINA GÖNDERME TÖRENİ:Çarşamba günü damat ailesi tarafından kız evine kına götürme töreni yapılırdı.Eğer Perşembe günü gelin hanımın çeyizi develerle götürülecekse,hazırlanan süslü develerden birisine,bir tarafına içinde kına ve bazı münasip yiyecek hediyeler konulmuş bulunan süslü bir sandık, diğer tarafına da sandığın ağırlığınca bir yatak yada dayama yastık yükletilerek, damadın sağdıcı ve birkaç yakını, yanlarında çalgıcılar olduğu halde devede yüklü kınayı gelin evine götürürlerdi. Şayet gelin alayı için deve katarı hazırlanmamışsa kına bir araba ile götürülürdü.

GELİN GETİRME ALAYI
Akşamları yapılagelen toplantıların karekteristik durumu ve tutumuna göre gelin getirme alayı da çeşitli sınıflar arasında değişiklikler gösterirdi. Eğer düğün sahibi, yani damat tarafı, zengin bir tüccar veya ziraatçi ise, memleketin at binicileri cirit oynamak üzere, kılıç kalkan oynayanlar, kılıç kalkan oyunu yapmak üzere toplanırlardı. Bu arada Hacı Bakı Efendi'nin veya Sıdırvanlı Hacı Talip Ağa'nın deve katarları da hazırlattırılırdı. Bu develer gayet süslü havutlu ve her tarafları irili ufaklı çanlarla doldurulmuştur. Ayrıca Tabakhane esnafından bir veya iki kişi de kirli tabak iş kıyafetleri ile ve başlarına düğünler için özel olarak hazırlanmış, dudak ve göz yerleri delik keçe külahlarını ta boyunlarına kadar geçirerek ve bazı yerlerine çan takarak, irice bir keçi tulumunu şişirip, bu tulumla da ellerinde olduğu halde acaip kıyafet ve maskeleriyle düğün alayına katılırlardı.

Kafilenin önünde, cirit oynayacak atlılar, kılıç kalkan ekipleri, bir kaçında gelin almaya gidecek yengeler ve bazı davetliler binili gelin arabaları, faytonlar, körükler ve çocukların binmeleri için üstü açık at arabaları, önde kayınbabanın süslü ve gösterişli atı daha arkada da deve katarı yola düzülerek gelin evine gelirlerdi. O civardaki sokaklar tamamen dolmuş vaziyette olurdu. Gelin evinde ağlamaklı ve telaşlı bir hava hüküm sürerdi. Bir taraftan, hazırlanmış olan gelinin ipekli çarşafı giydirilirken, diğer taraftan da gelin tarafından hazırlanmış çeyizler ve damat tarafının daha önce gönderdiği eşyalar, sandıklar develere yüklemeye başlanırdı.

Develere bu eşyaların yüklemenin de bir adabı ve usulü olurdu. Komşular, yakın akraba erkekleri, devecinin rehberliği ile, süslü püslü eşyalar yükün dışında gösterişli olarak, yastık ve çeyiz sandıkları üzerine serilir, yine halı ve kilimlerde boydan boya serilirdi. Bir taraftan da gelin tarafından birkaç kişi, kucaklarında veya torbalar içerisinde çeşitli dokumalar ve kumaşlarla içerden çıkarak, develerin, atların ve çalgıcıların boyunlarına ikişer üçer metrelik bu parçaları dolarlardı. Bu kumaşlardan, cirit ve kalkan oyunu oynayanların boyunlarına da dolandırılırdı. Bu dokumalar gelin babasının mali durumuna göre, gazbahar şitarileri altıparmak veya emsali olan birer giysilik toplardandır ki yerine göre, kimilerine tam kimilerine de yarımşar top kumaş, ya da arşın işi kumaşlardan veya kumaş gibi baş bürgüleri bahşiş olarak sarılırdı.
Bu işler tamamlandıktan ve develer yüklendikten sonra, mahallenin çocuklarına da petrol lambası, fincan takımları, irili ufaklı aynalar, bakır yemek tabakları, siniler, seten telli ağır kumaşlardan hazırlanan köşe yastıkları gibi göz alıcı çeyizler verilerek gelin kızın eşyalarının gösterilmesi sağlanırdı.
Yengeler gelin kızı çeşitli ağıtlar ve sarılmalardan sonra alarak dışarı çıkarırlar ve kapalı faytona bindirirlerdi. O günlerde dadılık görevini yapan kadın da hemen mutfağa giderek, bir bakır kap alır, içine de evin hamur mayası kabından bir parça maya kor, bir de oklava alarak çarşafının arasına saklar ve gelin arabasına binerdi. Evvelce ufak bir tepsi içinde kırmızı krep veya kordela ile süslenmiş bir mum hazırlanmıştır. Dadı hanım bu hazırlanmış mumu araba içinde yakarak oturur, mum tepsisini de elinde tutar; gelini uğurlamak için toplanan erkeklerden bir hoca dua eder, Fatiha'dan sonra kayınbaba süslü ve haşmetli atına biner, yine süslü elbiseli bir seyis de atın başındaki yulurdan tutarak, çökertilmiş olan develer kaldırılmak suretiyle gelin alayı yavaş yavaş yürüyüşe geçerdi.

Önde cirit oynayacak olan suvariler ve kalkan oyuncuları, milli kıyafetleri ile yola düzülürlerdi. Gelin alayında saz ekibi var ise, önde davul ve diğer saz ekibi sıralanırdı. Bu araba yürüyen eş, dost, komşu erkekleri, bunların arkasında at üzerinde kayınbaba, arkasında gelin arabası, ve diğer yengelerin arabaları, daha arkada yüklenmiş deve katarları, en arkada da gelin ufak tefek eşyalarını taşıyan mahalle çocukları yola çıkarlardı. Ciritciler, şehrin uygun olan meydanlarında cirit oynaya oynaya, kılıç kalkan ekipleri de gösteriler yapa yapı, davulcuların gümbürtüleri, at kişnemeleri, develerin inceli kalınlı çan sesleri arasında, şehrin münasip caddelerinde dolaşılarak damat evine doğru gidilirdi.

Yukarıda niteliğini belirttiğimiz tulumcular ise, bu mahşeri kalabalığın içerisinde, maskara kıyafetleri ile ve şurasında burasında takılı çanların seslerini çıkartacak sallantılı hareketleri ile kalabalık halk arasındadırlar. Avare ve haylaz çocukların üzerine koşarak bir heyecan ve korku yaratırlar, aynı zamanda bu hareketleri ile konvoyun düzenini de sağlamış olurlardı. Bazı anlarda haylaz çocukların üzerlerine yürüyerek tulumu sırtlarına vurur, ama gözü pek çocuklardan biri de evvelden yanına aldığı bir çuvaldızı bir fırsatını bulup hemen tuluma batırmak suretiyle tulumun havasının boşalmasına sebep olur ki, bu hal tulumcu için bir utançtır, hemen ortadan kaybolur. Gelin alayının geçeceği yollar üzerindeki evlerin damları da hep semt kadın ve kızları ile doludur. Böylelikle münasip yerlerde durularak at oyunları, kılıç kalkan gösterileri ve başka eğlenceler yapıla yapıla öğlen namazından sonra başlayan gelin götürme yürüyüşü ikindi vaktine doğru damat evinin bulunduğu sokağa girer.

Gelin götürme sırasında, kayınbabanın cepleri ufak madeni paralarla doludur. Zaman zaman bu paralardan avuçlayıp etrafta dolaşan çocukların kümelendikleri yerlere serper, işte bu sırada tulumcular da hünerlerini göstererek çocukları dağıtmaya uğraşırlar. Gelin hanımı arabası yeni evinin kapısı önünde durmuştur. Hemen birkaç komşu erkek, kapı ile araba arasındaki boşluğa iki taraflı çuval veya kilim gererek gelinin geçeceği yolu kapalı hale getirirler. Gelin bu yoldan geçip, kapının eşiğine geldiğinde, evvelden hazırlanmış olan kurbanlık koç kesilir. Gelin hanım kesilen bu kurbanın üzerinden atlayarak içeriye geçer. Bu arada dadı kadın da el çabukluğu yaparak, hemen arabadan iner, mum tepsisi ile, gelinin anası evinden gizlice aldığı bakır kap içindeki maya ve oklavayı gerdek odasına bırakır. Yanan mum tepsisini de bir kenara yerleştirir. Bu mum tükenene kadar orada yanacaktır. Bunlar uğur sayılır. Bu arada, dam veya duvar üzerinden on-onbeş yaşlarında bir erkek çocuk, ufak madeni paralar, su ve buğday dolu testiyi gelin arabadan inip, kapıya doğru yengelerin kolunda ilerlerken uygun bir boşluğa fırlatır. Kırılan testinin içinden dökülen su ile beraber yerlere dağılan paraları da çocuklar kapışırlar. Bu paralar da uğur sayılır.

Düğün eğer hocalardan veya bir tarikat ehli şeyh veya devrişir düğünü ise; medrese talebeleri, bazı istekliler işlemeli zeybek elbiseleri, cepkenleri hazırlayarak, ellerinde ve bellerinde kılınçlar, palalar ve tabancalarla ikişer sıra ile büyük bir alay ve bu alayın önünde sancaktar ve beyaz giysili sırma cepkenli iki küçük erkek çocuk maskot olmak üzere gelin götürme konvoyuna katılırlardı.

Bir tarikat şeyhi veya derviş oğlunun gelin götürme alayında önde ilahi okuyan ve saz heyetini oluşturan dervişler takım ki, bu takımda kimisi ilahi söyliyerek, Rufai ve Kadiri tarikatından olan dervişlerden bir kaç tanesi tekke sazlarından, mazhar veya bender denilen deve derisinden yapılma kalbur büyüklüğündeki tefi döverek , kimi dervişler ellerinde birer tencere kap ağzına benzeyen pirinç madeninden yapılma zilhun denilen saz aletini birbirine vurarak, kimi dervişler de 50 -60 santim uzunluğundaki bir şişin ucunda, etrafında 10 -15 santim uzunluğunda zincirler yerleştirilmiş iri bir portakal büyüklüğündeki Şeşber adı verilen topuzu çeşitli yönlerde zıplatılarak, bu üç tür sazın kendilerine özgü sesleri ile ilahicilerin söylediği ilahilerin ritmine uydurularak oluşturulan dervişlerin ulvi ahengi göklere yükselirdi.

Bu arada, yine uzun saçlı Rufai ve Kadri dervişlerinden kimisi perişan kıyafetleri ile ellerindeki topuzlu şişi, sağ yanağından sokup, sol yanağından çıkartarak; belden yukarısı çıplak dervişler de ortası delik, nal biçimi demir levhaları göğüslerine ve kollarına yerleştirerek, bu levhaların ortasındaki büyükçe deliklerden derilerini dışarıya asılıp, bu çıkan kısımlara da şişler saplayarak gelin alayında gösteri yaparlardı. Bir veya iki derviş de, içinde ateş dolu büyük ekmek saçlarını başları üzerinde taşıyarak; bir kısmı da Rufai dervişlerinin adeti olan pirinç parçalarını ağızlarında soğutarak, düğün alayına korkunç ve esrarengiz hava verirlerdi.

YÖRESEL YEMEKLER:

Karaman yemekleri, tarımla uğraşan toplumların yemeklerinin özelliklerini yansıtır. Karaman'da yiyeceğin bol olduğuna dair şu tekerlemeler söylenir.
1- Karaman okkası, Çelebi lokması. 2. Karnım aç,Karaman'a kaç.
ÇORBALAR: Arabaşı Çorbası, İşkembe Çorbası, Domates Çorbası, Yayla Çorbası, Mantar Çorbası, şehriye Çorbası, Tarhana Çorbası, Ezogelin Çorbası, Toyga Çorbası, Sulu Pilav, Sakala Sünen (Mercimekli-Erişte Çorbası), Mercimek Çorbası, Pirinç Çorbası, Tavuk Çorbası ,Bezelye Çorbası, Yoğurtlu Erişte Çorbası
YEMEKLER: Batırık, Et Kabağı Yemeği, Susuz Kebap, Eğey Dolması, Topalak, Mıkla, Pırasa Mıhlaması, Keşkek, Cibe Dolması, İlisıra dolması, Patlıcan Kebap, Bulamaç, Pırasa Dolması, Kabak Çiçeği Dolması, Yaprak Sarması, Sulaç, Etli Kuru Fasulye, Tavuklu Patates, Patlıcan Musakka, Zeytinyağlı Taze Fasulye, Yumurtalı Ispanak, Izgara Köfte, Izgara Pirzola, Etli Nohut Yemeği, Şiş Köfte, Patlıcan Kebap, Şiş Kebap, Tas Kebap (Pilavlı), Orman Kebabı, Ciğer Tava (Ciğer Kavurma), Çerkez Tavuğu, Mantı, Mülükü, Calla (Güveç) Kabak Mücver, Menemen, Zeytinyağlı Barbunya, Mercimekli Köfte, Kısır, Cılbır, Kıymalı Yumurta, Ispanaklı yumurta, Sucuklu yumurta, Omlet, Tavada Alabalık, Balık Tavası, Balık Izgara, Haşlama, Bahçıvan Kebabı, Kavurma, Çoban Kavurma, Saç Kavurma, Piliç Dolması, Salçalı Köfte, Biber Dolması, Domates Dolması, Ciğer Izgara, Böbrek Izgara, Paça Haşlama, Piliç Izgara, Kabak Kavurması (Kabak Musakka), Patlıcan Musakka, Karnabahar Musakkası, Karnabahar Tavası, Yerelması Yemeği, Kış Türlüsü, Patates Köftesi, Mantı, Sulu Köfte, Etli Bezelye, Tarhanabaşı, Patates Oturtması, Soğanlama, Kabak Dolması, Karnıyarık, Karışık dolma, Etli Bamya, Töğmeken (Semizotu) yemeği, Türlü, Kapama, Tirit, Kabak Çullama, Humus, Zeyve Kebabı, Domalan Yemeği.
PİLAVLAR: İç Pilav, Şepit Pilav, Sütlü Pilav, Erişte Pilavı, Etli Pilav, Yufkalı Pilav, Mercimekli Bulgur Pilavı, Bulgur Pilavı, Pirinç Pilavı, Sebzeli Çoban Pilavı, Mısır Pilavı.
BÖREK-PASTA-TATLILAR: Etli Ekmek, Peynirli Börek, Höşmerim, Saray Böreği, Su Böreği, Bidik, Tahin Helvası, Aşure, Zerde, Palize, Gaygana, Sütlü Köftü, Sütlü kabak, Köpük Helva, Küncülü Helva, Guymak, Elma Tatlısı, Elma-Ayva Kompostosu, Hoşaf, Kayısı tatlısı, Puf Böreği, Sigara Böreği, Kabak Tatlısı, İrmik Helvası, Keşkül, Fırında Sütlaç, Revani, Tulumba tatlısı, Şekerpare, Lokma Tatlısı, Baklava, Sade Kek, Havuçlu Kek, Kurabiye, Elmalı Poğaça, Peynirli Poğaça, Kalburabastı, Cevizli Kurabiye, Üzümlü Kek, Sade Kurabiye, Kadayıf, Sütlaç, Tatar Böreği, Sigara Böreği, Kayısı Musakka, Ermenek Helvası, Bandırma, Paraköfte,Uyutma.
PİYAZ-SALATA-TURŞU-SOĞUK MEZELER: Salata Turşusu, Fasulye Piyazı, Patates Salatası, Patlıcan Salatası, Yoğurtlu Havuç Salatası, Cacık, Garnitür Salatası, Yoğurtlu Patlıcan Salatası, Ezme Salata, Domates Salatası.
YÖRESEL GİYİM:

Karaman İli ve çevresinde giyim kuşam normalde Orta Anadolu giyim kuşam özellikleri gösterir. 10-15 seneye kadar yaşlılarda ve gençlerde giyim kuşamda büyük fark yokken bu gün bu fark daha belirgin durumdadır. Yaşlı kadın ve erkekler daha çok örf ve adetlerine bağlı, atalarından gördükleri kılık kıyafetleri muhafaza etmektedirler. Gençler ise Avrupai bir yaşantı içerisindedir. Bilhassa ilimiz dâhilinde Avrupa'da çalışan İşçilerimizin çokluğu bu durumu etkilemektedir.
İl dâhilindeki köyler arasında giyim ve kuşamda ufak tefek farklar olmasına rağmen genelde büyük özellikleri birbirine uymaktadır. Yaşlı kadınlar başlarına fes giyer, başlarını örter, bellerine ipekten dokunmuş kırmızı renkli kuşak kuşanır, Şayak denen kumaştan bolca dikilmiş şalvar giyerler. Orta yaştaki kadınlar kirlik tutar, entari giyerler. İhtiyar kadınlar penez denen gümüş para dizilmiş olan fes takar ve zıbın giyerler. Bütün bunların yanında, ilimiz ve çevresinde kadınların büyük çoğunluğunun giydikleri giysiler şalvardır. Şalvarın üstüne poşu denen büyükçe bir örtü örterler. Normalde günlük yaşantılarında başlarına yaşmak denen, kenarı işlemeli başörtü veya beyaz çember örterler. Takı olarak kadınlar altın bilezik, kolye, küpe ve sarı lira takarlar.
Erkeklerde ise; ihtiyarlar ve gençler arasında fark vardır. Yaşlılar bellerine kuşak bağlar, şalvar denen bol pantolon giyerler, başlarına genelde takke giyerler. Yaşlıların giydiği pantolonlar, elde dokuma yünden yapılmış şalvar veya şayak denen giysilerdir. Kışın giydikleri arasında yünden dokunmuş yün çoraplar vardır. Gençler ise normal giysilerden ceket pantolon ile bazı yörelerde eskiden potin - çarık denen bir tür ayakkabı giyerken şimdi artık normal ayakkabı giyilmektedir.
Kadınlar bazı bölgelerde üç etek denen bir tür giysi giyerler. Bazı yörelerde manto - pardesü yerine peşli zıbın giyer, şal örtü örterler ve uzun göynek giyerler. İl genelinde 40 yaşın üzerindeki erkekler kaput bezinden dikilmiş uzun göynek ve uzun don giymekteyken yeni yetişen gen gerek ilimiz dâhilinde Avrupalı işçilerin çok olması ve gerekse halkımızın modern yaşantıya uyma çabaları bilhassa şehir merkezinde günün modasına uygun giyinmeye doğru gitmektedir.
Kadınlarımız özel günlerinde, düğünlerde, bayramlarda, hacı karşılama merasimlerinde "çakma" denen üzeri sırma işlemeli giysiler giyerler. Sudurağı kasabasında kadınlar eşarpların üzerine beyaz bir çember bağlarlar ki bu da evliliklerinin işareti, belirtisidir. Boyalı köyünde kadınlar bellerine kuşak bağlarlar, eskiden ayaklarına ayakkabı olarak giydikleri çarık şimdi ortadan kalkmıştır. Sarıveliler ilçemizde yaşlı kadınlar üç etek, fes ve entari giyerler ve çenelik takarlar. Bazı yörelerde çarşaf denilen kuşak kuşanılır. Ermenek Üzümlü köyünde kadınlar başlarını ve yüzlerini örtmek için "Mahrama" denen bir örtü örterler.
İlimiz dâhilindeki en farklı giyim kuşam merkeze bağlı Taşkale kasabası kadınlarının giyim ve kuşam şeklidir. Kendilerine mahsus özel bir şalvar giyerler ki; siyah kumaştan yapılmaktadır. Başlarına fes takarlar. Fesin çevresi madeni paralarla süslenmiştir. Fesin üstüne ayrı bir örtü örterler, bu tür giysi nerede görülürse hemen Taşkale kasabasının giyim şekli olduğu belli olur. Ancak bu kıyafet bu gün sadece yaşlılara mahsustur. Yeni yetişen gençlik bu giysilerini yavaş yavaş terk etmektedir.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Ülke gerçeklerini öğrenmede halk biliminin önemi büyüktür. Karaman folklorunu incelerken Anadolu folklorunu hazırlayan etkenleri bilmekte yarar vardır. Orta Asya'dan gelen göçebe Türk kültürü, İranlı öğelerle zenginleşmiş ve bazı dinlerin etkisinde kalmıştır. Osmanlı imparatorluğunun parlak dönemlerinde çevre ülkelerinin fetihleri nedeniyle kültür alışverişi zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Etnolojik açıdan Konya, Karaman, Ermenek, Bozkır, Hadim bir bağ sıralarlar. Temeli Karaman olan eski gelenekler buralarda çok az faklılıklarla kendini göstermektedir. Güneyde Mut, Silifke, Kuzey'de Çumra, Akşehir'de bu bağ görülmez. Burada uzaklık ve yakınlığın önemi yoktur. Ticari ve tarihi akış içindeki nedenler önem taşır.
Selçuklular döneminde Türkmenler sarp Toros dağlarına yerleşmişlerdi. Daha sonraki tarihlerde (1228)'de Selçuklu sultanı Alaaddin bey Türkmen boylarını İçil yani İçel bölgesine yerleştirmiştir. Bu boylar şimdi Anamur, Gülnar, Mut, Erdemli, Ermenek, Silifke ilçeleri arasında geleneklerini sürdürmektedir. Bu yöreler Selçukluların yıkılışından sonra Türkmen boylarının kaynaştığı yerler olmuş, Silifke yöresinde boy ve oymak adları ile köyler kurup yerleşmişlerdir. Bu boyların kökeninde Karaman'lı Türkmenlerin Orta Asya kaynaklı gelenekleri yaşar. "Salur ve Beydilli" köyleri buna örnek verilebilir. Buradan anlaşılıyor ki Karaman kaynaklı Silifke, Mut oyunları değişikliklere uğrayarak kendini kabul ettirmiştir. Karaman folkloru ve oyunları ise çeşitli nedenlerle köy düğünlerinden öteye gidememiştir. Karaman folkloru, bölgenin ova oluşu nedeni ile genel olarak tarımsal çıkışlı öğeleri taşır. Halkın oynadığı oyunlara ve alışkanlıklara dayalı olarak düşünülmüştür. Köy düğünlerinde, sıralarda, kış geceleri odalarda oynanan oyunlar, Türklerin eski geleneklerinden günümüze izler aktarmaktadır.
12. yüzyılda Maveraünnehir bölgesinden Anadolu'ya gelip yerleşen Salur boyuna mensup Karamanlı Türkmenler Anadolu'da milli kültürün kurulmasında ve yaşatılmasında en büyük faktör olmuşlardır. Karamanoğlu Mehmet Bey dönem en parlak dönemini yaşayan Kararnanoğullan bir manada Anadolu'da ilk kurtuluş savaşını vermiştir. Karamanoğlu Mehmet Bey Acem ve Arap kültürünün karşısına çıkarak ünlü fermanını söylemiş Türk dilini ve kültürünü koruma savaşını başlatmıştır Karamanoğlu Mehmet Bey, Yunus Emre, Bekir Sıtkı Erdoğan ve daha pek çok şair, ozan ve düşünürün yaşadığı Karaman kültürünü yaşatmak, folklorunu ortaya çıkarmak ve Karaman dışında duyurma çalışmaları sürdürülmektedir.
KARAMAN'IN FOLKLORİK OYUNLARI
Karaman folklor ekibi kuru****en önce müze arşivinden Karaman giysileri araştırılmış, Karaman folklorik giysileri, çıkrık, tufan, tarım aletleri, seyirlik oyun araçlarına kadar zengin folklorik koleksiyonlar olduğu görülmüştür. Karaman'da çeşitli birimlerin kurmuş olduğu folklor ekiplerinin giysileri müzeden örnek alınmış, bu kıyafetlerde ayakkabısından takılarına kadar eskiye bağlı kalınmıştır.
Karaman köy düğünlerinde, kına gecelerinde söylenen türküleri, davul, zurna, tef eşliğinde oynanan, kaşıklı oyunlar, incelenerek Karaman folklorunun özellikleri ortaya çıkarılmıştır. Bu oyunlar aşağıdaki türküler eşliğinde oynanmaktadır.
İmaret'in Taşları: Geniş bir bahçe ortasında Türk sanatının şaheseri olan İmaret külliyesinin tabii ve sanat dekorlarından ilham ozanın söylediği Karaman'a has türküden esinlenerek düzenlenmiştir.
Goşeveş Oyunu: Çerkezlerin oynadığı bir oyundur. Mızıka eşliğinde erkekli kadınlı oyuncular el çırparak oynarlar. Oyuncular özel giysiler üzerine erkekler gümüş kama, kadınlarda gümüş süslemeli kuşak takarlar. Karşılıklı olarak ta el çırparak ve dönerek oynanır.
ERKEK KIYAFETİ:
Çarık, pantolan üzerine renkli yün örme çorap, (Püsküllü) şalvar (pantolan-tepme tezgahlarda yünden yapılmıştır), gömlek, cepken (yelek) ve püsküllü bereden ibarettir. Bu kıyafet çeşitli aksesuarlarla süslenmektedir.

KIZ KIYAFETİ:
Patik, yün çorap, şalvar, üç etek, kuşak, yelek gömlek, fes ve eşarp'tan (tülbent-yazma) oluşur. Kız kıyafetleri de çeşitli aksesuarlarla süslenmektedir.Kız ve erkek kıyafetlerinin en önemli tamamlayıcısı oyunların özelliği gereği kaşıktır.Halk oyunlarımızda hakim olan çalgı aletleri Davul ve Klarnettir. Bununla birlikte bazı yörelerimizde, saz, darbuka, cümbüş, davul ve klarnetin birlikte çalındığı da görülmektedir.
Nişan, düğün ve sünnet düğünleri ile özel günler ve anma törenlerinde Halk Oyunları ve folklor gösterileri yapılmaktadır.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Hatuniye Medresesi, Yerköprü Şelalesi, Karaman Koyunu, Türkiyenin Bisküvi Üretim Merkezi, Karaman ElmasıİL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
İlk ismi Laranda'dır. Selçuklu ve Osmanlılarda ki ismi Larende idi. Karamanoğullarının başkenti olduğundan buraya daha sonra Karaman adı verildi.
15470  .::| Board Genel |::. / Tebrikler & Kutlamalar. / Ynt: Kumralım Prenses Üye Olmustur X) : Aralık 21, 2008, 11:41:15 ÖÖ
Amin ...SaoLun x)
Sayfa: 1 ... 1542 1543 1544 1545 1546 [1547] 1548 1549 1550 1551 1552 ... 1563

- Sponsor Reklamları.
escort bayan anadolu yakası escort escort bayan | escort bayan | blonde escorts | massage escorts | escort istanbul | istanbul escort | beylikdüzü escort | ankara escort | avrupa yakası escort | escort bayan | anadolu yakası escort | escort bayan | kadıköy escort

Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular