TTNet Başvurularınız
Online ve Ücretsiz yapabilirsiniz,
Üstelik 24 Saat içinde Aktivasyon.
Canlı TV
Tv izle
canlı tv izle
Rüya Tabirleri
Rüya Yorumları
rüya tabirleri
Reklam
Reklam Alanı
İLETİŞİM
Medya365
Güncel Haberler
haber

Duyurular
WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
2013 Sene'si EN'leri Anket'i Sonuçlanmıştır. Bkz.

  Mesajları Göster
Sayfa: 1 ... 1542 1543 1544 1545 1546 [1547] 1548 1549 1550 1551 1552 ... 1564
15461  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Bingöl Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:41:26 ÖS
BİNGÖL


ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Her toplumun kendine has adet ve inanışları vardır. Yörede geçmişten günümüze gelen ve halk arasında var olan, töreler, adetler, inançlar halk tabipliği az da olsa itibar görmektedir.

1- Yeni doğan çocuğun kırkı çıkmayıncaya kadar evden çıkarılmaz, o ev komşulara ateş vermez.

2- Yeni doğan çocuğun kulağına ezan okunur.

3- Karga (Saksağan) kapıda öterse uğursuzluk getirir

4- Eve yeni gelen gelinin kayınbaba ve kayınbiraderlerle konuşması ayıplanır.

5- Aile büyüklerine karşı çocuğu kucağına alma, onunla ilgilenme ve sevme hoş karşılanmaz.

6- Güneş ve ay tutulmalarında ezan okunur ve iki rekat namaz kılınır.

7- Kesilen tırnaklar toprağa gömülür.

8- Köpeklerin uluması uğursuzluk getirir.

9- Cuma günleri yaş odun kesilmez,ekin biçilmez

10- Ölü evinde üç gün yemek pişirilmez

11- Yeni doğan bebeğin kesilen göbeği cami duvarına konursa çocuk din alimi, okul duvarına konursa tahsilli olur.

12- Sarılık hastalığına yakalanan kimselere sarı boncuk veya altın takılır, sarı elbise giydirilir.

13- Cuma günleri çamaşır yıkanmaz.

14- Nazardan korunmak için mavi boncuk veya muska takılır.

15- Bazı çıbanları patlatmak , içindeki iltabı çekmek için üzerine soğan veya geniş yapraklı bitki(yörede Pelhaves denilen yaprak konur)

16- Armut ve elma ağaçları çok çiçek açarsa o yıl kar yağar.

17- Geceleri hava bulutlu olup içinde kırmızılık varsa yağış olmaz.

18- Bulutlar doğuya doğru kayarsa hava güneşli olur, Batıya kayarsa yağış olur.

19- Kuşlar sürü halinde ağaçların tepesine konarsa o yıl kışın erken geleceğine ve şiddetli geçeçeğine inanılır.

20- Geceleyin aynaya bakmak uğursuzluk getirir.

21- Akşamları evi süpürmek bereket kaçırır.

22- Yolculuk yapanların arkasına su dökülür.

23- Arının soktuğu yere çamur sürülür,Sıcak taş ve demir bastırılır.

24- Gün batımından sonra tırnak kesmek uğursuzluk getirir.
YÖRESEL YEMEKLER:

Yöre ürünlerine dayanan Bingöl mutfağında yemeklerin çoğu bulgur, ayran, süt, et, çökelek ve yenilebilir bitkilerden yapılmaktadır. Çorba, bulgur pilavı ve daha ziyade hamura dayalı olarak yapılan gömme, sirın, tutmaç, keşkek gibi yemekler en çok yapılan yemek türlerindendir. Halkın büyük bir kısmı kırsal kesimde yaşadığı için tarımsal ürünlerden ve ona bağlı olarak hayvansal ürünlerden istifade ederek beslenme ihtiyacını karşılamaktadır. Bunların dışında sebzeli yemekler, tatlılar, turşular ve kahvaltılık ürünlerde yöre mutfağına zenginlin ve çeşitlilik katan diğer besin maddeleridir.

Pek çok yörede olduğu gibi Bingöl yöresinde de yaz ve kış mevsiminde yenilen yemekler farklılık göstermektedir. Yazları sebzeli; kışları ise etli ve kurutulmuş sebzelerden yapılan yemekler ile hamur işi yemekler rağbet görmektedir. Yine yemekler sabah, öğlen ve akşam öğünlerinde de farklılık arzederler. Şehir merkezinde kahvaltıda çay, süt, çökelek, peynir, tereyağı, zeytin ve benzeri yenildiği gibi mercimek ve ezo gelin, yayla çorbalarına da rağbet edilmektedir. Öğle ve akşam yemekleri de daha ziyade bulgurlu, hamurlu, etli ve sebzeli yemeklerdir. Özellikle akşam yemekleri erkeklerin eve geldiği en kalabalık öğün olduğu için günün en iyi hazırlanan yemekleridir. Ayrıca bazı özel günlerde ve durumlarda (bayram, mevlüt, taziye, ramazan ayı orucu) yemekler daha özene bezene yapılır. Diğer yörelerde olduğu gibi en seçkin ve en leziz yemek pişirilir. Etli, sebzeli yemekler, çorbalar, turşular, içecekler ve tatlılar hazırlanır.

Yöre mutfağında dikkati çeken bir başka özellikte pişirilen ekmeklerdir. Fabrika ekmeğinin yanında halk mümkün mertebe yörede tandır veya sacda pişirilen ekmeğe yönelmektedir. Birçok aile kendi yaptıkları ekmeği tüketmektedirler. Bu hususa şehir merkezlerinde de rastlamak mümkündür. Bingöl ve köylerinde ekmek ağırlıklı olarak buğday unundan yapıldığı gibi mısır ve darı unundan da yapılmaktadır. Köylerde halkın � nun kuryek � tabir ettiği ekmek ayrı bir tada sahip olup çevrede çok sevilen bir ekmek çeşididir. Bingöl yemekleri çorbalar, pilavlar, sebzeli ve yenilebilir bitkilerden yapılan yemekler hamura dayalı yemeklerdir. Salatalar, tatlılar ve turşular gibi çok yönlü bir çeşitliliğe sahiptir. Tatlılar arasında Bingöl burma kadayıfı ve diğer kadayıf çeşitleri meşhur olup ayrı bir lezzete sahiptir.

Köfteler: İçli köfte, sulu köfte, yoğurtlu köfte, kuru köfte, kabak köftesi, yumurtalı köfte, ayranlı köfte, kızartma köfte, gıldırık köfte, çiğ köfte.
Turşular: Acı biber turşusu, lahana turşusu, domates turşusu, fasulye turşusu, patlıcan salamura, yaprak salamura, biber salamura...
Tatlılar : Burma kadayıf, silki baklava, aşure, zerde, sütlaç, revani, un helvası, dolanger...
Yukarıda adı geçen köfte, tatlı ve turşu çeşitlerinin çoğu Bingöl yemek kültürüne zaman içinde etkileşimler neticesinde girerek ona zenginlik katmıştır. Bunların yanında Bingöl�e mahsus olan onun yemek kültürünü başlıca mahalli yemekler şunlardır:
Löl (gömme), mastuva, ayran çorbası (germe dui), turakin (patıfe), tutmaç çorbası, kılç, lopık, maliyez, parmar (semiz otu), pılık.
YÖRESEL GİYİM:
Kadın giyim : Bingöl'de kadınlar başlarına aktülbentten yazma bağlarlar. Bunların kenarları oyalar ve çiçekli motiflerle süslüdür. Birçok köyde fes de giyilir. Fesin etrafı da altından veya gümüşten parlarla süslüdür. Sırtta gömlek ve yelek vardır. Çiçekli kumaşlardan yapılan salvar, kadın giysisinin en önemli parçalarındandır. Şalvarın üst kısmına, bele, ak bir sal bağlanır. Giysiler arasında, çizgili parlak kumaştan dikilen Üçetekli giysiler de vardır. Elde örülen çoraplar renkli ve motiflidir. Ayakkabıları çarık ya da yemenidir.
Erkek giyim : Başa yün ya da yapağıdan yapılmış Papak giyilir. Yörede erkek giyiminde de şalvarın önemli bir yeri vardır. Kara kumaştan, yörede dokunmuş olan şalvarın üstüne belde desenli kuşak bağlanır. Sırttaki gömlek, ak çizgili kırmızı parlak kumaştandır. Erkek çorapları beyaz ve kadın çoraplarından daha sadedir. Ayakta ayakkabı olarak yemeni ya da çarık vardır.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Bingöl halk oyunları kendine özgü karakteri ile büyük bir beğeni kazanmıştır. Özellikle komşu iller tarafından taklit edilmektedir.Bingöl halk oyunlarının bilhassa Diyarbakır'da oynandığına tanık olmaktayız.

Kartal Oyunu
Bu oyunda Oyuncular, dağlarda sert kayalar üzerinde uçan kartalları andırır. Oyunun, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıktığı rivayet edilir. Karlıova'dan Şeref Meydanı'na doğru saldırıya geçen Rus kuvvetleri ile askerlerimiz ve milis kuvvetlerimiz arasında meydana gelen savaşta galip gelen kuvvetlerimizin kahramanca savaşını öyküler. Savaş meydanında kalan düşman cesetlerine kartalların hücum etmesiyle, kartal oyunu sembolize edilmiştir.

Delilo Oyunu
Oyun kızlı ve erkekli oynanır. Çevrede en fazla oynanan oyunlardan biridir. Meryemo El ele tutuşarak bir çember yapılır. Tutulan eller içe ve dışa doğru sallanır. İleri çökme hareketleri yapılır. Oyun oynanırken şu türkü söylenir.

Çepik (El Çırpma)
Çok sert figürleri olan bir oyundur. Oyun, yöre insanının tabiat ile olan mücadelesini ve oyuncular arasında bir nevi kuvvet denemesini yansıtır. Oyun; davul, zurna eşliğinde oynanır. Müziğin başlaması ile birlikte sağ ayakla oyuna başlanır. Üç adım öne yürünür, üç adım bitiminde eller çırpılır. Bu hareketlerin bir kaç kez tekrarından sonra eşler birbirlerine dönerek ellerinin içleri ile üçer defa sert bir şekilde karşılıklı vuruşurlar. Bu vurma hareketleri bir kaç kez yapılır

Çaçan
Hareketli bir oyundur. Yörede en çok sevilen ve tutulan oyunlardandır, Ayaklar yeri döverek tempo tutulur ve öne doğru üç sıçrama yapılır. Hareketlerin aynı anda yapılmasına özen gösterilir. Oyun oynanırken en çok şu türkü söylenir.

Diğer Halk Oyunları
Gövend (Halay), Horani

Seyirlik ve Eğlencelik Oyunlar
Sarımsak Oyunu, Darı Sulama, Değirmenci, Muhtar, Kalaycı, Kalkağan Şenliği, Çulapı (Üç Ayaklı Çatal Ağaç) Oyunu, Gelin Oyunu, Cirit Oyunu, Şel Atmak (Taş Atmak

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Kös Kaplıcası, Soğuksu Mesiresi, Buzul Gölleri, Kiğı Kalesi, Yüzen Ada ( Turnalar Gölü ), Kartal ( Karakuş ) Halkoyunu
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Bingöl adının nereden alındığına dair bir çok efsane vardır. Tarihi boyunca çeşitli medeniyetlerin akımlarının etkisinde kalan il, İslam kaynaklarında Cebel-u Cur adıyla geçmektedir. İslam orduları Diyar-i Bekir (Diyarbakır) iline geldiklerinde komutanları Halid Bin Velid, yardımcı komutanlardan Kibes�i Cebel-u Cur ve yöresini fethetmekle görevlendirilir. İslam orduları Kibes komutasında bu yöreye girerler. Şimdiki Kuruca (Gazik) köyü üzerinden Palu� ya yönelirler. İslam kaynaklarında Kuruca köyünün güneydoğu mıntıkasında Merel adında bir şehirden bahsedilmektedir. Merel o döneme göre medeni bir şehir görünümündedir . Bu şehir yani Bingöl İslam kaynaklarında Cebel-u Cur (Çapakçur) adıyla geçmektedirBingöl adının nereden alındığına dair bir çok efsane vardır. Tarihi boyunca çeşitli medeniyetlerin akımlarının etkisinde kalan il, İslam kaynaklarında Cebel-u Cur adıyla geçmektedir. İslam orduları Diyar-i Bekir (Diyarbakır) iline geldiklerinde komutanları Halid Bin Velid, yardımcı komutanlardan Kibes�i Cebel-u Cur ve yöresini fethetmekle görevlendirilir. İslam orduları Kibes komutasında bu yöreye girerler. Şimdiki Kuruca (Gazik) köyü üzerinden Palu� ya yönelirler. İslam kaynaklarında Kuruca köyünün güneydoğu mıntıkasında Merel adında bir şehirden bahsedilmektedir. Merel o döneme göre medeni bir şehir görünümündedir . Bu şehir yani Bingöl İslam kaynaklarında Cebel-u Cur (Çapakçur) adıyla geçmektedirBingöl adının nereden alındığına dair bir çok efsane vardır. Tarihi boyunca çeşitli medeniyetlerin akımlarının etkisinde kalan il, İslam kaynaklarında Cebel-u Cur adıyla geçmektedir. İslam orduları Diyar-i Bekir (Diyarbakır) iline geldiklerinde komutanları Halid Bin Velid, yardımcı komutanlardan Kibes�i Cebel-u Cur ve yöresini fethetmekle görevlendirilir. İslam orduları Kibes komutasında bu yöreye girerler. Şimdiki Kuruca (Gazik) köyü üzerinden Palu� ya yönelirler. İslam kaynaklarında Kuruca köyünün güneydoğu mıntıkasında Merel adında bir şehirden bahsedilmektedir. Merel o döneme göre medeni bir şehir görünümündedir . Bu şehir yani Bingöl İslam kaynaklarında Cebel-u Cur (Çapakçur) adıyla geçmektedir.Bir başka rivayete görede burada bulunan bir çok gölden dolayı bu isim kendisine verilmiştir.
15462  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Ardahan Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:37:39 ÖS
ARDAHAN

ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ

EVLENME :
Kız Saraflama (Zarraflama) :
Evlilik çağına gelen erkek çocuğun ailesi, çocuklarına ve ailelerine uygun bir gelin bulma arayışına girerler. Gelin adayı genellikle, evlilik çağına gelen evladın beğendiği, ailenin uygun bulduğu veya yakın çevreden tanıdıkların tavsiye ettikleri bir kız olur. Uygun aday bulunduğunda erkek tarafından kadınlar bir bahane bularak kız evine gider, kızın kendi aileleri için münasip olup olmadığını araştırırlar. Bunun içinde çeşitli oyunlar denerler. Kızın gözlerinin sağlamlığını öğrenmek için iğneye iplik taktırırlar; uzaktan konuşmaya çalışarak kulaklarının iyi işitip işitmediğini, evin temizliğine bakarak kızın çalışkan olup olmadığını öğrenirler. yemeklerine bakarak maharetli olup olmadığını anlarlar.
Kız İsteme :
Uygun gelin adayı bulunduğunda kız tarafına haber gönderilerek kız istemeye gidilir. Erkek tarafı münasip bir dille ziyaretin amacını dile getirir. Bunun üzerine kız tarafı düşünmek için süre ister. Bu süre içerisinde yakınlarının düşüncelerini alır ve erkek tarafı hakkında gerekli araştırmaları yapar. Eğer yapılan araştırmalar müspet olursa erkek tarafına haber gönderilerek yeniden davet edilir.


Beh Takma :
Bu davet üzerine erkek tarafından kız istemeye giden kişiler, tekrar kız evine giderler. Erkek tarafı kız evine giderken yanlarında �beh� denilen ve manevi değeri olan eşyalardan oluşan bir hediye paketi götürür. Kız tarafı da aynı şekilde kendi �beh� ini hazırlar. Kız tarafı gerekli ikramları yapar ve sonunda karşılıklı olarak �beh�ler verilerek şerbet içilir.
Söz Kesme :
Söz kesme olayı genelde �beh takma� işinden 3-4 hafta sonra olur. Söz kesme işinde nişan tarihi, çeyiz miktarı başlık parası, şişlik ve diğer eşyalar konuşulur, düğüne ne kadar atlı getirileceği karara bağlanır. Bu iş her iki tarafın vekil ettiği kişilere tarafından karara bağlanır.
Nişan :
Erkek tarafı söz kesme sırasında belirlenen tarihte, kararlaştırılan nişan hediyelerini alarak kız evine gider.Nişan veya düğün için erkek tarafından kız tarafına gidenlere �atlı� denir. Bu isim, bu kişilerin kız evine atla gitmelerinden kaynaklanır. Nişan için erkek tarafı genellikle altın, bilezik, yüzük gibi ziynet eşyaları ile elbiselik ve ayakkabı gibi giyecekler götürür. Kız tarafı da kızın kendi el emeği olan çorap, atkı, kazak, başlık gibi eşyalardan misafirlere hediye eder. Ayrıca bu hediyelerden damat adayına da gönderilir. Nişan sırasında gelin misafirlere nişan şerbeti ikram eder, atlılar da karşılığında �şerbet parası� olarak bir miktar para verirler
Başlık-Şişlik:
Geleneksel düğünlerde erkek tarafından kız tarafına ödenen �başlık� geleneği, günümüzde artık sürdürülmemektedir. Başlıkla birlikte erkek tarafı, düğün hazırlıkları için kız tarafına �etlik ve şişlik� olarak koyun, sığır ve yemeklik eşyalar verir.
DÜĞÜN ( TOY ) :

Atlı Yığma : Düğün hazırlıkları tamamlanıp düğün günü geldiğinde davet edilen atlılar erkek evinde toplanırlar. Yaşlılar aşıkların bulunduğu odaya, gençler ise davul-zurnanın çalındığı yere götürülür. Atlılar düğün evinin uzağında karşılanır, atlı havası ile düğün evine getirilir, düğün evindeki eğlenceden sonra akşam vakti gelince de komşular tarafından gece yatısına götürülür. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra kız evine doğru yola çıkılır. Kız evine yaklaşıldığında o yörenin delikanlılarınca gelenler karşılanır.
Kına Gecesi :
Kına gecesi, gelinin baba evinde geçireceği son gece olup, bu gecede gelinin eline kına yakılır. Kına yakılmadan önce gelen misafirlere çerez, şeker, helva gibi ikramlarda bulunulur. Sonra gelin; kına yakılacak odaya tabaklar içinde yanan mumlar taşıyan genç kızların eşliğinde gelir ve orta yerde bir sandalyeye oturtulur. Gelinin kınası başı bozulmamış ( dul olmayan ) bir kadın tarafından hazırlanır. Genç kızlar ve kadınlar ayrılık, hasret kokan mani ve türküler söylerler. Odadakiler mani ve türkülerini söylerken gelinin kınası yakılır ve yine başı bozulmamış bir kadın tarafından sarılarak bağlanır.
Nikah töreni bittikten sonra çeyiz yayma işlemine geçilir. Çeyiz sandıkları ve bohçaları odanın orta yerine konulur. Erkek ve kız tarafının çeyizleri ayrı ayrı yazılarak değerleri belirlenir. Bu liste iki nüsha olarak hazırlanır. İmam, muhtar ve iki şahit tarafından imzalanarak biri erkek tarafına diğeri kız tarafına verilir.
Gelin Götürme :
Kız evinden oğlan evine hareket günü geldiğinde, sabah erkenden araçlar hazırlanır. Araç olarak kışın at kızakları(zanka) yazın ise atlı arabalar hazırlanır. Gelin evden çıkarken � gelin ağlatma � havaları çalınır. Kızın annesi hem ağlar hem de kızına öğütler verir. Kızın erkek kardeşi ise gelinin beline gümüş kemer bağlar. Kemeri bağlayana toy babası veya sağdıç tarafından bahşiş verilir. Gelinin yüzü al renkli ipek bir duvak ile örtülür ve gelin, iki yengesi tarafından itina ile getirilerek gelin arabasına bindirilir. Dualar ile yola çıkarılarak oğlan evine getirilir.
Gelin Karşılama :
Gelin alayı düğün evine geldiğinde gelinin ayağını basması için bir bakır kazan ters çevrilir ve üzerine tahta kaşık veya çay bardağı konulur. Gelin inerken buna basar ve kırmaya çalışır. Kıramaması uğursuzluk sayılır.Gelin iki yenge tarafından arabadan indirilirken damat ve sağdıç, daha önce hazırladıkları bozuk para ve çerezleri onların çevresine atarlar. Bu arada gelin inerken kaynana da gelinin önünde oynar. Gelin eve geldikten sonra çalgılar çalınır, oyunlar oynır. Gece damadın arkadaşları ve gelen atlılar sağdıcın evinde toplanır, güvey tıraşı yapılır. Bu eğlenceler gece yarısına kadar sürer.
Duvak Açma :
Ertesi gün kuşluk vaktinde duvak açma töreni yapılır. Gelin düğün yerinde ortada bir sandalyeye oturtulur. Başında duvağı bulunur. Çalgılar çalar, oğlan sağdıcı �beşaçılan�, �karabağ� ve � hançerbarı� oyunlarından birini gelinin etrafında dönerek oynar. Bir yandan da elindeki hançer ile gelinin duvağını yavaş yavaş açar.
Gelinin Takdimi ve Yüz Görümlüğü :
Duvak açma töreni bitip herkes dağıldıktan sonra ev halkı toplanır. Kız yengesini temsilen bu işi yapacak kadınlardan biri orta yere gelir, elini havaya kaldırarak çalgıcıları susturur. Ya sözle ya da türkü makamı ile şöyle der:


Gelin diyer yoktur atam
Koyunum yok koça katam.
Bu söz üzerine kayınpeder öne çıkarak :
Men kaynatan senin atan,
Gelin hoş geldin hoş geldin,
Yavrum hoş geldin hoş geldin,
Bize hoş geldin hoş geldin,
Dedikten sonra �Benim tarafımdan gelin kızıma on tane kuzulu koyun, nesilden nesile onun olsun� diyerek gelinin yüz görümlülüğünü verir.Bu olay sırayla kaynana, kayınbirader ve görümce için de yapılır. Yüz görümlülükleri verilerek yenge ve sağdıçlar da alınarak bar tutulur ve düğün sona erer.
Sini Kaldırma :
Ardahan�da yerli köylerinde yapılan geleneksel düğünlerdeki adetlerden biri de �Sini Kaldırma�dır. Kız tarafında yapılan eğlencelerden biridir. Kız babası köy halkına ve erkek tarafından gelen misafirlere ziyafet vermek için hazırlıklar yaparken, gelin de kız sağdıcının evinde hazırlanır. Bu arada gelin ve damadın akrabaları, köy halkı ve çalgıcılar kız sağdıcının evinin önünde toplanırlar. Kızın giysilerinden yedi adet alınarak yedi bakır siniye konur ve üzeri renkli ipekten örtülerle örtülür. Yedi sini yedi delikanlıya verilir. Önde davul zurna, onun arkasında kız sağdıcı-gelin-oğlan yengesi bulunur. onların arkasında da sırayla sinileri taşıyan gençler, korumalar ve köy halkı olmak üzere bir konvoy oluşturulur. Oğlanın yengesinin, gelin ve kız sağdıcının başları kapalı olur. Ziyafetin verileceği yere doğru yola çıkılır. Yol boyunca çeşitli oyunlar oynanır, havaya fişekler atılarak ziyafet yerine gelinir. Bu olaya �Sini Kaldırma� denir.
Şah Bezeme :
Sini kaldırma olayına benzer bir gelenek de Terekeme (Karapapak) köylerinde düğünlerde yapılan �Şah Bezeme� geleneğidir. Bu geleneğin uygulandığı köylerde �Şah� denilen 70 cm uzunluğunda, yanlarına ağaç görünümü vermek için 7 veya 9 dal çakılan ağaçtan yapılma bir araç bulunur ve en son düğün kimin evinde yapılmışsa bir sonraki düğüne kadar orada saklanır. Şah, düğünlerde meyve ve şekerlerle belli bir usule göre süslenir. Oğlan şahı ve kız şahı olmak üzere iki şah bezenir. Oğlan şahının masraflarını damadın sağdıcı, kız şahının masraflarını ise kız sağdıcı karşılar.Şah bezeme işini, bölgede bu konuda uzman olan bir kişi yapar. Bunun karşılığında da kendisine münasip hediyeler ödenir. Şah bezenirken Türkler için önemli kabul edilen 3-7-9 ve 40 sayılarına dikkat edilir, Şah�ın dallarına 7,9 veya 40 çeşit meyve, şeker vs asılır.
Kız şahı sade olmasına rağmen erkek şahı oldukça ihtişamlı ve görkemlidir. Kız şahı, kına gecesinin ertesinde kız sağdıcının evinden, sağdıcın erkek kardeşi ve yakınları tarafından çalgılar ve pehlivanlar eşliğinde alınarak oğlan sağdıcının bulunduğu kız evine getirilir. Kız şahını teslim alan oğlan sağdıcı, kız sağdıcına �Hilat� denen münasip bir hediye verir. Sonra da şah üzerindeki meyve ve şekerlerin bir bölümünü orada bulunanlara ikram ederken bir bölümünü de damat için ayırır.
Oğlan şahı ise daha şatafatlı bir törenle getirilir. Gelinin oğlan evine inmesinden sonra damat, sağdıç ve arkadaşları sağdıcın evine gider, orada eğlenirler. Düğün akşamı toy babası gelir ve bağırarak şah alayının kurulmasını ister. Bunun üzerine meşaleciler gündüzden hazırlanan meşaleleri yakarak yolun sağında ve solunda sıralanırlar. Yolun ortasında; önde davul-zurna, bunların arkasında şah ve şah bekçileri, damat ve sağdıç, korumalar olmak üzere şah alayı oluşturulur. Damat ve sağdıcın ağzı mendil ile kapatılır. Konvoyun arkasına orada hazır bulunan köy halkı geçer, damadın evine kadar oyun ve türküler eşliğinde gelinir.
TARLA SÜRME (KOTAN VE MOĞDAMLIK) :

Ekonomisi tamamen tarım ve hayvancılığa dayanan yöremizde tarımsal faaliyetlerin de kendine has özellikleri ve güzellikleri vardır. Teknolojik gelişmelerin henüz yöreye gelmediği dönemlerde, işler tamamen insan ve hayvan gücü ile yapıldığı için oldukça zor olur ve uzun zaman alırdı. Bu zorlukları aşmak için insanlar; kendi aralarında yardımlaşırlar, işleri eğlenceli hale getirmek için de mani ve türküler söyler, birbirlerine şakalar yaparlardı.
Bu geleneklerimizden biri de kotan sürme ve moğdamlık geleneğidir. Yörede daha önce pullukla sürülen tarlalar daha sonra Rus köylülerinin yöreye getirdiği �kotan� ile yapılmaya başlanmıştır. Kotan toprağı çok derin ve geniş işlediğinden duruma göre kotana 8 ile 12 çift öküz koşulması gerekmektedir. Bu kadar öküz her ailede bulunmadığından birkaç aile birleşerek tarlalarını ortak sürerler. Yörede bu duruma �moğdamlık � denilir. Kotan � karakotan � ve � demirkotan � olmak üzere iki çeşittir. Karakotana 10-12 çift öküz veya manda koşulur, demir kotana ise 8 çift öküz veya manda koşulur. Kotanlar iki bölümden oluşur: Toprağı süren kısma kotan, önündeki tekerlekli kısma ise horazan denir.Kotan sürme gündönümünden sonra ( 22 Haziran ) başlar ve ot biçimine kadar sürer ( Ağustos ayına kadar ). Halk takviminde de bu döneme kotan ayı denir.
Kotan sürümü zor ve külfetli olduğundan birden fazla kişinin çalışması ile yapılır. Kotanda çalışan kişiler macgal, hodağ ve öküzcü olmak üzere üç gruba ayrılır. Macgal kotanın yetkili kişisidir. Kotanı sapından tutarak yönetir. Kotanın sapına � mac � denir ve �macgal� ismi de buradan gelir. Hodağ ise kotanda öküzleri süren çocuklara denilir ve sayıları, koşulan hayvan sayısına göre değişir. Görevleri öküzleri boyunduruğa koşmak, sürmek ve boyunduruktan açmaktır. Her hodağ iki çift öküzden sorumludur. Hodakların en kıdemlisine ise �Harazan Hodağı� denir. Öküzcüler ise öküzlerin bakımından, otlatılmasından ve kotanın bekçiliğinden sorumludurlar. Öküzcü, gece öküzcüsü ve gündüz öküzcüsü olmak üzere ikiye ayrılır.
Halk takvimine göre kotan ayının gelmesi ile birlikte herk etmek üzere kotana çıkılır. Kotana çıkma günü perşembe ve cuma olarak seçilir. Bu günün sabahında kotana gidecek öküz ve manda (camuşlar) gündüz öküzcüsüne teslim edilir. Kotan sürmede gereken malzemeler arabaya yüklenir. Hep birlikte tarlaya gidilir. Genelde İlk olarak kotan sahibinin tarlasına gidilir. Kotan sürmeye �kuş ötümü� ile başlanır. Kuş ötümü imsaktan yarım saat önceye denk gelir ve bu da gece iki buçuk üç civarıdır. Kotan sürme işi günde 16 ile 18 saat sürer ve akşam güneşi ile sona erer. Aralarında moğdamlık kuran kişiler gün hesabı üzerinden anlaşırlar. Kotan sürümünde tarla sahibi kim ise yemeği de o getirir. Kotan sürme işini daha eğlenceli kılmak ve uyku gelmesini önlemek için değişik şakalar yapılır, mani ve türküler söylenir.
Kotan sürerken söylenen şiirlere ise �horavel� denir. Horeveller macgalın �hey hey hey � demesi ile başlar ve kıtanın sonunda hep birlikte �hoo hoo hoo � denir. Horeveller bazen �güzelleme� bazen �atışma ve sataşma �şeklinde olur. Bazen de neşe verici, uyku dağıtıcı özellikte olur. Kotan sürme işinin tamamlanıp bitirilmesine �Kotan Açma� denir. İşler tamamlanınca o gece tarlada yatılır. Sabah olunca kotan çalışanları çevreden çiçek, kımı ve yemlik gibi yenilen bitkilerden toplarlar. Eşyalar toplanır ve arabaya yüklenir. Öküzler kotana koşuldukları sıraya göre koşulurlar. Macgal arabanın en iyi ve en rahat yerine oturur. Öküzlerin boyundurukları çiçeklerle süslenir ve türküler söylenerek eve doğru yola çıkılır. Kotan sahibinin evine gelinir, yemek yenilir. Macgal, çocukların gözlerinden öperek gönüllerini alır. Herkes malzemesini alarak evlerine döner.
SAYILI GÜNLER :

Halk arasında, yıl içerisinde dönüm noktası olarak kabul edilen bazı sayılı günler vardır. Bu günler ya uzun yıllar gözlemlenen hava olayları ya da bu dönemlerde önemli bir olayın yaşanması sonucunda ortaya çıkmıştır. Halk arasında sayılı günler şunlardır:
Gün Dönümü:
Gün dönümü kiraz ayının 9. günüdür (22 Haziran). Bu tarihten sonra hava iyice ısınır. Bu nedenle sebze ekimi bu tarihten sonra yapılır.
Eyyam-Bahur:
Halk takvimine göre kotan ayının 18. günü başlayan (Ağustosun ilk haftası) haftada bunaltıcı sıcaklar yaşanır. Bu günlerde çobanlar sürülerini gölgelik yerlerde tutmaya çalışır.
Erbain:
Kasım mevsiminin ilk 44 gününde havalar pek sert olmaz ve bu döneme �pastırma yazı� denir. Bu tarihten sonra başlayan ve 40 gün süren kuru ayaz ve şiddetli soğukların yaşandığı �Erbain� dönemi (Kara kışın 9. günü) başlar. Ölümlerin en çok bu dönemde yaşandığına inanılır.
Hamsin:
Erbainden sonra gelen 50 günlük dönemdir. Havalar bu dönemde oldukça değişkendir. Halk arasında �Hamsin, kâh üşü,kah ısın.� sözü buradan doğmuştur. Halk takvimine göre zemheri ayının 18� inde (31 Ocak) başlar, döl dökümünün başında (21 Mart) sona erer.
Hıdrellez Tipisi:
Halk takvimine göre zemheri ayının 27�sinde (10 Şubat) başlayan ve yaklaşık 1 hafta süren tipilere �Hıdrellez Tipisi� denir.
Cemreler:
ilkbaharda yaşanan; havada, suda ve toprakta meydana geldiğine inanılan sıcaklık yükselmelerine denir. Birinci cemre gücük ayının 13�ünde (20 Şubat) havaya düşer. Havada bir hafta kaldıktan sonra gece yarısı suya düşer. Suda bir hafta kaldıktan sonra toprağa düşer ve bu tarihten sonra havalar ısınır.
Berd�ül Acüz- Kocakarı Soğukları- Nenenin Gıdikleri- Harç-Borç:
Bu dönem gücükün son dört günü ile döldökümünün (mart) ilk üç gününü kapsar. Normalde havaların ısınmaya başlamasına rağmen bu haftada hava çok soğuk olur. Bunun da bir hikayesi vardır:
�Çok eski tarihlerde, bir köyde oğlakları (Gıdik) çok sevdiği için koyun yerine keçi besleyen bir nine yaşarmış. Her yaz yaylaya çıkan nine, bir sene zamanı gelmediği halde havaların ısınmasına aldanarak gücük ayının sonunda yaylaya çıkar. Bir iki gün yaylada kalır ve havaların sıcak olması hoşuna gider. Bunun üzerine kış ayı ile alay eder ve kış ayı 4 gün 4 gece kar yağdırıp tipi estirir (gücükün son dört günü). Ancak nine ve oğlakları (Gıdik) ölmeyince kış, döl dökümü ayından (mart) üç gün borç alır, 7 gün 7 gece fırtına estirir, nine ve gıdikleri ölür.
Mart�ın Dokuzu- Leylek Fırtınası:
Halk takvimine göre döl dökümü (mart) ayının sekizini dokuzuna bağlayan gece Hacı Leylek gelir. Gelirken de beraberinde kar ve tipi getirir. Bir gün önce iyi olan havalar o gün soğuk olur.
Abril�in Beşi :
Yağmur ayının beşi (18 Nisan) hava çok soğur. Bu gece genç hayvanlar hariç, bütün hayvanlar ahırlarda beslenir. Zira bu soğukta kıştan yeni çıkan ve bünyeleri zayıf olan hayvanların dayanamayacağına inanılır. Bu günün diğer bir ismi de Camuş (Manda Kıran) dır.
Sitte-İ Sevr:
Yağmur ayının 9�unda (21 Nisan) başlayan ve 6 gün süren soğuk ve fırtınalı günlere denir. Bu günlerle ilgili olarak �Sitte-i Sevür, kapıyı çevür.� diye bir cümle bulunmaktadır.
YAĞMUR YAĞDIRMA GELENEKLERİ:
Ekonomisi tamamen tarım ve hayvancılığa dayanan yörede, hava koşulları büyük önem taşımaktadır. İlkbahar ve yaz aylarında havaların yağışlı olması tarımsal üretimde verimi arttırırken hayvan hastalıklarının azalmasına ve hayvansal ürünlerin artmasına neden olur. Bu yüzden kurak geçen dönemlerde insanlar yağmur yağması için çeşitli çarelere başvurmuştur. Bunların arasında; yağmur duasına çıkma, garip mezarından bir taş alarak suya bırakma, godi godi gezdirme, siyah bir eşek bularak suda yıkamayı sayabiliriz.
Yağmur Duası :
Yağmur yağmadığı zaman insanlar perşembe veya cuma günleri yağmur duasına çıkarlar. Yağmur duası için şehitlik, türbe veya o yörede kutsal olduğuna inanılan yerlere gidilir. Yağmur duasına gitmeden bir gün önce koyunlar ve inekler yavrularından ayrılır. Herkesten ekonomik durumuna göre yiyecek malzemesi alınır ve bunlar duanın yapılacağı gün kadınlar tarafından dua yerinde pişirilerek yemekler hazırlanır. Dua perşembe günü yapılacaksa öğle namazından sonra, cuma günü yapılacaksa cuma namazından sonra camiden çıkan cemaatle birlikte dua yerine gidilir. Dua okunur ve çobanlar tarafından getirilen hayvanlar yavruları ile buluşturulur. Sofralar kurulur, yemekler yenir, sahipsiz kedi ve köpeklerin payları ayrılır. Kuraklığın durumuna göre bu olay birkaç defa tekrar edilir.
Godi Godi Gezme :
Yağmurun yağması için başvurulan çarelerden biri de �Godi Godi Gezme�dir. Bu olay kuraklığın durumuna göre çocuklar veya büyükler tarafından yapılmaktadır. Süpürge veya kepçeden bir bebek yapılır, kapı kapı dolaşılarak yiyecek toplanır. Toplanan yiyecekler pişirilip bir kısmı fakirlere dağıtılır, bir kısmı da hep birlikte yenir ve dualar edilir.
Hazırlıklar tamamlandıktan sonra kafile başkanı, taşıyıcılar, arap ve diğer görevlilerden oluşan kafile �Godi Godi� gezmeye başlar. Önder kafilenin başkanıdır ve idare onun elindedir. Toplanan yiyecekleri muhafaza eder, pişirilmelerini sağlar. �Çömçe Gelin� yapılmışsa tek başına taşır. Taşıyıcılar; ellerinde taşıdıkları kaplara topladıkları yiyecekleri koyar ve dolaşırlar.
Arap; kafilenin en ilgi çekici üyesidir. Arap rolünü alan kişi elini yüzünü kömür ile karalar, üzerine uzun bir entari giyerek Araplara benzer. Bunların dışında Süpürge Gelin�i taşımak için görevliler bulunur. Kafile önde, taşıyıcılar arkada yola çıkılır. Dolaşmaya en mert evden başlanır ve sırasıyla tüm köy dolaşılır. Kafile bir kapıya geldiğinde kapı çalınarak, hep bir ağızdan tekerleme söylenir:
YÖRESEL YEMEKLER:

Çorbalar Yemekler Tatlılar Hamur İşi
Un çorbası
Kesma Aşı
Höre Aşı
Keleçoş
Cinar çorbası
Kelemkeşir çorbası
Puşruk Aşı
Ayran Çorbası
Süt Çorbası
Evelik Çorbası
Pışırık Aşı
İşkembe Çorbası
Kaygana
Peynir Eritme
Mısır Papası
Haşil
Gaşo
Könbe
Sinor
Bozbaş
Lalanga
Evelik Sarması
Buglama
Kelle paça
Kuymak
Hasuda
Kurut
Lokma
Un helvası
Sütlaç
Şekerleme
Etli Hengel
Kayıtma
Gevrek
Lokum
Bişi
Feselli
Kete
Mafiş
Kül pağaça
Karnı çırık
Pileki ekmek
Gaçabur
Erişte
Kesme makarna
YÖRESEL GİYİM:


ERKEK GİYİM BAYAN GİYİM
Akalık
Mugay papak
Körüklü Çizme
Kilot pantolon
Deri Papak
Sallama Kemer
Arkalık - Mahmud
Bezment
Badış Çorap
Çalçuha
Karabağ Çarık
Arkalık
Dinge
Poturlu Entari
Yelek
Gümüş Kemer
Abbası Kemer
Kundra Ayakkabı
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Ardahan'ın bütün yörelerinde hemen hemen aynı oyunlar oynanır. Enstrüman olarak genellikle davul ve zurna, Kafkas oyunlarında ise Akordeon ve Nagara adı verilen davul kullanılır. Ardahan yöresi genelde halay ve bar şekli oyunlar oynar. Bu oyunların oynandığı toplumsal olaylar ise şöyle sıralanabilir; düğün, nişan, asker uğurlama, üzüntü, sevinç gibi duyguların ifade edildiği durumlar. Yöremizde oynanan belli başlı oyunlar ise şunlardır.

BAR OYUNLARI TEK OYUNLAR
Ağır Bar
Sallama
Temur Ağa
Nare
Lorke
Şeker Oğlan
Kaçıke
Tavuk Barı
Gazelo
Hoş Bilezik
Haran
Döne
Kıskanç
Kürdün Kızı
Ardahan'ın Yolları
Hafif Bar
Paşa Göçtü
Sarı Seyran
Ondört
Şeyh Şamil
Ay Gizli Bir Mezara Doldurur
Beş Açılan
Karabat
Hanım Yaylada

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Kaşar Peyniri, Çıldır Gölü

İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Ardahan İli yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe sahip olup, M.S.628 yılında Hazar Türklerinin bir kolu olan Arda Türklerinin eline geçerek Ardahan adını almıştır.
15463  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Ağrı Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:36:32 ÖS
AĞRI



ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ DOĞUM
Hamile kadının yiyeceğine dikkat etmek gerekir. Zira hamilelikte yenilen yemekler, çocuğun hal ve hareketlerine etki eder. Çocuk henüz doğmadan ona ad vermek, cinsiyetini tahmin etmek, adettendir. Doğum sırasında mutlaka bir sağlık kuruluşuna götürmeğe, ebe çağırmaya gerek yoktur. Köylülere göre bunu daha çok şehirliler yapar. Doğumların çoğunu bilgili ve tecrübeli kadınlar gerçekleştirir. Doğuran kadına �Kuymak� yemeği yedirilir.
Doğumdan sonra, özellikle erkek çocuk haberi verene, babası bahşiş verir. Yeni doğan çocuğa akraba ve komşular hediye götürür. Kırkı çıkmayan çocuk gelene- gidene fazla gösterilmez. Yeni doğan çocuk kırk gün boyunca yalnız bırakılmaz. Çocuk yalnız kalırsa, al karısı onu değiştirir. Al karısı lohusa kadını bile boğar veya ciğerini söküp götürür. Çocuğun kırkı, çimdirilirken başına kırk kaşık su dökülerek çıkarılır. Nazar değmemesi için dualar okunur, altında üzerlik yakılır, üzerine muska, kurşun, mavi boncuk vs. dikilir. Çocuğun dişi çıkınca hedik pişirilir; komşu ve akrabalara dağıtılır
SÜNNET
Erkek çocukların oyun çağında �kendini bilmeden� sünnet ettirilmesi görüşü yaygındır. Aile, kirve tutacağı kişinin sayılı ve varlıklı birisi olmasını ister. İlde kirvelik önemlidir ve akraba sınıfına girer. Çünkü kirve kirvenin dostudur, birbirinin hayrına şerrine koşarlar. Sünnetten bir hafta önce kirve tutulan kişiye koç, teke, tosun gibi hayvan veya bunlara eşdeğer hediye gönderilir. Kirve de çocuğa/ çocuklara hediye alır, masrafların bir kısmını karşılar.
Sünnet davul çaldırılarak yapıldığı gibi, mevlit okutturularak da yapılır. Sünnetten hemen sonra yemek yenir ve davetlilerin getirdikleri hediyeler, ad söylenerek orta yerde tepsi içerisinde toplanır. Hediye yerine para da atılır. Tören sona ereceği sırada çocuk babası ortaya çıkarak bütün malını, servetini �Kirve ye hediye ettiğini söyler. Kirve de basit bir hediye alarak �ötekini kirveme bağışlıyorum� der. Artık bunlar birbirlerine kirve diye hitap ederler ve birbirlerinin eteklerine kan döktükleri için kız almamaya çalışırlar.
ÖLÜM
Ölüm haberi, Anadolu� nun her yerinde olduğu gibi, İlde de üzücü olur ve çabuk yayılır. Konu komşu, akraba ve yakınlar hemen yardıma koşarlar. Herkes durumuna ve yapabileceği işe göre ölü evine yahut ölü sahibine yardımcı olmaya çalışır. Ağrı� nın her yerinde ölünün yıkanması, kefenlenmesi cenaze namazı ve ölünün mezara konulması İslam esaslarına göre yapılır. Cenaze defnedildikten sonra topluca ölü evine gidilerek Fatiha okunur, elhükmüllah� denip başsağlığı verilir. Erkekler odada, kadınlar varsa başka bir odada, oda yoksa aşhane gibi yerde toplanır. Başsağlığına gelenler � başınız sağ olsun�, Allah rahmet eylesin�, Allah gittiği yerde utandırmasın�, geride kalanlar sağ olsun� gibi cümleler söyleyerek taziyede bulunurlar. Ölü sahibi gelenlere çay ve sigara ikram eder. Köyün veya mahallenin imamı devamlı ölü evinde bulunur; Fatiha okunmasına yardım ve öncülük eder. Ölüm sebebi, ahiret ve hayatın geçiciliği hakkında bilgi verir, ara- sıra Kur�an okur.
Yakın komşular, akrabalar başsağlığına gelenleri evlerine götürür, çay ve yemek ikram ederler. Köylerde bir ölüm olduğunda, köyün ileri gelenleri dışarıdan, başka köylerden geleçekleri kendi aralarında taksim ederler. Herkes gelecekleri bilir ve kim hangi köylüleri misafir edecekse, hazırlığını ona göre yapar ve başsağlığı bittikten sonra misafirlerini götürür. Uzak yerden gelinmişse ve gece kalınacaksa, o adamın evinde konaklanır.
EVLENME
Ağrı köylerinde evlenme, nişan ve sünnet düğünleri toplumsal hayata renk katan başlıca unsurlardır.Gençler çok yaşlarda evlendirilir. 13-14 yaşlarında evlenen kızlara çok rastlanır. Delikanlıların evlenme isteklerini ana ve babalarına açık açık duyurmaları ayıp sayıldığından , bu isteklerini huzursuz davranışlarıyla ortaya koyarlar. Kızların bu şansı yoktur. Onlar evlenmeye eğilimli olduklarını ancak giyimlerine özen göstererek yada süslenerek sezdirirler. "Gıllik " geleneğinde kızların bu isteklerini hissettirmelerinin yollarından biridir. Ağrı'da nişan evliliğe kesin geçiş olarak kabul edilir: Nişandan sonra ki zaman evliliğe hazırlık zamanıdır. Bu dönemlerde aileler arasında yakınlık kurulur.Erkek ailesi bayramlarda hediyeler gönderir.

Nişandan bir süre sonra damadın yakınlarından bir grup erkek, kızın babasına başlık parasını verir ve ondan düğün için izin isterler. Ev ev dolaşılarak, yakınlara, tanıdıklara düğün günü ilan edilir ve herkes düğüne davet edilir. Daveti yapan kişilere "okuyucu" denir. Düğüne okunanlar(çağrılanlar), çarşamba günü çeyiz bakmaya , cuma günü kına gecesine , cumartesi günüde düğüne giderler. Gelinin çeyizi evinde bir odaya serilerek davetlilere gösterilir. Buna "Çeyiz açma" denir. Kına gecesine yalnız kadınlar katılır. Gelin, annesinden başlayarak büyüklerin ellerini öper, daha sonra kadınlar türkü söyleyerek gelini oyuna kaldırırlar.

Gecenin sonuna doğru türküler ve maniler okunurken kına yakılır. Kınanın kalan kısmı erkek evine yollanır. Ertesi sabah, gelinin damat evine gönderilmesi için giydirilmesine başlanır. Kardeşi gelinin kemerine para veya başka bir hediye takar ve beline bağlar. Evden çıkarken gelinin önüne çıkılarak armağan istenir. Bu sırada, gelini almak için gelen düğün alayındaki damat ailesine bir hediye bohçası verilir. Buna "müjde yastığı" denir. Düğün alayı geriye dönerken, alaydakilerden biri bu yastığı kapıp kaçar, diğerleri onu kovalar. Yastığı oğlan evine getiren kişiye armağanlar verilmesi adettendir. Bu kişinin atının boynuna "vala" denilen renkli ipek kumaşlar sarılır.

Gelin oğlan evine geldiğinde, damda bekleyen damat ve arkadaşları, gelinin başına para, şeker ve meyve atarlar. Gelin kapıdan içeri girerken yastığın altına konan bir tabağı kırar. Daha sonra akşama kadar sürecek olan eğlenceler başlar. Gerdeğe girmeden evvel damadı, kapıda bekleyen "Sağdıç" tokatlar.
YÖRESEL YEMEKLER:
ABDİGÖR kÖFTESİ
En tanınmış yemeği Abdigor Köftesi�dir. Doğubeyazıt ilçemizde yaygın olan bu köfte, içli köfteye benzer.Yöremizin en lezzetli yemeğidir. Yağsız, sinirsiz, kemiksiz sığır eti, çok az miktarda soğan, bir adet yumurta ve baharatlardan yapılır. Hazırlanması taze et, bir tokmak ile taş üzerinde merhem şeklini alıncaya kadar dövülür. Hamur haline gelen et, soğan ve su katılarak elle çırpılır. Çırpıldıktan sonra bir saat dinlendirilen köfteler pilav üzerine konularak servis yapılır.
GOSTEBERG ET
Tereyağı, soğan, salça ve aynı addaki ot harmanlanıp hayvan postuna doldurulur ve nemli toprağa gömüldükten sonra üzerinde ateş yakılarak pişirilir ki, buna buğulama da denir.
SELEKELİ (SAÇ KAVURMA)
Taze oğlak veya kuzu eti, sarımsaklı yoğurt ve tereyağından yapılır. Hazırlanışı; taze et doğranır, içine tereyağından eritilmiş salça konulur. Bu şekilde kızartılan et indirilip bir süre dinlendirilir, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.
ALABALIK
Balık Göl�ü, Çuma Çayı ve derecik sularında bulunan kırmızı pullu kızıl alabalık güzel tadından öte kırık, çıkık gibi ortopedik tedavilerde ilaç olarak kullanılır.

BEYAZ BAL
Türkiye�nin en güzel çiçek balı burada elde edilir. Binbir renk ve çeşitli kokulardaki yayla çiçeğinden elde edilen bembeyaz balın tadına doyum olmaz.
HAŞIL;
Haşıl yapılırken ince yarma önce bulamaç şeklinde pişirilir. Sonra ortası havuz gibi açılır ve üzerine tereyağı konur. Çevresine ise sarmısaklı yoğurt gezdirilir. Haşıl ortasına açılan yağ havuzu nedeni ile ayrı tabaklara bölünmez ve tek bir kaptan yenir.
HENGEL
Buğday unundan hazırlanan hamur bir süre dinlendirilir, yufka şeklinde ince olarak açılır ve kareler şeklinde kesilir. Kaynar suda haşlandıktan sonra süzülür ve bir tepsiye çekilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt veya hengel sosu dediğimiz yöremize has kurut isimli bir malzeme ezilerek dökülür yine içinde küçük soğan parçacıkları kavrulmuş tereyağı dökülerek servis yapılır. Bekletilmeden ve soğutulmadan yenmesi gerekir.
ERİŞTE:
Evde kesilen erişte ve yeşil mercimekle hazırlanır. Önceden haşlanan yeşil mercimek, erişteyle kaynatılıp süzüldükten sonra yağlanmış tencerenin tabanına patates dizilir, üzerine mercimekli karışım konur. Son olarak üzerine kızdırılmış yağ gezdirilir ve patatesler kırmızı renk alıncaya kadar pişirilir. Ters çerilip servis edilen bu yemek, kimi zaman patates yerine lavaş ekmeği ile de yapılır
KUYMAK:
Önce bir tavaya kaymak konulur ve ısıtılır. Daha sonra alabildiği kadar Mısır unu veya buğday unu konularak sürekli bir biçimde karıştırılır. Biraz su dökülerek karıştırılamaya devam edilir. Ta ki kaymağın yağı çıkıncaya kadar, yağ çıktığı zaman yenmeye hazırdır.
KETE:
Mayalanmış hamurun, yufka seklinde açılarak doğrudan sacın üzerinde pişirilmesidir. Yağlanarak veya kuru olarak yenir. Yufkadan kalın lavaştan ince olduğu için yöremize özeldir.
PİŞİ(BİŞİ) ERDEK:
İsteğe göre, süt veya su ile mayalanarak yoğrulan hamur, biraz bekletildikten sonra, elle hafif ekmek boyutuna getirilinceye keder çevrilir, yuvarlak hamur kızgın yağa atılarak kızarıncaya kadar pişirilir.

HASUDE:
Hasuda tatlı bir yiyecektir. Önce şerbet hazırlanır. Şerbetin içine çok az un atılır ve çırpılır. Daha sonra tavada yağ ısıtılır ve içine hazırladığımız şerbetle un dökülerek karıştırılır. 5-10 dakika böylece ateşte pişirildikten sonra hazır olan hasuda yenmeye hazırdır.
YALANCI KÖFTE:
Bulgur, kabuğu alınmış buğdayın öğütülmüşü ve un karıştırılıp misket haline getirilen köfteler su,salça ve yağ karışımında kaynatılmak suretiyle yemeye hazır hale getirilir.
AYRANAŞI:
Kabuğu alınmış buğdayın güzelce suda kaynatılıp, ayran eklenerek nane ve doğranmış kabağın içinde kaynatılması ile yemeye hazır hale getirilir.
HALİSE:
Kabuğu alınmış buğday ve Tavşan etinin tandırda kiremit kaplarda saatlerce tuz katmadan kaynatılıp hazır hale getirildikten sonra üzerine yağ ve tuz katmak suretiyle yemeye hazır hale getirilir.
ÇİRİŞ KETESİ:
Buğday unundan hazırlanan hamur bir süre dinlendirilir, yufka şeklinde açılır ve içine yöremizde yetişen çiriş isimli bir bitki konularak sac üzerinde pişirilir. Biraz dinlendirildikten sonra içine tere yağı dökülerek yenilir.
MURTUĞA:
Un,şeker,süt ve su�nun karıştırılması ile yağda kızartılıp helva şekline getirildikten sonra içine ceviz içi,fındık atılabildiği gibi sade olarak ta yeme haline getirilir.
YÖRESEL GİYİM:
ERKEK GİYİMİ : Erkek giyimleri moda ve klasik giyime uygundur.Köyde çalışma zamanları ve sıcak günler hariç, her erkek ceket ve pantolonla dolaşır. Orta yaştaki erkekler ve yaşlılar, altta uzun don(tuman) ve fanila giyerler. Soğuk günlerde buna birde pijama eklenir.Pantolon, işlik gömlek ve kazak bunların üzerine geçirilir.Gömleğin üzerine ceket giyilmez, arada mutlaka yelek veya kazak vardır.Baştaki şapka bütün giyecekleri tamamlar. Yaşlılar şapka yerine fes yada papak giymeyi tercih ederler.
Erkekler mutlaka bıyık bırakır. Sonbahar ve kış mevsimlerinde yün ve tiftikten örülmüş papak, çorap, eldiven ve kazak giyenler çok olur. En üste sako(palto) giyilir.Tiftik atkı, pazıbent, pamayıl, tütünlük(tabaka); tiftik veya yün eldiven ile tespih, erkek aksesuarlarıdır.

KADIN GİYİMİ : Köylerde kadınların giysileri daha milli ve mahallidir.Kadın giyeceğinde entari egemendir Kadın ve kızlar gelişigüzel , açık-saçık giyemezler. En altta can gömleği ve iç tuman giyilir. Üst üste entari giyme eski alışkanlıktan ve iklim şarlarından ileri gelmektedir. Entarilerin üzerine hırka veya kazak geçirilir. İş zamanları öne peştamal, kola kolçak takılır. En üstteki entarinin kadife , ipek veya simli olmasına dikkat edilir. Gümüş madeni ve öteki kemerler bunun üzerine bağlanır. Ayakta, çorap ve diz kapağının altına kadar uzanan tuman vardır. Genç kız ve gelinler başlarına eşarp bağlar, orta yaştakiler leçek, yaşlı kadınlar beyaz bezle(cuna) örter, üzerini renkli yazma(heyrat) ile bağlar.Kadınlar evden dışarı çıkacağı yahut başka bir yere gideceği zaman, başlarına şal veya çar(örtü) örterler.
Günlük ve özel giyimlerde bazı kadın ve kızlar başlarına kofi takar, boyunlarına altın asarlar. Kadınlarda günlük süslenme pek olmaz. Süslenme; düğünlerde, bayramlarda, şehre veya bir yere giderken ve özel günlerde olur. Kadınların ellerine ve saçlarına kına yakmaları kadın güzelliğini tamamlayan öğedir. Boyuna ve bileklere takılan mavi ve renk renk boncuklar, süslenmek içindir. Şeve, sırğa, hızıma, hakgığ, sürme, altın ve bilezik, ben, mavi boncuk, yüzük, küpe ve kına kadın süs ve takı aksesuarlarındandır.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Ağrı'da halk müziği oyunlara paralel olarak gelişmektedir. Oyunlara özgü müzik türleri vardır. Ağrı türkülerininenyaygınlarışunlardır:

AğrıDağınınTipisine
AğrıDağındanUçtum
AğrıDağıBuzludur
OyEleşkirt
NeDersin

Ağrı'da oynanan oyunlarda genellikle yavaştan hızlıya doğru bir artış gözükür. Halaylar hızlı ve coşkuluoyunlardır.Ağrı yöresinin başlıca oyunları şunlardır;

Bassa
SarıBülbül
Papuri
Laççi
Sallama
Zeyno
Koffi
Çep
Meyrıko
ÜçAyak
ÖmerAğa
AğrıGülüm
Tilara
Çimen-iÇiçek
Hessıko
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Ağrı Dağı, İshak Paşa Sarayı, Balık Gölü, Göktaşı Çukuru, Gürbulak Sınır Kapısı, Günbuldu Mağaraları

İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
İsmi sınırları içindeki "Ararat" dağından alır. Çok eski çağlarda yeryüzü korkunç bir su baskınına uğradı.(Nuh Tufanı) Nuh peygamber bütün canlılardan bir çifti alarak bir gemiye bindirdi. Gemi Cudi (İslam kaynaklarına göre) (Hristiyan kaynaklarına göre de Ararat-Ağrı) dağına kondu. Ararat, önce aran sonra da Ağrı adını aldı.
15464  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Yozgat Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:35:52 ÖS
YOZGAT



ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
YÖRESEL YEMEKLER:

Yöre beslenmesi,büyük ölçüde buğday ürünlerine,unlu yiyeceklere dayanmaktadır. Bulgur,yarma ve düğürcük hemen her tür yemekte ve çorbada kullanılmaktadır. Yarma,bulgur ve diğer kışlık yiyecekler genellikle yazdan hazırlanır. Bunların başında "Gırmızı Pevleri" denen domates salçası,"Go pahla" denen kurutulmuş taze fasulye,"Çalma, Pekmez, ekşi" turşular, meyve ve "madımak" denen madımak kurusu, "Kıyma, sızgıt, pastırma" türü et hazırlıkları gelir. Makarna,erişte de ev yiyeceklerindendir. "Ağ kabak" (Su kabağı) tan çorba pişirilir ve kış için kurutulur. "Şalak" denen kelek turşusu yörenin özgün turşu türlerindendir. Özel günlerde "arabaşı" en çok rastlanan yemektir. Ayrıca; İlimize özgü en ünlü yemeklerinden biriside Testi Kebabıdır.
ARABAŞI
Malzemesi
Hamur için :
. 5 kg su . 650gr un (12 kişiliktir)
5 litre suyun 3 litresi ateş üzerinde kaynatmaya bırakılır. Kalan 2 litre soğuk suya 650 gr un ilave edilip mikserle çarpılarak bulamaç haline getirilir. Bulamaç haline getirilmiş hamur kaynamakta olan suya birdenbire boşaltılır. Oklava ile devamlı karıştırılarak hamur mısır patlağı gibi patlamaya başlayınca 3-4 dakika daha kaynatılıp 40 cm'lik 2 adet Sini'ye dökülüp soğutmaya terk edilir.
Çorba için :
. Tavuk veya Hindi eti (göğüs) . 5 kg su . 5 kaşık un (yağsız kavrulmuş un) . 2 kaşık salça . 1 kaşık pul biber . 150 ve 200 gr yağ
Tüm bu malzemeler çiğ olarak karıştırılıp ocağa konulur. Köpük kayboluncaya kadar pişirilerek hazır hale getirilir. İkramdan önce tikelenen et çorbaya ilave edilip bir taşım kaynatılıp servis yapılır. Soğumaya bırakılan hamur, ıslak bir bıçak ile baklava dilimleri şeklinde kesilir. Tepsinin ortası çorba kasesi sığacak şekilde açılır, açılan yere çorba kasesi yerleştirilir. Kesilen hamurlar kaşık üzerine yerleştirilerek çorba ile birlikte çiğnemeden yutulur.
MADIMAK
Malzemesi :
. 1.5 kg. Madımak . Bir kase yoğurt . 150 gr.Pastırma . Bir-iki diş sarımsak . Tuz,biber,yağ,salça
1.5 kg. madımak temizlendikten sonra satırla kıyılarak iyice küçültülür. Bir tencereye yağ,salça,pastırma konularak kavrulur. Kıyılan madımak üzerine ilave edilir. 15 dakika pişirildikten sonra servis yapılır. Sarmısaklanmış yoğurt isteğe göre sos olarak kullanılır.
TESTİ KEBABI
Malzemesi :
. 1 adet Testi . 3 kg. Kuşbaşı et . 1 kg. Domates . 300 gr. Sarımsak . 200 gr. Sivri biber . 200 gr. Tereyağı . Karabiber,tuz
Doğranmış domates,sivri biber ve sarımsak kuşbaşı ete katılarak ezmeden iyice karıştırılır. Yeterince tuz ilave edilir. Testi içi iyice yıkandıktan sonra karıştırılan malzeme testinin içerisine doldurulur. En üste tereyağı konulur. Testinin ağzı hamur ile kapatılır ve ortası hafif açılır. Genellikle açık havada odun veya meşe kömürü yakılmış bir ateşte pişirilir. İki saate yakın bir zamanda pişen yemeği ilk defa yapanlara meşe kömürüyle yapmaları tavsiye edilir. Yemek piştikten sonra testi kırılarak yemek testinin içinden servis yapılır.
Testi Kebabı, Yozgat Belediyesi tarafından Türk Patent Enstitüsüne "Yozgat Yöresi Yemeğidir" diye TESCİL ettirilmiştir.

YÖRESEL GİYİM:
Başkente yakınlığı,Yozgat giyim - kuşamı da büyük ölçüde etkilemiştir. Dokuma ve evde dikilen giysilere dayanan geleneksel giyim-kuşamın yerini hazır giyim almıştır. Geleneksel kadın giyiminde üçetek en yaygın entaridir,altına don yada büzmeli şalvar giyilir. "Delme yelek" veya "Salta" ve bunun uzun kollusu "libade" özellikle genç kızlarda yaygındır. Başa,pullu veya kudazı,fes,tepelik üstüne düz ve açık renkli yazma bağlanır. Varlıklı kesim,özel günlerde bele gümüş kemer bağlar,ayağa yün çorap,lapçın kundura veya çarık giyilir. Dışarlak olarak kullanılan çarşaf daha sonra mantoya dönüşmüştür. Geleneksel erkek giyiminde; yakasız mintan,geniş kollu hırka veya kolsuz salta ve yelek üst giysileri arasındadır. Çeketi andıran bol dikimli aba ve zıpka geleneksel erkek giyiminin özgün öğelerindendir. Başa kudazı,fes veya eğri dolanmış kefiye giyilir. Yün çorap lapçın,kundura,çarık giyimi bütünleyen öğelerdir.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:

Yozgat mahalli halk oyunları açısından zengin bir potansiyele sahiptir. Orta Anadolu'nun en zengin folklor merkezi olan İlimizde; 15 ayrı kadın oyunu, 50'ye yakın türkü, 10'a yakın erkek oyunu ve bir çok oyun havası vardır. Milli oyunlarda kadın kıyafeti; 3 etek ve pullu festir. Kadın oyunları davul-zurna, cümbüş, darbuka, keman ve saz eşliğinde oynanır. En çok oynanan kadın oyunları; burçak tarlası, kunduralım, nalinim, feyli turnam, darine-dariney, vıy vıy ve madımaktır. Erkek oyunlarında kıyafet; derme yelek, renkli gömlek, püsküllü fes ve şalvardır. Erkek oyunlarından en çok oynananları; Yozgat ağırlaması, Bopbili, Tekayak, Üçayak, cemo, yerli gelin, çekirge, aynalı ve kamalı'dır. Bunların yanı sıra, kaşık oyunları, çiftetelli, asmalarda Üzüm, loli, keçeci baba, vıy vıy, karanfilli, gelin, dünür gibi oyunlar da sergilenir.
Mahalli halk Oyunlarımızı: "İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Evci Köyü Erkek Halk Oyunları Topluluğu" temsil etmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca 25 Eylül 2004 tarihinde Ankara'da yapılan yarışmalarda birinciliğe layık görülen bu topluluk "Yozgat Ağırlaması, Bopbili, Tekayak, Üçayak" adlı oyunlarıyla tescillenmiştir.
Ayrıca, bazı yörelerde semahlar da yaygındır. En yaygın olarak bilineni "Bozok Semahı" da denilen "Kırklar Semahı''dır.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
İlin, asıl adı "BOZOK" olup, zamanla "Yozgat" olarak değiştirilmiştir. Oğuz'ların; "BOZOK" koluna mensup Türkmenlerin bu bölgeye akınıyla birlikte, yöre "BOZOK" ismiyle anılmıştır. 1800'lü yıllara doğru bu ismin yanı sıra "YOZGAT" adı da telaffuz edilmiştir. "Yozgat" adının menşei konusunda ise, değişiki söylentiler ileri sürülmektedir:

Bir rivayete göre, Yozgat Saray Köyü'nden (bugün itibariyle kasaba) itibaren aşağıdan yukarıya doğru kat kat yükselmektedir. Bu kat kat yükselişindin ve rakımının yüksekliğinden dolayı önceleri "Yüz kat" denmiş, zamanla bu isim söylene söylene "Yozgat" halini almıştır
15465  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Niğde Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:34:48 ÖS
NİĞDE



ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Bütün Anadolu'da rastlanan ortak kültür unsurlardır. Bunların arasında hurafelerin de ayrı bir yeri vardır. Niğde'de okur-yazar oranı arttıkça batıl inançlar azaldı. Yakın zamana kadar Salı günü yola çıkmak, Cuma günü çamaşır yıkamak ve dikiş dikmek iyi sayılmazdı. Evden yolcu çıkınca ardından ev süpürülmez ve bir kova ile su dökülürdü. Yolu aydınlık olsun diye, ayna üzerine su dökülerek de yolcu savuşturulurdu. Kırkı çıkmamış (Doğumdan sonra 40 gün geçmemiş) iki kadın biraraya getirilmez, yan yana gelirlerse, uğursuzluk olmasın diye, toplu iğne değiştirirlerdi. Bu görenekler. daha doğrusu batıl inançlar hemen hemen terk edilmiş durumdadır.
Geleneklere aykırı olmayan ve toplumun benimsediği yeni alışkanlıklar olduğu gibi, eskiden beri hemen hemen hiç değişmeyen tekrar edilenleri de vardır. Eskiden beri devam eden geleneklerden bahar aylarında başlayan cumaların kendine has bir yeri vardır. Şehrin Kırbağlan Semtinde başlayan yemekli, eğlenceli kır toplantıları, bir hafta ara ile Tepeyran, Kayaardı ve Tepebağlan semtlerinde devam eder. Bu semtlerde bahçesi olanlar tanıdıklarını davet ederler. Pazar günleri sabahtan akşama k,adar devam ettiği için, herkes yiyeceğini, radyo, pikap ve çalgı gibi eğlence vasıtalanm almayı ihmal etmez. Cumalara davetli olmayanlar, semtlerin herkese açık çayırlık, çimenlik yerlerinde oturarak cumaya katılırlar. O gün bütün seyyar satıcılar, manavlar, kebabçı ve lokantacılar ağaçlı ve gölgeli yerlerde açık hava sergileri açarlar. Folklor gruplan ve şehrin bandosu sevilen mahalli havaları çalarlar. Cumaların başlaması, havaların iyi olduğu ve baharın bütün güzelliği ile kendisini gösterdiği bir zamana rastlar.
DÜĞÜN
Evlenecek çağa gelen delikanlıya uygun bir kız aranır Askerden dönen, eli ekmek tutan her delikanlı evlenme çağına gelmiş demektir. Askerden dönen delikanlının annesi ve babası mahallede bulunan kız1arı gözden geçirmeye başlar Delikanlının annesi beğenilen kızın evine sabahın erken saatinde bir şeyi bahane ederek gelirdi. Evin ve avlunun temiz olup olmadığını, kızın uyanıp uyanmadığına, kılığına kıyafetine bakardı Bu eve girerken yapılan ilk kontroldü Kız eğer delikanlıyı istiyorsa kahve pişirmeye gittiğinde müstakbel kayınvalidesinin ayakkabısını çevirirdi, şayet delikanlıyı istemiyorsa asık suratlı ve günlük kıyafetleriyle çıkar ve ayakkabılarını çevirmezdi. Bu arada kayınvalide türlü bahanelerle lamba camını kirli, tozlu olup olmadığına odanın köşelerinde ve tavanda is veya işgüzarlılığına gölge düşürecek haller bulunup bulunmadığına bakardı Şayet odada yalnız ise, halı, kilim varsa hasırın altını kaldırarak evlerinde iyi bir temizliğin yapılıp yapılmadığına dikkat ederdi Bu incelemeler bittikten sonra giderken mümkünse kızı kucaklar ve öperdi Bunun amacı kızın ağzının kokup kokmadığına bakmaktı Kız beğenilirse dünür gitmeye başlanılır Evin büyük sözü geçer kişileri, kız evine haber gönderilerek hep beraber gidilirdi Allah'ın emri ve peygamberin kavli ile kızlarını oğullarına isterlerdi (Kız evi naz evi diye) Kız evi kızı hemen ilk gelişte vermezdi Bu gelişler iki üç kez tekrarlanırdı. Sonunda kız evi kabul eder, bundan sonra alınacak eşyalar ve hediyeler konuşulurdu Başlık parası ve bu arada takılacak altınlarda bu esnada tespit edilirdi. Şerbet içme merasimleri iki şekilde olurdu Birincisi yakın akrabalar bir arada toplanılır. mütevazı bir tören yapılırdı Buna cep kahvesi de denirdi.

İkincisi ise. davetlilerin çok olduğu bir merasimdir Bunun için oğlan kız evine şeker , kahve, lokum, sigara, kibrit gönderir ve bunların davetlilere yeterli miktarda olmasına dikkat ederdi Nişandan üç dört gün evvel beraberce beğenilip alınan elbiseler okuyucu denilen bir kadınla kız evine gönderilirdi Artık nişan günü gelmiştir Oğlan evi oğlanı yanlarına almadan kız evine giderler ve burada eğlenirlerdi Nişan bittikten sonra samimiyetin artması için iki tarafın akrabaları geceli gündüzlü yemekli gezmeye giderlerdi Buna süs dünurluğüde denirdi Artık düğün merasimi başlamıştır Gelin Hamamı Oğlan evi sabun, kına, para göndererek hamama gitmesini sağlarlardı. Hamama toplu olarak gidilir, kızın annesi yanına oturur , genç misafirlerine sabun, yaşlılara ise sabun ve kına verirdi Burada kadınlar arasında e,eğlenilirdi Kızı natır yıkardı Kız ise çıkarken de peştemalini natıra verirdi gelin ve yakınlarının hamamcının Sandık Günü Sandık salı günü gönderilirdi Kıza ait eşyalar düzülür, bohçalara konurdu. Ziyaretler bir kovluğa konarak akrabalara ait hediyeler kız evine gönderilirdi Eğer başlık parası alınmışsa bunlar yapılmaz, yerine elbiselik gibi daha ağır hediyeler alınırdı Buna kullukta denirdi Bu bohçaların içerisine ağız tadı olarak bir kutu şeker konur . bunlar okuyucu ve sebeplenmesi istenen biri tarafından gönderilirdi Kız yanı Çarşamba günü yapılır, kızın müsaitse evinde toplanılırdı Çalgı olarak tef ve ud bulunulurdu. Kızı yakın arkadaşları giydirirken ayağının altına büyükçe bir sini koyarlar ve öylece giydirirlerdi Daha sonra kız büyüklerin ellerini öper, iki eli göğsünün üzerinde bir şekilde divan dururdu Davetlileri karşılama böylece devam eder, misafirler tamamlandıktan sonra çerezler yenilirdi Bu törene gelenler kıza hediye getirirdi Çok davetli benek denen bir miktar parayı getirip kızın annesiyle salavatlaşırken eline kimsenin görmeyeceği bir şekilde sıkıştırırdı Kına gecesi Çarşamba günü akşamı kız evi ve yakınları uygun bir ev düzenlerlerdi Kız iyice süslenirdi Kızın arkadaşları da milli kıyafetlerini giyerek geceye katılırlardı Geceye oğlu ev ide gelince erkeklerle kadınlar ayrılırlardı Gelin yüzü kapalı gelir ve aşağıdaki ağıtları söylerdi; Mercimeğim kile kile Doldurdular sile sile Ben annemden ayrılmazdım Ayırdılar bile bile Damınızda otmuydum Evinizde yokmuydum Bir kız idim çokmuydum ,Anam anam benim anam (Babası sağ değil ise) İğne sapladım pırtıya Gılaptan işledim saltaya Aslan babam olmayınca Niye getirdiniz beni ortaya (Annesi sağ değilse) Adana'dan gelir hıyar Gümüş çakı ile soyar Usul vur tefçi tefini Kara yerde anam oynar Gelin kız hazırlanırken saçlar çoğu zaman uzun olduğundan kesilirdi Saçın kesilmesi anında şunu söylerdi:

Dama koydum dolu testi
Seher yeli devre esti
Anam kıymadığım saçlara
Eller makas vurdu kesti

Kına yakılırken kız elini açmazdı Elini açması için bahşiş konulurdu. Misafirler tören bittikten sonra yavaş yavaş dağılırlardı Güvey Giydirilmesi Kız evi Perşembe günü öğleden sonra oğlana iç çamaşırı, fes, tabaka, sigara, çakmak, ağızlık, tesbih, traş takımı, içine harçlık konmuş bir cüzdan kefiyeye sarılı olarak gönderilirdi Evde mutlaka bir din adamı bulunurdu Damat giydirilirken bu din adamı dua okurdu Birincisi kız çeyizleri arasında şilte ve kaynataya bir baş yastığı götürülmüş ise gelin tahtırevanla, ikincisi ise yaya gitmek zorundaydı Kızın çeyizi taşınırdı Kız gitmek üzereyken varsa babası yoksa yaşlı bir erkek akrabası kızın kuşağını baş hizasında üç defa çevirerek hayırlı, uğurlu ve mesut olması temennisiyle kuşağı bağlar ve kıza son nasihatları verirdi Bu nasihatları arasında, kızım alınla gidiyorsun kefeninle o kapıdan çıkacaksın bize ümit etme demeyi de ihmal etmezdi Gelinle damat eve girerken başlarına bozuk parayla karıştırılmış buğday atılırdı Bu bereket anlamına geliyordu Davetliler oğlan evine hayırlı olsun diyerek ayrılırlardı Kız kapıdan girerken ayağına kurban kesilirdi, gelin ve güvey bunun kenarından üç defa dolaşırlardı Gelinin eline bır parça kına ile karışık bal konulurdu Gelin elindekini kapıya sürer, kapının ağzındaki su dolu testiyi teperek içeri girerdi Kaynana çerde gelini bekler, mücevherat takılırdı Sabahleyin namaza gidilir. ilk emirler kıza verilirdi Eğer oğlan yoksulsa kız evine güvey girer, buna da iç güvey denirdi Yüz Açımı. Ertesi gün yüz açımı yapılırdı Oğlan tarafı (buna çift örtme de derler) çalgılar çalarken kayınvalide güveyi yanına oturtur. gelinin başına yazmalar örtülürdü Kız oğlan evinin yaptırdığı iki, üç elbiseyi o gün kaynananın uygun gördüğü zamanlarda değiştirip yenisini giyip gelirdi Böylece oğlan evinin düğünü bitmiş olurdu


YÖRESEL YEMEKLER:

Niğde Mutfağı, değişik besinlerin tat vericilerle belirli yöntemlerle pişirilmesi ile kendine özgü bir karakter kazanmıştır. Niğde'nin özel yemekleri arasında Niğde tavası, pancar çorbası, kuskus pilavı, ditme, tirit, Niğde çanağı, papara, oğma çorbası, mangır çorbası sayılabilir. Özel tatlıları ise hüsmeni (güllü), halveter, köfter ve pekmezdir
YÖRESEL GİYİM:
Bugün özel günlerde Niğde giyimi, il merkezinde bir hatıra olarak yaşamakta, ilçe ve köylerde ise yavaş yavaş ortadan kaybolmak üzeredir. Fakat hemen her evin çeyiz sandıklarında örneklerine rastlamak mümkündür.
Kadın Giyimleri:
Niğde'de kadın giyimleri incelenirken; renkten ziyade süse ve renklerin uyumuna dikkat edilirdi. Ev kadınlarının iki türlü giysileri vardı. Bunlardan birisi gündelik, diğeri ise "kişilik" adı verilen belirli günlerde, yani düğünde, nişan törenlerinde, kına gecelerinde süs dünürlü günde giyilen giysilerdir. Gelinlik kızlar, kendi,yeteneklerini, ustalıklarını zevkleriyle birleştirip, cafıra, kabuta, yünlüye ve pamuklu motif işlerken göz nurtu dökerlerdi. Bu uğraşının ürünü ince zevklerle bezenmiş Türk Sanatıdır. Hatta zevklerine göre seçtikleri her türlü giysinin üzerine işledikleri motifleri birbaşkasının yapamayacağı şekillerde bezerler ve örneklerini saklarlardı. Ev giyimlerinde ise; iş görürken üstlerine giymek için iş donu dikerler, kendi zevklerine göre çorap örerler, entarileri göz alıcı sıcak renkli motiflerden oluşurdu.
Fakir olanlar daha ziyade el tezgahlarında dokudukları, fitil adı verilen pamuklardan yapılmış entari giyerlerdi. Ayaklarında ise kulaç kundura denilen burnunda ve ökçesinde fart olan, kalın köseleden yapılmış ayakkabı giyerlerdi. Başlarında yazma ve çok zaman- da gene kendilerinin dokudukları yağlık denilen pamuklu saralardı.
Erkek Giyimleri:
Bugün hepsi tarihe mal olmuş ve ancak folklar gösterilerinde, ninelerin çeyiz sandıklarında bulunan, genellikle fakir hanımların el tezgahlarında dokudukları üç etek denilen entari giyerlerdi. Bunun altında hanımların ördüğü bağlamalı don bulunurdu. Ayaklanma yün çorap giyerlerdi. Ayakkabı olarak da bazen konçlu ve konçsuz yemeni giyerlerdi. Bir efe memleketi olduğu için kollan olmayan fakat, omuz başlarından kol boyu uzunluğunda uzanmış, omuz başlan ve göğsü işlemeli cepken denilen ceket giyerlerdi. Yüzde seksen fakirin sırtında, ketenden yapılmış ceket bulunurdu. Erkekler genel olarak bellerine kırmızı,.mor ve siyah kanşığı genişçe bir şal saralardı.
Genel olarak erkek ayakkabıları kalaş, kundura, yemeni ve çanktı. Kadın ayakkabıları ise; her memleketin kendi esnafının yaptığı kalaş kundura, iskarpindi.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Niğde'de resmi olarak iki kez derleme yapılmış ve sonuçları kitap halinde yayınlanmıştır Halkın duygularını dile getiren türkülerde sevgi, sıla, ayrılık, ölüm ve bazı önemli olaylar konu alarak işlenmiştir. Yörede halay havaları, kaşık ve zil oyunu havaları, düğün havaları ve ağıtlar oldukça yaygındır. Niğde'de geleneksel saz dışında kullanılan başlıca çalgı aletleri; arkası düz yassısaz, cura, zurna, dilli ve dilsiz kaval, davul, tef, zil, kaşık ve zillimaşadır. Niğde'de derlenen türkülerden bazıları şunlardır: Tombili, Sarı Çiçek. Damdan dama atlar yar, Keklik, Niğde Bal ları, Bağa girdini üzüme. Sıra sıra kazanlar. Süpürgesi yoncadan gibi..

Halk türküleri ve melodileri yönünden kendine özgü özellikler taşıyan Niğde folkleri özelliklerini tam olarak ortaya çıkarmak amacıyla 1981 yılında folklor araştırma komitesi kurulmuştur. Araştırmalar sonucunda Niğde halk oyunlarının genelde halay tipinde olduğu ve davul zurna eşliğinde oynandığı ortaya çıkarılmıştır. Düğünlerde ve özel günlerde halaylar bazı yerlerde de kaşık ve oturak oyunları oynanır. Oyunlar kadın ve erkeklerce ayrı ayrı oynanır, kaşıklı oyunlara bağlama cura gibi sazlar bazen de tef eşlik eder. Niğde'deki bazı oyun türleri ise şöyledir. Çekin alay düzülsün, Tombili, Yıldız, Develi, Hop. Cilveli, Anşam, Çınarbaşı, Çubuk. Hopdündarlı, Hora, Karam, Menberi... gibi.

Niğde ili folklor zenginlikleri yönünden İç Anadolu'nun en zengin illerindendir. Özellikle halk türküleri ve melodileri yönünden kendine özgü özellikleri taşır. Böylesine zengin folklor değerleri 1981 yılına kadar ortaya pek çıkarılmamıştır. 1981 yılında Valiliğin girişimi ile Folklor Araştırma Komitesi oluşturulmuş ve bu komite ile köylerine kadar araştırılmış ve Niğde ilinde eskiden beri oynana gelen 8 adet oyun ortaya çıkarılmıştır. Araştırma sonunda Niğde Halk Oyunları'nın Halay tipinde oluduğu ve davul zurna eşliğinde oynandığı ortaya çıkarılmıştır. Oyun figürleri İç Anadolu'nun genel figürlerine benzemesine rağmen mahalli Özellikler gösteren farklılıklar vardır. 1981 yılında bu oyuların tesbitinden sonra bu oyunları oynayacak 20 kişilik (Kız-Erkek) Halk Oyunları ekibi de oluşturulmuştur. Bugün Niğde Halk Oyunları okullarda oynanmaktadır. 1981 yılında kurulan ancak bugün dağılan ekibin yeniden kurulması ve sürekli kalması için çalışmalar devam etmektedir.

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye'nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan KaplıcalarıİL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
İlkçağda bölgede Nagdoslular adlı bir kavim yaşadığından bu şehre isimlerini vermişler. Arap kaynakları şehre "Nekide veya Nikde" demişlerdir. Halk ise şehre Niğde adını vermiştir.
15466  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Nevşehir Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:34:11 ÖS
NEVŞEHİR


ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ

DOĞUM

Geçmişten günümüze değin toplumların varoluşunu esasını teşkil eden insan olgusunun varedilmesine, bunun yanında varolmasının sınırlanması ve gelecek yaşam için başlangıç ve hazırlık dönemi olması niteliğini taşıyın komple bir oluşum olan doğum olayı etrafında gelişen geleneksel uygulamalarla ilgili, Nevşehir ve çevresindeki tespitlerden bazıları aşağıda verilmeye çalışılmıştır.
Doğum Öncesi Yargılar :
Toplumda cinsiyet ayrımı yapılmamasına karşın ailenin bekçisi olarak bakılan yanı Anne ve Babanın yaşlandıklarında sosyal güvenceleri olması gibi bir fonksiyon dan dolayı erkek evlat tercih edilmektedir.-Çocuğu olmayan kadına yörede "Kısır" denmektedir. Hamile kadına ise "Üzeri yüklü ve Gebe " kadın denmektedir.
-Gebe kadının hayırlı bir evlat doğurabilmesi için bazı durumlardan kaçınması gerektiğine inanılmaktadır.
-Ebeveyinlerdeki özelliklerin aynısının çocukta da tekerrür edeceğine inanılır.
Doğum Sonrasında ise :
-Çocuğun anneden ilişiğinin kesilmesinden sonra, leğende yıkanır.
-Gelecekte çocuğun ağzının kokmaması ve pişkin olması için tuzlanır.
-Sonra çocuğun kundaklama işlemine geçilir.
-Kundaklanan çocuğu sarılıktan korumak için yüzüne sarı yemeni örtülür.Anne yatağına konur.
-Anne çocuğu kucağına alarak, ikisi üzerine çarşaf örtülür ve üzerlerinden kalburdan az su dökülerek ilk "Kırklama" işlemi yapılır.
-Anneye süt olması için tatlı şeyler yedirilir.
-Doğum olan eve Anne ayağa kalkana kadar komşular tarafından yemek getirilir.
-Çocuğun ad koyma işlemi, Dedesi tarafından kulağına Ezan okunarak yerine getirilir.
SÜNNET

Dini bir hükmün yerine getirilmesi amacıyla erkek çocukların cinsel organındaki sünnet derisinin kesilmesi işlemidir.Toplumca erkekliğe atılan ilk adım olarak görülen sünnet etrafında oluşan gelenekler bakımından, dini ve milli hüviyette bir sentez oluşmuştur.Dini bakımdan normal sünnetin yanında "Peygamber Sünneti " diye bilinen ikinci bir kavramda vardır.Bu türden sünnet, erkeğin cinsel organında sünnet derisi olmayanlar için geçerlidir.Doğuştan sünnetli olduğuna inanılan çocuklar için kesme işlemi uygulanmaz.Sadece dua edilerek konu komşuya yemek veriler.Normal sünnet işlemi için, sünnetçi köçek, çalgı grubundan oluşan bir ekip getirilir.Bunun yanında davetlilerde sünnette iştirak ederler.Bir gün boyunca çalgı grubu ve köçek davetlileri eğlendiririler.Aynı zamanda o gün misafirlere de yemek verilir.Sünnet olacak çocuğun odası hazır edildikten sonra, sünnet ustası kesme işlemini tamamlar.Ondan sonra da hatim duası yapılar. Hocalar odayı terk ettikten sonra çocuk ziyaret edilir.Ziyaret esnasında bahşiş takmak adettendir.
EVLENME

Kişi hayatında ferdi sorumluluktan, ailevi sorumluluğa geçilen önemli bir rol ve statü değişikliğidir. Evlenebilmek için maddi ve manevi yönden kişiler uzunca bir hazırlık dönemi geçirmek durumundadır.

Nevşehir yöresin de, kızlar için evliliğe hazırlık, Annesi tarafından başlatılır.Kendisi ise 12-13 yaşları civarında Annesine iştirak eder.Bu dönem içerisinde geleneğin gerekli kıldığı kadar çeyiz hazırlanır.Erkekler ise toplumun evlenmek için gerekli kıldığı kişisel yeterlilik, sorumluluk ve maddi bakımdan küçük yaştan itibaren evliliğe hazırlanırlar.Evlenme çağına gelen erkekler için kendisinden yaşça küçük olma,asil aileden gelme, huyu ve dini terbiyesi yerinde ve varlıklı aileden olma özelliklerine uyan bir kız tespit olunur.Daha sonra kızın evine erkek, tarafının kadınlarınca " Görücü " gidilir.Gelenlerin görücü olduğu anlaşılınca, kız tarafı bu evliliğe sıcak bakıyorsa, gelen misafire yakınlık göstererek ikramda kusur etmemeye çalışılır.Şayet bu evliliğe rıza gösterilmiyorsa kız görücüye çıkartılmaz.

Kız İsteme ve Nişan :
Erkeke evinden birkaç erkek kızı istemeye giderler.Kız tarafından erkekler ise gelenleri karşılar.Oturulur, sohbet edilir.Sonra gelme amacı açıklanarak, erkeğin babası kızın babasının önünde diz çöker halde "Allah ın Emri, Peygamberin Kavli ile " diyerek kızını ister.Kızın ailesi düşünmeleri için birkaç gün zaman isterler.Eğer kız tarafının beğendiği bir yerse haber gönderilerek tekrar gelmelerini isterler.Bunun üzerine yine erkek tarafından birkaç erkek kız tarafının evine giderek durumu konuşurlar.Gelenlere sözü sağlama bağlamak için kız tarafından bir çift çorap verilir.Böylece söz kesilmiş olur.Uygun görülen bir günde kız evinde iki tarafın akrabaları toplanır ve nişan töreni yapılır.Nişanda şerbet ikram edilerek yüzük takılır.Bu işlemler neticesinde olay toplum huzurunda resmi bir mahiyet kazanır.Nişandan sonra erkek tarafı sık sık kız evine ziyarete gelir.Ziyaret esnasında gelin kıza hediyeler getirmek adettendir.Bu gelip gitmeler esnasında iki taraf istişarelerde bulunarak düğün gününü belirlerler.Düğünden bir hafta önce "Düzen Bozma " geleneği tamamlanır.Düzen işi için şehir pazarına gidilerek, erkeke tarafı gelinin, kız tarafı da damadın kılık-kıyafetiyle ilgili ihtiyaçlarını alır.Akşamleyin ise alınan eşyalar konu- komşuya gösterilir.
Düğün : "Bayrak Kaldırma" töreni ile düğünün olacağı topluma ilan edilir.Geleneksel düğüne Salı günü başlanır.O gün erkek evinde davul, zurna çalınarak eğlenilmeye başlanır.Salı gününün düğün içerisindeki adı "Kız başı Yıkama" günüdür.Salı akşamı kızın bir akrabası tarafından kız başı yıkama işi üstlenilir.Buradaki uygulamalar sadece kadınlara yöneliktir.O evde kadınlar geç vakitlere kadar eğlenilir.Topluluk dağıldıktan sonra gelin kız banyo ettirilerek saçı taranır.Geceyi ise aynı evde geçirir.Çarşamba gününe gelindiğinde, erkek tarafında "Güvey Giydirme" töreni yapılır.O törende damada kız tarafının almış olduğu kıyafetler dualarla giydirilir.O günün akşamında ise, kız tarafından "Kına Gecesi" yapılır. Kına gecesine sadece kadınlar iştirak eder.Bur da önce kadın oyunları çıkartılarak eğlenilir.Arkasından gelin olunacak kıza kınası yakılır.Sonuna doğru toplulukça gelin kız türkülerle ağlatılmaya çalışılır.

Perşembe günü sabahı kız tarafınca hazırlanmış çeyiz, erkek evinden gelen taşıtlara yüklenerek götürülür.Toplu halde çeyiz götürmeye "Seysana" adı verilir.O gün öğle namazından sonra erkek tarafında oluşan kadın ve erkek topluluğu gelini almaya gelirler.Kız hazırlanmış ise ağıtlar arasında evden çıkarılır.Uzunca bir yol dolaştırıldıktan sonra erkek evine getirilir.Gelin girerken kapı eşiğinde kurban kesilir.Damat veya babası tarafından "Saçı" denilen metal para ve leblebi karıştırılarak, gelinin üstünden saçılır.Gelin eve girdikten sonra kadınlar arasında eğlenceler devam eder.Aynı zamanda komşu ve akrabaların getirmiş oldukları hediyeler geline takılır.Perşembe akşamı gerdek anıdır.Gerdeğe girmeden önce damat abdest alır, yatsı namazına gider.Camii den çıktıktan sonra cemaatle toplu olarak dualarla damat eve getirilerek gerdeğe sokulur.Gerdek başarı ile sonuçlandığında silah atma geleneği vardır.

Cuma günü, "Kakül Kesme" günüdür.Öğleye doğru erkek evinde kadınlar toplanarak gelinin kakülünü keserler.Bu tören genç kızlıktan kadınlığa geçişin başlangıcı olarak kabul edilir.Yine bu törende de kadınlar oyunlar çıkartarak eğlenirler.Bu topluluğun dağılmasından sonra düğün törenleri sona ermiş olur.
YÖRESEL YEMEKLER:

Nevşehir ve yöresi yemeklerinin malzemeleri pek fazla olmamakla birlikte bölgesel denebilecek yemekleri vardır. Genellikle et tüketimi fazladır. Yörede sebzeciliğe de önem verildiğinden birçok sebzeyi kendileri yetiştirmekte ve yemeklerinde kullanmaktadırlar. Bölge, şarapları ile de ünlüdür. Yöre mutfağından bazı örnekler aşağıdadır:
Çorbalar:
tarhana, düğü, kesme, sütlü, patates çorbaları ve katma aşı.
Yemekler:
ağpakla (fasulye, kemikli et) , soğanlama, dıvıl (patates ve bulgur), cacık, ayva dolması, çanak (et ve sebze) ,Nevşehir tavası (et) , zerdi pilavı, sızgıt (kışlık et kavurma), kömbe (bazlama) , kışlık ekmek (yufka), pastırma, sucuk.

Tatlılar:
Bulama (un, pekmez, ceviz) , aşure, irmik tatlısı, dalaz (yumurta, süt, un, yağ, bal veya şeker), aside (un, pekmez veya şeker), hoşaf. Yörede kaliteli şarap üretimi de yapılmaktadır.

YÖRESEL GİYİM:

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Nevşehir ve çevresinde geleneksel tarz içerisinde oluşan halk oyunları, Türkiye coğrafyası üzerinde "Halay Yöresi" olarak adlandırılan gurup içerisinde yer almaktır. Oyunlar daha çok düğün ve eğlence ortamlarında çıkartılmaktadır.Mekan olarak erkeklerde geniş meydanlara, kadınlar da ise kapalı ev mekanlarında oynanmaktadır.Halay karakteristiğinde sergilenen oyunlar ağırlama, üçayak, şenola, cezayir, düzleme, hoş bilezik, leblebi, temurağa, ayvadibi, reyhan ve naridir.

Erkek

Bölgede iki gurup oyun çıkartılmaktadır.Birinci gurup, yerleşik halkın oyunları, ikinci gurup ise 1924 mübadelesi ile gelen Batı Trakya göçmenlerinin getirmiş olduğu oyunlardır.Yöre halkı her iki gruptan oyunları ayrı ayrı oynamakta birlikte sentezlenmiş halinde icra etmektedirler.

Oyunlarda çizgi olarak, yarım daire ve hat formu kullanılmaktadır.Oyunlar gerçek karakterini verebilmesi için en az 8-10 oyuncu tarafından oynanmaya çalışılır.Daha fazla kişinin oyuna iştirak etmesinde de sakınca görülmez.

Oyunlar genel karakteristik bakımından, sağa ve ileri işleyen adımlardan oluşmaktadır.Oyunlarda müzik çok önemli bir unsurdur.Tempo müziğe göre ayarlanır.Oyunlara yörede davul-zurna veya zurnanın yerine davulla, klarnet eşlik eder.Erkek oyunlarında kıyafet: Geleneksel yapıda, ayakta yemeni kundura veya iskarpin ayakkabı beyaz yün çorap, üste peyikli koyu renkli şalvar, belde şal kuşak veya kütüklük, üste yakasız kaytan gömlek ve köstekli delme yelek' ten oluşmaktadır.
Yörede halay karakteristiğinde sergilenen oyunların isimleri : 1-Ağırlama
2-Üçayak
3-Şenola
4-Cezayir
5-Düzleme
6-Hoş bilezik
7-Leblebi
8-Temurağa
9-Ayvadibi
10-Reyhan
11-Nari

Kadın

Oyunları kapalı mekanlarda tef eşliğinde oynanmaktadır.Oyuncu sayısı bakımından tek, iki, dört kişi ile oynanmaktadır.Çizgi olarak, oyuncular karşılıklı olarak birbirleri ile temas etmeden dik çizgilerle oyunları icra etmektedir.Bu türden oyunlar haricinde kadınların el ele tutuşmak suretiyle meydana getirdikleri toplulukça halay karakteristiğinde olan oyunları da bulunmaktadır.
Kadın oyunlarında kıyafet: ayakta yemeni kundura veya "Işılak Galiga" denen ayakkabı, motifli yün çorap, üste geniş peyikli "boğma şalvar" belde şal kuşak veya boncuktan örgü kuşak, vücutta yakasız "pamuklu yelek" üstünde "üçetek" adı verilen omuzlardan diz kapağının altına kadar inen uzun giysisi, onun üstünde de "cepken veya salta" denen sırma ip işlemeli kadifeden yapılan üslük kıyafet, baş kısmında ise üç sıra penezli, tepelik fes, onun üstünde de pullu "kıvrak" veya oyalı yemeni bulunmaktadır.
Yöreden tespit edilen kadın oyunlarının adları :
1-Kadın halayı
2-Alacalı yılan
3-Sarıkız
4-Bindallı
5-Oğlum kemeraltı
6-Hoşlaşma
7-Seke seke
8-Kaşık oyunu
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos'un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
On sekizinci yüzyıla kadar şehir bir köydü ve adı "Muşkara" idi. Daha sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa köyünü geliştirdi ve yeni şehir anlamında Nevşehir adını verdi.
15467  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Konya Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:33:22 ÖS
KONYA


ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
Eskiden Konya'lı bir ailenin dört mevsimine göre ayrılmış bir takım adet ve gelenekleri vardı. Bunlar halen bazı yerli ailelerde kısmın görülmektedir. İlkbaharda, Nisan ayının ortalarından sonra ev işleri artardı. Evvela sobalar sökülür, temizlenir, rutubetsiz bir yerde saklanır. Sıra halıların temizlenmesine gelirdi ki, ev halkı ile beraber komşuların yardımı da istenirdi. Halılar ve kilimler bahçede veya sokakta çırpılırdı. Halının üzerindeki tozlar süpürülerek naftalin saçılıp katlanır, serin bir yerde muhafaza edilirdi. Bu olaya göç denirdi. Bu arada yataklar ve minderlerin yünleri dökülür, değneklerle döğülür, temizlendikten sonra eski kılıflarına doldurulurdu. Bu eşyanın bazıları göçe konurdu. Odalardan kışlık serecekler kaldırıldıktan sonra bu defa sedir üzerine divan yastıkları üzerine kar gibi beyaz etekleri dantelli işlemeli yaygı ve örtüler serilirdi. Geniş odaların ortasına kilim yayılırdı. Bu işler yapılmadan önce duvarlar kireç ise badana toprak sıva ise "ak toprak" cilası yapılır. Oda taban tahtaları, dolap kapakları, pencere çerçeveleri fırça ile sürtülerek yıkanıp temizlenir, camlar silinirdi. Ev eşyasından sonda, kışlık yiyecekler yıkanır, kurutulur, naftalinlenerek temizler bohçalar içerisine konup, göçün üzerine bohça istifi yapılırdı.
Bahar temizliği bittikten sonra sıra sebzelerin kurutulmasına gelir. Taze nane ve maydanoz alınır, bol suda temizce yıkanıp, sapları ayıklandıktan sonra gölgede kurutulurdu. Kurutma işleminden sonra, temiz keselere konarak izbe duvarlarındaki çivilere takılırdı. Meram ve çevresinden bağ evlerine göçülür ve yaz boyunca oralarda oturulurdu. Eskiden Konya'nın yerlileri, yağ, peynir, yoğurt ve süt ihtiyaçlarını çarşıdan karşılamazlar evlerinde besledikleri inek veya mandıralardan temin ederlerdi. Ayrıca güz ayında etlik yapmak için ve yine kışın kesmek maksadıyla 8-10 kadar koyun ve keçi alınır, ahırın bir tarafına bağlanıp, gündüzleri bahçede veya civar meralarda otlatılırdı. Güz aylarında bahar aylarına kadar ahır kapısı yanında toplanmış olan hayvanların gübreleri, ev halkının veya bu iş için tutulan işçi kadınların yardımıyla yapma veya mayız (tezek) denilen bir eşit kış yakacağı hazırlanır. Bunlar kışın tandıra ekmek yapmak için yakıldığı gibi odun yerine sobada da yakılır. Kuruyan yapmalar tandır civarında yakacak örtmesi veya yakacak damı denilen yerlerde intizamlı olarak kayılırdı.

Yaz Hazırlığı : Meyveler bu mevsimde olur, kışın ev ihtiyacını karşılayacak miktarda vişne, kayısı, erik bahçede varsa ağaçlardan toplanır, yoksa çarşıdan satın alınırdı. Vişne reçelinden başka vişne şurubu da kış için kaynatılırdı. Diğer taraftan kayısı, erik, üzeri karanfille süslenmiş armut ve elma reçelleri hazırlanırdı. İçleri yeşil sırlı çömleklere reçeller doldurulur, ağızları okunup üflenerek ve ağız tadı ile yenmesi temennisiyle ağızları temiz bez örtüler örtülür ve bağlanır, izbenin serin olan duvar diplerine konulur. Reçellerden sonra sıra kurutmalara gelirdi. Sabah serinliğinde bahçedeki ağaçlardan toplanan kayısı, küfelere toplanarak ikindi serinliğinde damın temiz bir yerine örtü veya hasır serilerek kayısılar üzerine ayrılıp kurutulmaya bırakılırdı. Erik ve diğer meyvalarda aynı tarzda kurutulurdu. Kayısı ve erik meyvası fazla olgunlaşmış durumda olursa süzgeçten geçirilerek, içleri yağlanmış bakır tepsilere pestil yapılmak üzere dökülürdü. Kışın hoşaflık için vişne, elma kurutulur, bazıları kabukları soyulur dilimlere ayrılarak kurutulmaya hazırlanırdı. Ayrıca yaz mevsiminde evin ihtiyacını karşılayacak nisbette domates salçası çıkarılır, kabak, patlıcan ve biberleri içleri oyularak kurutulurdu. Bazı sebzelerde ince dilimler halinde dam üzerinde kurutulmaya bırakılırdı. Yaz aylarının sonlarına doğru sıra bulgur yapmaya ve nişasta çıkarmaya gelirdi. Bir kış mevsimi tarladan ve buğday pazarından yumuşak buğday alınır. Komşularla yardımlaşarak bulgur kaynatılırdı. Dama serilmiş olan örtülerin üzerine yayılarak kurutulur, iki günde kuruyan buğday çuvala konarak değirmende öğütülürdü. Bundan sonra sıra kışlık ekmek buğdayına gelirdi. Bir kış yetecek miktarda birkaç ton buğday alınır, temizlenip yıkanır, kurutulduktan sonra değirmene götürülerek öğütülür ve izbedeki un ambarına dökülür ve çuvallara konularak muhafaza edilirdi.

Sonbahar mevsiminin de kış hazırlıkları başlardı. Bu hazırlıkların başında hiç şüphesiz üzüm bağı olanlar için pekmez, kaynatma gelirdi. Bağdan araba veya merkep üzerine yüklenmiş küfelerle üzüm eve getirilir, yakacakdamı yakınında bulunan çamaşırhaneye dökülür, salkımlardan iri ve sert olarak seçilerek sicimlerle birbirine bağlanır. İşte bu hazırlanmış Hevenk'ler tavan arası veya izbenin direklerine çakılmış çivilere asılırdı. Çaraşa doldurulan üzümler ayakta ezilmek suretiyle suyu çıkarılır, ak topraktan geçirilen bu şıra üzerinde kaynatılır, leğenden kazana alınarak soğutulmaya bırakılırdı. Pekmez kaynarken bir kısmının içerisine kuru kayısı dilimlenmiş yahut ufak bütün kabak, patlıcan atılarak pekmezli reçel elde edilirdi. Pekmez hazırlığı bittikten sonra sıra turşu kurmaya gelirdi. Sırçalı küpçüklerle sebzesine göre ve evde en çok sevilen sebzelerin turşusu kurulurdu. Turşu sirkeleri çarşıdan ziyade evlerde hazırlanırdı. Bu sirke ekseriye pekmez için sıkılan üzümün posasından yapılırdı. Buna cıbra denirdi. Turşu hazırlığı bittikten sonra da sıra pastırma ve sucuk yapılmasına gelirdi. Çarşıdan alınan veya evde beslenen kısır inek veya güve kesilerek bir kısmından pastırma, bir kısmından sucuk yapılırda. Sığır eti sucuğunun sert olmaması için bir veya iki keçi-koyun kesilerek, etleri karıştırılırdı. Pastırmalar denge konulduktan sonra sucuklar doldurulup kurutulur. Ayrıca kışın hazır olması ve çarşıdan et alınmaması için (etlik yapma) denilen kavurma hazırlanırdı. Pazardan alınan 5-6 koyun veya keçi, yada ufak bir sığır, eve getirilen kasap tarafından kesilerek etleri komşuların yardımıyla doğranır, bir kısmı da kemikli olmak üzere kıyma denilen kavurma hazırlanırdı. Kavurma piştikten sonra yardımda bulunmuş olan komşuların evlerine birer sahanın içerisi ekmekli kavurma gönderilirdi. ki buna (ekmek salması) denir. Sıra en son kışlık yakacağı gelir. Ekseriye kışlık yakacak bahardan alınıp kırılarak yapılır, halılar ve kilimler göçlerden çıkartılarak serilir, sobalar kurutulur, kışlık giyecek eşyaları bohçalardan çıkarılarak giyime hazırlanır, bundan sonra günlük ev işleri başlardı.
EVLENME

Hayatın üç önemli geçiş safhasından biri olan evlenme, pek çok gelenek ve göreneklerle donatılmıştır. Üzerinde en fazla durulacak olan konu düğünlerdir. Çok geniş bir konu olan düğünleri, bölümlere ayırarak incelemek gerekir.


KIZ İSTEME

Oğlunun evlenmesine karar veren baba ve ana dünürcü göndermede gayet gizli hareket eder. Bu da ilk önce kadınlar tarafından yapılır. Önce oğlanan anası ve kız kardeşi, kızkardeşi yoksa akrabalarından en yakını, bir iş bahane ederek kız evine gider. Kızın güzelliğine terbiyesine, vücudunun sağlamlığına alıcı bir gözle bakarlar. Kızı uygun bulmazlarsa,hiç bir şey demeden izin alıp giderler. Kız beğenilirse, bu işlerde hünerli olan bir kadını öncü olarak, kızın önce anasının ağzını arar. Bu arada oğlanın durumu hakkında bilgi verir. Uygun görülürse kızlarına dünürcü geleceklerini anlatır. Kadın dünürcü, kız tarafının verimkar olduklarını öğrenince kız tarafına gönderilir. Bu dünürcülere, kızın anası kesin cevap vermeyeniyetli olsa bile bir kere babasına ben söyliyeyim der. Kadın dünürcülere fazla hürmet yapılırsa, kızın verileceğine bir işaret sayılır. Hatta şöyle bir durumla da sonuç anlaşılır. Ayakkabıları çevrilmişse bu işin olacağına, çevrilmeyip dışarı konulmuşsa olmayacağı anlaşılır. Bu şekilde bir başlangıçtan sonra, erkek dünürcü kız evine gider. "Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızınımızı oğlumuza zevceliğe istemeye geldik" diyerek dünürlük edilir. Buna karşılık kızın babası hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi, bir süre düşünür, eğer vermeye gönlü varsa; "Sizin ve mahdumumuz için bir şey diyemem, Allah yazdıysa bir şey diyemem. Bana bir kaç gün müsade edin, ben bir düşüneyim" der. Vermeye niyeti yoksa, "Kızım küçüktür, evlenme vakti değildir" yada "kızımız sözlü, sözlü olmazsa sizden iyisine mi verecektik" deyip savuşturur.

Gönüllerin inancına varılırsa, bu konuşdan sonra iki veya üç gün ara verilir. İkinci kez gidişte, kızın babası "Biz razıyız, fakat hısım- akrabaya bir danışalım" diye cevap verir. "Kız evi naz evi" derler . Üçüncü gidişde "Ne yapalım, Allah nasip etmişse bizim elimizde ne var, alın yazısına bir şey diyemeyiz" denir. Oğlan tarafı da "Allah razı olsun sizden, hayırlısı Allah'tan, Biz verdik diledik, kapınıza geldik, sizde bizi sevip diledinizse nişanımızı (bellimizi) koyacağız" denir.

NİŞAN

Kararlaştırılan günde nişan koyma merasimi yapılır. Yüzük takılarak ve şerbet içilerek yapılan nişan koyma merasimi daha ziyade kadınlar arasında yapılan bir toplantıdır. Kızın evi müsait ise evde, yoksa bir akbara evinde yapılır. İki tarafında akrabaları toplanır. Bu toplantılar da ailer fazla mutasıpsa, hocaların ilahi ve dua okuduğu görülür. Değilse çalgıcılar getilir, oyunlar oynanır.

Gelin, eltisi veya görümcesi tarafından yoksa oğlanın genç bir yakını tarafından salona getirilir. Yüzüğü oğlanın annesi takar. Gelin, orada bulunanların ellerini öper, akrabalar takı takarlar. Oğlan tarafının kız tarafına getirdiği hediyeler gösterilir. Yapılan ikram yine oğlan tarafına aittir. Nişan genellikle Perşembe günleri olur. Nişanın bazen yemekli olduğu da görülür. Nişandan sonra kararlaştırılan günde elbise görme işi başlar. Elbise görme işi düğüne yakın birzamanda olur. Beraberlerinde gelin kız da olduğu halde köyde oturuyorlarsa şehre gelinir, şehirde ise çarşıya çıkılır. Daha önce "mehir kesiminde" kararlaştırılan ve alınması gereken eşyanın alınmasına başlanır. Kız tarafı da güveyin giyeceği eşyayı alır. Elbiseyi dikecek terzi oğlan evine bildirilir. Nişandan sonra, kız evine yollanacak dürüye sıra gelir. Dürü bohça içinde kız evine gönderilir. Her iki tarafın hısım akraba ve konu komşusuna gönderilir.

DÜĞÜN

Düğün genellikle Konya'da haftanın Pazar ve Perşembe günleri yapılır.Düğünden bir kaç önce yemek hazırlıkları yapılır, gelinin oğlan evine getirileceği günün sabahı, oğlan evinde pilav verilir. Oğlan tarafının eşi dostu yada umanları çoksa okuntu (davetiye) dağıtılır. Köylerde de,komşu köylere okuntu gönderilir. Pilav dökme işi devam ederken, gelin hamama ve berbere gider, Geline yakın arkadaşları da eşlik eder.

Güveyi de pilav gününden bir gün önce geceleyin "zamah" düzenler. Zamah'a içki içilir, her türlü çalgı çalınır. Güvey fakirse zamah fakir geçer. Çünkü zamah ayrı bir masraf açar. Zamah gecesi kız evinde de eğlence düzenlenir, buna "kına gecesi" denir. Kına gecesine oğlan evinde bir grup kadın da o eğlenceye katılır. Kına gecesinde gelin kıza bir türküyle kınası yakılır.Ertesi günü oğlan evinde pilav yenir, buna düğün yemeği de denir. Yemeğin bitiminden sonra, gelin alma zamanı gelir.

Oğlan tarafı, araba, otobüs, taksi ile kız evine gider. Köylerde at arabası, traktör veya eğerli at ile kızın evine gidilir. Kayınpeder yanında iki kişi olduğu halde, gelinin bulunduğu odaya varır. Gelin odası arkasından kapanır. Kız tarafı kayınbabadan çeşitli bahşişler almadan gelini vermezler. Gelinin kolundan önce kaynana tutar, birkoluna da diğer akrabası girer. Gelin dış kapıya çıkarılır, bineceği vasıtaya yerleştirilir.

Topluca "Allahaısmarladık" denildikten sonra gelin alayı yola düzülür. Köylerde bahşiş alabilmek için yollar engellenir. Gelin, oğlan evine gelinceye kadar bir hayli müşkille karşılaşılır. Oğlan evinde, gelin arabadan inerken gireceği kapının iki tarafı kilimlerle kapatılır. Bazı yerlerde gelinin önüne içi dolu bir testi bırakılır. Güvey tarafından gelinin başına para ve çerez saçılır. Çocuklar tarafından paralar kapışılır, bu arada gelin damadın koluna girerek odasına kadar götürür. Sonra sadıçla beraber evden ayrılır. Evine dönen damat gelinin yüzünü açar, yüz görümlüğü olan parayı verir. Gelin ev halkı ile tanıştırılır. Güveyi, kapıda bekleyen sadıçı ile akşam yemeğine kadar kaybolur. Akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı kılınır. Dini nikah, imam efendi tarafından gelinden söz alınarak kıyılır. İmam efendi, gelin odasından kapısı önünde bir dua eder ve güveyi gelin odasından kapısını açarak, gerdeğe sokar. Güvey kapıdan içeri girerken en yakın arkadaşları tarafından sırtına kuvvetlice bir yumruk indirilir.

Ertesi günü, gelin yüzü düğünü yapılır. Bu düğün kadınlar arasında yapılır. Gelin oyuna kalktığı zaman göğsüne kağıt para takılır. Güveyde aynı günün öğleni, sağdıç "yiğitbaşılarla" bir yemek yer. Yemekten sonra yiğitbaşıların düğün süresince emeği olan "yiğitbaşı parası" dağıtılır. Gelinin getirdiği pişmiş tavuk ve helva beraberce yenilir. Düğün böylece sona erer. Birkaç gün sonra damat ve gelin hısım akrabalara el öpmeye çıkarlar. El öpmede geline gizlice para verilir. El öpmeye haberli gidilir. Gidecekleri yerde damat- gelin gelecek diye yemek hazırlanır. Önceden o akrabalara alınan dürü (hediyelik eşya) el öpmeden sonra bırakılır. Eli öpülenler "Allah başa kadar sürdürsün" diye dua ederler.

YÖRESEL YEMEKLER:

Konya'nın diğer şehirlere göre özellik gösteren yemekleri vardır. Bu yemekleri gruplar halinde şöyle sıralayabiliriz.

A- SEBZELER
B- ETLER
C. ÇORBALAR
D- MEYVELER
E- BÖREKLER 1. Ekşili Kabak (Et Kabağı)
2. Tatlı Kabak (Et Kabağı)
3. Patlıcak Musakkası
4. Dolma içleri
a) Etli Dolma İçi
b) Zeytinyağlı Dolma İçi
5. Yumurtalı Kabak
6. Zülbiye (Papaz Yahnisi)
7. Patlıcan Bayıldan (1)
8. Patlıcanlı Bayıldan (2)
9. Çöplü Bayıldan
10. Lahana Kapaması
a) Etli Lahana Kapaması
b) Zeytinyağlı Lahana Kapaması
11. Ildıs Kökü
12- Patlıcan Söğürmesi
13. Boranı (Lahana Kapuskası)
14. Çöpleme







1. Çebiç (Tandır Kuzusu)
2. Fırın Kebabı
3. Etli Pide (Etli Etmek)
4. Çullama
5. Bütümet (Orta)
a) Bütümetli Pilav
b) Bütümetli Patlıcan
c) Bütümetli Patates
6. Kaburga Dolması
7. İki Bıçak Arası Ciğer
8. Yağda Kızarma Ciğer
9. Ala Kuzusu (Ela Kuzusu)
10. Gerdan Pişirmesi
11. Topalak Köftesi
12. Tas Kebabı
13. Cella








1. Toyga Çorbası
2. Oğmaç Çorbası
3. Arabaşı Çorbaşı
4. Tandır Çorbası
5. Bamya Çorbası
6. Tutmaç Çorbası
7. Süt Çorbası
8. Erişte Çorbası

















1. KayısıYahnisi
2. Sarı Erik Yahnisi
3. Sarı Erik Dolması
4. Ayva Dolması
5. Ayva bastısı
6. Elma Dolması



















1. Börek İçleri
a) Peynirli Börekİçi
b) Kıymalı Börek İçi
c) Kıkırdaklı Börek İçi
2. Tandır Böreği
3. Saç Böreği
4. Çarşı Böreği (Fırın Böreği)
5. Su Böreği
6. Sigara Böreği
7. Sedirler Böreği
8. Tatar Böreği














Bu yemeklere; Hoşmerim, Boğaça; Oturtma, Zerdali Pilav, Yağlı Ekmek, Yağlıçörek, Terhunlu Yahni, Mantarlı Ekmek Oğması, Ekmek Salması, Yoğurtlu Yumurtalı Tirit, Patlıcanlı Tirit, Vişneli Trit, Sündürme- Papara, Çılbır, Erişte Pilavı'nı ilave edebiliriz.

KONYA YEMEK ÖĞÜNLERİ

1. Kuşluk Yemeği : Eskiden Konya'da iki öğün yemek yenirdi. Kuşluk ve akşam yemekleri. Kuşlum yemeği öğle yemeğinden iki saat önce yenirdi.
2. Öğlen Yemeği : Hafif yiyecekler yenen öğün.
3. Akşam Yemeği : Akşam namazından sonra yenirdi. Kışın uzun gecelerde yenirdi.
4. Yat Geberlik : Yatmadan önce yenen hafif yiyeceklerdir. Kışın uzun gecelerde yenilir.
Konya'nın yiyeceklerinden Ekmeği- Ballı Böreği, Helvasının çeşidi, Zülbiyesi, Pişmaniyesi meşhurdur.

YÖRESEL GİYİM:
Her ulusun, her şehrin hatta her kasaba ve köyün kendine göre gelenek halinde devam ettire geldiği bir giyiniş şekli vardır. Konya'nın Cumhuriyetten önceki yıllarda özel bir biçimde bir giyim, kuşam, görenek ve adetleri vardır. Konya'nın bu kıyafeti Akşehir'de biraz değişmekte buna karşılık şehrin hemen kıyısında bulunan Sille Bucağının tamamen değişik bir biçimde kıyafeti vardır. Şimdi de Konya'nın kadın, erkek kıyafetleri üzerinde duralım : Konya kadının ev içi ve dışarıya giyilmek üzere iki kıyafeti vardır. Başta bir çember, üstünde işlik, alta (don) şalvar, ayağında ince yemeni biçiminde terlik veya örme patik bulunurdu. Bu kadının normal günlük iş kıyafetiydi. Konya kadının dış kıyafeti şu parçalardan meydana gelmektedir.
KADIN KIYAFETLERİ
a)İç çamaşır :
Eskiden kadın ve erkek için, iç çamaşırı bükme iplikten, ev tezgahlarında dokunarak, çamaşır bezi denilen kıvrık pamuklu bezden yapılırdı. Buna kıvratmada denilirdi. İç gömleklerin yakaları yoktur. Erkek ve kadının kol uzunluğu bileklerine kadar uzanmaz, etekler ise diz kapakları üzerine varırdı. Göğüs kısmı açık olurdu. İç çamaşırı kol ağızları ve boğaz kenarları kadınlarda oyalarla süslenirdi. İç don belden topuk üzerine kadar uzundu, paçaları çok dardı. Bel kısmı uçkur ile bağlanır, geniş olarak dikilirdi. Dış elbiseler ise, kadınbaşına koyu kırmızı bir fes giyerdi. Bu fesin kirlenmemesi için, fesin içine kellepoş denilen kısa kenarlı takke giyilirdi. Fesin etrafına ipekten ince bir şifon sarılır. Bunun üzerine ayrıca bir yazma dolanırdı. Şifonun faydası, başa iğne takıldığı zaman, iğne ağırlığının dengesini sağlar, fesin üzerine iki ucu sağ ve sol omuzda bulunan renkli çember örtülürdü.
b) Entari :
Konya'dan eskiden entariye pek ilgi gösterilmezdi. Ancak gelinler, birde yaşlı kadınlar entari giyerlerdir. Çünkü işlik ve şalvar entariden daha çok giyilirdi.
c) İşlik :
İşlik vücuda yapışırcasına sıkıca dikilen bir dış giyecekti. Yakadan göğüs boşluğu üzerine uzanır, buraya kadar düğmeli ve kapalı idi. Kolları bileklere kadar uzun olup, burada kol genişliği bir düğme ile daraltılarak giderilirdi. İşliklere, ala, kadife, pazen, basma, kutmişetari, şelaki, astar, kaput, humayun, yandım alamadım ve alpaktı. Renkleri ise, mevsimine göre seçilirdi. Bahar ve yazın yeşil, koyu yeşil, beyaz, açık sarı, nar çiçeği rengi ile açık mavi beğenilirdi. Sonbahar ve kışın ise koyu renklere ilgi gösterilir. Bunlar, koyu gri ve koyu mavi idi.
d) Şalvar :
Bir kadının giydiği şalvar 8-9 metre kumaştan yapılırdı. Akşehir ve çevresinde 14 metre kumaştan bir takım elbise yapıldığı söylenir. Şalvar, belden topuklara kadar uzanır, gayet bol dikilir, çekme payı buna eklenmektedir. Paçalar oldukça dar olup, vücudun hatları şalvarın kıvrımları arasında belirsiz hale gelmektedir.
e) Hırka :
Hırkanın içi astar, üstü şelaki ve diğer kumaşlardan yapılır. İçerisine pamuk döşenerek aynı yorgan biçimi dikilmektedir. Etekleri kalçaya kadar uzun olup, bir çeşit cekete benzer.
f) Salta :
Yünlü kumaştan dikilen, kollu ve ön kısmı açık, etekleri kısa, yarım ceketi andıran bir yelektir. Saltalar çok süslü yapılır. Sırma ve kaytanlarla çeşitle bezemeler yapılır. Saltalara ayrıca madeni parlak pullarda dikilir.
g) Kebe :
Bir çeşit salta olup kolları ve göğüs kısımları işlemelidir.
h) Ayakkabı :
Deve derisinden yapılmış, parlak arka kısmı açık pabuç, yanları lastikli uzun konçlu, bir çeşit topuklu kunduradır. Ayrıca mestle de giyilirdi.
i) Süs ve Takılar :
Fesin üzerine veya göğsüne elmas iğne takılırdı. Ayrıca boğaz kısmına inci mahmudiye, hamidiye, beşibiryerde altınlar ile altın kordonlu cep saati takılırdı. Parmaklarda kıymetli taşlı yüzükler, kulaklarda elmas küpeler takılırdı. Fakat bu takılar her kadında bulunmazdı. Kollardaki çeşitli bilezikler kadının en önemli ziğnetini ve süsünü meydana getiriyordu.
15468  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Ynt: Çankırı Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:32:12 ÖS
Orta Oyunları:
Kahve misafirleri uğurlandıktan sonra kapılar kilitlenir, kapı dışına asılmış olan fenerler içeri alınır (şimdi dışarıdaki lambalar söndürülür) artık misafir kabul edilmez ve orta oyunları başlar.
Orta oyunlarına "yemek misafirleri" de katılabilir. Bu oyunların başlıcaları şunlardır.
1- Tura oyunu
2- Şildir şip
3- Yüksük oyunu
4- Samıt (samut, samt) oyunu
Tura oyunu oynanırken, önce bir tura yapılır, Büyük Başağının önüne konulur. Büyük Başağa bir beyit söyleyerek Küçük Başağanın ellerine turayı hafif hafif vurur. Küçük Başağa da aynı şekilde yaranın en yaşlısına vurur ve bu şekilde seslice beyitler ve o anda düzülen tekerlemeler söylenerek devam eder.
Bu şekilde vakit geçerken bir el şamdanına mum dikilir ve orta yere konulur. Herkes bu mumun etrafına halka olur diz üstü oturur. Ebe ne yaparsa herkes aynısını yapmaya mecburdur. Oyun yanıltma ve şaşırtmalar üzerine kurulmuştur. Yanılan veya ebenin yaptığını yapamayanlar cezalandırılır. Cezaların mahiyeti de genellikle kalkıp oynamaktan ibarettir. Bu sebeple sohbet yaranı mahalli oyunları bilmek zorundadır. Bu mecburiyet sebebiyle Çankırı mahalli oyunlarının herkes tarafından bilinerek yaşatılması sağlanmaktadır.

Ceza alanların oynamaları bütün yaranın yanılması tamamlanınca başlar. Oyunlar tamamen mahalli oyunlardır. Bazıları şunlardır. "Kömür gözlüm" "Mahi" "Genç Osman" "Kavağın dalın budadım yoluna canlar adadım"... gibi.

Oynamalar tamam olunca tekrar oturulur ve oyunlara devam edilir. En önemli oyunlardan birisi hiç şüphesiz ki "Şildir şıp" oyunudur. Yine aynı derecede önemli olan diğer oyun ise "Samut" oyunudur ki bu oyuna girenler kayıtsız şartsız ebeye iradelerini teslim ederler. Ebe ne yaparsa aynısını yaparlar. Oyuncular birbirlerini çok şiddetli tokatlarlar. Hatta soyunup bir don ile kaldıkları olur. Yüzlerine karalar çalarlar. Soğuk kış gecelerinde kar altında kalırlar, eksi 15-20 derecede soğuk sulara girerler, yıkanırlar, sırtlarına buzlar yüklerler. Bu halde iken diğer sohbet ocaklarına giderler. Samut oyunu birkaç saat devam edebilmektedir.

Yüzük oyunu, diğerlerine nazaran daha tipik bir özellik taşır. Yaran bu oyunda iki tarafa ayrılır. Bir tarafa Büyük Başağa, diğer tarafa da Küçük Başağa başkanlık eder. Ortaya 11 parça mendil atılır. İyi yüzük saklayanlardan birisi bir tarafın önünde yüzüğü saklar. Sakladığı mendil ya ilk defada yahut en son kaldırılmalıdır.
Yüzüğü saklayanda maharet olduğu kadar, bulabilende de üstün bir zeka ve dikkat gerekir. Oyun, ellibir sayısında biter. Fakat saatlerce devam eder. Bir tarafın sayısı 26'yi geçince, öbür tarafa hücuma geçer. Hücum edenlerin eziyeti çok olur.

Oyunlardan Sonra:
Bu oyunlardan sonra Küçük Başağanın teklifi ile herkes yerine oturur, kahveler içilir. Bu esnada yarandan sesi güzel olanlar sadece saz ve tef eşliliğinde genellikle Mısır'ın Napolyon tarafından işgalini anlatan tarihi türkü, Sivastopol, Osmanlı-Rus Harbi, Kozanoğlu, Şam Hadisesi, 1312 Yunan Seferi, Sultan Aziz'e ait türküler ve Köroğlu gibi ezgiler söylerler. Bazen de kalın sesli bir yaran ile ince sesli bir yaran tarafından Arzu ile Kamber de söylenir.

Artık sabah yaklaşmak üzeredir. Ve son fasıl da saba makamında yapılır. Bu fasıl gazel, beyit koşma, kalenderi ve müstezatlardan ibarettir. Daha sonra yemek hazırlanmış olduğu için Küçük Başağa Büyük Başağaya yemeğin hazır olduğunu yüksek sesle duyurur. Merasimle eller yıkanır, sofra bezleri serilir ve herkes sofraya oturur. Yemekten önce gelmiş geçmiş yaranların ruhları için "fatiha" okunur. Yemekte pilav ortaya konulduğu zaman büyük Başağa çavuşa "Yollumuz yolsuzumuz var mı?" diye sorar. Çavuş da "Adettir başağam." diye cevap verir. Bazen suçlunun önüne pilav içine kaşık dikilir.

Suçlu bu vaziyet karşısında zor dakikalar yaşar. Yemek bittikten sonra tekrar aynı merasim ile eller yıkanır, herkes yerine oturur. Kahveler pişerken, yaranın en yaşlısı herkese bir yemek ismi verir. Sonra Büyük Başağa bu isimleri söyleyerek sahiplerini kaldırır, oturtur. Sonunda birisi Büyük Başağanın yemek ismini söyler. Büyük Başağa da "Bütün yarana kalktım" diyerek herkesi ayağa kaldırır, sonra oturtur. Bu böyle bir kaç defa tekrar eder ve böylece yemeğin hazmı yapılmış olur.

Arap Verme Usulü:
Sohbette zilli maşa ile tefin ismi "Arap'tır. Bunlar, ortalığa, yani herkese aittir. Ocak kimde ise, yani sohbetin yapılacağı oda sırası kimde ise bunlar bütün hafta boyunca onda kalır. Çavuş, elinde uzun bir şamdan ile öne dikilir, Büyük Başağanın önüne gelir. 12 telli saz, gırnata, keman, tef, zilli maşa ve kaşıktan oluşan saz takımı çalıp söylemeye başlar:
Fakirim geldi meydane Başına bağlıyor astar
Elinde gül dane dane Başağam cemalin göster
Başağa izin kime Yaran sohbetin ister
Paşam sohbetin kutlu olsun Paşam sohbetin kutlu olsun
Yeniçeri yeniçeri Kalk gidelim bizim bağa
Belinde hançer bıçağı Selam verelim sağa sola.....
Ağa al arabı gir içeri Yaran başı, izin kime?
Paşam sohbetin kutlu olsun Et padişahım sohbetin kutlu olsun
Ardından, yarandan sırasını geçiren ile, sırası gelen ocak sahipleri Küçük Başağanın önüne gelince bir halka çevirerek otururlar. İki de kahve pişer. Şamdan da ortaya konulur (şimdi şamdan yoktur). Hep bir ağızdan şunlar söylenir.
Hacı hacı canım hacı yar malım yar
Başındadır altın tacı ah ağam ah
Sohbet tatlı sonu acı
İç paşam sohbetin şen olsun
"İç paşam" derken kahve yeni ocak sahibine uzatılır, geri çekilir, sonra tekrar uzatılır verilir. Arkasından, sohbetin eziyeti ve ağır olduğuna dikkat çekilen nasihatleri dile getiren ezgiler okunur. Burada yemeklerin çok nefis olması gerektiğine dikkat çekilir.
Bir sonraki ocağı yakacak olan ev sahibine arap verilir ve bunların iyi muhafaza edilmesini nasihat eden şu türkü söylenir.
Arap seni gezdirirler areyi areyi Arap seni beslesinler bal ile
Yazarlar aklar üstüne karayı Dört yanını sarsınlar gül ile...
ağa yaptı savdı sırayı Edep ile erkan ile yol ile
Et paşam sohbetin sırandan kalma Et paşam sohbetin, sırandan kalma
Çavuş ağa davet eder getirir
Kadir mevlam eksiğini yetirir
Başağalar her işleri bitirir
Et paşam sohbetin, sırandan kalma
Bu esnada kahveler verilir. En son olarak ta şu beyit söylenir:
Git çarşıya yağın acısın alma Akşama kadayıf geceye helva..
Bütün bu deyişler ile ocak sahibine vazifeleri teker teker sıralanmış ve sayılmıştır. Evinin sağlam olması, baş ağaların her türlü zorlukları halletmesi, edep erkan dairesinde ocakların yakılması, hatta pilav yağının bile acı olmaması gerektiğini sıkı sıkı tembihlemiştir.

Muhakeme Usulleri:
Çalgıcılar da dahil olmak üzere yemek misafirleri giderler. Bunları küçük Başağa kapıya kadar uğurlar. Odada yarandan ve çavuştan başka kimse kalmaz. Perdeler iner, kapılar kilitlenir, hatta dinleyen var mıdır diye dışarısı iyice gözetlenir. Çünkü artık yaranın "sır" saatleri başlamıştır. Muhakemenin son derece gizli tutulmasına bilhassa dikkat edilir.
Daha beş on dakika önce neşeli kahkahalar atılan sohbet odasına ani bir sakinlik ve sessizlik çöker. Suçluların benizleri uçmuş haldedir. Şayet o hafta hiç suçlu (yolsuz) yok ise bir aşr-ı şerif okunur, gelmiş geçmiş yaranın ruhlarına fatiha çekilir.
Geçen bir hafta içinde yarandan birisi hata işlemiş ise ( mesela sarhoşluk, fahişeye gitmek, arkadaşlarına karşı edepsiz davranışta bulunmak... gibi) bunu bilen gören varsa muhatap olan var ise hemen ayağa kalkar. Arkası kapıya yüzü ocağa dönük olarak kapıya gider, sonra gelir ve Büyük Başağaya eğilerek selam verir. İki diz üzerine çöker, meydanda oturur.

Büyük Başağa:
"-Ne dileğin var... ağa?" diye sorar. O da "... ağadan davacıyım " der demez, adı anılan hemen ayağa kalkar ve evvelki yaptığı hareketlerin aynısını tekrarlayarak, davacının sol tarafına iki diz üzerine oturur.
Davacı olan şahıs davasını açıklar. Gerekirse şahitler dinlenir. Suç sabit olduğu takdirde, Büyük Başağaya hitaben "-başağa, ne diyorsunuz" diye sorar.Küçük Başağa da "-Madem ki bu işi .... ağa yapmış yolsuzdur ve erkanı lazım gelir" diye mütalaasını açıklar.
Büyük Başağa, önce kendi tarafındakilere, sonra da Küçük Başağa tarafındakilere sorar. Kimisi lehte, kimisi aleyhte iddia ve beyanı onayladıktan sonra, ekseriyetle veya ittifak ile yargılanan şahsın masumiyetine veya mahkumiyetine karar verilir. Hüküm Büyük Başağa tarafından ilgiliye "yolsuzluğunuz görülmemiştir" veya "..... sen bu işi işlediğinden dolayı erkansın.." diye tebliğ edilir. Karar kesin olup itiraz söz konusu değildir.
Davacı kalkar evvelki yerine, yolsuz çıkan da şahnişine oturur. Yolsuz çıkanın dostlarından birisi şahnişine geçerek "Yolun açmaya beni vekil ettin mi?" diye sorar O da "Vekilimsin" der. Vekil de evvelkilerin merasimini aynen tekrar ederek, Başağanın huzuruna diz çöker oturur:
"-Başağa ... ağanın yolunu açacağım.. Her ne emrederseniz yapacağım" der. Başağa da Küçük Başağaya "... ağanın yolunu açalım, filan gün bütün yaranı hamama götürsün, tıraş ettirsin, hamamda yağlı yedirsin, çalgı getirsin, akşam da evine götürsün.. Yarana takım yemeği yedirsin, gece yemeği de versin..." diyerek çok ağır bir ceza hükmü verir. Yapmazsa şayet, sohbetten ihraç memleketten ihraçtan daha ağır bir cezadır. Çünkü "sen iyi bir adam olsaydın, sohbetten kovulmazdın" şeklinde insanın değerlendirmesi yapılır... Hatta, bu yüzden memleketi kendi isteğiyle terk edip gitmek zorunda kalanların bile olduğu anlatılır. Öyle ki bu tür cezaların getirdiği sosyal bir nizam ahengi vardır ve her yaranın en ufak bir kötülük yapmaktan daima kaçınır. Şayet elinde olmayarak yapmış olsa dahi, sohbete intikal etmemesine azami dikkat gösterirler.

Şayet, cezalının cezası hafif ise Küçük Başağa:
"-Başağa, hamamı bağışlayınız" ricasında bulunur. O da etrafına danışır ve uzun süren mütalaadan sonra ceza, bir defaya mahsus olmak üzere affedilirdi.
Şayet suçlu biraz serkeş ise yolunu açmazlar; ta ki yolunu açıncaya kadar ne dava eder, ne de kendisinden dava olunur ne de müzakereye iştirak ederdi. Her müzakerede yaran diz çöktüğü zaman bu da şahnişine geçer, yalnızca muhakemeyi dinler. Eskiden yolu açılıncaya kadar ocak ta vermezler, ocağa da davet edilmezmiş...
Başağaların Muhakemesi:
Başağaların erkanı, çok zaman yaran üzerindeki hak riyasetini hakkıyla yerine getirememesinden, yaranın herhangi bir ferdinin şerefine lakayt kalmasından, yani yaranın ilk gelişinde ayağa kalkmamak, "merhaba" dememek, umum kahvelerini yaranın tamamı almadan içmek, yarana karşı dürüst hareket etmemek, misafirlere kayıtsız kalmak gibi hallerinden kaynaklanır. Eğer Başağalar dan birisi yolsuzluk yapar ise, hakkında aynı şekilde dava açılır. Aynı akıbetler Başağalar için de geçerli olur. Mahkemede tarafsız hareket etmezlerse, yahut müşterek suç sahibi bulunursa, her ikisine de dava açılır. Bu davayı aralarında reissiz hallederler. Eğer yaran hükmüne başağalar itiraz ederlerse, o sırada memlekette kaç tane yaran varsa, bunların en yaşlı Büyük Başağalarına, mahkum başağalar yaranın haksızlığından dava ederler. Böyle davalarda başağaların ikisinin de mahkum olması şarttır. Yalnız, Küçük Başağa ise Büyük Başağa; Büyük Başağa ise, Küçük Başağa dışarıya duyurmaksızın davayı halleder.
Dava olunan başağa o sene ne kadar sohbet varsa onların büyük ve küçük başağalarını bir yerde toplar, mahkum başağaların yaranına haber gönderirler. Onlardan davacılarla beraber 7-8 yaran da dinleyici sıfatı ile beklerler. Mahkum başağalar dertlerini yeni heyete arz eder, onlar da olayı tetkik ederler. Yaran yolsuz ise yaranın tamamı, yaranın tamamı haklı ise başağalar yolsuz çıkar (erkan ederler). Bu erkanı mahkum başağalar kabul ederler ise taraflarından vekil gönderirler. Bu vekillerin taahhütleri ile yaranın yeniden hükmedeceği cezayı gelecek ocağa kadar yerine getirirler. Sonra da sohbet mevkilerine geçer otururlar.
Davalı başağalar müşterek başağaların verdiği hükmü kabul etmezlerse, Esnaf teşkilatının reisi olan Ahi Baba'ya müracaat ederler idi. Ahi Baba'nın verdiği hüküm kati ve hüküm de "yollu" yahut "yolsuz" diye neticelenirdi. Şimdilerde Ahi Baba olmadığı için davalar bu derece uzatılmamaktadır.

Yarandan Evlenenler Olur İse:
Yarandan birisi evleniyorsa, baş donanma gecenin canlılığı, güveyi gezdirmesi yarana aittir. Düğün yanaştığı vakit evlenen zengin ise yaran ve evlenen fazla masraf eder. Başdonanması gecesi hizmet ve damadı eğlendirmek yarana ait olduğundan, gerek başağalar, gerek yaran canı gönülden çalışır, her hizmeti hallederler.
24 kişilik yaran ekibi, kayıtsız şartsız damadın emrindedir. Baş donanma gecesi sabaha kadar yaran ayrılmaz, ertesi gün hamamda yine aynı şekilde beraberdirler. Hamamdan sonra da beraber gezerler, gerdeğe kadar ayrılmazlar.

Başağaların Ocak Yakması:
Başağaların yaran üzerindeki fiili tesirleri sohbetin bitimine kadar devam ettiği gibi bazen de senelerce sürer. 24 kişilik yaran heyetinden ikisi başağalığa, ikisi başağa yamaklığına, üçü çalgıya ayrılır ki son beşi ocak yakmaz. Sadece çalgıcıların ücretini öderler. Çalgıcılar sohbet sonuna kadar tutulur. Yedi kişi bu şekilde ayrılınca, geriye kalan on sekiz kişi dokuz hafta, iki hafta da başağalarınki olmak üzere sohbet onbir hafta devam etmiş olur.

Küçük Başağanın Sırası Gelince
Küçük Başağaya ocak yakma sırası gelince, bütün yaranı hamama götürmek, tıraş ettirmek, hamamda yağlı yedirmek, çalgı ile gezdirmek, akşam ve gece takım yemeği vermek şarttır. Önceden aralarında "fazla masraf yaptırmamak" sözü verilmiş ise, o gün öteden beri oturdukları yerde toplanırlar. Tıraş olurlar, hamam ve diğer masraflar yapılmaz.
Büyük kısmı mor fesleri üzerine allı yemeni sararlar. Al renkli kumaşlardan mintan giyerler. Bellerine de Acem ve Trablus şalvarı sararlar. Bacaklarında zıpka, sırtlarında cepken olduğu halde ikişer ikişer dizilerek yollarını çarşıya tesadüf ettirmek suretiyle "Kuşhaneye" çıkarlar. Orada gırnata ile şen havalar çalıp, türküler çağırarak eğlenirler ve daha sonra ocak evine gelirler.

Sıra Büyük Başağada İse
Büyük Başağaların ocağında da aynı hareketler yapılır. Küçük Başağa ne yaptı ise Büyük Başağa da bunun iki mislini yapar.
Sona Doğru:
Sıra küçük Başağaya gelince, dava usulleri kalkar. Artık cezalar yoktur. Fakat üç ay devamlı bir harekete alışmış olan bir şahıs tabi ki bir günde huyunu değiştiremeyeceğinden, dışarıya karşı mahcup olmamak için bu üç aylık disiplinin tesiri tabii bir müddet daha muhafaza ederler.
Artık kendilerine serbestlik verilmiş iken dahi eski disiplini bozamazlar, bozmak isteyen olsa bile hemen önüne geçerler. O gecelerde birbirlerine karşı daha şen ve bağlı bulunurlar.

Son Geceleri, Veda:
Sohbetin son gecesi olan Büyük Başağanın ocağında aynı tertip üzerinde hareket edilir, gece yemeğinden sonra (bu yemek hemen hemen sabah ezanına yakın verilir) misafir kalmaz. Sadece yaran ve çalgıcılar kalır. O sırada herkes ayağa kalkar. Sazlar Cezayir Marşı'nı vurur. Bu marş Çankırı'da hüzün ve matem ifade eder. Ayrılık gecesi olduğu için yaranda bir hüzün başlar. Marşı ayakta dinlerler. Bu sırada Küçük Başağa yerinden ayrılarak Büyük Başağanın önüne çöker. İki elini öper. Büyük Başağa da onu alnından öperek kucaklaşırlar.
Küçük Başağa yerine çekilir. Büyük ve küçük Başağa tarafındaki yaran sıra ile büyük ve küçük başağaların elini öper ve kucaklaşırlar. Sonra birbirlerini öperek kucaklaşır veda merasimi yaparlar.
Cezayir Marşı'nın hüzünlü havasının uyandırdığı ve ayrılığın verdiği tesirle zayıf kalpli olanlar ağlamaya başlarlar. Bunu takiben, hepsi birden ağlamaya başlarlar.

Sohbetin Son Buluşu:
Doksan gün gibi uzun bir müddet başağaların baba şefkati ile yaranı idare etmeleri ve yaranın kardeş muhabbeti, gece-gündüz bir arada bulunmaları ruhlara derin tesirler bırakacağı için bu ayrılık herhalde matem havası içinde gerçekleşir. Bu şekilde veda merasimi biter bitmez doksan gün hizmetlerinde bulunan çavuşağa gelir, cümlesinin ellerini öper. Çalgı da marşı keser ve sıraya girerler. Başağa birer kahve ısmarlar. Sohbet esnasında geçirdikleri günleri anmakla, sağ olurlarsa gelecek sene yine bu şekilde sohbet yiyeceklerini ve şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra birbirleriyle kardaş gibi görüşüp sevişmelerini ve birbirlerinden dava esnasında kırılanlar var ise haklarını helal etmelerini isterler. Bu nasihat devresini de takiben, bir "Aşr-ı Şerif" okunur, "Fatiha" çekildikten sonra, sohbet sonbulur.

YÖRESEL YEMEKLER:

Çankırı yöresinde geleneksel beslenme biçimi etkinliğini sürdürmektedir. Yöre insanının beslenme alışkanlıklarında Orta Anadolu özellikleri görülür. Beslenmenin temelinde buğday ve buğday ürünleri bulunmaktadır. Tarhana, bulgur, keşkek, yarma, erişte vb. yiyecekleri ev ekonomisi çerçevesinde yöre halkı kendisi üretir. Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi kimi yiyecek maddeleri kurutulmak, salamura yapılmak, turşu kurularak ve diğer bazı usûllerle kışa hazırlanır. Kıyma, kavurma, sucuk gibi et ürünleri, kurutulmuş fasulye, patlıcan, biber gibi sebzeler, konserveler, değişik meyvelerden reçeller bunlar arasındadır.
Hamura çeşitli maddeler katılarak sacda, yağda, fırında ve tencerede pişirilerek çok sayıda yemek yapılmaktadır. Tava çöreği, yazma çöreği, bükme, gözleme, cızlama, tatar böreği, iri hamur, mantı, pıhtı, çullama bunların başlıcalarıdır. Tarhana, toyga, şaştımaşı, tutmaç, yarma, dene, cümcük gibi çorbalarda ana madde buğday ürünleridir. Yaş ve kuru sebzeler beslenmede ikinci sırayı alır. Hayvani besin tüketimi sınırlıdır.
Kentsel alanlarda hazır yiyecekleri kullanma alışkanlıkları gelişmekle birlikte evde hazırlanan geleneksel yiyeceklerin ucuza gelmesi ile dağıtım ağının hazır yiyecekleri bütün yerleşme birimlerine ulaştıracak düzeyde olmaması da durumu etkilemektedir.
Aşağıda Çankırı yöresine ait bazı yiyeceklerle ilgili bilgiler verilmiştir.
Yaren Güveci: 2 kg kuzu eti güveç kabında kendi suyuyla pişirilir, 3 baş soğan, iki baş sarımsak, 5 adet sivri biber, yarım kg domates ince doğranarak, baharat (karabiber, pulbiber, kimyon), tuz ve bir kaşık salçayla birlikte ete ilave edilir. Doğranarak ayrı bir kapta kızartılan 1 kg patlıcan, güveç kabındaki malzeme ile bir sıra malzeme, bir sıra patlıcan şeklinde yerleştirilir. Üzeri domates ve biberle süslenerek üç bardak su konulmak suretiyle fırına sürülür ve yarım saat pişirilir.

Bütün Et: 2,5 kg et yıkanarak orta boy parçalara ayrılır. Bir kaşık tereyağ veya margarinle tencerede biraz çevrilir, etin miktarına göre 1-2 litre sıcak su ve 1 kaşık salça ilave edilir, 7 baş orta büyüklükte soğan bütün olarak etlerin arasına yerleştirilir. Pişen etler tek tek ayrı bir tencereye yerleştirilir, tel süzgeçten geçirilen et suyu ve tuz ilave edilerek bir taşım kaynatılır. Bir çay kaşığı baharat (yeni bahar) ilave edilerek servis yapılır.
Mantı: 2,5 bardak un, bir yumurta ve yeteri miktar tuz konularak katı bir hamur elde edilir. Büyükçe pazılanarak dinlenmeye bırakılır. 200 gr kıymaya, ince kıyılmış yarım demet maydanoz ve 1 adet soğan tuz, karabiber ve nane eklenir ve yoğrularak iç malzemesi elde edilir. Pazılar un yardımıyla 2 mm kalınlığında açılır. Enine ve boyuna 2 cm aralıklarla kesilerek ortaya çıkan karelerin içine bir miktar malzeme konulmak suretiyle kapatılır. Kaynamış tuzlu suya atılmak suretiyle pişirilir. Süzgeçle ayrı bir kaba alınan yemek üzerine sarımsaklı yoğurt ilave edilir. Yağ, salça, biber ve nane ile yapılan karışım üzerine dökülerek servis yapılır.

Bazlama: Mayalı hamurdan yapılan ekmek çeşididir. Un, ev mayası, kaynatılmış veya suyu çıkartılmış patates ezmesi bir miktar yoğurt ve tuz kullanılan bazlamanın yapılışı ise şöyledir. Elenen un yekpare ağaç gövdesinden oyulmuş tekne içine konulur. Teknenin boş bırakılan kısmına ev mayası, patates ezmesi, yoğurt ve tuz ilave edilerek hamur yoğrulur. Katı olması durumunda su ilave edilerek kulak memesi yumuşaklığına gelinceye kadar yoğurma işlemine devam edilir. Mayası gelmesi için üstü örtülmek suretiyle bir saat kadar bekletilen hamur büyük pazılar halinde tekneden alınarak el yaslağacı (el yaslı ağacı) kullanılarak açılır. Bir örtü üzerine alınan açılmış hamurlar üzeri örtülerek bir müddet daha bekletilir. Küllenmiş kızgın sac üzerinde pişirilen hamurlar soğuduktan sonra kullanılır.
Yağlı Gözleme: Un, su ve tuz ile maya katılarak elde edilen hamur mayası gelinceye kadar bekletilir. Küçük pazılar alınarak ince olarak açılır ve sac üzerinde pişirilir. Üzerlerine yağ sürülerek üst üste konulan ekmekler sıcak olarak servis yapılır.
Katmerli: Un ılık suda içine maya konularak hamur yapılır. Üzeri iyice örtülerek dinlenmeye bırakılan hamur, mayası gelince avuç içi büyüklüğünde pazılanır. Oklağaç (ince ve uzun oklava) yardımıyla kalınca açılan hamur içine sıvı yağ sürülerek katlanır. Araları yağlanarak birkaç kat yapılan hamur tekrar normal kalınlıkta açılır ve kızgın sac üzerine alınır. Pişerken de tekrar yağlanan ekmek hafif soğutularak servis yapılır.
Tarhana Çorbası: İki çeşit tarhana yapılmaktadır.
a.Un Tarhanası: Koyuca yapılan ayran, ekşimesi için biraz ısıtılarak un ve tuz katılmak suretiyle katı bir hamur elde edilir. Bir hafta kadar bekleyen hamur, sabah güneş doğmadan önce küçük parçalar halinde temiz örtülere dökülür. Güneşle birlikte tavlanan hamurlar un haline gelinceye kadar ufalanır. Güneşte iyice kurutulan tarhana temiz bez torbalarda muhafaza edilir.
b.Katıklı Tarhana: Domates, kuru soğan, biber salçası, dere otu gibi malzemeler ince ince doğranarak karıştırılır, birlikte haşlanır. Soğuduktan sonra un tarhanası gibi yapılır ve pişirilir.
Tarhana çorbası kış dönemleri ile Ramazan aylarının vazgeçilmez birinci yiyeceğidir. Özellikle Ramazanlarda içine ıslatılmış kuru bakla ilave edilerek yenmesi çorbaya ayrı bir lezzet katar.
Keşkek: Beyazlaşıncaya kadar dibekte dövülen buğdaya keşkek denilmektedir. Tereyağı ile kavrulan etin üzerine su, tuz ve keşkek konularak karıştırılmadan fırına verilerek pişirilir.
Mıkla: Tereyağı ile kıyma kavrulur, içine ince doğranmış kuru soğan eklenerek kavurmaya devam edilir. Baharat ve tuz katılarak kısık ateşte pişirilir. Pişen et göz göz açılarak buralara yumurta kırılır. Başka bir kapta eritilen tereyağı sıcak olarak üzerine dökülür ve kapak örtülerek bir süre daha pişirilir. Ateşten indirilen yemek servise hazırdır.
Tutmaç: Yarım kg un, yeteri kadar su ve tuz katılarak hamur yapılır. Üçe ayrılan hamur pazilenerek oklava aracılığı ile açılır ve 5 mm2 büyüklüğünde kesilir. Suyuyla bekleyen haşlanmış mercimeğin üzerine dökülerek iki taşım kaynatılır. Soğumaya bırakılan yemeğin üzerine, içine iki diş sarımsağın dövüldüğü bulamaç halindeki süzme yoğurt dökülerek karıştırılır. Yağ , salça, kıyma ve kuru nane ile yapılan sos dökülerek servis yapılır.
Bamya: Kaynar su ile ıslatılan kuru çiçek bamyanın salya yapmaması için ıslama suyuna biraz tuz katılır. Bamyalar dizgi ipinden çıkartılarak gerekli temizlik yapılır. Aynı tencerede ince kıyılmış soğan, yağ ve salça konularak kavrulur, üzerine pişmiş kuşbaşı et ilave edilir ve biraz daha karıştırılarak kaynamış su konulur. Tencerenin kapağı kapatılarak kısık ateşte pişmeye bırakılır. Pişerken tuzu katılır. Serviste arzuya göre limon bulundurulur.
Yumurta Tatlısı: 12 adet yumurta sarısı ve beyazı ayrılarak farklı kaplara konulur. Yumurtanın beyazı kar rengini alacak şekilde çırpılır ve koyulaştırılır. Yumurtanın sarısı da ayrı bir kapta iyice çırpılır ve yumurtanın beyazına katılır. 2 kaşık un irmiği ilave edilerek karıştırılır. Yağlanmış kalıplara dökülerek önceden kızdırılmış fırına sürülür. 150 C'de 35 dakika pişirilir ve soğutmaya bekletilir. Bir tencereye 4.5 su bardağı su konur ve kaynatılır. Kaynadıktan sonra 5 su bardağı şeker ilave edilir. Koyuluncaya kadar kaynatılır. Şerbet soğutulmaya alınır. Tatlıya şerbet ılık olarak ilave edilir ve servise sunulur.
Hoşmerim: Tavanın içine 500 gram tereyağı konulur ve eritilir. 500 gr. un ilave edilerek pembeleşinceye kadar kavrulur. İçine kaynatılmış yarım bardak sıcak su ve 1 kahve kaşığı tuz konularak bir iki defa çevrilir. Ocaktan indirilerek servis tabağına konur ve soğutulur. Üzerine 1,5 su bardağı bal dökülerek servise sunulur.
İÇECEKLER
Kızılcık Şurubu : Malzemeler; kızılcık, şeker, su. Suda kaynatılan kızılcıkların posası alınarak, süzülen su ile kaynatma işlemine devam edilir. Koyu hale gelince isteğe göre şeker ilave edilir. 15-20 dakika daha kaynatıldıktan sonra soğutma işlemine geçilir. Konsantre hale gelen karışıma su ilave edilerek servis yapılır.

YÖRESEL GİYİM:
GELENEKSEL GİYSİLER
1-Baş giysileri : Yemeni/ çember, fes, taç, erkeklerde poşu
2-Üst Giysiler : Harmani, salta, çuha, hırka, fermane, erkeklerde Cepken, yelek, içki/mintan.
3-Alt Giysiler : Şalvar, don, erkeklerde; zıvka, çakşır
4-Bütün Giysiler : Çarşaf, üç etek, kaftan, bindallı, entari, cübbe feraca.
5-Ayak Giysileri : sarı pabuç, çedik yemeni, çarık, mest, çepik, lapçin, merkap ve çorap
6-Takılar : Kemer, iğne, kremise, küpe, yüzük, bilezik, beşibirlik.
ERKEK GİYSİLERİ
Poşu- Her iki ucu sarkacak şekilde başa sarılır. Çizgili renkli ve ipekli kumaştan mamüldür.
İçlik/İşlik/İç Gömleği- Üzeri simli ipekli kumaştan yapılmıştır.
Cepken/Cepkin-Lacivert veya koyu renkli kolsuz sırma veya sim işlemelidir. Kol kısmı omuzdan bileklere kadar uzanır. Avcı yeleği biçiminde sırta giyilir. Kolların kısım kenarları çeşitli motiflerle işlenmiş, ön kısımda iki ayrı yanda iki büyük vazo çiçek desenli sırtta ise büyükçe vazo ve çiçek stilize edilmiştir.
Vızka/Zıvka- Paçası dar, orta ve arka kısmı kabarık yan kısımları siyah şeritle süslü, önü arkası büzmeli şalvar.
Don- Lacivert renkli, önü arkası büzmeli, cepleri yandan ve cep üstleri simli paça çevresi sarı çiçek motifli ve işlemeli uçkurlu donun sağ ve sol dış kenarları belden aşağı kadar üç sıra işlemeli.
Çakşır- Bir nevi don, pantolon karışımı giysi
Şalvar- Bel kısmı uçkurla tutturulmuş ayak bileği kısmı dar, ortası geniş pantolon yerine giyilen giysi.
Cübbe- Boydan boya giyilen, düğmesiz, genelde koyu renkli
Mintan- Pamuk yada ipekten mamül, ön kısmı açık, kaytanla çaprazvari tutturulmuş.

Şal/Kuşak- Değişik renkli, ipekten dokunmuş, Selçuklu motifli, uçları püsküllü, bele sarılır.Tosya kuşkağıda denir.
Yelek- Omuz başları boyun ve kol çevreleri sarı sim işlemeli, önde etrafı çiçek motifli iki cep ve altta altı düğme bulunur.Çuval/keten kumaşından mamul lacivert renklidir.
Silahlık- Bele sarılır.
Çedik- Ayak burunları kalkık ve topuksuz ayakkabı
Çarık- ham deriden mamul, tasmayla büzülmüş ayakkabı,
Yarım Topuk Kundura- Hafif ve altı köseleden yapılmıştır.
Bunlardan başka Mestlapin-Mest-Lapçin-Merkop-Kundura adları verilen çeşitli ayakkabılar giyilir.
GELENEKSEL ERKEK GİYSİSİ
Başta fes üstüne ince ve renkli kumaştan mamul poşu, kışın sadece gözlerin görüldüğü örme. Sırta ise işlemeli kumaştan yapılmış keten içlik/göynek/gömlek, avcı yeleği biçiminde koyu renkli ceket yerine giyilen kolsuz yakaları ve kenarları sırmalı cepken. Ceket veya kollu fermane. Altta ise Şalvar/zıvga/ zıpka adı verilen önü arkası büzmeli şalvar/pantolonumsu giysi. Ayaklarda yünden örülmüş dizlere kadar uzanan renkli veya beyaz desenli çorap. Esnaf ise belde Tosya kuşağı, topuk kısmı basık efe işi yemeni.
GÜNÜMÜZDE ERKEK GİYSİSİ
Başta kasket, ceket içinde gömlek kazak veya yelek ve altta pantolon, Ayakta ise normal pabuç olduğu gibi naylon bileşimli pabuçlar, lastik giyilir.
KADIN GİYSİLERİ
Saçlar-Uzun ve tek örgülü
Fes genelde kırmızı renkli, ön taraf bütün alının hizasına gelecek şekilde altın ile kaplı. Üstüne oyalı yemeni veya çevre örtülür. Fesin püskülü bele kadar iner, fesin alt bölümünün olduğu gibi ön üst bölümündü altınla çevrilidir. Üst ile alt ön boşluk kısımda takı vardır.
Yazma- püsküllü, pullu fes üstüne örtülür.
Yemeni/Çember/Çevre-Etrafı oyalı, siyah renkli genelde gençlerin beyaz, yaşlıların siyah renkte kullandığı kenarları işlenmiş baş örtüsü, altına fes giyilir.
Taç/Tavus kuşu biçimli kartondan kesilir. Düğünlerde kaftan ve bindallı ile birlikte giyilir. Ortasına elmas veya mücevher dikilir.
Hermani/Salta-Kadife veya çuhadan yapılır. Üzeri sırma işlemelidir. Üç etek üzerine belden yukarı giyilir. Boyu bele kadar uzanır. Kol ağızları ve yakalar özenle sırma işlemelidir.
Bindallı-Yörede en hakim giysilerden birisidir.Tek parçalı ve belden kesiksizdir. Mor veya bordo kumaştan yapılmış üstü altın renkte sim veya sırma ile işlenmiştir. Gümüş ve altın kemer aksesuarını oluşturur. Yaka kısmı biraz açık ve kollar bilek kısmında genişler.
Telli-Entari türü giysilerdendir. Kendinden simli, desenli ve ipek kumaştan yapılmıştır. Gümüş veya altın kemer aksesuarı tamamlar.
Okkalık- varlıklı aile giysilerindendir. İşlemleri altın veya gümüştendir.
Fermane-siyah, bordro,mor renklerden oluşan kadifeden dikilir. Üç eteğin üzerine giyilir. Sırma ve simle işlenir, motifler oldukça albenilidir. Kollar uzun, yaka ise diktir. Önden açık ve yakalar kapalıdır. Çuha-üç etek üzerine giyilir. Çuha hıka-üç etek üzerine giyilir. Çarşaf/Ferace-Çoğunlukla siyah renklidir. İki parçadan oluşur, bütün vücudu örter.
Gömlek-Hakim yakalı, sol omuzlar düğmeli, önde yaka altında dört adet düğme ve düğme çevresi ile kollar kurşuni işlemeli, patiskadan mamül olup kolları düğmesizdir.

İçlik-ipekli veya pamuktan mamül iç giysi.
Kuşak-Günlük kıyafette bele sarılır, uçlarında bağlamaya yarayan bağcıklar bulunur.
Şal-Çeşitli desenlere sahip bir nevi geniş kuşaktır.
Kaftan-Bindallı- Boy uzunluğunda, boydan boya giyilir. Baştan aşağı sırmalarla işlenmiştir.
Önlük-Kuşak üzerine bağlanır, genelde koyu renkli ve üst uçlarında bağcıkları vardır.
Don-Genelde basmadan mamül ve renklidir. Üç eteğin altına giyilir. Paça kısmı dar diğer kısımlar geniştir. Bele uçkurla tutturulur.
Üçetek-Arkası düz önü iki parçalıdır.Arkadaki düz parça topuklara kadar sarkar, öndeki iki parça ise bele dolanır. Hint kumaşından yapılmış üzeri altın veya gümüş sırma işlemelidir. Dantellere harç adı verilir. Gümüş yada altın kemer aksesuarını oluşturur. 1960'lı yıllara kadar giyiliyordu.
Şalvar-Renkler canlı, canfes denilen ağır ve sade ipekli kumaştan yapılır. Üzeri işlemelidir. Uçkurla bele ve bağcıklarla bacağa tutturulur.
Çoraplar-Yazlık olanlar tiftikten, kışlık olanlar ise yünden örülür. Beyaz yünden örülenler genelde uzun boyludur.
Ayakkabılar-Yemeni - Altı ince kösele topuksuz ayakkabı
Sarı Pabuç-kenarsız ve ökçesiz ayakkabı
İskarpin-Siyah renkli kösele ayakkabı

GÜNÜMÜZDE KADIN GİYSİSİ
Başa eşarp, elbise üstünde kazak, don, ayakta naylon esaslı, kösele pabuçlar giyilir. Etek buluz şeklinde giyim yaygınlaşmaktadır.

TAKILAR
Takılar kadife kurdele yada zincire dizilmiş 25-30 sıra inci. Beşibirlik/Kremise ve bilek adını boyuna takılır.

Bilek-25-30 sıradan oluşur, inci veya beşi birlikten oluşan takı
Elmas İğneler-Yaylı dal adı verilir fese takılır.
Bilezik- Çeşitli kalınlıklarda olup bileğe takılır. Düz ve burnu gibi çeşitleri vardır.
Hamayıl-Gerdanlıkları incili, göğüsleri altın kaplama göğüslüklü ve sıra altınlı. Ancak bir büyük veya erkek yanına gelindiğinde baş örtme ihtiyacı hissedilir.
Kemer- Altın veya gümüş sırmadan yapılır. Genelde üç etek, okkalık giyildiğinde bele takılır.
Küpe-İnci veya altından olur, çeşitli boy ve şekillerdendir.
Kremise- Kadife kurdele veya zincire dizilmiş altınlardan oluşur.
Yaylı Dal- Fese takılan altın iğneye denir.
Yüzük- Muhtelif genişlikte düz ve işlemeli altından yapılmıştır.
15469  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Kırşehir Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:25:59 ÖS
KIRŞEHİR



ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Osmanlı döneminde Ahilik merkezi olan Kırşehir'de toplumsal yaşamda geleneksel ahlaksal değerlerle biçimlenmiştir. 9. yüzyılın ortalarından başlayarak, Ahilik ekonomik ve toplumsal işlevini yitirmiştir. Ancak, üretim ilişkileri pek değişmediği için etkileri süregelmiştir. Ancak dinsel değerlerde günlük yaşamda belirleyici bir yer kazanmıştır. Cumhuriyet sonrasında geleneksel yapı çok az değişime uğramıştır. 1950'lerde, Kırşehir yaşamında belli bir canlanma görülmüştür. Kente en yakın merkez Ankara, bir dönem "yeni geçim kapası" gibi görülmüştür. Tarımsal alanların sınırlılığı ve verim düşüklüğü kent halkını göçe itmiştir. Nüfus artışıyla bu sorun daha önemli bir boyut kazanmıştır. "ev büyüğü" denen baba saygınlığı sürerken, geniş aile yapısının çözülmesi ilişkilerde sarsıntılar yaratmıştır.1960'larda bu süreç hızlanmış, köyden merkez ve Kaman gibi ilçelere göç yoğunlaşmıştır. Aynı dönemde büyük merkezlere ve yurt dışına işçi göçü başlamış, nüfus dalgalanmaları olmuştur.

Kente göçenler, tarımsal alandan, küçük üretim yada hizmet sektörüne geçmekte, ilişkiler pek değişime uğramamaktadır. Kentteki en yaygın iş taşçılıktır. Bu yada benzer işlerde usta-çırak ilişkileri egemendir. Ahilik geleneğinin etkisi bu ilişkiyi koruyuculuk - gözeticilik boyutlarına varmaktadır. Göçler Kırşehir yaşama biçimini 1980'lerde ekilemeye başlamıştır. İl dışında çalışarak sağlanan parasal birikimler, 1970'lerde kentte yatırama yöneltmiş, kooperatif yada büyük ortaklıklar oluşturulmuştur. Burada da hemşerilik - akrabalık ilişkileri etkilidir. Kent dışındakiler de bu tür bağlarını korumaktadırlar.
EVLİLİK
Yöre evlenmelerinde görücülük, başlık, gelinlik etme, çokeşlilik gibi geleneksel yöntemler geçerlidir. "gelinlik etmede" yeni gelinler belirli bir süre büyüklerinin yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle yada fısıldayarak anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Merkezlerde bırakılan bu gelenek kırsal kesimlerde geçerliliğini korumaktadır. Gelin belli bir süre doğurmazsa (1-2 yıl) kocası yeniden evlenmeye hak kazanır. Özellikle kırsal kesimlerde doğal olan bu durumlarda gelinde görümcelere katılır. Kocasına yeni bir eş arar. Yakın köylerden beğenilen 14-15 yaşlarındaki yeni eşe "ferik" denir. Evlenme çağında oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız beğenilecek yer arasındadır. Mucur'da ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında "köme" denilen kır gezisine çıkılır. Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip, görüşü alındıktan sonra görücü gidilir.

İlk görüşmeden sonra ailenin yada çevrenin saygınlarından birkaç dünür gider. Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. " Yedik içtik, ölçüp biçtik, gelene niye geldin denilmez, Allah'ın emrine hiç karşı gelinmez, bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı, kerimenizi Allah'ın emri peygamberin kavliyle bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?" Kız babası ya da evin büyüklerinden biri de danışıp görüşmek için zaman ister. Kimi yörelerde yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması için, evin bir yerine çivi çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür. "küçük şerbet" denen söz kesiminde şerbetler içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna "bellilik etme" denir. Başlık kesilir. Ailenin durumu uygunsa "iki başın görülmesi" yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek evince karşılanır. Kırsal kesimde iki başın görülmesi yanında başlık alındığı da görülmektedir. Başlık kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker, lokum yada şerbet sunulur.

Nişan kimi zaman 2 aile arasında yapılır.Evlerdeki takı ve yüzük takma işlemine "küçük nişan" denir. Ev dışında "okuntu yeri" denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır. Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan alınmadan koç verilmez. Kiralanan bir okuyucu kadın konu komşuyu düğüne çağırır. Düğünler genellikle perşembe günü başlar, Pazar günü biter. Düğün evinin belli olması için çatıya bayrak dikilir. Köylerde bayrak direğinin ucuna soğan ve elma takılmaktadır. Kırşehir düğünlerinde davul zurna yanında genellikle köçekte olur. Kadın kılığına girerek keman, saz ve def eşliğinde oynayan erkeğe köçek denirdi. Kentin Bağbaşı mahallesinden tutulan köçeklerle çalgıcılar bir ekip oluşturur. Cuma günü öğleden önce gelin, öğleden sonrada güvey hamamı yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte düğün evine "hayırlı olsun a" gider, yemek yenir. Düğün evinin erkek konukları da onları izler, davul zurna eşliğinde kız evine gidilir, 2 saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu törende kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir.

Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar. Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde kırılırken "kına özenmiyor" diye bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer. Gelin kaynanası armağan verdikten sonra avucunu açar ve kınası yakılır. Eli sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır.

Kimi yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır.Yüzü tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur.Anası kız kardeşleri ve akrabaları "sen bana dert arkadaşıydın, seninle dertleştim. İşlerime şimdi kim bakacak? Hasta olsam sen bakardın bana şimdi kim bakacak?" gibi sözlerle onu ağlatırlar. Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna "kayın gitme" denir. Masalar kurulur. "dokuz butlu tavuk" istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru "dan pilavı" denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır.

Sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına "gardaş - emmi dayı yolu" gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı çıkılır. Babası gelini kayınbabasına teslim eder. O da " yengesi"denen gelinin arkadaşı yada akrabalarından biriyle gelin arabasına bindirilir. Geçmişte atlı araba, fayton yada yalnız atlılardan oluşan gelin alayının yerini günümüzde otobüs ve minibüsler almıştır. Köylerde alay gömütlük, ziyaret yeri gibi kutsal yerlerden geçerek, kentte tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir.

Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez. Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Eşikte cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına saçar. O akşam komşulardan 5-10 genç "güvey başı" yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına götüreceği sırada gençler güveyi bir odaya kapatır. Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Güvey kurtulunca dini nikah kıyılır.

DOĞUM
İlde çok çocukluluk yaygındır. Aileler daha çok erkek çocuk ister. Bu amaçla gelin eve girer girmez kucağına erkek çocuk verilir. Gebelik döneminde erkek çocuk için hazırlık yapılır. Kadının erkek doğurması ona saygınlık yaratır. Kız doğuranlar için kullanılan "oğlan doğurmuş gibi ne yatıyorsun" sözü yörede tekerlemeye dönüşmüştür. Sancılar başlayınca gebeye şerbet içirilir, boyuna ayet yada Kuran takılır. Kırsal kesimlerde genelde doğumlar ebesiz olur. Doğumdan 3 ezan geçtikten sonra bebek gürbüz olsun diye, ailede en iştahlı birinin yardımıyla emzirilir. Aynı amaçla çocuğun boyuna tereyağı sürülür.

Yıkanıp kundaklanan bebeğin baş ucuna nazar değmesin, al basmasın diye Muska ve kuran asılır. Yastığı yanına sarımsak soğan ve yumurta konur. Çocuğun rahatlaması için altına elenmiş toprak konur. Sabahleyin çocuk uyanınca büyükler toplanır ad koyma töreni yapılır. Ailenin en yaşlısı çocuğu kucağına alarak kulağına ezan okur. 3 kez adını söyler 40 gün dolmadan dışarı çıkarılmayan bebek kırkından sonra komşulara gezmeye götürülür. Buna "40 kovalama" denir.

Erkek çocuklarında sünnet dönemi 6 haftalıktan başlar. Sünnet düğünü ve kirvelik gelenekleri yaygındır. Kırsal kesimde yemek ve eğlenceyle yapılırken, merkezde fayton yada taksiyle sünnet çocuğu ve arkadaşlarının çevrede gezdirilmesi, hamama götürülmesi gelenekler arasındadır. Ömrünün kısalığı düşüncesiyle çocuk 1 yaşına gelmeden saçı kesilmez. Dişi çıktığında ilkin kimsenin duyup görmemesine çalışılır. Ana evin büyüklerinden birine "şunun dişi çıkmış mı?" diye sorar. O da çocuğun azına bakarak dişinin çıktığını söyler. Armağan verir.

Geleneksel Şenlikler
Kırşehir'de yakın zamana değin gençler arasında muhabbet toplantıları sürmekteydi. Özellikle Kayabaşı gençleri belli aralıklarla, yatsı namazından sonra bir yerde toplanırlardı. Muhabbet, çevreden gizli tutulurdu. Şenliğin başkanı, düzenleyicisi efe olmakla birlikte yönetici durumundaydı. Efe köşede mindere oturur, gençler yaş saygınlık sırasına göre onun yanında otururlardı. Sofra düzeniyle, içkilerle ve çalgılarla saki ilgilenirdi. Muhabbet peşrevle açılır, divan koşma ve semailerle sürerdi. Yöresel türküler söylenip oyunlar oynanırdı. Sabaha karşı dağılan muhabbetlerde, ağırbaşlılık ve dürüstlük temel esastı.

Köylerde sürdürülen şenlik türü geleneklerden biride " kış yarısı gezmeleridir " genellikle mart ortalarında yapılır. Gençlerden biri ayı postuna bürünür. Buna ayı donatma denir. Kuyruğuna çan takılır. Zil takılarak ev ev gezdirilerek oynatılır. Ev sahibi onun gönlünü almak için para, yağ, pekmez, üzüm verir.
İnançlar
Osmanlı döneminde toplumsal yapıyı biçimlendiren dinsel ahlaksal değerlerle Ahilik gibi iş örgütlenmeleri, Cumhuriyet sonrasındaki inançlar ve töresel yapıyı da etkilemiştir. Geleneksel ilişki ve değerler kent yaşamındaki önemi büyük ölçüde korumaktadır.Tekke ve dergahlar çeşitli dinsel yolların eğitim alanı olmuştur. Kapanışlardan sonrada bunların kent yaşamındaki etkileri sürmüştür. Bektaşilik, yaygın inanma kaynağıdır. 1937'de Kırşehir ve dolaylarında oturan Alevi köylüleri, çocuklarını Hacıbektaş Çelebilerine tekke için adak verirlerdi. Din uluları, ermişler ve kahramanların olduğu söylenen birçok gömüt, yada türbe adak ve ziyaret yeridir. Şeyh Süleyman Veli, Ahi Evran-ı Veli, Karakurt Baba, Aşık Baba türbeleri bunlardandır.

YÖRESEL YEMEKLER:

İlin tarımsal ürünleri beslenmenin de temelini oluşturur. Beslenme hamurlu yiyeceklere, et ve süt ürünlerine dayanmaktadır. Kırsal kesimlerde tüketime yönelik fasulye, domates, biber, patlıcan gibi sebzelerde yetiştirilir. Bağcılığın eski önemini yitirmesine karşın üzüm, kayısı, dut gibi meyveler yöre beslenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Erişte, salça, pekmez gibi yiyecekler giderek yerini Pazar ürünlerine bırakmaktadır.

Erik, zerdali, kayısı ve elma kurularına yörede "kak" denir. Elma dışındakiler güneşte kurutulur, kışları çerez olarak yenir yada hoşaf yapılır. Elma, armut ve üzümün "kışlık" denilen özel çeşitleri de yetiştirilmektedir. Üzüm ve armut "hevenk" yöntemiyle kurutulmaktadır; meyveler saplarıyla toplanıp bir gün güneşte bekletilir. Saplar yumuşadıktan sonra kalınca iplere dizilerek kiler yada mahzenlerde tavanlara asılır, saklanır. Meyve kurularından nohutlu tatlıda yapılmaktadır. "haside" denilen zerdali yağlaması, yöreye özgü tatlılardandır.

Ayrıca üzüm, armut, elma gibi meyvelerden pekmez yapılmaktadır. Pazara yönelik üretime dönüştükten sonra, Kırşehir bölgesinin pekmez üretimi merkezlerinden biri olmuştur. Pekmezden evlerde "köftür" denen yiyeceklerde yapılmaktadır. Taze pekmez un karıştırarak pişirilir. Pelte kıvamına gelince büyük tepsilerde soğumaya bırakılır. Soğuyup sertleşince baklava biçiminde kesilir. Bozulmasını önlemek için nemsiz yerde saklanır. Yine pekmezle "kedi batmaz" denen bir tür tatlı yapılır. Kuru yufka ufalanarak bir kaba konulur üzerine sıcak pekmez dökülür, soğuyunca yenir.

Yörenin en yaygın et yemeği tavuk yada hindi etinden yapılan "çullama" dır. Yağ ve unla pişirilen göğüs eti tavuk suyuyla muhallebi kıvamına gelinceye kadar kaynatılır. Pirzola türü etler küllenmiş ateşte pişirilir. Buna "söğürme" denmektedir. Süt ürünlerinden yağ, ayran vb. şekilde yararlanılmaktadır.

YEMEK ÇEŞİTLERİ

Tandırda Çömlek paça : Koyun veya kuzunun baş ve ayakları, tüyleri temizlendikten sonra parçalanır. Bir çömlek içine sarımsak ve su ilave edilerek baş ve ayaklar konur. Çömleğin ağzı bağlanarak közlü bir tandırın içine gömülür. Piştikten sonra üzerine limon sıkılır ve servis yapılır.

Keşkef: Döğülmüş buğday birkaç gün ıslatılır. Kabarınca ezilir. İnce lif haline getirilip yağ ve etle muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Üzerine salçalı yağ dökülerek servis yapılır.

Çömlekte Kuru Fasulye : Kuru fasulye haşlanarak suyu süzülür. Kuşbaşı et biraz pişirildikten sonra üzerine salça yağ, soğan ve tuz ilave edilir. Haşlanmış fasulye ve etler ile içinde sıcak su bulunan bir çömleğin ağzı kapatılarak köz halinde bulunan tandırın içine konur. İki saat kadar piştikten sonra tandırdan çıkartılarak servis yapılır.

Mantı (Kesme Mantı) : Una yumurta katılarak hamur yapılır. Tuz ilave edilir. Hamur yuvarlak bezi yapılır. Oklava veya merdane ile açılır. Hafif kurumaya bırakılır. Açılmış olan ve biraz kuruyan hamur üstüne konup ince dilimler halinde kesilir. Kesilen mantılar kurutulur. Pişirmesi ise makarna gibi olur. Suyu kaynatılır ve biraz tuz atılır. Mantı kaynayan suda haşlanır. Ve suyu süzülür. Önceden hazırlanan sarımsaklı yoğurt ile iyice karıştırılır. Sonra bir başka kapta üzerinin sosu hazırlanır. Sos yağ, bolca, domates, biber, kıyma ile yapılır. Sosa karabiber, pul biber, maydanoz eklenir. Sarımsaklı yoğurt ile karıştırılmış mantının yine üzerine sos dökülerek servise hazır hale getirilir.

Yoğurt Çorbası : Yarma denilen döğme buğdayla yeşil mercimek, biraz haşlanmış nohut güzelce yıkanır. Süzme yoğurt ile bunlar iyice karıştırılır. İçine bir yumurta kırılır. İki kaşık kadar un katılır. Çok az ayçiçek yağı damlatılır. Mevsimine göre içine yaş veya kuru nane katılır. Bunlar iyice karıştırılır. Biraz su ilave edilir. Kaynayıncaya kadar karıştırılır. Devamlı karıştırılmazsa çorba kesilebilir. Çorba ateşe konunca içine patates, yeşil biber, patlıcan atılır. İlkbaharda temizlenmiş kenger atılır. Çorba piştikten sonra başka bir kapta kuru nane ile yağ hafif kavrulup çorbanın üzerine dökülür. Çorba servise hazırdır.

Gendeme (Kemikli et) : yarım kilo kuş başı et tencereye konulur. Suyu çekilinceye kadar ateşte pişirilerek, soğan doğranır. Biraz yağ ilave edilerek, pişinceye kadar beklenir, daha sonra domatesi ve biberi ilave edilip çok miktarda su konur. Yarım kilo yarma ilave edilirse 2 kilogram su konur. Tuz ilave edilip yarma dağılacak duruma gelinceye kadar pişirilerek servise hazır hale getirilir.

Pelte : ½ kg un, 250 gr. Tereyağı, 250 gr pekmez. Un yağ ile pembeleşinceye kadar kavrulur. Biraz su ile pekmez ilave edilir. Karıştırılarak suyu çekilinceye kadar pişirilir. Biraz tuz ilave edilip ateşten indirilir. Tabaklara konduktan sonra üzerine tereyağı eritilerek dökülür.

YÖRESEL GİYİM:
Kır-kent ayrımı giysilerde belirgindir. Merkezlerdeki kadın giyiminde moda ve pazar, kırsal kesimlerde çalışma koşullarda ve gelenekler etkili olmaktadır. Erkek giyiminde ayrılık daha azadır. Yüksek gelir grubu ve memur çevrelerinde büyük merkezlerdeki giyim biçimine özenme görülürken kent genelinde günlük ve yabanlık giysi ayırtına pek rastlanmaz.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:


Halk Oyunları: Yörede kaşıklı oyunlar Konya oyunlarıyla, halaylarsa doğu illerimizdeki oyunlarla benzerlik gösterir.
Halay:
Halaylar davul-zurna eşliğinde ve erkeklerce oynanmaktaydı. Günümüz KIRŞEHİR'deki çeşitli folklor derneklerinin gösterimlerinde kızlar da oyunlara katılmaktadır. "Halay"denilen halaylarda bireysel oyunları etkisi belirgindir. Oyun topluca başlar, "başçeken"(halay başı) tek başına gösteri yapar. Daha sonra da halayın sonuna geçer. Bu kez yeni başçeken gösterisin yapar. Oyun böylece sürer.
Halaylar genellikle belli bir sıra izleyerek birbirine ekli oynanır. Oyunların düzeni şöyledir:
Ağırlama
Kıvrak halay
Türkü halayı
Üç ayak
Yanlama
Sekmen(seymen)halayı
Başka bir halay düzeninde de şu sıra izlenmektedir:
Üç ayak halayı
Hasandağı sekmesi
Sivrik halayı
Cirit halayı
Avşar ağırlaması
Keçeli
Ayrıca Anşa halayı, narinli halayı, yıldız, kuşlar, sepetçioğlu ve sinsin gibi halaylar da yaygındır. Aynı ezgilerle oynanan Cirit halayı ile Sinsin figürleri değişiktir. Halaylarda "Başçeken"in elinde mendil vardır. El ele tutuşan oyuncular, birbirine yaklaşıp ayrılırlar.
Kaşıklı oyunlar(Karşılama):
Geçmişte "muhabbet"lerde ince saz denilen bağlama, keman ve darbuka eşliğinde erkeklerce oynanırdı. Kadınlar arasında da oynanan oyunlara ud ve tef eşlik etmekteydi. Günümüzde kimi köylerde sürdürülen bu geleneği, kurulan dernekler yaşatmaya çalışmaktadır. Bu oyunlar düğün, karşılama ve uğurlama törenlerinde davul-zurna eşliğinde oynanmaktadır. Kaşıklı oyunların en yaygınları şunlardır:
Bad-i zabah(Bad-i Saba), Üç oğlan(kırşehir zeybeği), Biter Kırşehir'in gülleri, Yürü güzel, Çiçekdağı. Bunlardan kimileri şöyle oynanmaktadır:
Üç oğlan:
İki ya da daha çok erkek oyuncunun oynadığı bu oyun ağırlamayla başlar, gitgide hızlanır. Oyuncuların ellerinde tahta kaşıklar vardır, ezgiye göre kaşık vuruşları değişir; zeybek özellikleri görüldüğü için Kırşehir Zeybeği de denmektedir. Oyun çökmeler ve beceri isteyen devinimlerle sürer.
Çiçekdağı:
Erkeklerin oynadığı kaşıklı oyunlardandır. Geçmişte kaşık yerine bardakla oynanan oyun, ağırdan başlar ara nağmeyle hızlanır.
Biter Kırşehir'in Gülleri:
Erkeklerce oynanan türkülü oyunlardandır. Türkünün başlangıcında "heyyyt"diye nara atılır, dizler çapraz biçimde yere vurulur. Ellerdeki kaşıklar bir-iki vurularak ayağa kalkınır. En önemli figür, sol topuğun sağ ayak arkasında sertçe yere vurulmasıdır.
Yürü Güzel:
Üç, dört kişiyle karşılama biçiminde oynanır. Öbür oyunlardan daha canlıdır. Hafif bükülerek oynanır. Oyunun en belirgin figürleri son bölümdeki çaprazlamalardır.
Özellikle Abdallar arasında muhabbet toplantılarında görülen köçek oyunları geçmişte oldukça yaygındı. Düğünlerde, erkek toplantılarında köçekler oynatılırdı. Günümüzde bu gelenek ortadan kalkmıştır.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Kır ve Şehir kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur.
15470  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Kırıkkale Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 02:25:19 ÖS
ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
DÜĞÜN

Düğün öncesinde hazırlıklar yapılır. Ev eşyaları ve gelinlik alınır. Bunlar kızın sandık içi çeyizi ile birlikte kız evinde sergilenir.Oğlan babasının en yakın arkadaşı "Düğün Kahyası" oğlanın en yakın arkadaşı da "Sağdıç" olarak seçilir.Yöremizde düğünler, genellikle Cuma günü namazdan sonra başlar, Cuma namazından çıkanlar, yanlarında cami imamı olmak kaydıyla düğün evine gelirler. "Bayrak Yemeği" diye adlandırılan yemek yenir.Yemekten sonra bir sırık ucuna takılmış Türk Bayrağı ile bayrağın üzerinde bulunan ayna ve elma evin çatısına, (damına) dikilir. Bayrak sırığın ucuna asılmadan önce imam tarafından dua edilir. Bayrağın asılmasına yörede halk tarafından "Bayrak Kaldırma" denir.Davul ve zurnalar çalmaya başlamadan önce, köyde ve çevrede cenazesi olan aile varsa, davul ve zurna ile birlikte düğün sahibi ile birlikte bu aileye "yas alma"ya giderler. Yas alma, aynı zamanda düğünün başlaması, davul zurnanın çalması için bu aileden izin almak anlamına gelir.Aynı günün akşamı okuntular, yani davetliler gelir. Davetlilere yemek ikram edilir. Okuntular gelirken haber verirler. Davul zurnacı davetlileri karşılamaya çıkar. Davetliler düğüne güçleri oranında hediye getirirler. Bu hediyeler; ev eşyası, para, düğün için yiyecek, zahire, düğünde kesmek için etlik küçük baş hayvan olabilir.

KIZ KINASI:
Cumartesi akşamı düğün, kız kınasının yapılması ile devam eder.Üzerinde çeşitli renkte yanan mumlar olduğu halde, büyükçe bir tepsinin içine çerez, şeker, kına ve antep fıstığı; geneline hediye olarak elbise, ayakkabı hazırlanıp, bir çocuğun başı üzerinde kız evine varılır.Kız evinde kadınlar, gelin kızın yanına giderler ve kına türküleri söyleyerek kızın kınasını yakarlar.Düğün alayı oğlan evine döner, davul zurna kız evinde kalır. Bir müddet sonra kız evi davul zurna eşliğinde "oğlan kınası" nı getirir. Kına, yine mumlarla süslenmiş, üzerinde çerez ve hediyeler olduğu halde, bir tepsi üzerindedir. Yanında sağdıç olduğu halde, oğlanın eline bu kına yakılır.

GELİN ALMA:
Düğünün son günüdür. Bu genellikle Pazar günü sabahta hazırlıklar yapılır. Gelini almaya gelenlere babası kızını teslim eder. Kız eğer varsa bir erkek kardeşinin koluna girmiş olarak evden dışarı çıkar. Oğlan evinden gelenler o anda sevinç gösterileri yaparlar. Düğünün kız evi açısından en dramatik anı bu zamandır. Gelin, oğlan evine girerken eline bir parça yağ verilir. Bu yağ gelin eve girerken tavana sürülür. Bu da " Yağ gibi yapışsın, kalsın" demektir. Ayrıca, gelin, oğlan evine gelirken beraberinde kaşık, çivi, bıçak. gibi şeyleri de getirir. Bu da gelinin "bereketiyle gelmesi " anlamına gelir.

YÖRESEL YEMEKLER:

Kırıkkale mutfağı, klasik Orta Anadolu mutfağıdır. Şehre gelenler geldiği yerlerin yemeklerini yaparlar. Buna karşın zamanla yöreye özgü yemekler de meydana gelmiştir.Bölge tarım, sebzecilik ve hayvancılık ile uğraştığı için yemek çeşitleri de bu yönde gelişmiştir.Kırsal kesimin tamamında ekmek olarak "YUFKA" yapılır. Ayrıca, buna bağlı olarak; Bazlama, Gözleme, Alazlama, Kömbe, Katmer gibi türler yaygındır.Yemekler için, sebze yemeklerinin her çeşidine rastlanır. Fasülye, patlıcan, patates, kabak, lahana. gibi sebzelerin kızatma, haşlama, sulu yemeği ve kavurmaları yapılmaktadır.Et her yemeğe katkı olarak kullanıbildiği gibi, kendi başına yemek türleri de oluşturur. Külleme, Haşlama, kızartma, kavurma en yaygınlarıdır.Hayvansal ürünlerden süt ile yoğurt, peynir her türlü yemeğe katkı maddesi olarak kullanılabiliyor. Ayrıca; çılbır, sütlaç (uyutma). gibi tatlı ve yemeklerde de kullanılmaktadır. Yöremizin diğer yörelerden ayrı özellik arzeden yemeklerden bazıları da şunlardır. Arap Aşı, Batallaş, çürütme (çılbır) hamun işinde: su böreği, mantı. Özellikle bağlardan elde edilen üzümlerden pekmez, çalma, ekşi, ayranlı pekmez, yumurta tatlısı gibi tatlılar yapılmaktadır. Ayrıca ; helva, höşmerim yine tatlı türlerindendir.

Yöreye Özgü Bazı Yemekler
Un Tarhanası : Domates, biber, tuz yoğurt ile birlikte hamur yoğrulur. İki gün mayalanması beklenir. Daha sonra küçük parçalara ayrılarak kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra elle ufalanır ve kalburdan geçilir.
Yoğurtlu Tarhana: Yarma kaynatılıp, soğuduktan sonra, yoğurt ilave edilir. Küçük parçalara ayrılarak serilir ve kurutulur. Pişirmeden önce su içine bırakılarak ıslanıp yumuşaması sağlanır. Ezilerek tencereye konur, su ilave edilir. Pişinceye kadar karıştırılır. Piştikten sonra yağda kızartılmış nane ilave edilir.
Bulama (Katma Aşı) : Ayran içine konan yarma kaynayana kadar karıştırılarak hazırlanır.
Yarma : Sohu taşında dövülerek kabuğu çıkartılmış buğdaydır.
Etli - Mercimekli Bulgur Pilavı : Et ve pilav ayrı pişirilir. Kuyruk yağı eritip içine önceden terbiye edilen etleri bir tencereye konur ve ocağa oturtulur. Suyu çekince ve yağı kalana kadar kavrulur ve sonra kavrulan etin üstü kapatılır. Mercimeği (haşlanmış) suyla 4-5 defa yıkadıktan sonra su dolu bir tencereye koyarak avuç arasında iyece bastırıp ovuşturarak yüzeyde beliren kabukları atılır. Pilavı pişirilecek tencereye tereyağı konularak pembeleşinceye kadar eritilir. Daha önce yıkamış olduğumuz bulgur tencereye konur. Tuzunu ve soğanı ilave ettikten sonra bulgur tane tane oluncaya kadar kavrulur. Daha sonra haşlanmış mercimeği ekleyip bir miktar daha kavurarak sıcak suyunu ilave edip kırmızı biberini ekleyerek pişirmeye bırakılır. Pişen pilav dinlendirilir ve üzerine nane atarak karıştırılır. Sonra geniş bir tabağa pişen pilav dökülür ve yaygın hale getirilir. Kavurma yöntemiyle pişirilmiş olan kuşbaşı et pilavın üzerine yayılır. Soğan, maydanoz, sumak karışımı olan söğüşü kenarlarına dizilir. Biber turşusu ve salatalık turşusu etlerin üzerine serpiştirilir. Sıcak olarak servis yapılır.
Yeşil Mercimek Çorbası : Mercimekle yarma karıştırılarak suda kaynatılır, üzerine yağda kavrulmuş un ilave edilir.
Sızgıt : Kesilmiş et küçük parçalara bölünerek etin yağı ile kavrulur ve kurutulur.
Ekmek Aşı (Guymak) : Yufka ekmeği ufalanarak yağda kavrulur. İçine su ile birlikte salça, sızgıt ve biber ilave edilerek hazırlanır.
Madımak : Toplanan madımaklar bulgur, salça ve etle birlikte pişirilir. Üzerine tereyağı eritilerek, sarımsaklı yoğurt ile birlikte dökülerek hazırlanır.
Pelte : İçine pekmez katılmış una su ilave edilerek pişirilir.
Su Böreği : Unun içine yumurta kırılır, su ile yoğrularak yufka şeklinde açılır. Açılan yufkalar su içinde haşlanır. Haşlanmış yufkalar tepsiye dizilerek üzerine taze yağ dökülür. Peynirle maydanoz karışımı serpilerek pişmeye bırakılır.
Mantı : Yufka halinde açılan hamun küçük kareler halinde kesilir. Bu kareler içine biber, soğan, kıyma, maydanoz karışım konulmak suretiyle suda pişirilir.
Sarığı Burma : Un yağda kavrulur, hazırlanmış yufkalar üzerine serpilir. Yufkalar üzerine serpilir. Yufkalar rulo şeklinde dürülür ve tepsiye dizilir. İki saç arasında kızartılır. Küçük parçalar halinde kesilip, üzerine kaynatılmış şerbet ilave edilerek hazır hale getirilir.
Sütlü : Sütün içine pirinç ve şeker katılarak kaynatılır.

Şıralar
Pekmez : Üzümler bağbozumu denilen zamanda toplanır. Şırahane adlı odanın içinde bir üzümlağ olur. Toplanan üzümler bunun içine dökülür. Üzümlağ betondan yapılmış havuzdur. Üzümler ayakla çiğnenerek şıra haline getirilir. Bu şıra havuzun altındaki bir delikten "bolum" denilen başka bir havuza akıtılır. Buradan alınan şıra da kazanlar izinde ocaklara konulur.
Üzüm çiğnenirken içine beyaz toprak konulur. Bu şırayı kestirmek içindir. Ayrıca şıra kestirildikten sonra tekrar kaynatmak için ocaklara konan şıra içerisine yoğurt da ilave edilir. Kıvama gelene kadar karıştırılarak pişirilir.
Ekşi : Hazırlanan pekmezin toprak konulmadan yapılmış halidir.
Çalma : Çöğen denilen bitkinin kökü kaynatılarak çıkarılır.Bu su, hazırlanmış pekmeze ilave edilir. Karıştırılarak katılaşması beklenir. Çalma'nın siyahı ve beyazı vardır.
YÖRESEL GİYİM:
Kırıkkale insanının giyim kuşamı, gelenekselliğini yörelere göre kısmen sürdürmektedir.

Kadınlarda :
Ayakta papuç, işlemeli, yün örgülü çorap, üç etek çembere, başta yemeni ve üstünde de fes veya başlık dikkati çeker. Bazı yörelerimizde üç eteğin yerini çok renkli şalvar almaktadır.
Kimi yörelerimizde de renkli poşu, oyalı yazma, sırmalı dolamalar, önü altın sırmalı kofiler, çene ve boyun bağları, baştan iki yana sallıntılı kırmızı, yeşil, mavi ziliflik kadın başına güzellik veren süslerdir. Sırtta bürümcük işlik, üstüne şetarı yelek giyilir. Bele ibrişim ya da şal kuşak da süslü giyimi tamamlayan ögelerdir. Varlıklı olanlar bellerine gümüş şavatlı, kabartma tokalı kemer takarlar. Genellikle ipek alaca önlük ya da üç etek giyilir. Ayaklarda tiftikten örülmüş çorap, tongurdaklı kundura ya da altı yumuşak papuçlar vardır.

Erkeklerde :
Kinot pantalon, sivri burun ayakkabı, yelek, yakasız işlik (gömlek) ve ceket giyilir. Ne var ki gerek kadın ve gerek erkeklere özgü ve geleneksel giysiler her geçen gün kaybolmakta ve yerini çağımızın getirdiği çağdaş ve daha basit giysiler almaktadır.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Kırıkkale, halk oyunları yönünden komşu Ankara, Kırşehir, Çorum illeriyle benzerlik gösterir. Halaylar, kaşıklı oyunlar yaygındır. Zeybek bilinmez. Karakeçili ilçesinde halay olarak ; Köprüden Geçti Gelin, Oy Pambığım, Pambığım (Bugün Ayın Işığı), Üç Ayak, Yeldirme, Kaşıklı Oyun olarak da Konyalı, Gel, Gel, Süpürgesi Goruhdan, Ay Doğar Bedir Allap meşhurdur. (ÖZÇELİK 1995; 186-191, yılmaz 1996; 239-240). Ateş etrafında geceleri oynanan Sinsin, bu ilde de yaygındır. Cirit ve Tura oyunları da davul-zurna eşliğinde oynanır.
a- Halay
Kırıkkale yöresinin hakim oyunu halaydır. Halay çekilirken halay türküsü değişik türlerde olabilir. Bir halayın başından sonuna kadar tamamlanması süreye bağlı değildir. Bir saat bile sürdüğü olur. Düğün, şenlik gibi günlerde çekilir. Bu halaylar, kadınlarca da zılgıt ile süslenerek ayrı bir ahenk kazanır.
Halay davul-zurna eşliğinde ağırlama, ikileme, üçleme şeklinde üç aşamada çekilmektedir. Keskin yöresi halayları daha çok ayak ve bel hareketlerine dayanır. Ağır fakat gösterişlidir. Yahşihan, Karakeçili ve Delice halaylarında ise Keskin yöresine göre bazı farklılıklar gözükür. Bu nedenle yörede Keskin halayı daha yaygındır.
b- Sinsin
Sinsin köy meydanlarında yakılan ateş üzerinde atlama oyunudur.
Köy meydanında bir ateş yakılır, ateşin etrafını köy halkı sarar. Delikanlılar kendi aralarında gruplar oluşturur, bu ateşin üzerinden atlarlar. Her defasında ateşin yüksekliği artırılır. Oyuncuların ateşin yüksekliğinden cesaretleri kırılıncaya kadar oyun devam eder.
Gruplardan biri pes edince diğer grup galip ilan edilerek ödüllendirilir.
Sinsin oyunu tehlikeli , tehlikeli olduğu kadar da, cesaret geliştirici bir oyundur.
c- Cirit
Geleneksel bir Türk oyunudur. Bölgemizde bahar, yaz mevsimlerinde ve düğünlerde oynanırdı. Yetiştirilen iyi cins atlar iki gruba ayrılır. Oyuncular ellerine bir metre uzunluğunda onar adet cirit alıp atlara binerler. Gruplar arasındaki mesafe 50 m. kadardır.
Gruplar karşı karşıya gelerek eşleşirler. Oyunculardan herhangi birisi rakibi üzerine at koşturup, uygun bir mesafeden ciritini atar. Rakip oyuncu, kendisine atılan bu ciritten atın sağına veya soluna eğilmek suretiyle sakınır. Cirit rakibe değmiş ise oyuncu oyundan çıkar, eğer değmemiş ise ciriti atıp kaçan oyuncuyu, cirit atılan oyuncu atı ile takip ederek ciritini fırlatır, eğer değerse oyuncu çıkar, eğer değmemiş ise yerlerine geçerler, sıra diğer oyunculara gelir. Böylelikle oyunda tek kişi kalıncaya veya gruplardan birisi tüm oyuncularını kaybedinceye kadar oyun devam eder. Galip gelenler köy halkı tarafından ödüllendirilir.
d- Semah
Semah Hasandede, Haydar Sultan, Koçubaba ve Hamzalı kasabalarında yaygındır. Bağlama ve keman çalgılarıyla nefesler, deyişler, demeler söylenir, semah dönülür.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Kırıkkale, Osmanlı arşiv belgelerinde "Kırık Kal'a" olarak geçmekte olup yöreye 16. yüzyıldan itibaren Oğuzlar -Türkmen boyları iskan edilmiştir. Kırıkkale, Kırık köyü arazileri üzerine kurulmuştur.Kırıkkale adını tarihi kayıtlardan almakta olup halk arasında rivayet edilen "Kırık" ile "Kale" adını irleşmesinden oluştuğu; bunun da Kaletepe'den kaynaklandığı fikri doğru değildir.Kırık köyü, köy statüsünü kaybetmiş olup bugün Kırık köyü Mahallesi adıyla varlığını sürdürmektedir.
Sayfa: 1 ... 1542 1543 1544 1545 1546 [1547] 1548 1549 1550 1551 1552 ... 1564

- Sponsor Reklamları.
car hire dalaman | iki kişilik oyun oyna | escort bayan | izmir escort | ankara escort | avrupa yakası escort | escort bayan | anadolu yakası escort | bayan escort | escort | escort bayan | escort bayan | beylikdüzü escort | kadıköy escort

Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular