Yemek & Tatlı Tarifleri
Gülşahın Mutfağı
yemek tarifleri
Dizi Film izle
Dizi & Film Siteniz
film izle
Atv izle
Direktv izle
atv
Gürses Gazete
gazete oku
Gürses Gazetesi
Film siteniz
Bifilm Molası
Film izle
Reklam
Reklam Alanı
İletişim

Duyurular
WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
Webcanavari.NET 7 Yaşında.. Tıkla ve Kutla Gülmek :)

  Mesajları Göster
Sayfa: 1 ... 1541 1542 1543 1544 1545 [1546] 1547 1548 1549 1550 1551 ... 1563
15451  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Yozgat Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:35:52 ÖS
YOZGAT



ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
YÖRESEL YEMEKLER:

Yöre beslenmesi,büyük ölçüde buğday ürünlerine,unlu yiyeceklere dayanmaktadır. Bulgur,yarma ve düğürcük hemen her tür yemekte ve çorbada kullanılmaktadır. Yarma,bulgur ve diğer kışlık yiyecekler genellikle yazdan hazırlanır. Bunların başında "Gırmızı Pevleri" denen domates salçası,"Go pahla" denen kurutulmuş taze fasulye,"Çalma, Pekmez, ekşi" turşular, meyve ve "madımak" denen madımak kurusu, "Kıyma, sızgıt, pastırma" türü et hazırlıkları gelir. Makarna,erişte de ev yiyeceklerindendir. "Ağ kabak" (Su kabağı) tan çorba pişirilir ve kış için kurutulur. "Şalak" denen kelek turşusu yörenin özgün turşu türlerindendir. Özel günlerde "arabaşı" en çok rastlanan yemektir. Ayrıca; İlimize özgü en ünlü yemeklerinden biriside Testi Kebabıdır.
ARABAŞI
Malzemesi
Hamur için :
. 5 kg su . 650gr un (12 kişiliktir)
5 litre suyun 3 litresi ateş üzerinde kaynatmaya bırakılır. Kalan 2 litre soğuk suya 650 gr un ilave edilip mikserle çarpılarak bulamaç haline getirilir. Bulamaç haline getirilmiş hamur kaynamakta olan suya birdenbire boşaltılır. Oklava ile devamlı karıştırılarak hamur mısır patlağı gibi patlamaya başlayınca 3-4 dakika daha kaynatılıp 40 cm'lik 2 adet Sini'ye dökülüp soğutmaya terk edilir.
Çorba için :
. Tavuk veya Hindi eti (göğüs) . 5 kg su . 5 kaşık un (yağsız kavrulmuş un) . 2 kaşık salça . 1 kaşık pul biber . 150 ve 200 gr yağ
Tüm bu malzemeler çiğ olarak karıştırılıp ocağa konulur. Köpük kayboluncaya kadar pişirilerek hazır hale getirilir. İkramdan önce tikelenen et çorbaya ilave edilip bir taşım kaynatılıp servis yapılır. Soğumaya bırakılan hamur, ıslak bir bıçak ile baklava dilimleri şeklinde kesilir. Tepsinin ortası çorba kasesi sığacak şekilde açılır, açılan yere çorba kasesi yerleştirilir. Kesilen hamurlar kaşık üzerine yerleştirilerek çorba ile birlikte çiğnemeden yutulur.
MADIMAK
Malzemesi :
. 1.5 kg. Madımak . Bir kase yoğurt . 150 gr.Pastırma . Bir-iki diş sarımsak . Tuz,biber,yağ,salça
1.5 kg. madımak temizlendikten sonra satırla kıyılarak iyice küçültülür. Bir tencereye yağ,salça,pastırma konularak kavrulur. Kıyılan madımak üzerine ilave edilir. 15 dakika pişirildikten sonra servis yapılır. Sarmısaklanmış yoğurt isteğe göre sos olarak kullanılır.
TESTİ KEBABI
Malzemesi :
. 1 adet Testi . 3 kg. Kuşbaşı et . 1 kg. Domates . 300 gr. Sarımsak . 200 gr. Sivri biber . 200 gr. Tereyağı . Karabiber,tuz
Doğranmış domates,sivri biber ve sarımsak kuşbaşı ete katılarak ezmeden iyice karıştırılır. Yeterince tuz ilave edilir. Testi içi iyice yıkandıktan sonra karıştırılan malzeme testinin içerisine doldurulur. En üste tereyağı konulur. Testinin ağzı hamur ile kapatılır ve ortası hafif açılır. Genellikle açık havada odun veya meşe kömürü yakılmış bir ateşte pişirilir. İki saate yakın bir zamanda pişen yemeği ilk defa yapanlara meşe kömürüyle yapmaları tavsiye edilir. Yemek piştikten sonra testi kırılarak yemek testinin içinden servis yapılır.
Testi Kebabı, Yozgat Belediyesi tarafından Türk Patent Enstitüsüne "Yozgat Yöresi Yemeğidir" diye TESCİL ettirilmiştir.

YÖRESEL GİYİM:
Başkente yakınlığı,Yozgat giyim - kuşamı da büyük ölçüde etkilemiştir. Dokuma ve evde dikilen giysilere dayanan geleneksel giyim-kuşamın yerini hazır giyim almıştır. Geleneksel kadın giyiminde üçetek en yaygın entaridir,altına don yada büzmeli şalvar giyilir. "Delme yelek" veya "Salta" ve bunun uzun kollusu "libade" özellikle genç kızlarda yaygındır. Başa,pullu veya kudazı,fes,tepelik üstüne düz ve açık renkli yazma bağlanır. Varlıklı kesim,özel günlerde bele gümüş kemer bağlar,ayağa yün çorap,lapçın kundura veya çarık giyilir. Dışarlak olarak kullanılan çarşaf daha sonra mantoya dönüşmüştür. Geleneksel erkek giyiminde; yakasız mintan,geniş kollu hırka veya kolsuz salta ve yelek üst giysileri arasındadır. Çeketi andıran bol dikimli aba ve zıpka geleneksel erkek giyiminin özgün öğelerindendir. Başa kudazı,fes veya eğri dolanmış kefiye giyilir. Yün çorap lapçın,kundura,çarık giyimi bütünleyen öğelerdir.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:

Yozgat mahalli halk oyunları açısından zengin bir potansiyele sahiptir. Orta Anadolu'nun en zengin folklor merkezi olan İlimizde; 15 ayrı kadın oyunu, 50'ye yakın türkü, 10'a yakın erkek oyunu ve bir çok oyun havası vardır. Milli oyunlarda kadın kıyafeti; 3 etek ve pullu festir. Kadın oyunları davul-zurna, cümbüş, darbuka, keman ve saz eşliğinde oynanır. En çok oynanan kadın oyunları; burçak tarlası, kunduralım, nalinim, feyli turnam, darine-dariney, vıy vıy ve madımaktır. Erkek oyunlarında kıyafet; derme yelek, renkli gömlek, püsküllü fes ve şalvardır. Erkek oyunlarından en çok oynananları; Yozgat ağırlaması, Bopbili, Tekayak, Üçayak, cemo, yerli gelin, çekirge, aynalı ve kamalı'dır. Bunların yanı sıra, kaşık oyunları, çiftetelli, asmalarda Üzüm, loli, keçeci baba, vıy vıy, karanfilli, gelin, dünür gibi oyunlar da sergilenir.
Mahalli halk Oyunlarımızı: "İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Evci Köyü Erkek Halk Oyunları Topluluğu" temsil etmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca 25 Eylül 2004 tarihinde Ankara'da yapılan yarışmalarda birinciliğe layık görülen bu topluluk "Yozgat Ağırlaması, Bopbili, Tekayak, Üçayak" adlı oyunlarıyla tescillenmiştir.
Ayrıca, bazı yörelerde semahlar da yaygındır. En yaygın olarak bilineni "Bozok Semahı" da denilen "Kırklar Semahı''dır.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Saat Kulesi, Yozgat Çamlığı Ulusal Parkı, Kerkenez Harabeleri (Keykavus Kalesi), Akdağ Ormanları
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
İlin, asıl adı "BOZOK" olup, zamanla "Yozgat" olarak değiştirilmiştir. Oğuz'ların; "BOZOK" koluna mensup Türkmenlerin bu bölgeye akınıyla birlikte, yöre "BOZOK" ismiyle anılmıştır. 1800'lü yıllara doğru bu ismin yanı sıra "YOZGAT" adı da telaffuz edilmiştir. "Yozgat" adının menşei konusunda ise, değişiki söylentiler ileri sürülmektedir:

Bir rivayete göre, Yozgat Saray Köyü'nden (bugün itibariyle kasaba) itibaren aşağıdan yukarıya doğru kat kat yükselmektedir. Bu kat kat yükselişindin ve rakımının yüksekliğinden dolayı önceleri "Yüz kat" denmiş, zamanla bu isim söylene söylene "Yozgat" halini almıştır
15452  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Niğde Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:34:48 ÖS
NİĞDE



ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Bütün Anadolu'da rastlanan ortak kültür unsurlardır. Bunların arasında hurafelerin de ayrı bir yeri vardır. Niğde'de okur-yazar oranı arttıkça batıl inançlar azaldı. Yakın zamana kadar Salı günü yola çıkmak, Cuma günü çamaşır yıkamak ve dikiş dikmek iyi sayılmazdı. Evden yolcu çıkınca ardından ev süpürülmez ve bir kova ile su dökülürdü. Yolu aydınlık olsun diye, ayna üzerine su dökülerek de yolcu savuşturulurdu. Kırkı çıkmamış (Doğumdan sonra 40 gün geçmemiş) iki kadın biraraya getirilmez, yan yana gelirlerse, uğursuzluk olmasın diye, toplu iğne değiştirirlerdi. Bu görenekler. daha doğrusu batıl inançlar hemen hemen terk edilmiş durumdadır.
Geleneklere aykırı olmayan ve toplumun benimsediği yeni alışkanlıklar olduğu gibi, eskiden beri hemen hemen hiç değişmeyen tekrar edilenleri de vardır. Eskiden beri devam eden geleneklerden bahar aylarında başlayan cumaların kendine has bir yeri vardır. Şehrin Kırbağlan Semtinde başlayan yemekli, eğlenceli kır toplantıları, bir hafta ara ile Tepeyran, Kayaardı ve Tepebağlan semtlerinde devam eder. Bu semtlerde bahçesi olanlar tanıdıklarını davet ederler. Pazar günleri sabahtan akşama k,adar devam ettiği için, herkes yiyeceğini, radyo, pikap ve çalgı gibi eğlence vasıtalanm almayı ihmal etmez. Cumalara davetli olmayanlar, semtlerin herkese açık çayırlık, çimenlik yerlerinde oturarak cumaya katılırlar. O gün bütün seyyar satıcılar, manavlar, kebabçı ve lokantacılar ağaçlı ve gölgeli yerlerde açık hava sergileri açarlar. Folklor gruplan ve şehrin bandosu sevilen mahalli havaları çalarlar. Cumaların başlaması, havaların iyi olduğu ve baharın bütün güzelliği ile kendisini gösterdiği bir zamana rastlar.
DÜĞÜN
Evlenecek çağa gelen delikanlıya uygun bir kız aranır Askerden dönen, eli ekmek tutan her delikanlı evlenme çağına gelmiş demektir. Askerden dönen delikanlının annesi ve babası mahallede bulunan kız1arı gözden geçirmeye başlar Delikanlının annesi beğenilen kızın evine sabahın erken saatinde bir şeyi bahane ederek gelirdi. Evin ve avlunun temiz olup olmadığını, kızın uyanıp uyanmadığına, kılığına kıyafetine bakardı Bu eve girerken yapılan ilk kontroldü Kız eğer delikanlıyı istiyorsa kahve pişirmeye gittiğinde müstakbel kayınvalidesinin ayakkabısını çevirirdi, şayet delikanlıyı istemiyorsa asık suratlı ve günlük kıyafetleriyle çıkar ve ayakkabılarını çevirmezdi. Bu arada kayınvalide türlü bahanelerle lamba camını kirli, tozlu olup olmadığına odanın köşelerinde ve tavanda is veya işgüzarlılığına gölge düşürecek haller bulunup bulunmadığına bakardı Şayet odada yalnız ise, halı, kilim varsa hasırın altını kaldırarak evlerinde iyi bir temizliğin yapılıp yapılmadığına dikkat ederdi Bu incelemeler bittikten sonra giderken mümkünse kızı kucaklar ve öperdi Bunun amacı kızın ağzının kokup kokmadığına bakmaktı Kız beğenilirse dünür gitmeye başlanılır Evin büyük sözü geçer kişileri, kız evine haber gönderilerek hep beraber gidilirdi Allah'ın emri ve peygamberin kavli ile kızlarını oğullarına isterlerdi (Kız evi naz evi diye) Kız evi kızı hemen ilk gelişte vermezdi Bu gelişler iki üç kez tekrarlanırdı. Sonunda kız evi kabul eder, bundan sonra alınacak eşyalar ve hediyeler konuşulurdu Başlık parası ve bu arada takılacak altınlarda bu esnada tespit edilirdi. Şerbet içme merasimleri iki şekilde olurdu Birincisi yakın akrabalar bir arada toplanılır. mütevazı bir tören yapılırdı Buna cep kahvesi de denirdi.

İkincisi ise. davetlilerin çok olduğu bir merasimdir Bunun için oğlan kız evine şeker , kahve, lokum, sigara, kibrit gönderir ve bunların davetlilere yeterli miktarda olmasına dikkat ederdi Nişandan üç dört gün evvel beraberce beğenilip alınan elbiseler okuyucu denilen bir kadınla kız evine gönderilirdi Artık nişan günü gelmiştir Oğlan evi oğlanı yanlarına almadan kız evine giderler ve burada eğlenirlerdi Nişan bittikten sonra samimiyetin artması için iki tarafın akrabaları geceli gündüzlü yemekli gezmeye giderlerdi Buna süs dünurluğüde denirdi Artık düğün merasimi başlamıştır Gelin Hamamı Oğlan evi sabun, kına, para göndererek hamama gitmesini sağlarlardı. Hamama toplu olarak gidilir, kızın annesi yanına oturur , genç misafirlerine sabun, yaşlılara ise sabun ve kına verirdi Burada kadınlar arasında e,eğlenilirdi Kızı natır yıkardı Kız ise çıkarken de peştemalini natıra verirdi gelin ve yakınlarının hamamcının Sandık Günü Sandık salı günü gönderilirdi Kıza ait eşyalar düzülür, bohçalara konurdu. Ziyaretler bir kovluğa konarak akrabalara ait hediyeler kız evine gönderilirdi Eğer başlık parası alınmışsa bunlar yapılmaz, yerine elbiselik gibi daha ağır hediyeler alınırdı Buna kullukta denirdi Bu bohçaların içerisine ağız tadı olarak bir kutu şeker konur . bunlar okuyucu ve sebeplenmesi istenen biri tarafından gönderilirdi Kız yanı Çarşamba günü yapılır, kızın müsaitse evinde toplanılırdı Çalgı olarak tef ve ud bulunulurdu. Kızı yakın arkadaşları giydirirken ayağının altına büyükçe bir sini koyarlar ve öylece giydirirlerdi Daha sonra kız büyüklerin ellerini öper, iki eli göğsünün üzerinde bir şekilde divan dururdu Davetlileri karşılama böylece devam eder, misafirler tamamlandıktan sonra çerezler yenilirdi Bu törene gelenler kıza hediye getirirdi Çok davetli benek denen bir miktar parayı getirip kızın annesiyle salavatlaşırken eline kimsenin görmeyeceği bir şekilde sıkıştırırdı Kına gecesi Çarşamba günü akşamı kız evi ve yakınları uygun bir ev düzenlerlerdi Kız iyice süslenirdi Kızın arkadaşları da milli kıyafetlerini giyerek geceye katılırlardı Geceye oğlu ev ide gelince erkeklerle kadınlar ayrılırlardı Gelin yüzü kapalı gelir ve aşağıdaki ağıtları söylerdi; Mercimeğim kile kile Doldurdular sile sile Ben annemden ayrılmazdım Ayırdılar bile bile Damınızda otmuydum Evinizde yokmuydum Bir kız idim çokmuydum ,Anam anam benim anam (Babası sağ değil ise) İğne sapladım pırtıya Gılaptan işledim saltaya Aslan babam olmayınca Niye getirdiniz beni ortaya (Annesi sağ değilse) Adana'dan gelir hıyar Gümüş çakı ile soyar Usul vur tefçi tefini Kara yerde anam oynar Gelin kız hazırlanırken saçlar çoğu zaman uzun olduğundan kesilirdi Saçın kesilmesi anında şunu söylerdi:

Dama koydum dolu testi
Seher yeli devre esti
Anam kıymadığım saçlara
Eller makas vurdu kesti

Kına yakılırken kız elini açmazdı Elini açması için bahşiş konulurdu. Misafirler tören bittikten sonra yavaş yavaş dağılırlardı Güvey Giydirilmesi Kız evi Perşembe günü öğleden sonra oğlana iç çamaşırı, fes, tabaka, sigara, çakmak, ağızlık, tesbih, traş takımı, içine harçlık konmuş bir cüzdan kefiyeye sarılı olarak gönderilirdi Evde mutlaka bir din adamı bulunurdu Damat giydirilirken bu din adamı dua okurdu Birincisi kız çeyizleri arasında şilte ve kaynataya bir baş yastığı götürülmüş ise gelin tahtırevanla, ikincisi ise yaya gitmek zorundaydı Kızın çeyizi taşınırdı Kız gitmek üzereyken varsa babası yoksa yaşlı bir erkek akrabası kızın kuşağını baş hizasında üç defa çevirerek hayırlı, uğurlu ve mesut olması temennisiyle kuşağı bağlar ve kıza son nasihatları verirdi Bu nasihatları arasında, kızım alınla gidiyorsun kefeninle o kapıdan çıkacaksın bize ümit etme demeyi de ihmal etmezdi Gelinle damat eve girerken başlarına bozuk parayla karıştırılmış buğday atılırdı Bu bereket anlamına geliyordu Davetliler oğlan evine hayırlı olsun diyerek ayrılırlardı Kız kapıdan girerken ayağına kurban kesilirdi, gelin ve güvey bunun kenarından üç defa dolaşırlardı Gelinin eline bır parça kına ile karışık bal konulurdu Gelin elindekini kapıya sürer, kapının ağzındaki su dolu testiyi teperek içeri girerdi Kaynana çerde gelini bekler, mücevherat takılırdı Sabahleyin namaza gidilir. ilk emirler kıza verilirdi Eğer oğlan yoksulsa kız evine güvey girer, buna da iç güvey denirdi Yüz Açımı. Ertesi gün yüz açımı yapılırdı Oğlan tarafı (buna çift örtme de derler) çalgılar çalarken kayınvalide güveyi yanına oturtur. gelinin başına yazmalar örtülürdü Kız oğlan evinin yaptırdığı iki, üç elbiseyi o gün kaynananın uygun gördüğü zamanlarda değiştirip yenisini giyip gelirdi Böylece oğlan evinin düğünü bitmiş olurdu


YÖRESEL YEMEKLER:

Niğde Mutfağı, değişik besinlerin tat vericilerle belirli yöntemlerle pişirilmesi ile kendine özgü bir karakter kazanmıştır. Niğde'nin özel yemekleri arasında Niğde tavası, pancar çorbası, kuskus pilavı, ditme, tirit, Niğde çanağı, papara, oğma çorbası, mangır çorbası sayılabilir. Özel tatlıları ise hüsmeni (güllü), halveter, köfter ve pekmezdir
YÖRESEL GİYİM:
Bugün özel günlerde Niğde giyimi, il merkezinde bir hatıra olarak yaşamakta, ilçe ve köylerde ise yavaş yavaş ortadan kaybolmak üzeredir. Fakat hemen her evin çeyiz sandıklarında örneklerine rastlamak mümkündür.
Kadın Giyimleri:
Niğde'de kadın giyimleri incelenirken; renkten ziyade süse ve renklerin uyumuna dikkat edilirdi. Ev kadınlarının iki türlü giysileri vardı. Bunlardan birisi gündelik, diğeri ise "kişilik" adı verilen belirli günlerde, yani düğünde, nişan törenlerinde, kına gecelerinde süs dünürlü günde giyilen giysilerdir. Gelinlik kızlar, kendi,yeteneklerini, ustalıklarını zevkleriyle birleştirip, cafıra, kabuta, yünlüye ve pamuklu motif işlerken göz nurtu dökerlerdi. Bu uğraşının ürünü ince zevklerle bezenmiş Türk Sanatıdır. Hatta zevklerine göre seçtikleri her türlü giysinin üzerine işledikleri motifleri birbaşkasının yapamayacağı şekillerde bezerler ve örneklerini saklarlardı. Ev giyimlerinde ise; iş görürken üstlerine giymek için iş donu dikerler, kendi zevklerine göre çorap örerler, entarileri göz alıcı sıcak renkli motiflerden oluşurdu.
Fakir olanlar daha ziyade el tezgahlarında dokudukları, fitil adı verilen pamuklardan yapılmış entari giyerlerdi. Ayaklarında ise kulaç kundura denilen burnunda ve ökçesinde fart olan, kalın köseleden yapılmış ayakkabı giyerlerdi. Başlarında yazma ve çok zaman- da gene kendilerinin dokudukları yağlık denilen pamuklu saralardı.
Erkek Giyimleri:
Bugün hepsi tarihe mal olmuş ve ancak folklar gösterilerinde, ninelerin çeyiz sandıklarında bulunan, genellikle fakir hanımların el tezgahlarında dokudukları üç etek denilen entari giyerlerdi. Bunun altında hanımların ördüğü bağlamalı don bulunurdu. Ayaklanma yün çorap giyerlerdi. Ayakkabı olarak da bazen konçlu ve konçsuz yemeni giyerlerdi. Bir efe memleketi olduğu için kollan olmayan fakat, omuz başlarından kol boyu uzunluğunda uzanmış, omuz başlan ve göğsü işlemeli cepken denilen ceket giyerlerdi. Yüzde seksen fakirin sırtında, ketenden yapılmış ceket bulunurdu. Erkekler genel olarak bellerine kırmızı,.mor ve siyah kanşığı genişçe bir şal saralardı.
Genel olarak erkek ayakkabıları kalaş, kundura, yemeni ve çanktı. Kadın ayakkabıları ise; her memleketin kendi esnafının yaptığı kalaş kundura, iskarpindi.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Niğde'de resmi olarak iki kez derleme yapılmış ve sonuçları kitap halinde yayınlanmıştır Halkın duygularını dile getiren türkülerde sevgi, sıla, ayrılık, ölüm ve bazı önemli olaylar konu alarak işlenmiştir. Yörede halay havaları, kaşık ve zil oyunu havaları, düğün havaları ve ağıtlar oldukça yaygındır. Niğde'de geleneksel saz dışında kullanılan başlıca çalgı aletleri; arkası düz yassısaz, cura, zurna, dilli ve dilsiz kaval, davul, tef, zil, kaşık ve zillimaşadır. Niğde'de derlenen türkülerden bazıları şunlardır: Tombili, Sarı Çiçek. Damdan dama atlar yar, Keklik, Niğde Bal ları, Bağa girdini üzüme. Sıra sıra kazanlar. Süpürgesi yoncadan gibi..

Halk türküleri ve melodileri yönünden kendine özgü özellikler taşıyan Niğde folkleri özelliklerini tam olarak ortaya çıkarmak amacıyla 1981 yılında folklor araştırma komitesi kurulmuştur. Araştırmalar sonucunda Niğde halk oyunlarının genelde halay tipinde olduğu ve davul zurna eşliğinde oynandığı ortaya çıkarılmıştır. Düğünlerde ve özel günlerde halaylar bazı yerlerde de kaşık ve oturak oyunları oynanır. Oyunlar kadın ve erkeklerce ayrı ayrı oynanır, kaşıklı oyunlara bağlama cura gibi sazlar bazen de tef eşlik eder. Niğde'deki bazı oyun türleri ise şöyledir. Çekin alay düzülsün, Tombili, Yıldız, Develi, Hop. Cilveli, Anşam, Çınarbaşı, Çubuk. Hopdündarlı, Hora, Karam, Menberi... gibi.

Niğde ili folklor zenginlikleri yönünden İç Anadolu'nun en zengin illerindendir. Özellikle halk türküleri ve melodileri yönünden kendine özgü özellikleri taşır. Böylesine zengin folklor değerleri 1981 yılına kadar ortaya pek çıkarılmamıştır. 1981 yılında Valiliğin girişimi ile Folklor Araştırma Komitesi oluşturulmuş ve bu komite ile köylerine kadar araştırılmış ve Niğde ilinde eskiden beri oynana gelen 8 adet oyun ortaya çıkarılmıştır. Araştırma sonunda Niğde Halk Oyunları'nın Halay tipinde oluduğu ve davul zurna eşliğinde oynandığı ortaya çıkarılmıştır. Oyun figürleri İç Anadolu'nun genel figürlerine benzemesine rağmen mahalli Özellikler gösteren farklılıklar vardır. 1981 yılında bu oyuların tesbitinden sonra bu oyunları oynayacak 20 kişilik (Kız-Erkek) Halk Oyunları ekibi de oluşturulmuştur. Bugün Niğde Halk Oyunları okullarda oynanmaktadır. 1981 yılında kurulan ancak bugün dağılan ekibin yeniden kurulması ve sürekli kalması için çalışmalar devam etmektedir.

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Saat Kulesi, Aladağlar, Bolkar Dağları, Türkiye'nin Elma ve Patates Deposu, Kuşkayası Mezarlığı, Çiftehan KaplıcalarıİL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
İlkçağda bölgede Nagdoslular adlı bir kavim yaşadığından bu şehre isimlerini vermişler. Arap kaynakları şehre "Nekide veya Nikde" demişlerdir. Halk ise şehre Niğde adını vermiştir.
15453  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Nevşehir Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:34:11 ÖS
NEVŞEHİR


ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ

DOĞUM

Geçmişten günümüze değin toplumların varoluşunu esasını teşkil eden insan olgusunun varedilmesine, bunun yanında varolmasının sınırlanması ve gelecek yaşam için başlangıç ve hazırlık dönemi olması niteliğini taşıyın komple bir oluşum olan doğum olayı etrafında gelişen geleneksel uygulamalarla ilgili, Nevşehir ve çevresindeki tespitlerden bazıları aşağıda verilmeye çalışılmıştır.
Doğum Öncesi Yargılar :
Toplumda cinsiyet ayrımı yapılmamasına karşın ailenin bekçisi olarak bakılan yanı Anne ve Babanın yaşlandıklarında sosyal güvenceleri olması gibi bir fonksiyon dan dolayı erkek evlat tercih edilmektedir.-Çocuğu olmayan kadına yörede "Kısır" denmektedir. Hamile kadına ise "Üzeri yüklü ve Gebe " kadın denmektedir.
-Gebe kadının hayırlı bir evlat doğurabilmesi için bazı durumlardan kaçınması gerektiğine inanılmaktadır.
-Ebeveyinlerdeki özelliklerin aynısının çocukta da tekerrür edeceğine inanılır.
Doğum Sonrasında ise :
-Çocuğun anneden ilişiğinin kesilmesinden sonra, leğende yıkanır.
-Gelecekte çocuğun ağzının kokmaması ve pişkin olması için tuzlanır.
-Sonra çocuğun kundaklama işlemine geçilir.
-Kundaklanan çocuğu sarılıktan korumak için yüzüne sarı yemeni örtülür.Anne yatağına konur.
-Anne çocuğu kucağına alarak, ikisi üzerine çarşaf örtülür ve üzerlerinden kalburdan az su dökülerek ilk "Kırklama" işlemi yapılır.
-Anneye süt olması için tatlı şeyler yedirilir.
-Doğum olan eve Anne ayağa kalkana kadar komşular tarafından yemek getirilir.
-Çocuğun ad koyma işlemi, Dedesi tarafından kulağına Ezan okunarak yerine getirilir.
SÜNNET

Dini bir hükmün yerine getirilmesi amacıyla erkek çocukların cinsel organındaki sünnet derisinin kesilmesi işlemidir.Toplumca erkekliğe atılan ilk adım olarak görülen sünnet etrafında oluşan gelenekler bakımından, dini ve milli hüviyette bir sentez oluşmuştur.Dini bakımdan normal sünnetin yanında "Peygamber Sünneti " diye bilinen ikinci bir kavramda vardır.Bu türden sünnet, erkeğin cinsel organında sünnet derisi olmayanlar için geçerlidir.Doğuştan sünnetli olduğuna inanılan çocuklar için kesme işlemi uygulanmaz.Sadece dua edilerek konu komşuya yemek veriler.Normal sünnet işlemi için, sünnetçi köçek, çalgı grubundan oluşan bir ekip getirilir.Bunun yanında davetlilerde sünnette iştirak ederler.Bir gün boyunca çalgı grubu ve köçek davetlileri eğlendiririler.Aynı zamanda o gün misafirlere de yemek verilir.Sünnet olacak çocuğun odası hazır edildikten sonra, sünnet ustası kesme işlemini tamamlar.Ondan sonra da hatim duası yapılar. Hocalar odayı terk ettikten sonra çocuk ziyaret edilir.Ziyaret esnasında bahşiş takmak adettendir.
EVLENME

Kişi hayatında ferdi sorumluluktan, ailevi sorumluluğa geçilen önemli bir rol ve statü değişikliğidir. Evlenebilmek için maddi ve manevi yönden kişiler uzunca bir hazırlık dönemi geçirmek durumundadır.

Nevşehir yöresin de, kızlar için evliliğe hazırlık, Annesi tarafından başlatılır.Kendisi ise 12-13 yaşları civarında Annesine iştirak eder.Bu dönem içerisinde geleneğin gerekli kıldığı kadar çeyiz hazırlanır.Erkekler ise toplumun evlenmek için gerekli kıldığı kişisel yeterlilik, sorumluluk ve maddi bakımdan küçük yaştan itibaren evliliğe hazırlanırlar.Evlenme çağına gelen erkekler için kendisinden yaşça küçük olma,asil aileden gelme, huyu ve dini terbiyesi yerinde ve varlıklı aileden olma özelliklerine uyan bir kız tespit olunur.Daha sonra kızın evine erkek, tarafının kadınlarınca " Görücü " gidilir.Gelenlerin görücü olduğu anlaşılınca, kız tarafı bu evliliğe sıcak bakıyorsa, gelen misafire yakınlık göstererek ikramda kusur etmemeye çalışılır.Şayet bu evliliğe rıza gösterilmiyorsa kız görücüye çıkartılmaz.

Kız İsteme ve Nişan :
Erkeke evinden birkaç erkek kızı istemeye giderler.Kız tarafından erkekler ise gelenleri karşılar.Oturulur, sohbet edilir.Sonra gelme amacı açıklanarak, erkeğin babası kızın babasının önünde diz çöker halde "Allah ın Emri, Peygamberin Kavli ile " diyerek kızını ister.Kızın ailesi düşünmeleri için birkaç gün zaman isterler.Eğer kız tarafının beğendiği bir yerse haber gönderilerek tekrar gelmelerini isterler.Bunun üzerine yine erkek tarafından birkaç erkek kız tarafının evine giderek durumu konuşurlar.Gelenlere sözü sağlama bağlamak için kız tarafından bir çift çorap verilir.Böylece söz kesilmiş olur.Uygun görülen bir günde kız evinde iki tarafın akrabaları toplanır ve nişan töreni yapılır.Nişanda şerbet ikram edilerek yüzük takılır.Bu işlemler neticesinde olay toplum huzurunda resmi bir mahiyet kazanır.Nişandan sonra erkek tarafı sık sık kız evine ziyarete gelir.Ziyaret esnasında gelin kıza hediyeler getirmek adettendir.Bu gelip gitmeler esnasında iki taraf istişarelerde bulunarak düğün gününü belirlerler.Düğünden bir hafta önce "Düzen Bozma " geleneği tamamlanır.Düzen işi için şehir pazarına gidilerek, erkeke tarafı gelinin, kız tarafı da damadın kılık-kıyafetiyle ilgili ihtiyaçlarını alır.Akşamleyin ise alınan eşyalar konu- komşuya gösterilir.
Düğün : "Bayrak Kaldırma" töreni ile düğünün olacağı topluma ilan edilir.Geleneksel düğüne Salı günü başlanır.O gün erkek evinde davul, zurna çalınarak eğlenilmeye başlanır.Salı gününün düğün içerisindeki adı "Kız başı Yıkama" günüdür.Salı akşamı kızın bir akrabası tarafından kız başı yıkama işi üstlenilir.Buradaki uygulamalar sadece kadınlara yöneliktir.O evde kadınlar geç vakitlere kadar eğlenilir.Topluluk dağıldıktan sonra gelin kız banyo ettirilerek saçı taranır.Geceyi ise aynı evde geçirir.Çarşamba gününe gelindiğinde, erkek tarafında "Güvey Giydirme" töreni yapılır.O törende damada kız tarafının almış olduğu kıyafetler dualarla giydirilir.O günün akşamında ise, kız tarafından "Kına Gecesi" yapılır. Kına gecesine sadece kadınlar iştirak eder.Bur da önce kadın oyunları çıkartılarak eğlenilir.Arkasından gelin olunacak kıza kınası yakılır.Sonuna doğru toplulukça gelin kız türkülerle ağlatılmaya çalışılır.

Perşembe günü sabahı kız tarafınca hazırlanmış çeyiz, erkek evinden gelen taşıtlara yüklenerek götürülür.Toplu halde çeyiz götürmeye "Seysana" adı verilir.O gün öğle namazından sonra erkek tarafında oluşan kadın ve erkek topluluğu gelini almaya gelirler.Kız hazırlanmış ise ağıtlar arasında evden çıkarılır.Uzunca bir yol dolaştırıldıktan sonra erkek evine getirilir.Gelin girerken kapı eşiğinde kurban kesilir.Damat veya babası tarafından "Saçı" denilen metal para ve leblebi karıştırılarak, gelinin üstünden saçılır.Gelin eve girdikten sonra kadınlar arasında eğlenceler devam eder.Aynı zamanda komşu ve akrabaların getirmiş oldukları hediyeler geline takılır.Perşembe akşamı gerdek anıdır.Gerdeğe girmeden önce damat abdest alır, yatsı namazına gider.Camii den çıktıktan sonra cemaatle toplu olarak dualarla damat eve getirilerek gerdeğe sokulur.Gerdek başarı ile sonuçlandığında silah atma geleneği vardır.

Cuma günü, "Kakül Kesme" günüdür.Öğleye doğru erkek evinde kadınlar toplanarak gelinin kakülünü keserler.Bu tören genç kızlıktan kadınlığa geçişin başlangıcı olarak kabul edilir.Yine bu törende de kadınlar oyunlar çıkartarak eğlenirler.Bu topluluğun dağılmasından sonra düğün törenleri sona ermiş olur.
YÖRESEL YEMEKLER:

Nevşehir ve yöresi yemeklerinin malzemeleri pek fazla olmamakla birlikte bölgesel denebilecek yemekleri vardır. Genellikle et tüketimi fazladır. Yörede sebzeciliğe de önem verildiğinden birçok sebzeyi kendileri yetiştirmekte ve yemeklerinde kullanmaktadırlar. Bölge, şarapları ile de ünlüdür. Yöre mutfağından bazı örnekler aşağıdadır:
Çorbalar:
tarhana, düğü, kesme, sütlü, patates çorbaları ve katma aşı.
Yemekler:
ağpakla (fasulye, kemikli et) , soğanlama, dıvıl (patates ve bulgur), cacık, ayva dolması, çanak (et ve sebze) ,Nevşehir tavası (et) , zerdi pilavı, sızgıt (kışlık et kavurma), kömbe (bazlama) , kışlık ekmek (yufka), pastırma, sucuk.

Tatlılar:
Bulama (un, pekmez, ceviz) , aşure, irmik tatlısı, dalaz (yumurta, süt, un, yağ, bal veya şeker), aside (un, pekmez veya şeker), hoşaf. Yörede kaliteli şarap üretimi de yapılmaktadır.

YÖRESEL GİYİM:

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Nevşehir ve çevresinde geleneksel tarz içerisinde oluşan halk oyunları, Türkiye coğrafyası üzerinde "Halay Yöresi" olarak adlandırılan gurup içerisinde yer almaktır. Oyunlar daha çok düğün ve eğlence ortamlarında çıkartılmaktadır.Mekan olarak erkeklerde geniş meydanlara, kadınlar da ise kapalı ev mekanlarında oynanmaktadır.Halay karakteristiğinde sergilenen oyunlar ağırlama, üçayak, şenola, cezayir, düzleme, hoş bilezik, leblebi, temurağa, ayvadibi, reyhan ve naridir.

Erkek

Bölgede iki gurup oyun çıkartılmaktadır.Birinci gurup, yerleşik halkın oyunları, ikinci gurup ise 1924 mübadelesi ile gelen Batı Trakya göçmenlerinin getirmiş olduğu oyunlardır.Yöre halkı her iki gruptan oyunları ayrı ayrı oynamakta birlikte sentezlenmiş halinde icra etmektedirler.

Oyunlarda çizgi olarak, yarım daire ve hat formu kullanılmaktadır.Oyunlar gerçek karakterini verebilmesi için en az 8-10 oyuncu tarafından oynanmaya çalışılır.Daha fazla kişinin oyuna iştirak etmesinde de sakınca görülmez.

Oyunlar genel karakteristik bakımından, sağa ve ileri işleyen adımlardan oluşmaktadır.Oyunlarda müzik çok önemli bir unsurdur.Tempo müziğe göre ayarlanır.Oyunlara yörede davul-zurna veya zurnanın yerine davulla, klarnet eşlik eder.Erkek oyunlarında kıyafet: Geleneksel yapıda, ayakta yemeni kundura veya iskarpin ayakkabı beyaz yün çorap, üste peyikli koyu renkli şalvar, belde şal kuşak veya kütüklük, üste yakasız kaytan gömlek ve köstekli delme yelek' ten oluşmaktadır.
Yörede halay karakteristiğinde sergilenen oyunların isimleri : 1-Ağırlama
2-Üçayak
3-Şenola
4-Cezayir
5-Düzleme
6-Hoş bilezik
7-Leblebi
8-Temurağa
9-Ayvadibi
10-Reyhan
11-Nari

Kadın

Oyunları kapalı mekanlarda tef eşliğinde oynanmaktadır.Oyuncu sayısı bakımından tek, iki, dört kişi ile oynanmaktadır.Çizgi olarak, oyuncular karşılıklı olarak birbirleri ile temas etmeden dik çizgilerle oyunları icra etmektedir.Bu türden oyunlar haricinde kadınların el ele tutuşmak suretiyle meydana getirdikleri toplulukça halay karakteristiğinde olan oyunları da bulunmaktadır.
Kadın oyunlarında kıyafet: ayakta yemeni kundura veya "Işılak Galiga" denen ayakkabı, motifli yün çorap, üste geniş peyikli "boğma şalvar" belde şal kuşak veya boncuktan örgü kuşak, vücutta yakasız "pamuklu yelek" üstünde "üçetek" adı verilen omuzlardan diz kapağının altına kadar inen uzun giysisi, onun üstünde de "cepken veya salta" denen sırma ip işlemeli kadifeden yapılan üslük kıyafet, baş kısmında ise üç sıra penezli, tepelik fes, onun üstünde de pullu "kıvrak" veya oyalı yemeni bulunmaktadır.
Yöreden tespit edilen kadın oyunlarının adları :
1-Kadın halayı
2-Alacalı yılan
3-Sarıkız
4-Bindallı
5-Oğlum kemeraltı
6-Hoşlaşma
7-Seke seke
8-Kaşık oyunu
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Peribacaları, Derin Kuyu ve Kaymaklı Yeraltı Şehirleri, Hacı Bektaşi Veli Türbesi, Üzüm Bağları ve Şarabı, Patates Üretimi, Testi Kebabı, Avanos'un Çanak Çömlek İşçiliği, Göreme Açık Hava Müzesi
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
On sekizinci yüzyıla kadar şehir bir köydü ve adı "Muşkara" idi. Daha sonra Nevşehirli Damat İbrahim Paşa köyünü geliştirdi ve yeni şehir anlamında Nevşehir adını verdi.
15454  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Konya Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:33:22 ÖS
KONYA


ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
Eskiden Konya'lı bir ailenin dört mevsimine göre ayrılmış bir takım adet ve gelenekleri vardı. Bunlar halen bazı yerli ailelerde kısmın görülmektedir. İlkbaharda, Nisan ayının ortalarından sonra ev işleri artardı. Evvela sobalar sökülür, temizlenir, rutubetsiz bir yerde saklanır. Sıra halıların temizlenmesine gelirdi ki, ev halkı ile beraber komşuların yardımı da istenirdi. Halılar ve kilimler bahçede veya sokakta çırpılırdı. Halının üzerindeki tozlar süpürülerek naftalin saçılıp katlanır, serin bir yerde muhafaza edilirdi. Bu olaya göç denirdi. Bu arada yataklar ve minderlerin yünleri dökülür, değneklerle döğülür, temizlendikten sonra eski kılıflarına doldurulurdu. Bu eşyanın bazıları göçe konurdu. Odalardan kışlık serecekler kaldırıldıktan sonra bu defa sedir üzerine divan yastıkları üzerine kar gibi beyaz etekleri dantelli işlemeli yaygı ve örtüler serilirdi. Geniş odaların ortasına kilim yayılırdı. Bu işler yapılmadan önce duvarlar kireç ise badana toprak sıva ise "ak toprak" cilası yapılır. Oda taban tahtaları, dolap kapakları, pencere çerçeveleri fırça ile sürtülerek yıkanıp temizlenir, camlar silinirdi. Ev eşyasından sonda, kışlık yiyecekler yıkanır, kurutulur, naftalinlenerek temizler bohçalar içerisine konup, göçün üzerine bohça istifi yapılırdı.
Bahar temizliği bittikten sonra sıra sebzelerin kurutulmasına gelir. Taze nane ve maydanoz alınır, bol suda temizce yıkanıp, sapları ayıklandıktan sonra gölgede kurutulurdu. Kurutma işleminden sonra, temiz keselere konarak izbe duvarlarındaki çivilere takılırdı. Meram ve çevresinden bağ evlerine göçülür ve yaz boyunca oralarda oturulurdu. Eskiden Konya'nın yerlileri, yağ, peynir, yoğurt ve süt ihtiyaçlarını çarşıdan karşılamazlar evlerinde besledikleri inek veya mandıralardan temin ederlerdi. Ayrıca güz ayında etlik yapmak için ve yine kışın kesmek maksadıyla 8-10 kadar koyun ve keçi alınır, ahırın bir tarafına bağlanıp, gündüzleri bahçede veya civar meralarda otlatılırdı. Güz aylarında bahar aylarına kadar ahır kapısı yanında toplanmış olan hayvanların gübreleri, ev halkının veya bu iş için tutulan işçi kadınların yardımıyla yapma veya mayız (tezek) denilen bir eşit kış yakacağı hazırlanır. Bunlar kışın tandıra ekmek yapmak için yakıldığı gibi odun yerine sobada da yakılır. Kuruyan yapmalar tandır civarında yakacak örtmesi veya yakacak damı denilen yerlerde intizamlı olarak kayılırdı.

Yaz Hazırlığı : Meyveler bu mevsimde olur, kışın ev ihtiyacını karşılayacak miktarda vişne, kayısı, erik bahçede varsa ağaçlardan toplanır, yoksa çarşıdan satın alınırdı. Vişne reçelinden başka vişne şurubu da kış için kaynatılırdı. Diğer taraftan kayısı, erik, üzeri karanfille süslenmiş armut ve elma reçelleri hazırlanırdı. İçleri yeşil sırlı çömleklere reçeller doldurulur, ağızları okunup üflenerek ve ağız tadı ile yenmesi temennisiyle ağızları temiz bez örtüler örtülür ve bağlanır, izbenin serin olan duvar diplerine konulur. Reçellerden sonra sıra kurutmalara gelirdi. Sabah serinliğinde bahçedeki ağaçlardan toplanan kayısı, küfelere toplanarak ikindi serinliğinde damın temiz bir yerine örtü veya hasır serilerek kayısılar üzerine ayrılıp kurutulmaya bırakılırdı. Erik ve diğer meyvalarda aynı tarzda kurutulurdu. Kayısı ve erik meyvası fazla olgunlaşmış durumda olursa süzgeçten geçirilerek, içleri yağlanmış bakır tepsilere pestil yapılmak üzere dökülürdü. Kışın hoşaflık için vişne, elma kurutulur, bazıları kabukları soyulur dilimlere ayrılarak kurutulmaya hazırlanırdı. Ayrıca yaz mevsiminde evin ihtiyacını karşılayacak nisbette domates salçası çıkarılır, kabak, patlıcan ve biberleri içleri oyularak kurutulurdu. Bazı sebzelerde ince dilimler halinde dam üzerinde kurutulmaya bırakılırdı. Yaz aylarının sonlarına doğru sıra bulgur yapmaya ve nişasta çıkarmaya gelirdi. Bir kış mevsimi tarladan ve buğday pazarından yumuşak buğday alınır. Komşularla yardımlaşarak bulgur kaynatılırdı. Dama serilmiş olan örtülerin üzerine yayılarak kurutulur, iki günde kuruyan buğday çuvala konarak değirmende öğütülürdü. Bundan sonra sıra kışlık ekmek buğdayına gelirdi. Bir kış yetecek miktarda birkaç ton buğday alınır, temizlenip yıkanır, kurutulduktan sonra değirmene götürülerek öğütülür ve izbedeki un ambarına dökülür ve çuvallara konularak muhafaza edilirdi.

Sonbahar mevsiminin de kış hazırlıkları başlardı. Bu hazırlıkların başında hiç şüphesiz üzüm bağı olanlar için pekmez, kaynatma gelirdi. Bağdan araba veya merkep üzerine yüklenmiş küfelerle üzüm eve getirilir, yakacakdamı yakınında bulunan çamaşırhaneye dökülür, salkımlardan iri ve sert olarak seçilerek sicimlerle birbirine bağlanır. İşte bu hazırlanmış Hevenk'ler tavan arası veya izbenin direklerine çakılmış çivilere asılırdı. Çaraşa doldurulan üzümler ayakta ezilmek suretiyle suyu çıkarılır, ak topraktan geçirilen bu şıra üzerinde kaynatılır, leğenden kazana alınarak soğutulmaya bırakılırdı. Pekmez kaynarken bir kısmının içerisine kuru kayısı dilimlenmiş yahut ufak bütün kabak, patlıcan atılarak pekmezli reçel elde edilirdi. Pekmez hazırlığı bittikten sonra sıra turşu kurmaya gelirdi. Sırçalı küpçüklerle sebzesine göre ve evde en çok sevilen sebzelerin turşusu kurulurdu. Turşu sirkeleri çarşıdan ziyade evlerde hazırlanırdı. Bu sirke ekseriye pekmez için sıkılan üzümün posasından yapılırdı. Buna cıbra denirdi. Turşu hazırlığı bittikten sonra da sıra pastırma ve sucuk yapılmasına gelirdi. Çarşıdan alınan veya evde beslenen kısır inek veya güve kesilerek bir kısmından pastırma, bir kısmından sucuk yapılırda. Sığır eti sucuğunun sert olmaması için bir veya iki keçi-koyun kesilerek, etleri karıştırılırdı. Pastırmalar denge konulduktan sonra sucuklar doldurulup kurutulur. Ayrıca kışın hazır olması ve çarşıdan et alınmaması için (etlik yapma) denilen kavurma hazırlanırdı. Pazardan alınan 5-6 koyun veya keçi, yada ufak bir sığır, eve getirilen kasap tarafından kesilerek etleri komşuların yardımıyla doğranır, bir kısmı da kemikli olmak üzere kıyma denilen kavurma hazırlanırdı. Kavurma piştikten sonra yardımda bulunmuş olan komşuların evlerine birer sahanın içerisi ekmekli kavurma gönderilirdi. ki buna (ekmek salması) denir. Sıra en son kışlık yakacağı gelir. Ekseriye kışlık yakacak bahardan alınıp kırılarak yapılır, halılar ve kilimler göçlerden çıkartılarak serilir, sobalar kurutulur, kışlık giyecek eşyaları bohçalardan çıkarılarak giyime hazırlanır, bundan sonra günlük ev işleri başlardı.
EVLENME

Hayatın üç önemli geçiş safhasından biri olan evlenme, pek çok gelenek ve göreneklerle donatılmıştır. Üzerinde en fazla durulacak olan konu düğünlerdir. Çok geniş bir konu olan düğünleri, bölümlere ayırarak incelemek gerekir.


KIZ İSTEME

Oğlunun evlenmesine karar veren baba ve ana dünürcü göndermede gayet gizli hareket eder. Bu da ilk önce kadınlar tarafından yapılır. Önce oğlanan anası ve kız kardeşi, kızkardeşi yoksa akrabalarından en yakını, bir iş bahane ederek kız evine gider. Kızın güzelliğine terbiyesine, vücudunun sağlamlığına alıcı bir gözle bakarlar. Kızı uygun bulmazlarsa,hiç bir şey demeden izin alıp giderler. Kız beğenilirse, bu işlerde hünerli olan bir kadını öncü olarak, kızın önce anasının ağzını arar. Bu arada oğlanın durumu hakkında bilgi verir. Uygun görülürse kızlarına dünürcü geleceklerini anlatır. Kadın dünürcü, kız tarafının verimkar olduklarını öğrenince kız tarafına gönderilir. Bu dünürcülere, kızın anası kesin cevap vermeyeniyetli olsa bile bir kere babasına ben söyliyeyim der. Kadın dünürcülere fazla hürmet yapılırsa, kızın verileceğine bir işaret sayılır. Hatta şöyle bir durumla da sonuç anlaşılır. Ayakkabıları çevrilmişse bu işin olacağına, çevrilmeyip dışarı konulmuşsa olmayacağı anlaşılır. Bu şekilde bir başlangıçtan sonra, erkek dünürcü kız evine gider. "Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızınımızı oğlumuza zevceliğe istemeye geldik" diyerek dünürlük edilir. Buna karşılık kızın babası hiç bir şeyden haberi yokmuş gibi, bir süre düşünür, eğer vermeye gönlü varsa; "Sizin ve mahdumumuz için bir şey diyemem, Allah yazdıysa bir şey diyemem. Bana bir kaç gün müsade edin, ben bir düşüneyim" der. Vermeye niyeti yoksa, "Kızım küçüktür, evlenme vakti değildir" yada "kızımız sözlü, sözlü olmazsa sizden iyisine mi verecektik" deyip savuşturur.

Gönüllerin inancına varılırsa, bu konuşdan sonra iki veya üç gün ara verilir. İkinci kez gidişte, kızın babası "Biz razıyız, fakat hısım- akrabaya bir danışalım" diye cevap verir. "Kız evi naz evi" derler . Üçüncü gidişde "Ne yapalım, Allah nasip etmişse bizim elimizde ne var, alın yazısına bir şey diyemeyiz" denir. Oğlan tarafı da "Allah razı olsun sizden, hayırlısı Allah'tan, Biz verdik diledik, kapınıza geldik, sizde bizi sevip diledinizse nişanımızı (bellimizi) koyacağız" denir.

NİŞAN

Kararlaştırılan günde nişan koyma merasimi yapılır. Yüzük takılarak ve şerbet içilerek yapılan nişan koyma merasimi daha ziyade kadınlar arasında yapılan bir toplantıdır. Kızın evi müsait ise evde, yoksa bir akbara evinde yapılır. İki tarafında akrabaları toplanır. Bu toplantılar da ailer fazla mutasıpsa, hocaların ilahi ve dua okuduğu görülür. Değilse çalgıcılar getilir, oyunlar oynanır.

Gelin, eltisi veya görümcesi tarafından yoksa oğlanın genç bir yakını tarafından salona getirilir. Yüzüğü oğlanın annesi takar. Gelin, orada bulunanların ellerini öper, akrabalar takı takarlar. Oğlan tarafının kız tarafına getirdiği hediyeler gösterilir. Yapılan ikram yine oğlan tarafına aittir. Nişan genellikle Perşembe günleri olur. Nişanın bazen yemekli olduğu da görülür. Nişandan sonra kararlaştırılan günde elbise görme işi başlar. Elbise görme işi düğüne yakın birzamanda olur. Beraberlerinde gelin kız da olduğu halde köyde oturuyorlarsa şehre gelinir, şehirde ise çarşıya çıkılır. Daha önce "mehir kesiminde" kararlaştırılan ve alınması gereken eşyanın alınmasına başlanır. Kız tarafı da güveyin giyeceği eşyayı alır. Elbiseyi dikecek terzi oğlan evine bildirilir. Nişandan sonra, kız evine yollanacak dürüye sıra gelir. Dürü bohça içinde kız evine gönderilir. Her iki tarafın hısım akraba ve konu komşusuna gönderilir.

DÜĞÜN

Düğün genellikle Konya'da haftanın Pazar ve Perşembe günleri yapılır.Düğünden bir kaç önce yemek hazırlıkları yapılır, gelinin oğlan evine getirileceği günün sabahı, oğlan evinde pilav verilir. Oğlan tarafının eşi dostu yada umanları çoksa okuntu (davetiye) dağıtılır. Köylerde de,komşu köylere okuntu gönderilir. Pilav dökme işi devam ederken, gelin hamama ve berbere gider, Geline yakın arkadaşları da eşlik eder.

Güveyi de pilav gününden bir gün önce geceleyin "zamah" düzenler. Zamah'a içki içilir, her türlü çalgı çalınır. Güvey fakirse zamah fakir geçer. Çünkü zamah ayrı bir masraf açar. Zamah gecesi kız evinde de eğlence düzenlenir, buna "kına gecesi" denir. Kına gecesine oğlan evinde bir grup kadın da o eğlenceye katılır. Kına gecesinde gelin kıza bir türküyle kınası yakılır.Ertesi günü oğlan evinde pilav yenir, buna düğün yemeği de denir. Yemeğin bitiminden sonra, gelin alma zamanı gelir.

Oğlan tarafı, araba, otobüs, taksi ile kız evine gider. Köylerde at arabası, traktör veya eğerli at ile kızın evine gidilir. Kayınpeder yanında iki kişi olduğu halde, gelinin bulunduğu odaya varır. Gelin odası arkasından kapanır. Kız tarafı kayınbabadan çeşitli bahşişler almadan gelini vermezler. Gelinin kolundan önce kaynana tutar, birkoluna da diğer akrabası girer. Gelin dış kapıya çıkarılır, bineceği vasıtaya yerleştirilir.

Topluca "Allahaısmarladık" denildikten sonra gelin alayı yola düzülür. Köylerde bahşiş alabilmek için yollar engellenir. Gelin, oğlan evine gelinceye kadar bir hayli müşkille karşılaşılır. Oğlan evinde, gelin arabadan inerken gireceği kapının iki tarafı kilimlerle kapatılır. Bazı yerlerde gelinin önüne içi dolu bir testi bırakılır. Güvey tarafından gelinin başına para ve çerez saçılır. Çocuklar tarafından paralar kapışılır, bu arada gelin damadın koluna girerek odasına kadar götürür. Sonra sadıçla beraber evden ayrılır. Evine dönen damat gelinin yüzünü açar, yüz görümlüğü olan parayı verir. Gelin ev halkı ile tanıştırılır. Güveyi, kapıda bekleyen sadıçı ile akşam yemeğine kadar kaybolur. Akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı kılınır. Dini nikah, imam efendi tarafından gelinden söz alınarak kıyılır. İmam efendi, gelin odasından kapısı önünde bir dua eder ve güveyi gelin odasından kapısını açarak, gerdeğe sokar. Güvey kapıdan içeri girerken en yakın arkadaşları tarafından sırtına kuvvetlice bir yumruk indirilir.

Ertesi günü, gelin yüzü düğünü yapılır. Bu düğün kadınlar arasında yapılır. Gelin oyuna kalktığı zaman göğsüne kağıt para takılır. Güveyde aynı günün öğleni, sağdıç "yiğitbaşılarla" bir yemek yer. Yemekten sonra yiğitbaşıların düğün süresince emeği olan "yiğitbaşı parası" dağıtılır. Gelinin getirdiği pişmiş tavuk ve helva beraberce yenilir. Düğün böylece sona erer. Birkaç gün sonra damat ve gelin hısım akrabalara el öpmeye çıkarlar. El öpmede geline gizlice para verilir. El öpmeye haberli gidilir. Gidecekleri yerde damat- gelin gelecek diye yemek hazırlanır. Önceden o akrabalara alınan dürü (hediyelik eşya) el öpmeden sonra bırakılır. Eli öpülenler "Allah başa kadar sürdürsün" diye dua ederler.

YÖRESEL YEMEKLER:

Konya'nın diğer şehirlere göre özellik gösteren yemekleri vardır. Bu yemekleri gruplar halinde şöyle sıralayabiliriz.

A- SEBZELER
B- ETLER
C. ÇORBALAR
D- MEYVELER
E- BÖREKLER 1. Ekşili Kabak (Et Kabağı)
2. Tatlı Kabak (Et Kabağı)
3. Patlıcak Musakkası
4. Dolma içleri
a) Etli Dolma İçi
b) Zeytinyağlı Dolma İçi
5. Yumurtalı Kabak
6. Zülbiye (Papaz Yahnisi)
7. Patlıcan Bayıldan (1)
8. Patlıcanlı Bayıldan (2)
9. Çöplü Bayıldan
10. Lahana Kapaması
a) Etli Lahana Kapaması
b) Zeytinyağlı Lahana Kapaması
11. Ildıs Kökü
12- Patlıcan Söğürmesi
13. Boranı (Lahana Kapuskası)
14. Çöpleme







1. Çebiç (Tandır Kuzusu)
2. Fırın Kebabı
3. Etli Pide (Etli Etmek)
4. Çullama
5. Bütümet (Orta)
a) Bütümetli Pilav
b) Bütümetli Patlıcan
c) Bütümetli Patates
6. Kaburga Dolması
7. İki Bıçak Arası Ciğer
8. Yağda Kızarma Ciğer
9. Ala Kuzusu (Ela Kuzusu)
10. Gerdan Pişirmesi
11. Topalak Köftesi
12. Tas Kebabı
13. Cella








1. Toyga Çorbası
2. Oğmaç Çorbası
3. Arabaşı Çorbaşı
4. Tandır Çorbası
5. Bamya Çorbası
6. Tutmaç Çorbası
7. Süt Çorbası
8. Erişte Çorbası

















1. KayısıYahnisi
2. Sarı Erik Yahnisi
3. Sarı Erik Dolması
4. Ayva Dolması
5. Ayva bastısı
6. Elma Dolması



















1. Börek İçleri
a) Peynirli Börekİçi
b) Kıymalı Börek İçi
c) Kıkırdaklı Börek İçi
2. Tandır Böreği
3. Saç Böreği
4. Çarşı Böreği (Fırın Böreği)
5. Su Böreği
6. Sigara Böreği
7. Sedirler Böreği
8. Tatar Böreği














Bu yemeklere; Hoşmerim, Boğaça; Oturtma, Zerdali Pilav, Yağlı Ekmek, Yağlıçörek, Terhunlu Yahni, Mantarlı Ekmek Oğması, Ekmek Salması, Yoğurtlu Yumurtalı Tirit, Patlıcanlı Tirit, Vişneli Trit, Sündürme- Papara, Çılbır, Erişte Pilavı'nı ilave edebiliriz.

KONYA YEMEK ÖĞÜNLERİ

1. Kuşluk Yemeği : Eskiden Konya'da iki öğün yemek yenirdi. Kuşluk ve akşam yemekleri. Kuşlum yemeği öğle yemeğinden iki saat önce yenirdi.
2. Öğlen Yemeği : Hafif yiyecekler yenen öğün.
3. Akşam Yemeği : Akşam namazından sonra yenirdi. Kışın uzun gecelerde yenirdi.
4. Yat Geberlik : Yatmadan önce yenen hafif yiyeceklerdir. Kışın uzun gecelerde yenilir.
Konya'nın yiyeceklerinden Ekmeği- Ballı Böreği, Helvasının çeşidi, Zülbiyesi, Pişmaniyesi meşhurdur.

YÖRESEL GİYİM:
Her ulusun, her şehrin hatta her kasaba ve köyün kendine göre gelenek halinde devam ettire geldiği bir giyiniş şekli vardır. Konya'nın Cumhuriyetten önceki yıllarda özel bir biçimde bir giyim, kuşam, görenek ve adetleri vardır. Konya'nın bu kıyafeti Akşehir'de biraz değişmekte buna karşılık şehrin hemen kıyısında bulunan Sille Bucağının tamamen değişik bir biçimde kıyafeti vardır. Şimdi de Konya'nın kadın, erkek kıyafetleri üzerinde duralım : Konya kadının ev içi ve dışarıya giyilmek üzere iki kıyafeti vardır. Başta bir çember, üstünde işlik, alta (don) şalvar, ayağında ince yemeni biçiminde terlik veya örme patik bulunurdu. Bu kadının normal günlük iş kıyafetiydi. Konya kadının dış kıyafeti şu parçalardan meydana gelmektedir.
KADIN KIYAFETLERİ
a)İç çamaşır :
Eskiden kadın ve erkek için, iç çamaşırı bükme iplikten, ev tezgahlarında dokunarak, çamaşır bezi denilen kıvrık pamuklu bezden yapılırdı. Buna kıvratmada denilirdi. İç gömleklerin yakaları yoktur. Erkek ve kadının kol uzunluğu bileklerine kadar uzanmaz, etekler ise diz kapakları üzerine varırdı. Göğüs kısmı açık olurdu. İç çamaşırı kol ağızları ve boğaz kenarları kadınlarda oyalarla süslenirdi. İç don belden topuk üzerine kadar uzundu, paçaları çok dardı. Bel kısmı uçkur ile bağlanır, geniş olarak dikilirdi. Dış elbiseler ise, kadınbaşına koyu kırmızı bir fes giyerdi. Bu fesin kirlenmemesi için, fesin içine kellepoş denilen kısa kenarlı takke giyilirdi. Fesin etrafına ipekten ince bir şifon sarılır. Bunun üzerine ayrıca bir yazma dolanırdı. Şifonun faydası, başa iğne takıldığı zaman, iğne ağırlığının dengesini sağlar, fesin üzerine iki ucu sağ ve sol omuzda bulunan renkli çember örtülürdü.
b) Entari :
Konya'dan eskiden entariye pek ilgi gösterilmezdi. Ancak gelinler, birde yaşlı kadınlar entari giyerlerdir. Çünkü işlik ve şalvar entariden daha çok giyilirdi.
c) İşlik :
İşlik vücuda yapışırcasına sıkıca dikilen bir dış giyecekti. Yakadan göğüs boşluğu üzerine uzanır, buraya kadar düğmeli ve kapalı idi. Kolları bileklere kadar uzun olup, burada kol genişliği bir düğme ile daraltılarak giderilirdi. İşliklere, ala, kadife, pazen, basma, kutmişetari, şelaki, astar, kaput, humayun, yandım alamadım ve alpaktı. Renkleri ise, mevsimine göre seçilirdi. Bahar ve yazın yeşil, koyu yeşil, beyaz, açık sarı, nar çiçeği rengi ile açık mavi beğenilirdi. Sonbahar ve kışın ise koyu renklere ilgi gösterilir. Bunlar, koyu gri ve koyu mavi idi.
d) Şalvar :
Bir kadının giydiği şalvar 8-9 metre kumaştan yapılırdı. Akşehir ve çevresinde 14 metre kumaştan bir takım elbise yapıldığı söylenir. Şalvar, belden topuklara kadar uzanır, gayet bol dikilir, çekme payı buna eklenmektedir. Paçalar oldukça dar olup, vücudun hatları şalvarın kıvrımları arasında belirsiz hale gelmektedir.
e) Hırka :
Hırkanın içi astar, üstü şelaki ve diğer kumaşlardan yapılır. İçerisine pamuk döşenerek aynı yorgan biçimi dikilmektedir. Etekleri kalçaya kadar uzun olup, bir çeşit cekete benzer.
f) Salta :
Yünlü kumaştan dikilen, kollu ve ön kısmı açık, etekleri kısa, yarım ceketi andıran bir yelektir. Saltalar çok süslü yapılır. Sırma ve kaytanlarla çeşitle bezemeler yapılır. Saltalara ayrıca madeni parlak pullarda dikilir.
g) Kebe :
Bir çeşit salta olup kolları ve göğüs kısımları işlemelidir.
h) Ayakkabı :
Deve derisinden yapılmış, parlak arka kısmı açık pabuç, yanları lastikli uzun konçlu, bir çeşit topuklu kunduradır. Ayrıca mestle de giyilirdi.
i) Süs ve Takılar :
Fesin üzerine veya göğsüne elmas iğne takılırdı. Ayrıca boğaz kısmına inci mahmudiye, hamidiye, beşibiryerde altınlar ile altın kordonlu cep saati takılırdı. Parmaklarda kıymetli taşlı yüzükler, kulaklarda elmas küpeler takılırdı. Fakat bu takılar her kadında bulunmazdı. Kollardaki çeşitli bilezikler kadının en önemli ziğnetini ve süsünü meydana getiriyordu.
15455  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Ynt: Çankırı Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:32:12 ÖS
Orta Oyunları:
Kahve misafirleri uğurlandıktan sonra kapılar kilitlenir, kapı dışına asılmış olan fenerler içeri alınır (şimdi dışarıdaki lambalar söndürülür) artık misafir kabul edilmez ve orta oyunları başlar.
Orta oyunlarına "yemek misafirleri" de katılabilir. Bu oyunların başlıcaları şunlardır.
1- Tura oyunu
2- Şildir şip
3- Yüksük oyunu
4- Samıt (samut, samt) oyunu
Tura oyunu oynanırken, önce bir tura yapılır, Büyük Başağının önüne konulur. Büyük Başağa bir beyit söyleyerek Küçük Başağanın ellerine turayı hafif hafif vurur. Küçük Başağa da aynı şekilde yaranın en yaşlısına vurur ve bu şekilde seslice beyitler ve o anda düzülen tekerlemeler söylenerek devam eder.
Bu şekilde vakit geçerken bir el şamdanına mum dikilir ve orta yere konulur. Herkes bu mumun etrafına halka olur diz üstü oturur. Ebe ne yaparsa herkes aynısını yapmaya mecburdur. Oyun yanıltma ve şaşırtmalar üzerine kurulmuştur. Yanılan veya ebenin yaptığını yapamayanlar cezalandırılır. Cezaların mahiyeti de genellikle kalkıp oynamaktan ibarettir. Bu sebeple sohbet yaranı mahalli oyunları bilmek zorundadır. Bu mecburiyet sebebiyle Çankırı mahalli oyunlarının herkes tarafından bilinerek yaşatılması sağlanmaktadır.

Ceza alanların oynamaları bütün yaranın yanılması tamamlanınca başlar. Oyunlar tamamen mahalli oyunlardır. Bazıları şunlardır. "Kömür gözlüm" "Mahi" "Genç Osman" "Kavağın dalın budadım yoluna canlar adadım"... gibi.

Oynamalar tamam olunca tekrar oturulur ve oyunlara devam edilir. En önemli oyunlardan birisi hiç şüphesiz ki "Şildir şıp" oyunudur. Yine aynı derecede önemli olan diğer oyun ise "Samut" oyunudur ki bu oyuna girenler kayıtsız şartsız ebeye iradelerini teslim ederler. Ebe ne yaparsa aynısını yaparlar. Oyuncular birbirlerini çok şiddetli tokatlarlar. Hatta soyunup bir don ile kaldıkları olur. Yüzlerine karalar çalarlar. Soğuk kış gecelerinde kar altında kalırlar, eksi 15-20 derecede soğuk sulara girerler, yıkanırlar, sırtlarına buzlar yüklerler. Bu halde iken diğer sohbet ocaklarına giderler. Samut oyunu birkaç saat devam edebilmektedir.

Yüzük oyunu, diğerlerine nazaran daha tipik bir özellik taşır. Yaran bu oyunda iki tarafa ayrılır. Bir tarafa Büyük Başağa, diğer tarafa da Küçük Başağa başkanlık eder. Ortaya 11 parça mendil atılır. İyi yüzük saklayanlardan birisi bir tarafın önünde yüzüğü saklar. Sakladığı mendil ya ilk defada yahut en son kaldırılmalıdır.
Yüzüğü saklayanda maharet olduğu kadar, bulabilende de üstün bir zeka ve dikkat gerekir. Oyun, ellibir sayısında biter. Fakat saatlerce devam eder. Bir tarafın sayısı 26'yi geçince, öbür tarafa hücuma geçer. Hücum edenlerin eziyeti çok olur.

Oyunlardan Sonra:
Bu oyunlardan sonra Küçük Başağanın teklifi ile herkes yerine oturur, kahveler içilir. Bu esnada yarandan sesi güzel olanlar sadece saz ve tef eşliliğinde genellikle Mısır'ın Napolyon tarafından işgalini anlatan tarihi türkü, Sivastopol, Osmanlı-Rus Harbi, Kozanoğlu, Şam Hadisesi, 1312 Yunan Seferi, Sultan Aziz'e ait türküler ve Köroğlu gibi ezgiler söylerler. Bazen de kalın sesli bir yaran ile ince sesli bir yaran tarafından Arzu ile Kamber de söylenir.

Artık sabah yaklaşmak üzeredir. Ve son fasıl da saba makamında yapılır. Bu fasıl gazel, beyit koşma, kalenderi ve müstezatlardan ibarettir. Daha sonra yemek hazırlanmış olduğu için Küçük Başağa Büyük Başağaya yemeğin hazır olduğunu yüksek sesle duyurur. Merasimle eller yıkanır, sofra bezleri serilir ve herkes sofraya oturur. Yemekten önce gelmiş geçmiş yaranların ruhları için "fatiha" okunur. Yemekte pilav ortaya konulduğu zaman büyük Başağa çavuşa "Yollumuz yolsuzumuz var mı?" diye sorar. Çavuş da "Adettir başağam." diye cevap verir. Bazen suçlunun önüne pilav içine kaşık dikilir.

Suçlu bu vaziyet karşısında zor dakikalar yaşar. Yemek bittikten sonra tekrar aynı merasim ile eller yıkanır, herkes yerine oturur. Kahveler pişerken, yaranın en yaşlısı herkese bir yemek ismi verir. Sonra Büyük Başağa bu isimleri söyleyerek sahiplerini kaldırır, oturtur. Sonunda birisi Büyük Başağanın yemek ismini söyler. Büyük Başağa da "Bütün yarana kalktım" diyerek herkesi ayağa kaldırır, sonra oturtur. Bu böyle bir kaç defa tekrar eder ve böylece yemeğin hazmı yapılmış olur.

Arap Verme Usulü:
Sohbette zilli maşa ile tefin ismi "Arap'tır. Bunlar, ortalığa, yani herkese aittir. Ocak kimde ise, yani sohbetin yapılacağı oda sırası kimde ise bunlar bütün hafta boyunca onda kalır. Çavuş, elinde uzun bir şamdan ile öne dikilir, Büyük Başağanın önüne gelir. 12 telli saz, gırnata, keman, tef, zilli maşa ve kaşıktan oluşan saz takımı çalıp söylemeye başlar:
Fakirim geldi meydane Başına bağlıyor astar
Elinde gül dane dane Başağam cemalin göster
Başağa izin kime Yaran sohbetin ister
Paşam sohbetin kutlu olsun Paşam sohbetin kutlu olsun
Yeniçeri yeniçeri Kalk gidelim bizim bağa
Belinde hançer bıçağı Selam verelim sağa sola.....
Ağa al arabı gir içeri Yaran başı, izin kime?
Paşam sohbetin kutlu olsun Et padişahım sohbetin kutlu olsun
Ardından, yarandan sırasını geçiren ile, sırası gelen ocak sahipleri Küçük Başağanın önüne gelince bir halka çevirerek otururlar. İki de kahve pişer. Şamdan da ortaya konulur (şimdi şamdan yoktur). Hep bir ağızdan şunlar söylenir.
Hacı hacı canım hacı yar malım yar
Başındadır altın tacı ah ağam ah
Sohbet tatlı sonu acı
İç paşam sohbetin şen olsun
"İç paşam" derken kahve yeni ocak sahibine uzatılır, geri çekilir, sonra tekrar uzatılır verilir. Arkasından, sohbetin eziyeti ve ağır olduğuna dikkat çekilen nasihatleri dile getiren ezgiler okunur. Burada yemeklerin çok nefis olması gerektiğine dikkat çekilir.
Bir sonraki ocağı yakacak olan ev sahibine arap verilir ve bunların iyi muhafaza edilmesini nasihat eden şu türkü söylenir.
Arap seni gezdirirler areyi areyi Arap seni beslesinler bal ile
Yazarlar aklar üstüne karayı Dört yanını sarsınlar gül ile...
ağa yaptı savdı sırayı Edep ile erkan ile yol ile
Et paşam sohbetin sırandan kalma Et paşam sohbetin, sırandan kalma
Çavuş ağa davet eder getirir
Kadir mevlam eksiğini yetirir
Başağalar her işleri bitirir
Et paşam sohbetin, sırandan kalma
Bu esnada kahveler verilir. En son olarak ta şu beyit söylenir:
Git çarşıya yağın acısın alma Akşama kadayıf geceye helva..
Bütün bu deyişler ile ocak sahibine vazifeleri teker teker sıralanmış ve sayılmıştır. Evinin sağlam olması, baş ağaların her türlü zorlukları halletmesi, edep erkan dairesinde ocakların yakılması, hatta pilav yağının bile acı olmaması gerektiğini sıkı sıkı tembihlemiştir.

Muhakeme Usulleri:
Çalgıcılar da dahil olmak üzere yemek misafirleri giderler. Bunları küçük Başağa kapıya kadar uğurlar. Odada yarandan ve çavuştan başka kimse kalmaz. Perdeler iner, kapılar kilitlenir, hatta dinleyen var mıdır diye dışarısı iyice gözetlenir. Çünkü artık yaranın "sır" saatleri başlamıştır. Muhakemenin son derece gizli tutulmasına bilhassa dikkat edilir.
Daha beş on dakika önce neşeli kahkahalar atılan sohbet odasına ani bir sakinlik ve sessizlik çöker. Suçluların benizleri uçmuş haldedir. Şayet o hafta hiç suçlu (yolsuz) yok ise bir aşr-ı şerif okunur, gelmiş geçmiş yaranın ruhlarına fatiha çekilir.
Geçen bir hafta içinde yarandan birisi hata işlemiş ise ( mesela sarhoşluk, fahişeye gitmek, arkadaşlarına karşı edepsiz davranışta bulunmak... gibi) bunu bilen gören varsa muhatap olan var ise hemen ayağa kalkar. Arkası kapıya yüzü ocağa dönük olarak kapıya gider, sonra gelir ve Büyük Başağaya eğilerek selam verir. İki diz üzerine çöker, meydanda oturur.

Büyük Başağa:
"-Ne dileğin var... ağa?" diye sorar. O da "... ağadan davacıyım " der demez, adı anılan hemen ayağa kalkar ve evvelki yaptığı hareketlerin aynısını tekrarlayarak, davacının sol tarafına iki diz üzerine oturur.
Davacı olan şahıs davasını açıklar. Gerekirse şahitler dinlenir. Suç sabit olduğu takdirde, Büyük Başağaya hitaben "-başağa, ne diyorsunuz" diye sorar.Küçük Başağa da "-Madem ki bu işi .... ağa yapmış yolsuzdur ve erkanı lazım gelir" diye mütalaasını açıklar.
Büyük Başağa, önce kendi tarafındakilere, sonra da Küçük Başağa tarafındakilere sorar. Kimisi lehte, kimisi aleyhte iddia ve beyanı onayladıktan sonra, ekseriyetle veya ittifak ile yargılanan şahsın masumiyetine veya mahkumiyetine karar verilir. Hüküm Büyük Başağa tarafından ilgiliye "yolsuzluğunuz görülmemiştir" veya "..... sen bu işi işlediğinden dolayı erkansın.." diye tebliğ edilir. Karar kesin olup itiraz söz konusu değildir.
Davacı kalkar evvelki yerine, yolsuz çıkan da şahnişine oturur. Yolsuz çıkanın dostlarından birisi şahnişine geçerek "Yolun açmaya beni vekil ettin mi?" diye sorar O da "Vekilimsin" der. Vekil de evvelkilerin merasimini aynen tekrar ederek, Başağanın huzuruna diz çöker oturur:
"-Başağa ... ağanın yolunu açacağım.. Her ne emrederseniz yapacağım" der. Başağa da Küçük Başağaya "... ağanın yolunu açalım, filan gün bütün yaranı hamama götürsün, tıraş ettirsin, hamamda yağlı yedirsin, çalgı getirsin, akşam da evine götürsün.. Yarana takım yemeği yedirsin, gece yemeği de versin..." diyerek çok ağır bir ceza hükmü verir. Yapmazsa şayet, sohbetten ihraç memleketten ihraçtan daha ağır bir cezadır. Çünkü "sen iyi bir adam olsaydın, sohbetten kovulmazdın" şeklinde insanın değerlendirmesi yapılır... Hatta, bu yüzden memleketi kendi isteğiyle terk edip gitmek zorunda kalanların bile olduğu anlatılır. Öyle ki bu tür cezaların getirdiği sosyal bir nizam ahengi vardır ve her yaranın en ufak bir kötülük yapmaktan daima kaçınır. Şayet elinde olmayarak yapmış olsa dahi, sohbete intikal etmemesine azami dikkat gösterirler.

Şayet, cezalının cezası hafif ise Küçük Başağa:
"-Başağa, hamamı bağışlayınız" ricasında bulunur. O da etrafına danışır ve uzun süren mütalaadan sonra ceza, bir defaya mahsus olmak üzere affedilirdi.
Şayet suçlu biraz serkeş ise yolunu açmazlar; ta ki yolunu açıncaya kadar ne dava eder, ne de kendisinden dava olunur ne de müzakereye iştirak ederdi. Her müzakerede yaran diz çöktüğü zaman bu da şahnişine geçer, yalnızca muhakemeyi dinler. Eskiden yolu açılıncaya kadar ocak ta vermezler, ocağa da davet edilmezmiş...
Başağaların Muhakemesi:
Başağaların erkanı, çok zaman yaran üzerindeki hak riyasetini hakkıyla yerine getirememesinden, yaranın herhangi bir ferdinin şerefine lakayt kalmasından, yani yaranın ilk gelişinde ayağa kalkmamak, "merhaba" dememek, umum kahvelerini yaranın tamamı almadan içmek, yarana karşı dürüst hareket etmemek, misafirlere kayıtsız kalmak gibi hallerinden kaynaklanır. Eğer Başağalar dan birisi yolsuzluk yapar ise, hakkında aynı şekilde dava açılır. Aynı akıbetler Başağalar için de geçerli olur. Mahkemede tarafsız hareket etmezlerse, yahut müşterek suç sahibi bulunursa, her ikisine de dava açılır. Bu davayı aralarında reissiz hallederler. Eğer yaran hükmüne başağalar itiraz ederlerse, o sırada memlekette kaç tane yaran varsa, bunların en yaşlı Büyük Başağalarına, mahkum başağalar yaranın haksızlığından dava ederler. Böyle davalarda başağaların ikisinin de mahkum olması şarttır. Yalnız, Küçük Başağa ise Büyük Başağa; Büyük Başağa ise, Küçük Başağa dışarıya duyurmaksızın davayı halleder.
Dava olunan başağa o sene ne kadar sohbet varsa onların büyük ve küçük başağalarını bir yerde toplar, mahkum başağaların yaranına haber gönderirler. Onlardan davacılarla beraber 7-8 yaran da dinleyici sıfatı ile beklerler. Mahkum başağalar dertlerini yeni heyete arz eder, onlar da olayı tetkik ederler. Yaran yolsuz ise yaranın tamamı, yaranın tamamı haklı ise başağalar yolsuz çıkar (erkan ederler). Bu erkanı mahkum başağalar kabul ederler ise taraflarından vekil gönderirler. Bu vekillerin taahhütleri ile yaranın yeniden hükmedeceği cezayı gelecek ocağa kadar yerine getirirler. Sonra da sohbet mevkilerine geçer otururlar.
Davalı başağalar müşterek başağaların verdiği hükmü kabul etmezlerse, Esnaf teşkilatının reisi olan Ahi Baba'ya müracaat ederler idi. Ahi Baba'nın verdiği hüküm kati ve hüküm de "yollu" yahut "yolsuz" diye neticelenirdi. Şimdilerde Ahi Baba olmadığı için davalar bu derece uzatılmamaktadır.

Yarandan Evlenenler Olur İse:
Yarandan birisi evleniyorsa, baş donanma gecenin canlılığı, güveyi gezdirmesi yarana aittir. Düğün yanaştığı vakit evlenen zengin ise yaran ve evlenen fazla masraf eder. Başdonanması gecesi hizmet ve damadı eğlendirmek yarana ait olduğundan, gerek başağalar, gerek yaran canı gönülden çalışır, her hizmeti hallederler.
24 kişilik yaran ekibi, kayıtsız şartsız damadın emrindedir. Baş donanma gecesi sabaha kadar yaran ayrılmaz, ertesi gün hamamda yine aynı şekilde beraberdirler. Hamamdan sonra da beraber gezerler, gerdeğe kadar ayrılmazlar.

Başağaların Ocak Yakması:
Başağaların yaran üzerindeki fiili tesirleri sohbetin bitimine kadar devam ettiği gibi bazen de senelerce sürer. 24 kişilik yaran heyetinden ikisi başağalığa, ikisi başağa yamaklığına, üçü çalgıya ayrılır ki son beşi ocak yakmaz. Sadece çalgıcıların ücretini öderler. Çalgıcılar sohbet sonuna kadar tutulur. Yedi kişi bu şekilde ayrılınca, geriye kalan on sekiz kişi dokuz hafta, iki hafta da başağalarınki olmak üzere sohbet onbir hafta devam etmiş olur.

Küçük Başağanın Sırası Gelince
Küçük Başağaya ocak yakma sırası gelince, bütün yaranı hamama götürmek, tıraş ettirmek, hamamda yağlı yedirmek, çalgı ile gezdirmek, akşam ve gece takım yemeği vermek şarttır. Önceden aralarında "fazla masraf yaptırmamak" sözü verilmiş ise, o gün öteden beri oturdukları yerde toplanırlar. Tıraş olurlar, hamam ve diğer masraflar yapılmaz.
Büyük kısmı mor fesleri üzerine allı yemeni sararlar. Al renkli kumaşlardan mintan giyerler. Bellerine de Acem ve Trablus şalvarı sararlar. Bacaklarında zıpka, sırtlarında cepken olduğu halde ikişer ikişer dizilerek yollarını çarşıya tesadüf ettirmek suretiyle "Kuşhaneye" çıkarlar. Orada gırnata ile şen havalar çalıp, türküler çağırarak eğlenirler ve daha sonra ocak evine gelirler.

Sıra Büyük Başağada İse
Büyük Başağaların ocağında da aynı hareketler yapılır. Küçük Başağa ne yaptı ise Büyük Başağa da bunun iki mislini yapar.
Sona Doğru:
Sıra küçük Başağaya gelince, dava usulleri kalkar. Artık cezalar yoktur. Fakat üç ay devamlı bir harekete alışmış olan bir şahıs tabi ki bir günde huyunu değiştiremeyeceğinden, dışarıya karşı mahcup olmamak için bu üç aylık disiplinin tesiri tabii bir müddet daha muhafaza ederler.
Artık kendilerine serbestlik verilmiş iken dahi eski disiplini bozamazlar, bozmak isteyen olsa bile hemen önüne geçerler. O gecelerde birbirlerine karşı daha şen ve bağlı bulunurlar.

Son Geceleri, Veda:
Sohbetin son gecesi olan Büyük Başağanın ocağında aynı tertip üzerinde hareket edilir, gece yemeğinden sonra (bu yemek hemen hemen sabah ezanına yakın verilir) misafir kalmaz. Sadece yaran ve çalgıcılar kalır. O sırada herkes ayağa kalkar. Sazlar Cezayir Marşı'nı vurur. Bu marş Çankırı'da hüzün ve matem ifade eder. Ayrılık gecesi olduğu için yaranda bir hüzün başlar. Marşı ayakta dinlerler. Bu sırada Küçük Başağa yerinden ayrılarak Büyük Başağanın önüne çöker. İki elini öper. Büyük Başağa da onu alnından öperek kucaklaşırlar.
Küçük Başağa yerine çekilir. Büyük ve küçük Başağa tarafındaki yaran sıra ile büyük ve küçük başağaların elini öper ve kucaklaşırlar. Sonra birbirlerini öperek kucaklaşır veda merasimi yaparlar.
Cezayir Marşı'nın hüzünlü havasının uyandırdığı ve ayrılığın verdiği tesirle zayıf kalpli olanlar ağlamaya başlarlar. Bunu takiben, hepsi birden ağlamaya başlarlar.

Sohbetin Son Buluşu:
Doksan gün gibi uzun bir müddet başağaların baba şefkati ile yaranı idare etmeleri ve yaranın kardeş muhabbeti, gece-gündüz bir arada bulunmaları ruhlara derin tesirler bırakacağı için bu ayrılık herhalde matem havası içinde gerçekleşir. Bu şekilde veda merasimi biter bitmez doksan gün hizmetlerinde bulunan çavuşağa gelir, cümlesinin ellerini öper. Çalgı da marşı keser ve sıraya girerler. Başağa birer kahve ısmarlar. Sohbet esnasında geçirdikleri günleri anmakla, sağ olurlarsa gelecek sene yine bu şekilde sohbet yiyeceklerini ve şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra birbirleriyle kardaş gibi görüşüp sevişmelerini ve birbirlerinden dava esnasında kırılanlar var ise haklarını helal etmelerini isterler. Bu nasihat devresini de takiben, bir "Aşr-ı Şerif" okunur, "Fatiha" çekildikten sonra, sohbet sonbulur.

YÖRESEL YEMEKLER:

Çankırı yöresinde geleneksel beslenme biçimi etkinliğini sürdürmektedir. Yöre insanının beslenme alışkanlıklarında Orta Anadolu özellikleri görülür. Beslenmenin temelinde buğday ve buğday ürünleri bulunmaktadır. Tarhana, bulgur, keşkek, yarma, erişte vb. yiyecekleri ev ekonomisi çerçevesinde yöre halkı kendisi üretir. Anadolu'nun pek çok yerinde olduğu gibi kimi yiyecek maddeleri kurutulmak, salamura yapılmak, turşu kurularak ve diğer bazı usûllerle kışa hazırlanır. Kıyma, kavurma, sucuk gibi et ürünleri, kurutulmuş fasulye, patlıcan, biber gibi sebzeler, konserveler, değişik meyvelerden reçeller bunlar arasındadır.
Hamura çeşitli maddeler katılarak sacda, yağda, fırında ve tencerede pişirilerek çok sayıda yemek yapılmaktadır. Tava çöreği, yazma çöreği, bükme, gözleme, cızlama, tatar böreği, iri hamur, mantı, pıhtı, çullama bunların başlıcalarıdır. Tarhana, toyga, şaştımaşı, tutmaç, yarma, dene, cümcük gibi çorbalarda ana madde buğday ürünleridir. Yaş ve kuru sebzeler beslenmede ikinci sırayı alır. Hayvani besin tüketimi sınırlıdır.
Kentsel alanlarda hazır yiyecekleri kullanma alışkanlıkları gelişmekle birlikte evde hazırlanan geleneksel yiyeceklerin ucuza gelmesi ile dağıtım ağının hazır yiyecekleri bütün yerleşme birimlerine ulaştıracak düzeyde olmaması da durumu etkilemektedir.
Aşağıda Çankırı yöresine ait bazı yiyeceklerle ilgili bilgiler verilmiştir.
Yaren Güveci: 2 kg kuzu eti güveç kabında kendi suyuyla pişirilir, 3 baş soğan, iki baş sarımsak, 5 adet sivri biber, yarım kg domates ince doğranarak, baharat (karabiber, pulbiber, kimyon), tuz ve bir kaşık salçayla birlikte ete ilave edilir. Doğranarak ayrı bir kapta kızartılan 1 kg patlıcan, güveç kabındaki malzeme ile bir sıra malzeme, bir sıra patlıcan şeklinde yerleştirilir. Üzeri domates ve biberle süslenerek üç bardak su konulmak suretiyle fırına sürülür ve yarım saat pişirilir.

Bütün Et: 2,5 kg et yıkanarak orta boy parçalara ayrılır. Bir kaşık tereyağ veya margarinle tencerede biraz çevrilir, etin miktarına göre 1-2 litre sıcak su ve 1 kaşık salça ilave edilir, 7 baş orta büyüklükte soğan bütün olarak etlerin arasına yerleştirilir. Pişen etler tek tek ayrı bir tencereye yerleştirilir, tel süzgeçten geçirilen et suyu ve tuz ilave edilerek bir taşım kaynatılır. Bir çay kaşığı baharat (yeni bahar) ilave edilerek servis yapılır.
Mantı: 2,5 bardak un, bir yumurta ve yeteri miktar tuz konularak katı bir hamur elde edilir. Büyükçe pazılanarak dinlenmeye bırakılır. 200 gr kıymaya, ince kıyılmış yarım demet maydanoz ve 1 adet soğan tuz, karabiber ve nane eklenir ve yoğrularak iç malzemesi elde edilir. Pazılar un yardımıyla 2 mm kalınlığında açılır. Enine ve boyuna 2 cm aralıklarla kesilerek ortaya çıkan karelerin içine bir miktar malzeme konulmak suretiyle kapatılır. Kaynamış tuzlu suya atılmak suretiyle pişirilir. Süzgeçle ayrı bir kaba alınan yemek üzerine sarımsaklı yoğurt ilave edilir. Yağ, salça, biber ve nane ile yapılan karışım üzerine dökülerek servis yapılır.

Bazlama: Mayalı hamurdan yapılan ekmek çeşididir. Un, ev mayası, kaynatılmış veya suyu çıkartılmış patates ezmesi bir miktar yoğurt ve tuz kullanılan bazlamanın yapılışı ise şöyledir. Elenen un yekpare ağaç gövdesinden oyulmuş tekne içine konulur. Teknenin boş bırakılan kısmına ev mayası, patates ezmesi, yoğurt ve tuz ilave edilerek hamur yoğrulur. Katı olması durumunda su ilave edilerek kulak memesi yumuşaklığına gelinceye kadar yoğurma işlemine devam edilir. Mayası gelmesi için üstü örtülmek suretiyle bir saat kadar bekletilen hamur büyük pazılar halinde tekneden alınarak el yaslağacı (el yaslı ağacı) kullanılarak açılır. Bir örtü üzerine alınan açılmış hamurlar üzeri örtülerek bir müddet daha bekletilir. Küllenmiş kızgın sac üzerinde pişirilen hamurlar soğuduktan sonra kullanılır.
Yağlı Gözleme: Un, su ve tuz ile maya katılarak elde edilen hamur mayası gelinceye kadar bekletilir. Küçük pazılar alınarak ince olarak açılır ve sac üzerinde pişirilir. Üzerlerine yağ sürülerek üst üste konulan ekmekler sıcak olarak servis yapılır.
Katmerli: Un ılık suda içine maya konularak hamur yapılır. Üzeri iyice örtülerek dinlenmeye bırakılan hamur, mayası gelince avuç içi büyüklüğünde pazılanır. Oklağaç (ince ve uzun oklava) yardımıyla kalınca açılan hamur içine sıvı yağ sürülerek katlanır. Araları yağlanarak birkaç kat yapılan hamur tekrar normal kalınlıkta açılır ve kızgın sac üzerine alınır. Pişerken de tekrar yağlanan ekmek hafif soğutularak servis yapılır.
Tarhana Çorbası: İki çeşit tarhana yapılmaktadır.
a.Un Tarhanası: Koyuca yapılan ayran, ekşimesi için biraz ısıtılarak un ve tuz katılmak suretiyle katı bir hamur elde edilir. Bir hafta kadar bekleyen hamur, sabah güneş doğmadan önce küçük parçalar halinde temiz örtülere dökülür. Güneşle birlikte tavlanan hamurlar un haline gelinceye kadar ufalanır. Güneşte iyice kurutulan tarhana temiz bez torbalarda muhafaza edilir.
b.Katıklı Tarhana: Domates, kuru soğan, biber salçası, dere otu gibi malzemeler ince ince doğranarak karıştırılır, birlikte haşlanır. Soğuduktan sonra un tarhanası gibi yapılır ve pişirilir.
Tarhana çorbası kış dönemleri ile Ramazan aylarının vazgeçilmez birinci yiyeceğidir. Özellikle Ramazanlarda içine ıslatılmış kuru bakla ilave edilerek yenmesi çorbaya ayrı bir lezzet katar.
Keşkek: Beyazlaşıncaya kadar dibekte dövülen buğdaya keşkek denilmektedir. Tereyağı ile kavrulan etin üzerine su, tuz ve keşkek konularak karıştırılmadan fırına verilerek pişirilir.
Mıkla: Tereyağı ile kıyma kavrulur, içine ince doğranmış kuru soğan eklenerek kavurmaya devam edilir. Baharat ve tuz katılarak kısık ateşte pişirilir. Pişen et göz göz açılarak buralara yumurta kırılır. Başka bir kapta eritilen tereyağı sıcak olarak üzerine dökülür ve kapak örtülerek bir süre daha pişirilir. Ateşten indirilen yemek servise hazırdır.
Tutmaç: Yarım kg un, yeteri kadar su ve tuz katılarak hamur yapılır. Üçe ayrılan hamur pazilenerek oklava aracılığı ile açılır ve 5 mm2 büyüklüğünde kesilir. Suyuyla bekleyen haşlanmış mercimeğin üzerine dökülerek iki taşım kaynatılır. Soğumaya bırakılan yemeğin üzerine, içine iki diş sarımsağın dövüldüğü bulamaç halindeki süzme yoğurt dökülerek karıştırılır. Yağ , salça, kıyma ve kuru nane ile yapılan sos dökülerek servis yapılır.
Bamya: Kaynar su ile ıslatılan kuru çiçek bamyanın salya yapmaması için ıslama suyuna biraz tuz katılır. Bamyalar dizgi ipinden çıkartılarak gerekli temizlik yapılır. Aynı tencerede ince kıyılmış soğan, yağ ve salça konularak kavrulur, üzerine pişmiş kuşbaşı et ilave edilir ve biraz daha karıştırılarak kaynamış su konulur. Tencerenin kapağı kapatılarak kısık ateşte pişmeye bırakılır. Pişerken tuzu katılır. Serviste arzuya göre limon bulundurulur.
Yumurta Tatlısı: 12 adet yumurta sarısı ve beyazı ayrılarak farklı kaplara konulur. Yumurtanın beyazı kar rengini alacak şekilde çırpılır ve koyulaştırılır. Yumurtanın sarısı da ayrı bir kapta iyice çırpılır ve yumurtanın beyazına katılır. 2 kaşık un irmiği ilave edilerek karıştırılır. Yağlanmış kalıplara dökülerek önceden kızdırılmış fırına sürülür. 150 C'de 35 dakika pişirilir ve soğutmaya bekletilir. Bir tencereye 4.5 su bardağı su konur ve kaynatılır. Kaynadıktan sonra 5 su bardağı şeker ilave edilir. Koyuluncaya kadar kaynatılır. Şerbet soğutulmaya alınır. Tatlıya şerbet ılık olarak ilave edilir ve servise sunulur.
Hoşmerim: Tavanın içine 500 gram tereyağı konulur ve eritilir. 500 gr. un ilave edilerek pembeleşinceye kadar kavrulur. İçine kaynatılmış yarım bardak sıcak su ve 1 kahve kaşığı tuz konularak bir iki defa çevrilir. Ocaktan indirilerek servis tabağına konur ve soğutulur. Üzerine 1,5 su bardağı bal dökülerek servise sunulur.
İÇECEKLER
Kızılcık Şurubu : Malzemeler; kızılcık, şeker, su. Suda kaynatılan kızılcıkların posası alınarak, süzülen su ile kaynatma işlemine devam edilir. Koyu hale gelince isteğe göre şeker ilave edilir. 15-20 dakika daha kaynatıldıktan sonra soğutma işlemine geçilir. Konsantre hale gelen karışıma su ilave edilerek servis yapılır.

YÖRESEL GİYİM:
GELENEKSEL GİYSİLER
1-Baş giysileri : Yemeni/ çember, fes, taç, erkeklerde poşu
2-Üst Giysiler : Harmani, salta, çuha, hırka, fermane, erkeklerde Cepken, yelek, içki/mintan.
3-Alt Giysiler : Şalvar, don, erkeklerde; zıvka, çakşır
4-Bütün Giysiler : Çarşaf, üç etek, kaftan, bindallı, entari, cübbe feraca.
5-Ayak Giysileri : sarı pabuç, çedik yemeni, çarık, mest, çepik, lapçin, merkap ve çorap
6-Takılar : Kemer, iğne, kremise, küpe, yüzük, bilezik, beşibirlik.
ERKEK GİYSİLERİ
Poşu- Her iki ucu sarkacak şekilde başa sarılır. Çizgili renkli ve ipekli kumaştan mamüldür.
İçlik/İşlik/İç Gömleği- Üzeri simli ipekli kumaştan yapılmıştır.
Cepken/Cepkin-Lacivert veya koyu renkli kolsuz sırma veya sim işlemelidir. Kol kısmı omuzdan bileklere kadar uzanır. Avcı yeleği biçiminde sırta giyilir. Kolların kısım kenarları çeşitli motiflerle işlenmiş, ön kısımda iki ayrı yanda iki büyük vazo çiçek desenli sırtta ise büyükçe vazo ve çiçek stilize edilmiştir.
Vızka/Zıvka- Paçası dar, orta ve arka kısmı kabarık yan kısımları siyah şeritle süslü, önü arkası büzmeli şalvar.
Don- Lacivert renkli, önü arkası büzmeli, cepleri yandan ve cep üstleri simli paça çevresi sarı çiçek motifli ve işlemeli uçkurlu donun sağ ve sol dış kenarları belden aşağı kadar üç sıra işlemeli.
Çakşır- Bir nevi don, pantolon karışımı giysi
Şalvar- Bel kısmı uçkurla tutturulmuş ayak bileği kısmı dar, ortası geniş pantolon yerine giyilen giysi.
Cübbe- Boydan boya giyilen, düğmesiz, genelde koyu renkli
Mintan- Pamuk yada ipekten mamül, ön kısmı açık, kaytanla çaprazvari tutturulmuş.

Şal/Kuşak- Değişik renkli, ipekten dokunmuş, Selçuklu motifli, uçları püsküllü, bele sarılır.Tosya kuşkağıda denir.
Yelek- Omuz başları boyun ve kol çevreleri sarı sim işlemeli, önde etrafı çiçek motifli iki cep ve altta altı düğme bulunur.Çuval/keten kumaşından mamul lacivert renklidir.
Silahlık- Bele sarılır.
Çedik- Ayak burunları kalkık ve topuksuz ayakkabı
Çarık- ham deriden mamul, tasmayla büzülmüş ayakkabı,
Yarım Topuk Kundura- Hafif ve altı köseleden yapılmıştır.
Bunlardan başka Mestlapin-Mest-Lapçin-Merkop-Kundura adları verilen çeşitli ayakkabılar giyilir.
GELENEKSEL ERKEK GİYSİSİ
Başta fes üstüne ince ve renkli kumaştan mamul poşu, kışın sadece gözlerin görüldüğü örme. Sırta ise işlemeli kumaştan yapılmış keten içlik/göynek/gömlek, avcı yeleği biçiminde koyu renkli ceket yerine giyilen kolsuz yakaları ve kenarları sırmalı cepken. Ceket veya kollu fermane. Altta ise Şalvar/zıvga/ zıpka adı verilen önü arkası büzmeli şalvar/pantolonumsu giysi. Ayaklarda yünden örülmüş dizlere kadar uzanan renkli veya beyaz desenli çorap. Esnaf ise belde Tosya kuşağı, topuk kısmı basık efe işi yemeni.
GÜNÜMÜZDE ERKEK GİYSİSİ
Başta kasket, ceket içinde gömlek kazak veya yelek ve altta pantolon, Ayakta ise normal pabuç olduğu gibi naylon bileşimli pabuçlar, lastik giyilir.
KADIN GİYSİLERİ
Saçlar-Uzun ve tek örgülü
Fes genelde kırmızı renkli, ön taraf bütün alının hizasına gelecek şekilde altın ile kaplı. Üstüne oyalı yemeni veya çevre örtülür. Fesin püskülü bele kadar iner, fesin alt bölümünün olduğu gibi ön üst bölümündü altınla çevrilidir. Üst ile alt ön boşluk kısımda takı vardır.
Yazma- püsküllü, pullu fes üstüne örtülür.
Yemeni/Çember/Çevre-Etrafı oyalı, siyah renkli genelde gençlerin beyaz, yaşlıların siyah renkte kullandığı kenarları işlenmiş baş örtüsü, altına fes giyilir.
Taç/Tavus kuşu biçimli kartondan kesilir. Düğünlerde kaftan ve bindallı ile birlikte giyilir. Ortasına elmas veya mücevher dikilir.
Hermani/Salta-Kadife veya çuhadan yapılır. Üzeri sırma işlemelidir. Üç etek üzerine belden yukarı giyilir. Boyu bele kadar uzanır. Kol ağızları ve yakalar özenle sırma işlemelidir.
Bindallı-Yörede en hakim giysilerden birisidir.Tek parçalı ve belden kesiksizdir. Mor veya bordo kumaştan yapılmış üstü altın renkte sim veya sırma ile işlenmiştir. Gümüş ve altın kemer aksesuarını oluşturur. Yaka kısmı biraz açık ve kollar bilek kısmında genişler.
Telli-Entari türü giysilerdendir. Kendinden simli, desenli ve ipek kumaştan yapılmıştır. Gümüş veya altın kemer aksesuarı tamamlar.
Okkalık- varlıklı aile giysilerindendir. İşlemleri altın veya gümüştendir.
Fermane-siyah, bordro,mor renklerden oluşan kadifeden dikilir. Üç eteğin üzerine giyilir. Sırma ve simle işlenir, motifler oldukça albenilidir. Kollar uzun, yaka ise diktir. Önden açık ve yakalar kapalıdır. Çuha-üç etek üzerine giyilir. Çuha hıka-üç etek üzerine giyilir. Çarşaf/Ferace-Çoğunlukla siyah renklidir. İki parçadan oluşur, bütün vücudu örter.
Gömlek-Hakim yakalı, sol omuzlar düğmeli, önde yaka altında dört adet düğme ve düğme çevresi ile kollar kurşuni işlemeli, patiskadan mamül olup kolları düğmesizdir.

İçlik-ipekli veya pamuktan mamül iç giysi.
Kuşak-Günlük kıyafette bele sarılır, uçlarında bağlamaya yarayan bağcıklar bulunur.
Şal-Çeşitli desenlere sahip bir nevi geniş kuşaktır.
Kaftan-Bindallı- Boy uzunluğunda, boydan boya giyilir. Baştan aşağı sırmalarla işlenmiştir.
Önlük-Kuşak üzerine bağlanır, genelde koyu renkli ve üst uçlarında bağcıkları vardır.
Don-Genelde basmadan mamül ve renklidir. Üç eteğin altına giyilir. Paça kısmı dar diğer kısımlar geniştir. Bele uçkurla tutturulur.
Üçetek-Arkası düz önü iki parçalıdır.Arkadaki düz parça topuklara kadar sarkar, öndeki iki parça ise bele dolanır. Hint kumaşından yapılmış üzeri altın veya gümüş sırma işlemelidir. Dantellere harç adı verilir. Gümüş yada altın kemer aksesuarını oluşturur. 1960'lı yıllara kadar giyiliyordu.
Şalvar-Renkler canlı, canfes denilen ağır ve sade ipekli kumaştan yapılır. Üzeri işlemelidir. Uçkurla bele ve bağcıklarla bacağa tutturulur.
Çoraplar-Yazlık olanlar tiftikten, kışlık olanlar ise yünden örülür. Beyaz yünden örülenler genelde uzun boyludur.
Ayakkabılar-Yemeni - Altı ince kösele topuksuz ayakkabı
Sarı Pabuç-kenarsız ve ökçesiz ayakkabı
İskarpin-Siyah renkli kösele ayakkabı

GÜNÜMÜZDE KADIN GİYSİSİ
Başa eşarp, elbise üstünde kazak, don, ayakta naylon esaslı, kösele pabuçlar giyilir. Etek buluz şeklinde giyim yaygınlaşmaktadır.

TAKILAR
Takılar kadife kurdele yada zincire dizilmiş 25-30 sıra inci. Beşibirlik/Kremise ve bilek adını boyuna takılır.

Bilek-25-30 sıradan oluşur, inci veya beşi birlikten oluşan takı
Elmas İğneler-Yaylı dal adı verilir fese takılır.
Bilezik- Çeşitli kalınlıklarda olup bileğe takılır. Düz ve burnu gibi çeşitleri vardır.
Hamayıl-Gerdanlıkları incili, göğüsleri altın kaplama göğüslüklü ve sıra altınlı. Ancak bir büyük veya erkek yanına gelindiğinde baş örtme ihtiyacı hissedilir.
Kemer- Altın veya gümüş sırmadan yapılır. Genelde üç etek, okkalık giyildiğinde bele takılır.
Küpe-İnci veya altından olur, çeşitli boy ve şekillerdendir.
Kremise- Kadife kurdele veya zincire dizilmiş altınlardan oluşur.
Yaylı Dal- Fese takılan altın iğneye denir.
Yüzük- Muhtelif genişlikte düz ve işlemeli altından yapılmıştır.
15456  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Kırşehir Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:25:59 ÖS
KIRŞEHİR



ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ Osmanlı döneminde Ahilik merkezi olan Kırşehir'de toplumsal yaşamda geleneksel ahlaksal değerlerle biçimlenmiştir. 9. yüzyılın ortalarından başlayarak, Ahilik ekonomik ve toplumsal işlevini yitirmiştir. Ancak, üretim ilişkileri pek değişmediği için etkileri süregelmiştir. Ancak dinsel değerlerde günlük yaşamda belirleyici bir yer kazanmıştır. Cumhuriyet sonrasında geleneksel yapı çok az değişime uğramıştır. 1950'lerde, Kırşehir yaşamında belli bir canlanma görülmüştür. Kente en yakın merkez Ankara, bir dönem "yeni geçim kapası" gibi görülmüştür. Tarımsal alanların sınırlılığı ve verim düşüklüğü kent halkını göçe itmiştir. Nüfus artışıyla bu sorun daha önemli bir boyut kazanmıştır. "ev büyüğü" denen baba saygınlığı sürerken, geniş aile yapısının çözülmesi ilişkilerde sarsıntılar yaratmıştır.1960'larda bu süreç hızlanmış, köyden merkez ve Kaman gibi ilçelere göç yoğunlaşmıştır. Aynı dönemde büyük merkezlere ve yurt dışına işçi göçü başlamış, nüfus dalgalanmaları olmuştur.

Kente göçenler, tarımsal alandan, küçük üretim yada hizmet sektörüne geçmekte, ilişkiler pek değişime uğramamaktadır. Kentteki en yaygın iş taşçılıktır. Bu yada benzer işlerde usta-çırak ilişkileri egemendir. Ahilik geleneğinin etkisi bu ilişkiyi koruyuculuk - gözeticilik boyutlarına varmaktadır. Göçler Kırşehir yaşama biçimini 1980'lerde ekilemeye başlamıştır. İl dışında çalışarak sağlanan parasal birikimler, 1970'lerde kentte yatırama yöneltmiş, kooperatif yada büyük ortaklıklar oluşturulmuştur. Burada da hemşerilik - akrabalık ilişkileri etkilidir. Kent dışındakiler de bu tür bağlarını korumaktadırlar.
EVLİLİK
Yöre evlenmelerinde görücülük, başlık, gelinlik etme, çokeşlilik gibi geleneksel yöntemler geçerlidir. "gelinlik etmede" yeni gelinler belirli bir süre büyüklerinin yanında konuşmaz, kaş göz işaretleriyle yada fısıldayarak anlaşırlar, sofraya oturmazlar. Merkezlerde bırakılan bu gelenek kırsal kesimlerde geçerliliğini korumaktadır. Gelin belli bir süre doğurmazsa (1-2 yıl) kocası yeniden evlenmeye hak kazanır. Özellikle kırsal kesimlerde doğal olan bu durumlarda gelinde görümcelere katılır. Kocasına yeni bir eş arar. Yakın köylerden beğenilen 14-15 yaşlarındaki yeni eşe "ferik" denir. Evlenme çağında oğlu olanlar için nişan, düğün törenleri, hamamlar kız beğenilecek yer arasındadır. Mucur'da ise bu amaçla ilkbahar, yaz aylarında "köme" denilen kır gezisine çıkılır. Buralarda beğenilen kızlar, bir bahaneyle oğlana da gösterilip, görüşü alındıktan sonra görücü gidilir.

İlk görüşmeden sonra ailenin yada çevrenin saygınlarından birkaç dünür gider. Kız istemede tekerlemeye dönüşmüş şu sözler kullanılır. " Yedik içtik, ölçüp biçtik, gelene niye geldin denilmez, Allah'ın emrine hiç karşı gelinmez, bizim buraya gelişimizin bir maksadı vardı, kerimenizi Allah'ın emri peygamberin kavliyle bizim mahduma istemeye geldik. Sen bu işe ne dersin?" Kız babası ya da evin büyüklerinden biri de danışıp görüşmek için zaman ister. Kimi yörelerde yanıt olumsuz olursa kızın evde kalması için, evin bir yerine çivi çakılarak büyü yoluna baş vurulduğu da görülür. "küçük şerbet" denen söz kesiminde şerbetler içildikten sonra kolye yada altın takılır. Buna "bellilik etme" denir. Başlık kesilir. Ailenin durumu uygunsa "iki başın görülmesi" yoluna gidilir. Başlık alınmaz kız evinin tüm harcamaları nişan ve düğünde alacağı eşya ve takı, erkek evince karşılanır. Kırsal kesimde iki başın görülmesi yanında başlık alındığı da görülmektedir. Başlık kararlaştırıldıktan sonra kız evince konuklara ağız denilen şeker, lokum yada şerbet sunulur.

Nişan kimi zaman 2 aile arasında yapılır.Evlerdeki takı ve yüzük takma işlemine "küçük nişan" denir. Ev dışında "okuntu yeri" denen konuklarında çağrıldığı nişanlar merkezlerde salonlarda yapılır. Nişanlılık döneminde bayramlarda geline armağanlar götürülür. Bu genellikle boyalı koçtur. Gelinin anasından yada kendisinden armağan alınmadan koç verilmez. Kiralanan bir okuyucu kadın konu komşuyu düğüne çağırır. Düğünler genellikle perşembe günü başlar, Pazar günü biter. Düğün evinin belli olması için çatıya bayrak dikilir. Köylerde bayrak direğinin ucuna soğan ve elma takılmaktadır. Kırşehir düğünlerinde davul zurna yanında genellikle köçekte olur. Kadın kılığına girerek keman, saz ve def eşliğinde oynayan erkeğe köçek denirdi. Kentin Bağbaşı mahallesinden tutulan köçeklerle çalgıcılar bir ekip oluşturur. Cuma günü öğleden önce gelin, öğleden sonrada güvey hamamı yapılır. Cumartesi öğle üzeri de kız evi, komşularıyla birlikte düğün evine "hayırlı olsun a" gider, yemek yenir. Düğün evinin erkek konukları da onları izler, davul zurna eşliğinde kız evine gidilir, 2 saat kalınır. Dönüşte gündüz kınası yapılır. Bu törende kına yakılmaz, gelinin yeni giysileri konuklara gösterilir.

Köçekler kadınların önünde oynar, gelin bahşiş verir, orada bulunanlarda alınlarına para yapıştırır. Gelin, kınacı kızlara akşam yemeği verdikten sonra akşam kınasına geçilir. Konuklar toplanır. Gece köçeklerin oyunu ile başlar. Gelin yeniden giyinir. Kına bir tepsi içinde kırılırken "kına özenmiyor" diye bir söz atılır. Gelin bahşiş verdikten sonra kına sulandırılır. Önde tefçi kadın, arkada gelin, onun ardından da mumlar, kına tepsisini taşıyan kızlar kına türküleri söyleyerek konukların bulunduğu odaya girer. Gelin kaynanası armağan verdikten sonra avucunu açar ve kınası yakılır. Eli sarılmadan önce evin bir duvarına basarak iz bırakılır. Sonra konuklara çerez dağıtılır. Tef eşliğinde türküler söylenir, oyunlar oynanır.

Kimi yörelerde kına gecesi dağıldıktan sonra ana-kız ağıtı yakılır.Yüzü tülbentle örtülen gelin ortaya oturtulur.Anası kız kardeşleri ve akrabaları "sen bana dert arkadaşıydın, seninle dertleştim. İşlerime şimdi kim bakacak? Hasta olsam sen bakardın bana şimdi kim bakacak?" gibi sözlerle onu ağlatırlar. Aynı gece kız evinin delikanlıları, oğlan evine baskın yapar. Buna "kayın gitme" denir. Masalar kurulur. "dokuz butlu tavuk" istenir, içkiler içilir. Sabaha doğru "dan pilavı" denilen tavuklu pilav yenildikten sonra herkes dağılır.

Sabah gelin adayı hazırlanırken gelin bir odaya kapatılır. Yakınlarına "gardaş - emmi dayı yolu" gibi armağanlar alındıktan sonra dışarı çıkılır. Babası gelini kayınbabasına teslim eder. O da " yengesi"denen gelinin arkadaşı yada akrabalarından biriyle gelin arabasına bindirilir. Geçmişte atlı araba, fayton yada yalnız atlılardan oluşan gelin alayının yerini günümüzde otobüs ve minibüsler almıştır. Köylerde alay gömütlük, ziyaret yeri gibi kutsal yerlerden geçerek, kentte tüm çevreyi dolaşarak düğün evine gelinir.

Arabanın sürücüsü güveyden bahşiş almadan gelinin indirilmesine izin vermez. Güvey gelini koltuğunun altına alarak eve girer. Eşikte cebindeki bozuk paraları ve çerezleri gelinin başına saçar. O akşam komşulardan 5-10 genç "güvey başı" yemeğine çağrılır. Hoca dua okuyarak gelin ve güveyi odalarına götüreceği sırada gençler güveyi bir odaya kapatır. Tavuk baklava gibi armağanlar almadan bırakmazlar. Güvey kurtulunca dini nikah kıyılır.

DOĞUM
İlde çok çocukluluk yaygındır. Aileler daha çok erkek çocuk ister. Bu amaçla gelin eve girer girmez kucağına erkek çocuk verilir. Gebelik döneminde erkek çocuk için hazırlık yapılır. Kadının erkek doğurması ona saygınlık yaratır. Kız doğuranlar için kullanılan "oğlan doğurmuş gibi ne yatıyorsun" sözü yörede tekerlemeye dönüşmüştür. Sancılar başlayınca gebeye şerbet içirilir, boyuna ayet yada Kuran takılır. Kırsal kesimlerde genelde doğumlar ebesiz olur. Doğumdan 3 ezan geçtikten sonra bebek gürbüz olsun diye, ailede en iştahlı birinin yardımıyla emzirilir. Aynı amaçla çocuğun boyuna tereyağı sürülür.

Yıkanıp kundaklanan bebeğin baş ucuna nazar değmesin, al basmasın diye Muska ve kuran asılır. Yastığı yanına sarımsak soğan ve yumurta konur. Çocuğun rahatlaması için altına elenmiş toprak konur. Sabahleyin çocuk uyanınca büyükler toplanır ad koyma töreni yapılır. Ailenin en yaşlısı çocuğu kucağına alarak kulağına ezan okur. 3 kez adını söyler 40 gün dolmadan dışarı çıkarılmayan bebek kırkından sonra komşulara gezmeye götürülür. Buna "40 kovalama" denir.

Erkek çocuklarında sünnet dönemi 6 haftalıktan başlar. Sünnet düğünü ve kirvelik gelenekleri yaygındır. Kırsal kesimde yemek ve eğlenceyle yapılırken, merkezde fayton yada taksiyle sünnet çocuğu ve arkadaşlarının çevrede gezdirilmesi, hamama götürülmesi gelenekler arasındadır. Ömrünün kısalığı düşüncesiyle çocuk 1 yaşına gelmeden saçı kesilmez. Dişi çıktığında ilkin kimsenin duyup görmemesine çalışılır. Ana evin büyüklerinden birine "şunun dişi çıkmış mı?" diye sorar. O da çocuğun azına bakarak dişinin çıktığını söyler. Armağan verir.

Geleneksel Şenlikler
Kırşehir'de yakın zamana değin gençler arasında muhabbet toplantıları sürmekteydi. Özellikle Kayabaşı gençleri belli aralıklarla, yatsı namazından sonra bir yerde toplanırlardı. Muhabbet, çevreden gizli tutulurdu. Şenliğin başkanı, düzenleyicisi efe olmakla birlikte yönetici durumundaydı. Efe köşede mindere oturur, gençler yaş saygınlık sırasına göre onun yanında otururlardı. Sofra düzeniyle, içkilerle ve çalgılarla saki ilgilenirdi. Muhabbet peşrevle açılır, divan koşma ve semailerle sürerdi. Yöresel türküler söylenip oyunlar oynanırdı. Sabaha karşı dağılan muhabbetlerde, ağırbaşlılık ve dürüstlük temel esastı.

Köylerde sürdürülen şenlik türü geleneklerden biride " kış yarısı gezmeleridir " genellikle mart ortalarında yapılır. Gençlerden biri ayı postuna bürünür. Buna ayı donatma denir. Kuyruğuna çan takılır. Zil takılarak ev ev gezdirilerek oynatılır. Ev sahibi onun gönlünü almak için para, yağ, pekmez, üzüm verir.
İnançlar
Osmanlı döneminde toplumsal yapıyı biçimlendiren dinsel ahlaksal değerlerle Ahilik gibi iş örgütlenmeleri, Cumhuriyet sonrasındaki inançlar ve töresel yapıyı da etkilemiştir. Geleneksel ilişki ve değerler kent yaşamındaki önemi büyük ölçüde korumaktadır.Tekke ve dergahlar çeşitli dinsel yolların eğitim alanı olmuştur. Kapanışlardan sonrada bunların kent yaşamındaki etkileri sürmüştür. Bektaşilik, yaygın inanma kaynağıdır. 1937'de Kırşehir ve dolaylarında oturan Alevi köylüleri, çocuklarını Hacıbektaş Çelebilerine tekke için adak verirlerdi. Din uluları, ermişler ve kahramanların olduğu söylenen birçok gömüt, yada türbe adak ve ziyaret yeridir. Şeyh Süleyman Veli, Ahi Evran-ı Veli, Karakurt Baba, Aşık Baba türbeleri bunlardandır.

YÖRESEL YEMEKLER:

İlin tarımsal ürünleri beslenmenin de temelini oluşturur. Beslenme hamurlu yiyeceklere, et ve süt ürünlerine dayanmaktadır. Kırsal kesimlerde tüketime yönelik fasulye, domates, biber, patlıcan gibi sebzelerde yetiştirilir. Bağcılığın eski önemini yitirmesine karşın üzüm, kayısı, dut gibi meyveler yöre beslenmesinde önemli bir yer tutmaktadır. Erişte, salça, pekmez gibi yiyecekler giderek yerini Pazar ürünlerine bırakmaktadır.

Erik, zerdali, kayısı ve elma kurularına yörede "kak" denir. Elma dışındakiler güneşte kurutulur, kışları çerez olarak yenir yada hoşaf yapılır. Elma, armut ve üzümün "kışlık" denilen özel çeşitleri de yetiştirilmektedir. Üzüm ve armut "hevenk" yöntemiyle kurutulmaktadır; meyveler saplarıyla toplanıp bir gün güneşte bekletilir. Saplar yumuşadıktan sonra kalınca iplere dizilerek kiler yada mahzenlerde tavanlara asılır, saklanır. Meyve kurularından nohutlu tatlıda yapılmaktadır. "haside" denilen zerdali yağlaması, yöreye özgü tatlılardandır.

Ayrıca üzüm, armut, elma gibi meyvelerden pekmez yapılmaktadır. Pazara yönelik üretime dönüştükten sonra, Kırşehir bölgesinin pekmez üretimi merkezlerinden biri olmuştur. Pekmezden evlerde "köftür" denen yiyeceklerde yapılmaktadır. Taze pekmez un karıştırarak pişirilir. Pelte kıvamına gelince büyük tepsilerde soğumaya bırakılır. Soğuyup sertleşince baklava biçiminde kesilir. Bozulmasını önlemek için nemsiz yerde saklanır. Yine pekmezle "kedi batmaz" denen bir tür tatlı yapılır. Kuru yufka ufalanarak bir kaba konulur üzerine sıcak pekmez dökülür, soğuyunca yenir.

Yörenin en yaygın et yemeği tavuk yada hindi etinden yapılan "çullama" dır. Yağ ve unla pişirilen göğüs eti tavuk suyuyla muhallebi kıvamına gelinceye kadar kaynatılır. Pirzola türü etler küllenmiş ateşte pişirilir. Buna "söğürme" denmektedir. Süt ürünlerinden yağ, ayran vb. şekilde yararlanılmaktadır.

YEMEK ÇEŞİTLERİ

Tandırda Çömlek paça : Koyun veya kuzunun baş ve ayakları, tüyleri temizlendikten sonra parçalanır. Bir çömlek içine sarımsak ve su ilave edilerek baş ve ayaklar konur. Çömleğin ağzı bağlanarak közlü bir tandırın içine gömülür. Piştikten sonra üzerine limon sıkılır ve servis yapılır.

Keşkef: Döğülmüş buğday birkaç gün ıslatılır. Kabarınca ezilir. İnce lif haline getirilip yağ ve etle muhallebi kıvamına gelinceye kadar pişirilir. Üzerine salçalı yağ dökülerek servis yapılır.

Çömlekte Kuru Fasulye : Kuru fasulye haşlanarak suyu süzülür. Kuşbaşı et biraz pişirildikten sonra üzerine salça yağ, soğan ve tuz ilave edilir. Haşlanmış fasulye ve etler ile içinde sıcak su bulunan bir çömleğin ağzı kapatılarak köz halinde bulunan tandırın içine konur. İki saat kadar piştikten sonra tandırdan çıkartılarak servis yapılır.

Mantı (Kesme Mantı) : Una yumurta katılarak hamur yapılır. Tuz ilave edilir. Hamur yuvarlak bezi yapılır. Oklava veya merdane ile açılır. Hafif kurumaya bırakılır. Açılmış olan ve biraz kuruyan hamur üstüne konup ince dilimler halinde kesilir. Kesilen mantılar kurutulur. Pişirmesi ise makarna gibi olur. Suyu kaynatılır ve biraz tuz atılır. Mantı kaynayan suda haşlanır. Ve suyu süzülür. Önceden hazırlanan sarımsaklı yoğurt ile iyice karıştırılır. Sonra bir başka kapta üzerinin sosu hazırlanır. Sos yağ, bolca, domates, biber, kıyma ile yapılır. Sosa karabiber, pul biber, maydanoz eklenir. Sarımsaklı yoğurt ile karıştırılmış mantının yine üzerine sos dökülerek servise hazır hale getirilir.

Yoğurt Çorbası : Yarma denilen döğme buğdayla yeşil mercimek, biraz haşlanmış nohut güzelce yıkanır. Süzme yoğurt ile bunlar iyice karıştırılır. İçine bir yumurta kırılır. İki kaşık kadar un katılır. Çok az ayçiçek yağı damlatılır. Mevsimine göre içine yaş veya kuru nane katılır. Bunlar iyice karıştırılır. Biraz su ilave edilir. Kaynayıncaya kadar karıştırılır. Devamlı karıştırılmazsa çorba kesilebilir. Çorba ateşe konunca içine patates, yeşil biber, patlıcan atılır. İlkbaharda temizlenmiş kenger atılır. Çorba piştikten sonra başka bir kapta kuru nane ile yağ hafif kavrulup çorbanın üzerine dökülür. Çorba servise hazırdır.

Gendeme (Kemikli et) : yarım kilo kuş başı et tencereye konulur. Suyu çekilinceye kadar ateşte pişirilerek, soğan doğranır. Biraz yağ ilave edilerek, pişinceye kadar beklenir, daha sonra domatesi ve biberi ilave edilip çok miktarda su konur. Yarım kilo yarma ilave edilirse 2 kilogram su konur. Tuz ilave edilip yarma dağılacak duruma gelinceye kadar pişirilerek servise hazır hale getirilir.

Pelte : ½ kg un, 250 gr. Tereyağı, 250 gr pekmez. Un yağ ile pembeleşinceye kadar kavrulur. Biraz su ile pekmez ilave edilir. Karıştırılarak suyu çekilinceye kadar pişirilir. Biraz tuz ilave edilip ateşten indirilir. Tabaklara konduktan sonra üzerine tereyağı eritilerek dökülür.

YÖRESEL GİYİM:
Kır-kent ayrımı giysilerde belirgindir. Merkezlerdeki kadın giyiminde moda ve pazar, kırsal kesimlerde çalışma koşullarda ve gelenekler etkili olmaktadır. Erkek giyiminde ayrılık daha azadır. Yüksek gelir grubu ve memur çevrelerinde büyük merkezlerdeki giyim biçimine özenme görülürken kent genelinde günlük ve yabanlık giysi ayırtına pek rastlanmaz.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:


Halk Oyunları: Yörede kaşıklı oyunlar Konya oyunlarıyla, halaylarsa doğu illerimizdeki oyunlarla benzerlik gösterir.
Halay:
Halaylar davul-zurna eşliğinde ve erkeklerce oynanmaktaydı. Günümüz KIRŞEHİR'deki çeşitli folklor derneklerinin gösterimlerinde kızlar da oyunlara katılmaktadır. "Halay"denilen halaylarda bireysel oyunları etkisi belirgindir. Oyun topluca başlar, "başçeken"(halay başı) tek başına gösteri yapar. Daha sonra da halayın sonuna geçer. Bu kez yeni başçeken gösterisin yapar. Oyun böylece sürer.
Halaylar genellikle belli bir sıra izleyerek birbirine ekli oynanır. Oyunların düzeni şöyledir:
Ağırlama
Kıvrak halay
Türkü halayı
Üç ayak
Yanlama
Sekmen(seymen)halayı
Başka bir halay düzeninde de şu sıra izlenmektedir:
Üç ayak halayı
Hasandağı sekmesi
Sivrik halayı
Cirit halayı
Avşar ağırlaması
Keçeli
Ayrıca Anşa halayı, narinli halayı, yıldız, kuşlar, sepetçioğlu ve sinsin gibi halaylar da yaygındır. Aynı ezgilerle oynanan Cirit halayı ile Sinsin figürleri değişiktir. Halaylarda "Başçeken"in elinde mendil vardır. El ele tutuşan oyuncular, birbirine yaklaşıp ayrılırlar.
Kaşıklı oyunlar(Karşılama):
Geçmişte "muhabbet"lerde ince saz denilen bağlama, keman ve darbuka eşliğinde erkeklerce oynanırdı. Kadınlar arasında da oynanan oyunlara ud ve tef eşlik etmekteydi. Günümüzde kimi köylerde sürdürülen bu geleneği, kurulan dernekler yaşatmaya çalışmaktadır. Bu oyunlar düğün, karşılama ve uğurlama törenlerinde davul-zurna eşliğinde oynanmaktadır. Kaşıklı oyunların en yaygınları şunlardır:
Bad-i zabah(Bad-i Saba), Üç oğlan(kırşehir zeybeği), Biter Kırşehir'in gülleri, Yürü güzel, Çiçekdağı. Bunlardan kimileri şöyle oynanmaktadır:
Üç oğlan:
İki ya da daha çok erkek oyuncunun oynadığı bu oyun ağırlamayla başlar, gitgide hızlanır. Oyuncuların ellerinde tahta kaşıklar vardır, ezgiye göre kaşık vuruşları değişir; zeybek özellikleri görüldüğü için Kırşehir Zeybeği de denmektedir. Oyun çökmeler ve beceri isteyen devinimlerle sürer.
Çiçekdağı:
Erkeklerin oynadığı kaşıklı oyunlardandır. Geçmişte kaşık yerine bardakla oynanan oyun, ağırdan başlar ara nağmeyle hızlanır.
Biter Kırşehir'in Gülleri:
Erkeklerce oynanan türkülü oyunlardandır. Türkünün başlangıcında "heyyyt"diye nara atılır, dizler çapraz biçimde yere vurulur. Ellerdeki kaşıklar bir-iki vurularak ayağa kalkınır. En önemli figür, sol topuğun sağ ayak arkasında sertçe yere vurulmasıdır.
Yürü Güzel:
Üç, dört kişiyle karşılama biçiminde oynanır. Öbür oyunlardan daha canlıdır. Hafif bükülerek oynanır. Oyunun en belirgin figürleri son bölümdeki çaprazlamalardır.
Özellikle Abdallar arasında muhabbet toplantılarında görülen köçek oyunları geçmişte oldukça yaygındı. Düğünlerde, erkek toplantılarında köçekler oynatılırdı. Günümüzde bu gelenek ortadan kalkmıştır.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Ahi Evran Türbesi, Hirfanlı Baraj Gölü, Seyfe Gölü, Petlas Lastik Fabrikası, Cacabey Medresesi, Mucur Yeraltı Şehri
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Kır ve Şehir kelimesinin birleşmesinden oluşmuştur.
15457  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Kırıkkale Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:25:19 ÖS
ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
DÜĞÜN

Düğün öncesinde hazırlıklar yapılır. Ev eşyaları ve gelinlik alınır. Bunlar kızın sandık içi çeyizi ile birlikte kız evinde sergilenir.Oğlan babasının en yakın arkadaşı "Düğün Kahyası" oğlanın en yakın arkadaşı da "Sağdıç" olarak seçilir.Yöremizde düğünler, genellikle Cuma günü namazdan sonra başlar, Cuma namazından çıkanlar, yanlarında cami imamı olmak kaydıyla düğün evine gelirler. "Bayrak Yemeği" diye adlandırılan yemek yenir.Yemekten sonra bir sırık ucuna takılmış Türk Bayrağı ile bayrağın üzerinde bulunan ayna ve elma evin çatısına, (damına) dikilir. Bayrak sırığın ucuna asılmadan önce imam tarafından dua edilir. Bayrağın asılmasına yörede halk tarafından "Bayrak Kaldırma" denir.Davul ve zurnalar çalmaya başlamadan önce, köyde ve çevrede cenazesi olan aile varsa, davul ve zurna ile birlikte düğün sahibi ile birlikte bu aileye "yas alma"ya giderler. Yas alma, aynı zamanda düğünün başlaması, davul zurnanın çalması için bu aileden izin almak anlamına gelir.Aynı günün akşamı okuntular, yani davetliler gelir. Davetlilere yemek ikram edilir. Okuntular gelirken haber verirler. Davul zurnacı davetlileri karşılamaya çıkar. Davetliler düğüne güçleri oranında hediye getirirler. Bu hediyeler; ev eşyası, para, düğün için yiyecek, zahire, düğünde kesmek için etlik küçük baş hayvan olabilir.

KIZ KINASI:
Cumartesi akşamı düğün, kız kınasının yapılması ile devam eder.Üzerinde çeşitli renkte yanan mumlar olduğu halde, büyükçe bir tepsinin içine çerez, şeker, kına ve antep fıstığı; geneline hediye olarak elbise, ayakkabı hazırlanıp, bir çocuğun başı üzerinde kız evine varılır.Kız evinde kadınlar, gelin kızın yanına giderler ve kına türküleri söyleyerek kızın kınasını yakarlar.Düğün alayı oğlan evine döner, davul zurna kız evinde kalır. Bir müddet sonra kız evi davul zurna eşliğinde "oğlan kınası" nı getirir. Kına, yine mumlarla süslenmiş, üzerinde çerez ve hediyeler olduğu halde, bir tepsi üzerindedir. Yanında sağdıç olduğu halde, oğlanın eline bu kına yakılır.

GELİN ALMA:
Düğünün son günüdür. Bu genellikle Pazar günü sabahta hazırlıklar yapılır. Gelini almaya gelenlere babası kızını teslim eder. Kız eğer varsa bir erkek kardeşinin koluna girmiş olarak evden dışarı çıkar. Oğlan evinden gelenler o anda sevinç gösterileri yaparlar. Düğünün kız evi açısından en dramatik anı bu zamandır. Gelin, oğlan evine girerken eline bir parça yağ verilir. Bu yağ gelin eve girerken tavana sürülür. Bu da " Yağ gibi yapışsın, kalsın" demektir. Ayrıca, gelin, oğlan evine gelirken beraberinde kaşık, çivi, bıçak. gibi şeyleri de getirir. Bu da gelinin "bereketiyle gelmesi " anlamına gelir.

YÖRESEL YEMEKLER:

Kırıkkale mutfağı, klasik Orta Anadolu mutfağıdır. Şehre gelenler geldiği yerlerin yemeklerini yaparlar. Buna karşın zamanla yöreye özgü yemekler de meydana gelmiştir.Bölge tarım, sebzecilik ve hayvancılık ile uğraştığı için yemek çeşitleri de bu yönde gelişmiştir.Kırsal kesimin tamamında ekmek olarak "YUFKA" yapılır. Ayrıca, buna bağlı olarak; Bazlama, Gözleme, Alazlama, Kömbe, Katmer gibi türler yaygındır.Yemekler için, sebze yemeklerinin her çeşidine rastlanır. Fasülye, patlıcan, patates, kabak, lahana. gibi sebzelerin kızatma, haşlama, sulu yemeği ve kavurmaları yapılmaktadır.Et her yemeğe katkı olarak kullanıbildiği gibi, kendi başına yemek türleri de oluşturur. Külleme, Haşlama, kızartma, kavurma en yaygınlarıdır.Hayvansal ürünlerden süt ile yoğurt, peynir her türlü yemeğe katkı maddesi olarak kullanılabiliyor. Ayrıca; çılbır, sütlaç (uyutma). gibi tatlı ve yemeklerde de kullanılmaktadır. Yöremizin diğer yörelerden ayrı özellik arzeden yemeklerden bazıları da şunlardır. Arap Aşı, Batallaş, çürütme (çılbır) hamun işinde: su böreği, mantı. Özellikle bağlardan elde edilen üzümlerden pekmez, çalma, ekşi, ayranlı pekmez, yumurta tatlısı gibi tatlılar yapılmaktadır. Ayrıca ; helva, höşmerim yine tatlı türlerindendir.

Yöreye Özgü Bazı Yemekler
Un Tarhanası : Domates, biber, tuz yoğurt ile birlikte hamur yoğrulur. İki gün mayalanması beklenir. Daha sonra küçük parçalara ayrılarak kurumaya bırakılır. Kuruduktan sonra elle ufalanır ve kalburdan geçilir.
Yoğurtlu Tarhana: Yarma kaynatılıp, soğuduktan sonra, yoğurt ilave edilir. Küçük parçalara ayrılarak serilir ve kurutulur. Pişirmeden önce su içine bırakılarak ıslanıp yumuşaması sağlanır. Ezilerek tencereye konur, su ilave edilir. Pişinceye kadar karıştırılır. Piştikten sonra yağda kızartılmış nane ilave edilir.
Bulama (Katma Aşı) : Ayran içine konan yarma kaynayana kadar karıştırılarak hazırlanır.
Yarma : Sohu taşında dövülerek kabuğu çıkartılmış buğdaydır.
Etli - Mercimekli Bulgur Pilavı : Et ve pilav ayrı pişirilir. Kuyruk yağı eritip içine önceden terbiye edilen etleri bir tencereye konur ve ocağa oturtulur. Suyu çekince ve yağı kalana kadar kavrulur ve sonra kavrulan etin üstü kapatılır. Mercimeği (haşlanmış) suyla 4-5 defa yıkadıktan sonra su dolu bir tencereye koyarak avuç arasında iyece bastırıp ovuşturarak yüzeyde beliren kabukları atılır. Pilavı pişirilecek tencereye tereyağı konularak pembeleşinceye kadar eritilir. Daha önce yıkamış olduğumuz bulgur tencereye konur. Tuzunu ve soğanı ilave ettikten sonra bulgur tane tane oluncaya kadar kavrulur. Daha sonra haşlanmış mercimeği ekleyip bir miktar daha kavurarak sıcak suyunu ilave edip kırmızı biberini ekleyerek pişirmeye bırakılır. Pişen pilav dinlendirilir ve üzerine nane atarak karıştırılır. Sonra geniş bir tabağa pişen pilav dökülür ve yaygın hale getirilir. Kavurma yöntemiyle pişirilmiş olan kuşbaşı et pilavın üzerine yayılır. Soğan, maydanoz, sumak karışımı olan söğüşü kenarlarına dizilir. Biber turşusu ve salatalık turşusu etlerin üzerine serpiştirilir. Sıcak olarak servis yapılır.
Yeşil Mercimek Çorbası : Mercimekle yarma karıştırılarak suda kaynatılır, üzerine yağda kavrulmuş un ilave edilir.
Sızgıt : Kesilmiş et küçük parçalara bölünerek etin yağı ile kavrulur ve kurutulur.
Ekmek Aşı (Guymak) : Yufka ekmeği ufalanarak yağda kavrulur. İçine su ile birlikte salça, sızgıt ve biber ilave edilerek hazırlanır.
Madımak : Toplanan madımaklar bulgur, salça ve etle birlikte pişirilir. Üzerine tereyağı eritilerek, sarımsaklı yoğurt ile birlikte dökülerek hazırlanır.
Pelte : İçine pekmez katılmış una su ilave edilerek pişirilir.
Su Böreği : Unun içine yumurta kırılır, su ile yoğrularak yufka şeklinde açılır. Açılan yufkalar su içinde haşlanır. Haşlanmış yufkalar tepsiye dizilerek üzerine taze yağ dökülür. Peynirle maydanoz karışımı serpilerek pişmeye bırakılır.
Mantı : Yufka halinde açılan hamun küçük kareler halinde kesilir. Bu kareler içine biber, soğan, kıyma, maydanoz karışım konulmak suretiyle suda pişirilir.
Sarığı Burma : Un yağda kavrulur, hazırlanmış yufkalar üzerine serpilir. Yufkalar üzerine serpilir. Yufkalar rulo şeklinde dürülür ve tepsiye dizilir. İki saç arasında kızartılır. Küçük parçalar halinde kesilip, üzerine kaynatılmış şerbet ilave edilerek hazır hale getirilir.
Sütlü : Sütün içine pirinç ve şeker katılarak kaynatılır.

Şıralar
Pekmez : Üzümler bağbozumu denilen zamanda toplanır. Şırahane adlı odanın içinde bir üzümlağ olur. Toplanan üzümler bunun içine dökülür. Üzümlağ betondan yapılmış havuzdur. Üzümler ayakla çiğnenerek şıra haline getirilir. Bu şıra havuzun altındaki bir delikten "bolum" denilen başka bir havuza akıtılır. Buradan alınan şıra da kazanlar izinde ocaklara konulur.
Üzüm çiğnenirken içine beyaz toprak konulur. Bu şırayı kestirmek içindir. Ayrıca şıra kestirildikten sonra tekrar kaynatmak için ocaklara konan şıra içerisine yoğurt da ilave edilir. Kıvama gelene kadar karıştırılarak pişirilir.
Ekşi : Hazırlanan pekmezin toprak konulmadan yapılmış halidir.
Çalma : Çöğen denilen bitkinin kökü kaynatılarak çıkarılır.Bu su, hazırlanmış pekmeze ilave edilir. Karıştırılarak katılaşması beklenir. Çalma'nın siyahı ve beyazı vardır.
YÖRESEL GİYİM:
Kırıkkale insanının giyim kuşamı, gelenekselliğini yörelere göre kısmen sürdürmektedir.

Kadınlarda :
Ayakta papuç, işlemeli, yün örgülü çorap, üç etek çembere, başta yemeni ve üstünde de fes veya başlık dikkati çeker. Bazı yörelerimizde üç eteğin yerini çok renkli şalvar almaktadır.
Kimi yörelerimizde de renkli poşu, oyalı yazma, sırmalı dolamalar, önü altın sırmalı kofiler, çene ve boyun bağları, baştan iki yana sallıntılı kırmızı, yeşil, mavi ziliflik kadın başına güzellik veren süslerdir. Sırtta bürümcük işlik, üstüne şetarı yelek giyilir. Bele ibrişim ya da şal kuşak da süslü giyimi tamamlayan ögelerdir. Varlıklı olanlar bellerine gümüş şavatlı, kabartma tokalı kemer takarlar. Genellikle ipek alaca önlük ya da üç etek giyilir. Ayaklarda tiftikten örülmüş çorap, tongurdaklı kundura ya da altı yumuşak papuçlar vardır.

Erkeklerde :
Kinot pantalon, sivri burun ayakkabı, yelek, yakasız işlik (gömlek) ve ceket giyilir. Ne var ki gerek kadın ve gerek erkeklere özgü ve geleneksel giysiler her geçen gün kaybolmakta ve yerini çağımızın getirdiği çağdaş ve daha basit giysiler almaktadır.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Kırıkkale, halk oyunları yönünden komşu Ankara, Kırşehir, Çorum illeriyle benzerlik gösterir. Halaylar, kaşıklı oyunlar yaygındır. Zeybek bilinmez. Karakeçili ilçesinde halay olarak ; Köprüden Geçti Gelin, Oy Pambığım, Pambığım (Bugün Ayın Işığı), Üç Ayak, Yeldirme, Kaşıklı Oyun olarak da Konyalı, Gel, Gel, Süpürgesi Goruhdan, Ay Doğar Bedir Allap meşhurdur. (ÖZÇELİK 1995; 186-191, yılmaz 1996; 239-240). Ateş etrafında geceleri oynanan Sinsin, bu ilde de yaygındır. Cirit ve Tura oyunları da davul-zurna eşliğinde oynanır.
a- Halay
Kırıkkale yöresinin hakim oyunu halaydır. Halay çekilirken halay türküsü değişik türlerde olabilir. Bir halayın başından sonuna kadar tamamlanması süreye bağlı değildir. Bir saat bile sürdüğü olur. Düğün, şenlik gibi günlerde çekilir. Bu halaylar, kadınlarca da zılgıt ile süslenerek ayrı bir ahenk kazanır.
Halay davul-zurna eşliğinde ağırlama, ikileme, üçleme şeklinde üç aşamada çekilmektedir. Keskin yöresi halayları daha çok ayak ve bel hareketlerine dayanır. Ağır fakat gösterişlidir. Yahşihan, Karakeçili ve Delice halaylarında ise Keskin yöresine göre bazı farklılıklar gözükür. Bu nedenle yörede Keskin halayı daha yaygındır.
b- Sinsin
Sinsin köy meydanlarında yakılan ateş üzerinde atlama oyunudur.
Köy meydanında bir ateş yakılır, ateşin etrafını köy halkı sarar. Delikanlılar kendi aralarında gruplar oluşturur, bu ateşin üzerinden atlarlar. Her defasında ateşin yüksekliği artırılır. Oyuncuların ateşin yüksekliğinden cesaretleri kırılıncaya kadar oyun devam eder.
Gruplardan biri pes edince diğer grup galip ilan edilerek ödüllendirilir.
Sinsin oyunu tehlikeli , tehlikeli olduğu kadar da, cesaret geliştirici bir oyundur.
c- Cirit
Geleneksel bir Türk oyunudur. Bölgemizde bahar, yaz mevsimlerinde ve düğünlerde oynanırdı. Yetiştirilen iyi cins atlar iki gruba ayrılır. Oyuncular ellerine bir metre uzunluğunda onar adet cirit alıp atlara binerler. Gruplar arasındaki mesafe 50 m. kadardır.
Gruplar karşı karşıya gelerek eşleşirler. Oyunculardan herhangi birisi rakibi üzerine at koşturup, uygun bir mesafeden ciritini atar. Rakip oyuncu, kendisine atılan bu ciritten atın sağına veya soluna eğilmek suretiyle sakınır. Cirit rakibe değmiş ise oyuncu oyundan çıkar, eğer değmemiş ise ciriti atıp kaçan oyuncuyu, cirit atılan oyuncu atı ile takip ederek ciritini fırlatır, eğer değerse oyuncu çıkar, eğer değmemiş ise yerlerine geçerler, sıra diğer oyunculara gelir. Böylelikle oyunda tek kişi kalıncaya veya gruplardan birisi tüm oyuncularını kaybedinceye kadar oyun devam eder. Galip gelenler köy halkı tarafından ödüllendirilir.
d- Semah
Semah Hasandede, Haydar Sultan, Koçubaba ve Hamzalı kasabalarında yaygındır. Bağlama ve keman çalgılarıyla nefesler, deyişler, demeler söylenir, semah dönülür.
NELERİ İLE ÜNLÜ:
Silah Fabrikaları, Petrol Rafinerisi
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Kırıkkale, Osmanlı arşiv belgelerinde "Kırık Kal'a" olarak geçmekte olup yöreye 16. yüzyıldan itibaren Oğuzlar -Türkmen boyları iskan edilmiştir. Kırıkkale, Kırık köyü arazileri üzerine kurulmuştur.Kırıkkale adını tarihi kayıtlardan almakta olup halk arasında rivayet edilen "Kırık" ile "Kale" adını irleşmesinden oluştuğu; bunun da Kaletepe'den kaynaklandığı fikri doğru değildir.Kırık köyü, köy statüsünü kaybetmiş olup bugün Kırık köyü Mahallesi adıyla varlığını sürdürmektedir.
15458  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Kayseri Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:23:39 ÖS
ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
DÜĞÜN
Görücü
Evlenme çağına gelmiş genç erkeğin ebeveyni aralarında anlaşıp, oğullarını evlendirmeye karar verirler. Bir erkeğin evlenebilmesi için askerliğini yapmış olması ilk şarttır. Çünkü askere gidip de dönmemek var. Şimdi bile askerliğini yapmış olanlar daha kolay kız bulabilirler. Kızı olan bir aile, kızlarının şehirden ayrılmaması için damat adaylarından talebeliğini bitirmiş olmalarını ve daimi mukim, iş güç sahibi olmalarını isterler. Bu şartlarda olmayıp ta evlenmek isteyen gençler, ailelerine olgun ve ağırbaşlı görünmek istemelerine rağmen, yine de bu dileklerini ebeveynlerine ima ederler. ''Başımı alıp gideceğim'', ''bıktım bu yalnızlıktan'' gibi...
Kayserili 30 - 40 yıl önce, modern, şehircilik başlamadan kaldırımlı dar sokakları olan mahallelerde ''hayat'' tabir edilen uzun avlulu genellikle tek katlı evlerde otururlardı Evlenebilecek yaşta kızı olan her kız evi, sabah erkenden hayatı süpürür, dış kapının önünü, kaldırımları yıkar, O evde kız olduğu hemen anlaşılırdı, şimdi ise büyük apartman dairelerinde böyle belirtiler bulundurmak mümkün değil. Zaten gerek de kalmadı. Çünkü kadınlar artık eskisi kadar dışarıya kapalı ve erkeklerle ilişkisiz değil. Kız evi gelecek görücülere iyi ve temiz görünmeye çalışır Oğlan evi görücüleri ki bunlar: anne, anneanne, babaanne, abla olur, sabahın sekizinden itibaren dünür gezmeye başlarlar, Önünü temiz buldukları kapıyı çalarlar. Kapıyı kız anası açar. Hiç bir şey sormadan misafirleri buyur eder. Ya da görücüler ''misafir alır mısınız?'' diye sorarlar Görücüler döşenmiş temiz odaya alınır. Biraz sonra görücülerin en yaşlısı 'hanım kızımızı görelim'' der, Kız temiz giyimiyle gelir, hiç bir şey söylemeden misafirlerin elini öpüp çıkar. Daha sonra yine en yaşlı misafir su ister. Suyu kız getirir. Misafir suyu ağır ağır içerken, bir kenarda başı önünde ayakta duran kız, baştan ayağa süzülür. Su içildikten hemen sonra başka bir şey ikram edilmeden misafirler gider. Giderken mahalledeki diğer kızların evlerini sorarlar, ev sahibi de tek tek tarif eder. Görücüler gördükleri kızlardan beğendikleri birini almaya karar verirler. Diğer yakın akrabalar da gidip kızı görürler. Hepsi de beğendikten sonra kız ve ailesi hakkında araştırma yapılır. Bu araştırmada namus, iffet. mali durum ve irsi bir hastalık olup olmaması ilk planda gelir. Kızı almak için bir engel görülmezse nadiren kız, oğlana bir fırsat kollanarak gösterilir, Oğlan şiddetle karşı çıkmadığı sürece bu işten pek vazgeçilmez, Zaten erkeklerin çoğu da annelerinin buldukları kıza razıdırlar. Kızı beğendikten sonar, kız evine giderek, Görücü; ''kızınızı beğendik, Allah'ın emri, Peygamber in kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz, Bizim lakabımız, adımız soyadımız şudur. Oğlumuz şu işi yapar, işyeri şurdadır, evimiz şurdadır'' der. Eğer varsa oğlanın Kartviziti ile fotoğrafını da bırakır, Kızın annesi "bize on-on beş gün müsaade edin bakalım'' der Bundan sonra araştırma sır kız evine gelir. Kızın çok yakınları damat adayını araştırmaya başlarlar. Yine araştırılanların başında, namusluluk, mali durum ve irsi hastalık gelir. Her iki taraf da mali durumlarının birbirine çok yakın olmasına dikkat ederler.
Her şey mükemmel bile olsa, bir taraf bir taraftan biraz fazlaca zengin ya da fakir ise, ''uyuşamayız, dengimiz değil'' denilip vazgeçilir. Araştırma sırasında, oğlanın kızı nadiren görebilmesine mukabil, kızın oğlanı görmesi hemen hemen hiç mümkün değildir. Kızın erkek akrabalarının çoğu oğlanı belli etmeden görürler. Hatta kızlarının ilerde rahat etmesi, dayak yememesi için, oğlanı herhangi bir konuda kızdırıp, sinirlilik halini kontrol ederler. Gece hayatına, içkiye, namaza olan alışkanlıklar da önemle göz önüne alınır. Bu araştırmalardan dolayı, evlenecek erkekler, bu devrelerde temkinli olurlar. Sinirli olmamaya giyime ve bilhassa cemaatle namaza özen gösterirler.
Kız evi, alınan müddetin son günü, yakın akrabalarıyla genel bir istişare yaparlar. Müspet ayda menfi cevap kız anasına tembih edilir. Ertesi gün oğlan evi kadınları kız evine gelerek ''nasıl oldu, dünürümüzü gönderelim mi?'' diye sorarlar. Kız evinin cevabı müspetse, kız anası ''Allah yazmış, ne diyelim'' beyanında cevaplar verir. Cevap menfi ise ''kızımız küçük, kusura bakmayın'' der.
Kız yaşlı ve evde kalmış bile olsa, bu cevap reddetme klişesidir. Görücülerin bu gelişinde de kız görünmez. Hatta şerbete kadar oğlan evinden kimseye görünmemeye çalışır. Kız oğlan evi mensuplarınca görülürse, oğlan evi bunu uğursuzluk addeder.
Söz Kesmek Kahve Almak
Kadınlar kendi aralarında anlaştıktan sonra, işe kesinlik kazandırmak için, oğlanın babası, amcası ve bir - iki yakın akrabası hemen ertesi gün kızın babasının işyerine, işyeri yoksa ya da müsait değilse, akşam evine giderler. Kız babası misafirlere oldukça rağbet gösterir, ikramda bulunmak için birçok şey teklif eder. Fakat misafirler ille de kahve içmek isterler. Kızın babasının babası, yoksa annesinin babası hayatta iseler bu bulunmazlar. Kız babası kahveyi dedenin (varsa önce baba tarafı, yoksa anne tarafı dedenin) vermesi için misafirlere çay, meyve gibi ikramlarda bulunur. Misafirler de dedenin varlığını bildikleri için, kahve içmekte fazla ısrar etmezler. Fakat her iki dede de hayatta yoksa, kız babasından kahveyi almadan, yani kahve içmeden gitmezler. Dede varsa hemen ertesi gün yine oğlanın babası, amcası, dayısı, dedeye giderler. Çok önceleri, yanlarına bir de imam ve her iki tarafın tanıdığı, saygınlığı olan birini daha alırlarmış. Dededen yine kahveyi isterler, dede de ısrar etmelerini bekler, böylece güya kızı ağıra satmış olur, Misafirler kahveyi içmeye muvaffak olunca kızı resmen kendilerine bağlamış, söz kesmiş olurlar. Kahveler içildikten hemen sonra varsa imam yoksa bulunanların en yaşlısı Kuran okur, dua eder. Diğer ikramlardan sonra büyük kahvenin günü tespit edilir. Bugün; genellikle en yakın cumartesi günü olur. Türkiye'nin hemen her tarafında kız isteyene ''verdim'' demek ayıp sayılır. Örneğin Baraklar ''verdim'' demez ''he'' der(1 ). Birçok bölgede olduğu gibi Kayseri'de de ''kahve'' verilir. Böylece muhatap, olumlu cevap almış olur.
Kahve
Bu toplantı kız evinde olur. Toplantıya kız ve oğlan evinin uzak-yakın bütün akrabalarıyla, oğlanın arkadaşları katılır. çok kalabalık olur. Kız ve oğlan evi birkaç gün önce akrabalarına haber göndererek ''cumartesi akşamı kahveye buyuracaksınız'' dedirtir. Bu davet yalnız erkekler içindir ve bu davete damat adayı Katılmaz. Oğlan evi cuma veya cumartesi günü öğleden önce gereğinden fazlaca toz şeker ve pastayı, ailenin diğer erkek çocuğuyla, yoksa yakın akrabalardan birinin oğluyla kız evine gönderir. Önceleri kız evi toz şekeri eriterek serbest yapardı. Sonraları toz şekerin yerini hazır meyve suyu, yaş pasta veya rulo pasta aldı, Bu gönderilenlerin arasında kahve yoktur fakat nişanda dağıtılacak olan nişan şekeri vardır, Kız evi hediyeleri getiren çocuğa ya mendil, ya kravat ya da para verir. Akşam namazından sonra bütün davetliler gelmeye başlarlar. ilk önce yaşlılardan başlanarak fincan fincan kahve taşınır. Bundan sonra büyük ve geniş şerbet tepsisi odanın ortasındaki bir sehpanın üzerine konur. Tepsinin içi bardak doludur, üstü bir tülle kapalı, tülün üstünde de bir ipek mendil vardır. Tepsi ortaya gelince bir hafız Kuran okur, çiftlerin mutluluğu için dua eder. Duanın akabinde damat adayının en yakın bekar akrabasından biri tepsiye doğru ilerler, hemen mendili cebine koyar, tülü açıp birine verir. (Bu tül daha sonra sürahiye sarılacaktır). Tepsiyi alıp bir-iki misafire ikram ettikten sonra, kız evine mensup bir gence devreder. Şerbetin ya da meyve suyunun yanında kurabiye, yaş pasta yada rulo pastalarda ikram edilir. Oğlan evi gençleri kız evi mensuplarına farkettirmeden evden bazı eşyaları geri verilmek üzere çalıp damat adayına götürerek bahşiş alırlar. Bunlar; basit bardak, bardak altı, kül tablası olduğu gibi, sedir yastığı, vazo, saksı, sandalye, çerçeve gibi hacimli eşyalar çalmaya muvaffak olanlar da görülebilir. Misafirlere en son şeker ve çikolata ikram edilir. Bu sırada bir sürahi şerbet veya meyve suyuyla doldurularak tüle sarılır, kurdeleye bağlanır. Bu sürahiyi damat adayına veren genç, damat adayı tarafından mükafatlandırılacağı için, sürahi kız evindeyken damat adayının arkadaşları tarafından kapışılır. Misafirler giderken oğlanın babası ve amcası kız evine verilmek üzere, kapıda yolcu edenlerden birine ''kahve parası'' verirler. Verilecek para konusunda daha önce anlaşırlar. Örneğin baba bin Iira vermişse, amca daha az, diyelim beş yüz lira verir.(yıl 1981 )
Dini Nikah
Dini nikah önceleri düğün haftası içinde yapılırdı. Bu yüzden nikahları kıyılmamış gençler de, islam dinince birbirlerine haram ve ne mahrem oldukları için genellikle gerdeğe kadar görüşemezlermiş. Fakat bu anlayış gittikçe kaybolarak günümüzde hiç kalmamıştır. Şimdi dini nikah, söz kesimi ve kahveden sonra yapılıyor. Böylece birbirlerinin helallileri sayıldıklarından, aylarca nişanlılık devresi yaşayabiliyorlar, Dini nikah genellikle kız ve oğlan olmadan onların vekilleriyle yapılır. Vekiller genellikle ikişer erkek olur Vekiller kadınsa, bir erkeğe ilk kadın olması lazımdır. Vekillerin aklı başında ve kötülük yapmak istemeyecek, güvenilir insanlar olması gerekir. Nikahın kıyılması esnasında, daha çok oğlanın düşmanları (kızın da olabilir) gerdek gecesinde oğlanı iktidarsız kılmak için sihir ve büyü yaparak oğlanı bağlarlar. Bu bağlanmalar çeşitli yollardan yapılabilir. Duvara veya tavana çivi çakmak, bir ipi düğümlemek, ağzı açık bir i çakı bıçağını kapamak gibi... Bu gibi büyüsel hareketler hep nikah sırasında olacağı için, nikah kıyan hoca herkesin elini dizinin üstünde görmek ister. Nikahın kıyılacağı zaman ve mekan hoca ve vekillerden başka hiç kimseye bildirilmez. Bu gelenek hala devam eder ve nikahlar gizli kıyılır.

Düzen

1930-35 yıllarına kadar düzeni kız evi düzermiş, daha doğrusu şerbetlik alırlarmış. Zamanla bu iş oğlan evine kaymış. Düzen düzmek demek, kızın nişan günü ve daha sonra giyeceği elbiselerle. diğer aksesuarı (makyaj malzemesi. ayakkabı. terlik, çanta) almak demektir. Önceleri kıza alınan elbiseler 2-3 katı geçmezken şimdi 10 15 kat elbise alınıyor. O zamanlar bu alışverişe damat adayı iştirak etmezdi ve makyaj malzemesinin yerine de 1-2 kemik tarak alınırdı. Düzene: gelin kız, pek yaşlı olmayan 2 - 3 yakın akrabası, kaynana, kaynata, bir evli, bir bekar kadın ve bazen damat adayı da katılarak öğleden önce gidilir. Akşama kadar çarşıda kalınır. Alınan eşyalar normal olarak şöyledir. Siyah ve bordo kadife elbise, jorjet elbise, altı ipek üstü sırmalı elbise, ''dört etek" elbise, çeşitli desenlerde mevsimlik kumaşlar. Son zamanlarda gündüz ve gece tuvaletleri de alınıyor. Yılan derisinden mamül 2 - 3 çift ayakkabı ve çanta, yazlık ve kışlık terlikler, iç çamaşır, sabahlık takım, kombinezon, pijama, 5 - 1 0 çift çorap ve makyaj malzemesi. Bu eşyalar o gün oğlan evine gelir. Oğlan evi yakınları ertesi gün düzene bakmaya gelirler. Bir iki gün sonra da münasip bir genç eşyaları kız evine götürür. Önceden dikilip hazırlanan mantoyu da beraberinde götüren genç, kız evinden para, mendil veya kravat alır. Baraklarda bu alışveriş kızla beraber bütün akrabalarına çok külfetli bir şekilde olurdu.
Resmi Nikah
Resmi nikah genellikle belediye nikah salonunda değil, kız evinde yapılır. iki tarafın yakın akrabaları toplanırlar. Nikah memurları bilinen seyir içinde nikahı kıyarlar. Nikah kıyılırken gelin ve güvey birbirlerinin ayaklarına basmaya çalışırlar. Burada erkek daha müsamahakardır. Nikah memurlarına kutu içinde şeker ikram edilerek uğurlanır. Nikah dan sonra, birbirlerine bir kurdele ile bağlanmış olan nişan yüzüklerini iki tarafın sevip saydığı bir erkek, genç çiftlere takar, alkışlarla beraber kurdelayı keser. Daha sonra misafirlerin çoğu gider. Kalanlar gelin ve güveyle fotoğraf çektirirler. Son yıllarda gelin ve güvey nikahtan sonra taksilerle gezdirilmeye başlandı. Ayrıca nişan için de ayrı bir toplantı yapılmadan nikahtan sonra kadınlar arasında nişan yapılıp, oğlan evinin hediyeleri veriliyor.
Nişan
Önceki sayfalarda ''kahve'' başlığı altında anlatılanlar 30 35 yıl kadar önceleri kadınlar arasında ve ''şerbet" adıyla yapılırdı. Şerbette bir nevi başlık parası olan kızın Mihr-i Muaccel'i ile Mihr-i Mahırı tesbit edilirdi. Kıza takılacak takılar evlenince yine kızla beraber oğlan evine geleceği için. kız evine verilen ve yaygın olan başlık diye anlaşılmamalıdır. Nikah hakkı kadının, boşama hakkı ise erkeğindir. Erkek, kadını boşadığı takdirde Mihr-i Mahır yürürlüğe girer ve erkek kadına tespit edilen miktarda peşin ve taksitle (nafaka) para verir. Önceleri kıza verilen hediye 500 ila 20.000 altın kuruş arasında değişirmiş. Hemen hemen 35 yıllık, hatta daha da fazla bir süredir bu para, beşli diye bilinen Cumhuriyet altını olarak verilmektedir. Son yıllarda da beşlinin yerini gerdanlık, inci, platin veya elmas saatler almaktadır.

Nişan kız evinde olur. Kızın bütün akrabaları, oğlan evinin kıza takı takacak ya da para verecek yakınları toplanırlar. Oğlan evinden bir yaşlı kadın ''gelin kızımızı getirin'' der. Gelin kız yanında bir kız arkadaşıyla gelir. Önce oğlan evi konuklarının, sonra kız evi konuklarının ellerini öper, sonra odanın ortasına gelip durur. Kızın yanına evli bir kadın gelir ve hediyeler takılmaya başlanır. ilkönce kaynananın hediyeleri takılır, Kaynana, altınları kızın yanındaki evli kadına verir, o da takar. Diğer akrabaların hediyelerini de kızın yanındaki kadın, hediyeyi verenin adını yüksek sesle söyleyerek takar. Kız altınları takıp, zarf içinde para olarak verilen diğer hediyelerini de aldıktan sonra tekrar el öperek teşekkür eder. Sonra düzende gelen elbiseleri tek tek giyerek, bir defile gibi gelir el öper. Misafirler giderken gelin kız tekrar el öper. Daha önceleri kaynana hariç diğer oğlan evi yakınları kıza altın değil, halı hediye ederlermiş. Kızın değerli oluşu ve çeyizinin zenginliği, halılarına bakılarak ölçülürmüş. Şimdi yine her kızın çeyizinde birçok halı bulunur.

Nişanla düğün arasına Ramazan Bayramı girdiği takdirde oğlan evi tarafından kız evine kına, yazma, ayakkabı, çerez v.s. gönderilir. Kurban Bayramı'nda ise kız tarafına kurbanlık koç gönderilir. Çünkü kız nişanda birçok altına sahip olmuştur. Bu altınlar kızla beraber oğlan evine geleceğine göre, bu altınlara düşen kurbanı almakta oğlan evine düşer. Düğünden sonraki ilk dini bayram ziyaretinde de kız evi, kızlarına bir ayakkabı veya terlik, damatlarına da gömlek, kravat gibi hediyeler verirler.
Dünürlük çağırma
Dünürlük gezmeleri nişandan hemen sonra başlar. Kız evinin bütün yakınları dünürlük çağırırlar. Kız evinin ve oğlan evinin yakınları da bu davete icabet ederler. 1940 öncesinde bu toplantılar öğleden önce, öğleden sonra ve akşam dahi yapılırmış. Sonraları yalnız akşam yapılmaya başlanmış. Son yıllarda ise yalnız öğleden sonra yapılıyor. Bu toplantılara erkekler katılmaz, yalnız kadınlar arasında olur. Gelin kız her toplantıda, giyebilecek bütün elbiselerini giyerek defilenin tek mankeni olur. Bu toplantılar sonunda iki taraf akrabaları birbirlerini gerektiği kadar tanıyıp, akrabalıklarını pekiştirmiş olurlar.

Düğün safhasının bunun gibi birçok toplantılarında ve düğün haftasının salı akşamı kız kınasında çeşitli oyunlar oynanır. Bu oyunlardan biri ''seke seke ben geldim'' oyunudur. Bu oyunu kız çocukları ve genç kızlar oynarlar. Kızlardan biri görücü, biri de gelin olur. Diğer kızlar, gelini aralarına alarak otururlar. Görücü kız, uzaktan bir ayağının üstünde seke seke gelerek, gruba hitaben; ''seke seke ben geldim'' der. Grup hep bir ağızdan ''sekmeden sefa geldin'' derler . Diyalog şöyle devam eder:

- Annem tuz istiyor .
- Tuzumuz yok,
- Annem kız istiyor.
- Kızımız yok.
- Kızınız nerde?
- Hamamda,
- Çağırın gelsin,
- incisi mercanı üzülür.
- incisinin mercanının yerine bir beşli versek?
- Olmaz,

Görücü kız ''peki'' deyip gider. Tekrar seke seke gelerek aynı sözler tekrarlanır. Görücü kız ''kızımız hamamda'' cevabını alınca ''hamamda yok'' der. "Öyleyse dikenli tarlada'' derler. Görücü kız gider ''uff, ayağıma tiken battı'' diyerek seke seke gelir. Bu seferde 'çamurlu tarla''ya gönderilir. Kız yorgun bir şekilde tekrar gelir gelmez, anası yerine ''ağam (ağabeyim) bir kız istiyor'' deyince, krubdaki kızlar sevinçle aralarında sakladıkları gelini çıkartarak ''al öyleyse'' derler ve oyun biter.

Yemek - Davet
Yemek, oğlan evi tarafından düğün haftasının ilk günü olan pazar günü gündüz verilir. Oğlan evi ilk erkek çocuğun düğününde yemek verir, 2. 3. 4. ... çocuklarının düğünlerinde genellikle yemek verilmez. Fakat çok zengin olanlardan 2. çocuğu için de yemek vermesi beklenir. Düğün haftasından önceki hafta, yemek hazırlıkları yapılır. Önceleri okuyucu kadınlar davetçi olurlardı. Sonraları davetiye bastırılmaya başlandı. Oğlan evi yeteri kadar davetiyeyi hafta içinde kız evine gönderir. Kız evi de kendi münasip gördüğü akraba ve dostlarına dağıtır. Çarşamba yada en geç perşembe gününden itibaren aşçı kiralanır. Ev halkı ve aşçıya yardım edebilecek 4-5 kadın, üç gün içinde (perşembe, cuma, cumartesi) bütün yemekleri yaparlar. Börek baklava büyük sinilerle mahalle fırınında pişirilir.

Pazar günü saat 10 dan itibaren ayrı ayrı saatlerde, ayrı ayrı sofralar düzenlenir. İlkönce bir veya iki sofra kız evinin erkekleri ağırlanır. Sonra davetlinin sayısına göre iki veya üç sofra da, oğlan evi erkeklerine hazırlanır. En son kız evinin kadınlarıyla, oğlan evinin kadınları ayrı ayrı sofralarda yemek yerler. Her sofradan sonra Kuran okunarak, Allah'a hamt ve şükredilerek evin bereketli olması için dua edilir. Yemek, önceleri ''savir'' denilen sofralarda yenirmiş ve ''somalı'' adı verilen peçeteler kullanılırmış.
Yemeklerin veriliş sırasında göre isimleri şöyledir:
1- Kuşbaşı etli, pirinç çorbası.
2- Kızarmış ve haşlanmış et
3- Muska (açma) börek.
4- Muhallebi veya sütlaç.
5- Yoğurtlu yaprak sarması.
6- Baklava.
7- Bamya çorbası.
8- Pirinç pilavı.
Sofranın başından sonuna kadar salata, hoşaf, komposto, turşu hiç eksik olmaz.
Kalın Duası
Düğün haftasının ikinci günü, yani pazartesi günü sabah erkenden oğlan evinin en yakın yaşlı ve genç erkek akrabalarıyla, o güne kadarki törenlere katılamamış dost ve yakınları oğlan evinde toplanır. Misafirler oğlan evine ''kalınınız mübarek olsun'' demeye gelirler. Misafirlere yalnızca şeker ve çikolata ikram edilir. Oğlan evi kalında kız evine gidecek olan şamdan ve hediyeleri hazırlamış, valizlere yerleştirmiştir. Elektrik yaygınlaşmadan önce şamdanda, iri ve renkli mumlar olurdu. Sonraları mumların yerine, uzun beyaz ampuller konuldu. Oğlan evinin hediyeleri genellikle kumaş olur. Geneline 2-3 kat elbise, kız anasına başörtüsü, elbiselik kumaş, kız babasına takım elbiselik kumaş, gömlek, çorap v.s. konulur. Kızın ailesinden diğer fertlere de (dede, anneanne, babaanne, kardeşler, yengeler, yeğenleri bu türden hediyeler gönderilir.

Oğlan evinde herkes toplanınca şamdan yakılır, Kuran okunarak dua edilir. Duadan sonra münasip görülen iki genç, şamdanı ve valizleri alarak kız evine götürür. Kız evinde de yakın akrabalar toplanmış, gelecek kalını beklemektedirler. Kalın gelince yine şamdan yakılıp, Kuran okunarak dua edilir. Biraz sohbetten sonra, kalını getirenler, müsaade alarak giderler. Giderken kız evi, bu iki kişiye gömlek, kravat, mendil, veya havlu gibi hediyeler verirler.
Ceyizaltı
Kalın kız evine geldikten sonra, kızın çeyizi bir odada sergilenir. Buna ''çeyizin ipe çıkması' denir. Gün boyu çeyiziyle uğraşan genç kızlara '' çeyizin ipe mi çıkıyor'' diye Iaf atılır. Çeyizle beraber, kalında gelen hediyeler de sergilenir. Öğleden önce başlayarak, iki tarafın kadınları çeyize bakmaya giderler. Kızın yakınlarından biri devamlı çeyizi tafsilatlı olarak misafirlere anlatmaktadır. Eskiden oğlan evi kadınlı, erkekli genellikle damadı da alarak çalgılı bir grup halinde çeyizi görmeye giderlermiş. Kimseye göstermeden, çeyizden bir parça alıp damada veren damattan bahşiş alırmış. Çeyizin iki taraf akrabalarına da bütün ayrıntılarıyla gösterilmesinin sebebi, ilerde herhangi bir anlaşmazlık ya da ayrılık halinde, kız, malını mülkünü yani çeyizini alıp giderken, şu senindi, bu benimdi gibi bir ihtilafa düşmemek içindir, Çeyizaltına ayrıca ''yük kayması'' adı da verilir,
Gelin Hamamı
Hamama salı günü gidilir. Gelin hamamı, oğlan evinin verdiği yemeğe karşılık olsun düşüncesiyle kız evi tarafından yapılır. Daha önceden kız evi iki taraf akrabalarına sabun gönderir. Sabunun üzerine bir etiketle hamamın ismi yazılmıştır. Hamama girilirken bu sabun, davetliye ve bilet yerine geçer. Hamam kız evi tarafından bir günlüğüne kiralanmıştır. Bu yüzden ayrıca müşteri alınmaz. Hamama gelemeyecek olanlar mazeretlerini belirterek sabunu almazlar. Sabunu alıp ta hamama gelmemek ayıptır. Hamama sabah erkenden gidilir. Kız, hamama gelince gelinliğini giyer. Hamamın bakıcısı natır iki eline mumlar alır, arkasına genç kızlar aralarına gelini de alarak ikişer sıra halinde dizilirler. Şadırvanın etrafında dönerek türkü söylenip, maniler okurlar. Bu sırada oğlan evi kadınlara sepileri saçar.

Oyundan sonra oğlan evi kızı alır, soyundurup ipek peştemala sarar. Omuzlardan birini açık bırakırlar. Kız üşümesin diye de ''fıta'' denilen ipekli bir kumaşla sırtını örterler. Ayağına sedefli gümüş takunya (nalın) giydirilir. Bütün bu işler ve yıkanma süresince kız evinden hiç kimse kızın yanında bulunmaz. Yine sıra halinde türküler söylenerek iç hamama geçilir. göbek taşının etrafında dönülerek oyunlar oynanır. Kız bir leğenin içinde yıkanır. Kız kız evine teslim edilirken ''muhakvakkaten'' diye verilir. Kız, bütün bu seramonilerden mahçup ve mahzundur. Hamamda gelin kıza ve genç kızlara kına yakılır, portakal v.b. meyvelerle turşu yenir. Saçları ağarmış yaşlı kadınlar dahi hamama gelirler ve saçlarına kına yakarlar.
Kız Kınası
Salı akşamı kadınlar kız evinde toplanırlar. Bu toplantıya konu-komşu, eş-dost bütün kadınlar davet edilmeden gelebilirler. Eskiden mutaassıp olmayan bazı aileler çalgıcı tutarlarmış. Şimdi kız kınasında, çalgı çalmak adeti tamamen kaybolmuştur. Gençler aralarında, türküler söyleyip, oyunlar oynarlar. Gelin kızın ve arkadaşlarının ellerine kına yakılır.
Eskiden çeyiz getirmek oldukça zahmetli olurmuş. Atlar veya develer süslenir, oğlan evinden kafileyle gidilirmiş. Kız evi önünde, davul zurnalarla güreşler yapılırmış. Kafile dönerken, başka bir kafileye rastlanırsa, yoldan ilkönce geçmek ve böylece uğur kazanmak için kavga edilirmiş. yaralananlar bile olurmuş.

Çeyiz getirme
Son zamanlarda bir kamyon kiralanıyor, 1-2 taksinin de iştirakiyle çarşamba sabahı kız evine gidiliyor. Kuran ve duadan sonra yaşlılar oturup kahve içerken, gençlerde hamallarla beraber çeyizi kamyona yüklerler Yükleme işlemine kız evine mensup kimse Katılmaz Çeyiz oğlan evine gelince hemen yerleştirilir. Çeyize; düzende kıza alınan elbise ve eşyalarla, nişanda oğlan evi tarafından takılan takılar da dahildir. Önceleri yatak odası takımını yani, karyola, gardrop, komidin, tuvalet masası ve aynası gibi eşya kızın çeyizinde olurdu. Sonraları yatak odası takımı almak oğlan evine layık görülmüş ve şimdi halen böyledir. Kızın çeyizinin büyük kısmı, akrabalarının aldığı hediyelerle tamamlanır.
Erkek Kınası
Erkek kınasına genellikle kına gecesi de denir. Kına gecesi çarşamba akşamı oğlan evinde olur. Çoğu aileler salı akşamı da toplanırlar. Fakat hiç bir merasim olmadan sadece sohbet edilir. Kayseri yerli halkı genellikle İslam dinince yasak ve haram olduğu için çalgılı, köçekli (dansöz) ve içkili düğün yapmazlar. Fakat böyle düğünlere de sık sık rastlanır. Erkek kınası çalgılı ise, genellikle içki de içilir, salı ve çarşamba olmak üzere iki gün olur. Bu toplantıya oğlan evinin bütün akrabaları, yakınları. komşular ve mahallenin bütün erkekleri kendiliğinden davetlidirler. Yeni gelenlere hemen sigara tutulur, su ikram edilir. Bu toplantıda gençler ve yaşlılar ayrı ayrı odalarda otururlar. Yatsı ezanından sonra damat hariç bir grup yaşlı ve genç kız evine giderler. Bu gidiş önceleri at arabaları, faytonlarla olurdu. Şimdi taksilerle korna çalınarak gidilip geliniyor. Eğer çalgı varsa, çalgıcılarla enstrümanlarını çalarak giderler, kız evi kapısında beklerler, dönüşte yine çalgı çalarlar. Kız evinde gençlerin çok olmadığı bir grup oğlan evinden gelecekleri beklemektedir. Misafirler geldikten sonra şeker ikram edilir. Bu şekeri yaşlılar yer, gençler yemeyip ceplerine koyarlar. Önceleri kahve de verilirmiş ve yine gençler kahveden bir yudum aldıktan sonra içmezlermiş, Şimdi kahve ikram edilmiyor. Biraz sohbetten sonra kız evinden yaşlıca biri ev sahiplerine hitaben, oğlan evinden gelenleri kastederek, ''ağaları gönderelim'' der. Oğlan evine mensup yaşlı biri ''acelemiz yok, oturuyoruz gibi cevaplar verir. Bu diyalog bir müddet sonra tekrarlanır. Üçüncü seferde oğlan evinin vekili cevap vermez. O zaman şamdanla beraber çerez tepsisi, bir masanın üstüne konur, Çerez tepsisi ortalama 20 cm, çapında işlemeli, kalaylanmış kırmızı bakır tepsidir, Tepsinin ortasında küçük bir tas, içinde kına, kınanın üstünde de iki tane kırmızı kurdela bulunur. Kına tasının etrafında leblebi, kabuklu fındık, kabuklu fıstık, kızıl üzüm ve paşa şekerinden oluşan çerez vardır. Çerezin üstünde, kına tasının iki tarafında, iki tane ipek mendil bulunur. Şamdan ve tepsi ortaya gelince, şamdan yakılır. Kız evine mensup bir hafız Kuran okur, dua eder. Duadan hemen sonra oğlan evine mensup iki gençten bir şamdanı, diğeri tepsiyi alarak çıkarlar. Arkalarından bütün oğlan evi mensupları ''hayırlı mübarek olsun'' temennileriyle dışarı çıkarlar. Yine arabalarla şehrin içinde gezerek güle oynaya oğlan evine gelirler. Yaşlıların bulunduğu odaya girilir. Şamdan yakılır. tepsi ortaya konur. Burada da bir hafız Kuran'dan kısa bir sure okur, dua eder. Daha sonra şamdan ve tepsi gençlerin bulunduğu bölüme getirilir. Burada yere bir halı serilir. Halının ortasına evli ve olgun bir kişi diz çökerek oturur. Bu şahsın sağına damat adayı, soluna bekar yada nişanlı olan sağdıç oturur. Evli şahıs önce damat adayının sağ elinin ayasına sonra sağdıçın sağ elinin ayasına birer parmak kına sürer, kırmızı kurdelalarla ellerini bağlar. Kurdelalar bağlanır bağlanmaz damat ve sağdıcın arkasında hazır bekleyen gençler her ikisinin de sırtını yumruklamaya başlarlar. Sağdıç, damadı korumakla görevli olduğu için, daha çok yumruk yer. Kına yakan şahıs herkese sırayla avuç avuç çerez dağıtır. Geç vakte kadar oturularak oyun oynanır, sohbet edilir.
Gelin Getirme
Gelin getirme hadisesini, 25-30 yıl önce ve zamanımızda diye iki safhada ayrı ayrı anlatmak daha uygun olacaktır.
30-35 Yıl Önce Gelin Getirmek
Gelin kız çarşamba gecesi arkadaşlarıyla beraber bir odada yatar. Perşembe sabahı kahvaltıda katmer yapıp pastırma ile yerler. Oğlan evi cephesinde ise; damat, evli sağdıcı ve birkaç arkadaşıyla hamama gider. Hamam ücretini damat öder. Hamamdan çıkınca eve gelirler. Evde bir berber, damadı ve arkadaşlarını tıraş eder. Berbere para yerine bir havlu verilir. Tıraş dan sonra, daha önce kız evi tarafından damada gönderilen takım elbise giydirilir. Takım elbise bir çevrenin içinde gelmiştir. Çevre bir nevi bohçadır. Elbiseyi damada, bekar ve anne babası hayatta olan bir arkadaşı giydirir. Mükafat olarak da bahsedilen çevreyi alır. Bu işler öğleden sonra bitmiş olur. Bundan sonra damat, evli sağdıcı ile yalnız kalır. Sağdıç damada gerdek gecesi hakkında bilgi verir.

Tekrar kız evindeyiz; Kız, öğleye doğru gelinliğini giyer arada çalgıcı kadınlar kız evinin yakınlarını eğlendirir. Öğleden sonra saat iki civarında, ekseriya kadınlardan oluşan oğlan evi kafilesi (bazen çalgılarla) gelin kızı almaya gelir. Yengeler içeri girip kızın koluna girerek yakınlarıyla vedalaştırılırlar. Kız dış kapıda annesinin, babasının ellerini öper, kardeşleriyle vedalaşır. Bu arada kız babası, kızının beline kırmızı bir kuşak ya da bir kemer bağlar. Bu, kızın bekaret nişanı, bakirelik belirtisidir. Buna da zaten ''bekaret kemeri'' denir. Kız vedalaşma merasimi başlayınca ağlar. Kızın ağlamaması ayıp sayılır. Kız kapıdayken çalgıcı kadınlar;

Hamamda yunduğum taşlar
Emmi, dayı. kız kardaşla
İşte geldim gidiyorum
Sılamı terkediyorum
Tuz kabını tuzsuz koyun
Anasını kızsız koyan
İşte geldim gidiyorum
Sılamı terkediyorum.
diye yanık bir türkü söyleyerek, kız anasını ve kızın sevdiklerini büsbütün ağlatırlar. Kayseri'de şöyle bir rivayet vardır. Kız anası ve yengelerin kolunda gitmek üzere olar kız, o kadar çok ağlarmış ki; kızın anası dayanamayıp, ''peki kızım, gitme öyleyse'' demiş. Kız, ağlamaklı cevap verirken geleneği ve gerçeği dile getirmiş, ''hem ağlarım, hem giderim''. Kız süslü bir ata veya paytona bindirilir. Yenge alayı, türküler ve çalgılarla şehri gezerek oğlan evine gelir. Kızını yolcu eden ana, hemen odanın bir köşesine bir mum yakar. Buna ''güdür mum'' denir. Bu mum, kendiliğinden sönmeden sonuna kadar yanıp biterse, kızın ve yuvasının mutlu ve huzurlu olacağına inanılır. Koçuyla beraber kız evinden 1-2 kadın da oğlan evine gelir. Gelin anası evinden ayrılınca, hemen bir yastık oğlan evine gönderilip gerdek odasına konur. Yenge alayının yolunu kesip bahşiş almak, hemen her yerde olduğu gibi Kayseri'de de adettir. Koçu oğlan evine gelince, güveyin babası gelinin başına buğday ve bozuk para atar. Bu gelinin yeni evine bolluk ve bereket getirmesi içindir. Atılan para ve buğdaydan ceplerine koyanlar, ilerde zengin olacaklarına inanırlar. Gelin, kapıda kendisini karşılayanların ellerini öper. Kayınbaba gelinin elinden tutarak kapının eşiğinden geçirir. Bu sırada kapının üstünden gelinin 2-3 adım önüne su küpü, çömlek, testi gibi bir şey atılır, Gelin buna tembihli olmasına rağmen yine de irkilir. Bu korkunun; gelinin kendine gelmesi, şuurunu toplaması endişelerinden uzaklaşması gibi faydaları olduğu iddia edilir. Kaynata, gelini kaynanaya teslim eder. Kaynanana gelini kolunun altından başını eğdirerek geçirir. Böylece emirlerine itaat istediğini ve kaynanaya karşı gelinmeyeceğini, kendince geline hatırlatmış olur. Odadan içeri girilirken, kadınlar hep bir ağızdan ''gelin gelin hoş geldin, doğurduğun oğlan, doğradığın kuyruk olsun, ayağın kademli olsun'' diye bağırırlar. Gelin, oradakilerin ellerini tek tek öper. Sonra bir sandalyeye oturur. Kaynana gelinin ağzına duvağının altından şeker verir. Bu şeker, gelin - kaynana kavgası olmadan iyi geçinmeleri içindir. Bir müddet sonra gelin gerdek odasına alınır ve yengelerle sohbet eder. Düğün yemeğini yapan aşçı kadın, bir fincan kahve yaparak geline verir. Gelin kahveyi önce içmez, aşçı duvağının altından bir yudum tattırır. Gelin de aşçıya, babasının verdiği harçlıktan bir miktar bahşiş verir. Sonra kahveyi içer.

25-30 Yıldan Beri Gelin Getirmek
Şimdi bu adetlerin birçoğu değişmiş, birçoğu değişik boyutlar kazanmış, birçok da yeni adet eklenmiştir. Gelin getirme işi son yıllarda şöyle yapılmaktadır. Perşembe günü öğleden önce, yakın akrabaları kızı uğurlamak için kız evine gelirler. Kızın yakın arkadaşları kıza gelinliğini giydirip, kuaföre götürürler. Kuaförden gelindikten sonra, gelinin, ailesiyle fotoğrafları çekilir. Oğlan evi bu sırada bir taksiyi çiçeklerle ve renkli kağıtlarla donatır ve süsler. Taksinin arka camına gelin ve güveyin isimlerinin baş harfleri çiçeklerle yazılır. Arabanın önüne karanfillerden yapılan, bilinen at nalı şeklindeki taç takılır. (Taç, bize hiristiyanlardan intikal etmiş bir adettir.) Önde gelin arabası. arkada 10 ila 40 taksilik bir konvoy halinde, kadınlı erkekli ve genellikle damatta dahil olarak kız evine gidilir. Kafileden damat ve yengeler içeri girerler, diğerleri dışarıda beklerler. Damat elinde bir buket çiçeği gelin kıza veriri. Damat gelinle beraber oradaki kadınların ellerini öpüp vedalaşırlar. Kapıda. aileden olan , diğer fertlerin ve en son kız babasının eli öpülür. Bu sırada iki tarafta bu güzel anları tespit için fotoğraf çekerler. Gelin ve damat. gelin arabasına binerler. Arkalarındaki uzun konvoyla korna çalarak oğlan evine gelirler. Gelirken şehrin ana caddeleri gezilir ve bu arada bir kaç kez konvoyun yolu kesilir. Damat, içinde bir miktar para olan zarflardan yol kesicilere vererek. yolun açılmasını sağlar. Koçuya kız evinden kimse katılmaz. Damat ve gelin arabadan inerken, damadın babası başlarına para sepisi saçar. Bu para eskiden olduğu gibi uğur getirir diye kapışılır. Gelin ve damat kapıdaki büyüklerin ellerini öpüp, alkışlar arasında içeri girerler. İçerde de, önce kaynananın, sonra diğer büyüklerin elleri öpülüp, tebrikler kabul edilir. Bir müddet devam eden fotoğraf çekiminden sonra erkekler dağılır. Kadınlar oturmaya devam ederler. Damat sakin bir yerde sağdıcı ile yalnız kalır. Bu sırada gelin kız da gerdek odasına alınır. Kahve ikram edilir. Akşam yemeğini gelin, gerdek odasında yengelerle birlikte yer.
Gerdek
Adetlerin en çok değiştiği, daha doğrusu yok olduğu düğün kısımlarından biri de gerdek gecesidir. Bu yüzden bu kısmı da ayrı ayrı anlatmak daha münasip olacaktır.
30-35 Yıl Önceye kadar
En yakın akrabalarla yenen akşam yemeğinden sonar, yatsı namazı için camiye gidilir. Yaşlılar önde, damatla beraber gençler de arkadan gider. Camiye gidilirken ve gelinirken 7-8 çocuk ellerinde fener taşır. Elektrik yaygınlaştıktan sonra bile, fenerle gidip gelme yıllarca devam etmiştir.

Aynı camide gerdeğe girecek bir başka damat daha varsa, iki taraf da camiden, diğerinden önce çıkmaya çalışır. Çünkü camiden önce çıkan damadın erkek çocuğu olacağına ve daha mutlu bir hayat süreceğine inanılır. Bu yüzden caminin içinde kavga bile edildiği olur. Bir taraftakiler diğer taraftaki damadın ayakkabısını çalmaya çalışırlar. Sağdıç damadın ayakkabısını korumakla görevlidir. Kavgaya meydan vermemek için, damatlar caminin iki ayrı kapısından aynı anda çıkartılırlar.

Namazdan sonra, cemaatle beraber imam da düğün evine gelir. Damat ve arkadaşları yine yaşlıların arkasında türkü söyleyerek gelirler. Cemaatın camiden dağılmasına yakın bir grup çocuk, evin önünde "alamet" Denilen bir ateş yakarlar. Bu a1eşin gayesi, düğün evinin belli edilmesi ve isteyenin gerdek duasına katılması içindir.

Evin dış kapısı önünde her kez toplanınca, imam gerdek duasını okur. Duadan sonra damat, önce imamın, sonra babasının elini öper. Diğer yakınları ellerini öptürmeden damadı içeri gönderirler. Gerdek odasında gelin yalnız değildir. Oğlanın yengeleriyle, kızın yengeleri vardır. Damat önde, gelin arkada iki rekat namaz kılarlar. Namazdan sonra, damat gelinin duvağını açmak ister, gelin geri çekilerek mani olur. Bunun üzerine damat geline yüz görümlüğü denilen bir hediye verir. Bu hediye bilezik kolye veya başka bir şey de olabilir. Damat hediyeyi verdikten sonra, yengelerden biri gelinin duvağını toplayıp arkasına atar. Bu esnada gelin ve damattan biri erken davranıp diğerinin ayağına basar. Gelinin yüzünü gören damat dışarı çıkar, teşekkür için annesinin ve diğer büyüklerinin ellerini öper. Tekrar odaya girerken sağdıcı tarafından sırtı yumruklanır. Yengelerden biri bir fincan kahve yaparak geline verir. Gelin de müstakbel kocasına sunar. Kahvelerden sonra yengelerden biri genç çiftleri el ele vererek, üç defa " koşa yaşayın" der ve gençleri yalnız bırakır.
30-35 Yıldan Beri
Kültürün artıp, cehaletin azaldığı son yıllarda gerdek gecesi gayet sade olmaktadır. Yine aileye çok yakın 10-15 erkeğin ve sağdıcın katıldığı akşam yemeğinden sonra, yatsı namazı için camiye gidilir. Namazdan sonra imamın, evin önünde okuduğu gerdek duasından sonra, damat imamın ve babasının elini öpüp içeri girer. Annesinin elini de öptükten sonra, gelinle beraber iki rekat namaz kılıp gerdek odasına girer. Artık evde aile fertlerinden başka Kimse kalmamıştır. Gerdek duasından sonra herkes dağılmıştır.

Sabahleyin damadın babası ve erkek kardeşleri, çeyizde kendilerine getirdiği eşyalar için geline bir miktar bahşiş olarak para verirler. Ailece yapılan kahvaltıdan sonra damat, her günkü seyir içinde işine gider.
Kız Arkası
Düğünden, yani perşembe gününden sonraki cumartesi veya pazar günü akşam, oğlan evi yakın akrabalarıyla birlikte kız evine gider. Eskiden damat bu ziyarete giderken ''etek altı'' denilen hediyeler götürürmüş. Bu hediyeler; kaynanaya hırka (triko ceket), entarilik kumaş, kaynataya mushaf, varsa baldızlara yapık denilen eşarp ve mevsim meyveleriyle tatlıdan oluşurmuş. Şimdi bu adet unutuldu. Damat önce kaynananın, sonra kaynatanın elini öper. Çok rağbet gören misafirler, geç vakte kadar otururlar. Misafirler giderken kız evi, damatlarına namazlık halı (seccade), kızlarına da bir altın takarlar. 4-5 gün sonra, kız evi akrabalarıyla birlikte oğlan evine iade-i ziyaret yapar. Bu sefer hediye alışverişi olmaz. Bu ziyaretler yaz mevsimine rastlamışsa, iki tarafta bağda (yazlıkta) göçülü oldukları için gündüz yapılır. Öğle den sonra, ağaçların altında, pehli denilen, güveçte (taş tencerede) yapılan, etli patlıcan yemeği yenir.

Merasim bunlarla da bitmez. Düğünden sonraki ilk bayramda, kız evi, damat ve gelinin ziyaretlerinde kız evi, damatlarına gömlek veya kravat, kızlarına da bir terlik hediye ederler. Kız evi, kızlarının ilk çocuğu olunca 'beşik' denilen bir hediyeyi daha oğlan evine gönderir. "Beşik"de; çocuğa bir beşik, yazlık ve kışlık her türlü çocuk giyeceği, ailenin diğer fertlerine de çeşitli kumaş ve giyecek cinsinden eşyalar bulunur.

NEVRUZ
Nevruz ismi Kayseri yöresinde "navrız" olarak söylenmektedir. Navrız, baharın gelişini temsil eden bir gündür ve bu gün yaşanan mutluluğun bir göstergesi olarak çeşitli eğlenceler ve kutlamalar yapılır. Navrız, baharı müjdeleyen bir çiçektir aynı zamanda. Çocuklar bu çiçeği dağlardan, kırlardan toplayıp bir deste halinde evlerine getirirler. Bazı köylerimizde, navrız çiçeğini toplayıp ailelerine getiren çocuklar, "müjdeli bir haber" getirmiş kabul edilir ve aile büyükleri tarafından para, şeker veya kavurga verilerek ödüllendirilirler.
YÖRESEL YEMEKLER:

Kayseri'nin zengin bir mutfak kültürü vardır. Kayseri adıyla adeta özdeşleşmiş olan pastırma ve sucuğun ünü, yurtdışına taşınmıştır. Nefis yemek çeşitleri arasında "mantı"nın ise özel bir yeri vardır. Günlük softaların dışında, ziyafetlerde ve düğünlerde çok özel yemekler hazırlanır. Geleneksel yaşam tarzının sürdü rüldüğü dönemlerde, beslenme ve tüketim alışkanlıkları günümüzden farklıdır Kent yaşamının insanlara sunduğu olanaklar şüphesiz ki bu alışkanlıkları ve beslenme biçimini değişime uğramıştır. Ancak Kayseri'nin yöresel yemekleri bu değişimden etkilenmeden geleneksel tad ve lezzetlerle softaları süslemektedir.
Pastırma sofralarda aranan ve sevilen, lezzetli bir gıda maddesidir. Pastırma yapımında büyükbaş hayvanlar yeğlenir. Kesimden sonra etler tuzlanır. Tuzlamadan çıkarılan eder bol suda yıkanır ve çengellere asılır. Birbirine değmeyecek şekilde 10-15 gün kurumaya bırakılır. Etler alımsı bir renk aldığında indirilerek bir gün cenderede bekletilir. Ertesi gün çemene yatırılır. Çemenlenen pastırma 4-5 gün içinde konur ve piyasaya sevk edilir. Pastırma imalinde, bir sığırın kesilmesinden sonra, parçalaraayrılan etlerin cins ve yerlerine göre, "arka sırt, dilme, eğrice, kuşgömü, şekerpare" gibi çeşidi isimleri verilir. Kayseri'de pastırma ve sucuğun pazara yönelik olarak yapılmasının yanında, özellikle sucuk evlerde de yapılır.

Pastırmayı ilk yapanların Orta Asya'da Hun Türkle ri olduğu bilinmektedir. Nitekim, Waber Baldaınw isimli Romalı yazar kitabında, Antalyalı Ami anus'un 273-275 yıllarında yazmış olduğu eserinde, Hun Türklerinin bu husustaki adetlerinden şu şekilde bahsettiğini bilinmektedir: "Hunlar yemek tanımazlar, yaban etleri ile atın sırtında, baldırları arasında ezdikleri yan pişmiş eti yerler." Halbuki Macar müzelerinde bulunan Hunlara ait iki cepli at at eyerleri, kurumuş etlerin bu çantalara sokulduğumu ve atın baldırına, vücuduna değmediğini göstermektedir.

Orta Asya'dan batıya akın eden Türk Hun süvarilerinin eyerlerinin çantalara dolduran kuru et konservesi, Anadolu'ya gelerek yerleşen Oğuz Türklerinde pastırmacılığın bulunması ve yüzyıllardır zamanımıza kadar yaşayıp gelmesi, bir gün Orta Asya bozkırlarda yaşayan Türkleri sonbaharda kışa hazırlık olarak tuzlu, kuru ve dumanlı et konserveleri yapmaları, bu yiyeceğin Orta Asya'dan geldiğini göstermektedir. Hayvanların en iyi şekilde ıslah etmiş ve pek çok yeni ırk meydana getirmiş Türkler, hiç şüphesiz ki bunları etlerinden de en iyi şekilde yararlanmasını bile: insanlardır (Özdemir, 1994). Kayseri'de pastırmacılık bit şekilde Orta Asya'dan gelen Türklerle başlamış ve zamanla gelişmiştir. Ünlü Gezgin Evliya Çelebi 17. Yüzyılda Kayseri'den şu şekilde sözetmektedir: "Makulat ve imalata has beyaz ekmeği, lavaşa yufkası, katmerli böreği, lahm-ı kadit namı ile şöhret bulan kimyonlu sığır pastırması ve nilskli et sucuğu bir tarafta yoktur" (Evliya Çelebi, 1970). Evliya Çelebi'nin Seyahat namesi 'ndeki bu bilgilerden de anlaşıldığı kadarıyla, Kayseri'de 17. yüzyılda pastırma imalatı vardı.
Kayseri mutfağı ağırlıklı olarak unlu ve etli besinlerden oluşur. Mantı Kayseri'nin en gözde yemeğidir. Araştırmalara göre 36 çeşit mantı pişirilmektedir. Bunlar arasında en yaygın olan etli mantıdır. önce mı ve su katılarak yoğrulur. Bu yoğurma işi epeyce devam ettikten sonra hamur sertleşme kıvamına gelince hamur tahtası üzerinde bezelere ayrıldıktan sonra oklava ile açılır. Sonra açılan yuf ha küçük kareler halinde kesilir ve içerisine baharatlı et konarak büldilür. "Mantı doldurma" denilen bu işi, kadınlar dayanışma halinde, birkaç kişi birlikte yaparlar. Daha sonra mantılar kaynamış suya atılır ve bir müddet pişirilir. Mantılar dişe yapışmayacak şekle gelince ateşten indirilir. Kevgirden süzülür ve bir kaba boşaltılır. Ayrıca tava içinde yağ ile salça ve bir miktar suyun ilavesiyle meydana gelen karışım mantının üzerine dökülür. Sarımsaklı yoğurt ve sumak ilave edilerek yemeye hazırlanmış olur.
Evlerde en çok tüketilen ve halk arasında "Aşmakarna" tabir edilen yiyecek türü, kesme çorba, erişte ve makarnadan oluşur. Leğenlerde yoğrulan hamur katı kıvama girdikten sonra, yufka haline getirilip çok ince doğranır. Bu hamura yerine göre yumurta da konur. Aşmakarna denilen yiyecekten çorba; azami bir santim uzunluğunda ve bir milimetre kalınlığında olur. Eriştenin boyu ise aynı kalınlıkta olup, beş santimetreye kadar çıkar. Makarna ise bir san timetrekareye yakın bir boyutta kareler halinde kesilir. Kesilen ürünler daha sonra rutubeti gidecek şekilde kurutulur. Aşmakarna kesimi kışa hazırlık olarak yaz sonu veya sonbaharda yapılır. Bu da yine kadmlar arasında dayanışma ile yapılan bir iştir. Yağ, salça ve kıyma konulup pişirilirken, baharatla, özellikle naneyle zenginleştirilen çorba çok lezzetlidir. Makarna da mantıya benzer yöntemle pişirilir. Kaynayan suya atılarak haşlanan eriştenin ise, piştikten sonra suyu süzülür , üzerine tereyağı ve salça karışıma dökülerek yenmeye hazır hale getirilir.

Unlu yiyeceklerden bir diğeri, su böreğidir. Hamur, yufka şeklinde açıldıktan sonra kaynar suda haşlanır. Kaabı, fırınağzı, karın-mumbartlar arasına yağ serpilir, iki kata maydanozlu kıyma konulur. Daha sonra fırında kızartı1w. Kuru börek, tandır böreği, katmer yine ünlü yiyeceklerdendir. Arabaşı, hem yapılması, hem de yenmesi marifet isteyen bir yemektir. Bir ölçek una on ölçek su konularak iyice kaynatılır. Belli bir kıvama geldikten sonra sinilere dökülerek soğumaya bırakılır. Pıhtılaşan hamur, ayrıca pişirilen tavuk etli çorbayla içilir. Bu daha çok çerez türü bir yemektir. Yalnız kış aylarında yenir. Tavuk etli çorbası oldukça fazla biberlidir, limon sıkılır ve genellikle oturmalarda gecenin geç saatlerinde yenilir. Bu yemeğin en önemli adabı, kaşığa büyük parça halinde hamur almak ve bunu çorba tasma batırırken içine düşürmemek ve hamurları çiğnemeden yutmaktır. Hamuru düşürenlere, aynı yemeğin yaptırılması cezası uygulanır.

Güveç Kayseri'nin en gözde yemekleri arasındadır. Toprak güveçlerde, özellikle yaz aylarında sebzeden yapılan bir yemektir. Ana malzemesini, patlıcan, domates, biber, sarımsak ve et oluşturur. Buna patates ilave edildiği de olur. Bunlar katlar halinde döşendikten sonra fırına verilir. Pehli, sulu köfte, pirinçli köfte, saç keb, yağbari, pöç, kovalama, üzüm yemeği etli ve yumurtalı yemeklerin en ünlüleridir.

Tatlılar ise zengin bir çeşide sahiptir. Oklava baklavası, açma baklava, kamış baklava, güllü baklava, fincan ağzı, nevzine, un helvası, telteli (pişmaniye), dut pekmezi, aside, incir dolması Kayseri sofralarını süsleyen tatlılardır. Bunların dışında Kayseri'nin kendine özgü çok çeşitli yemekleri vardır.
15459  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Eskişehir Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:22:58 ÖS
ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
DOĞUM
Doğum bir şenlik, sevinç nedeni olarak karşılanır. Kırsal kesimlerde doğumlar genellikle evde olur. Doğumu ebe yaptırır. Doğum sırasında, ebeye yaşlı kadınlar yardımcı olur. Bebek doğduğu günden itibaren yastığının altına bıçak, makas gibi metal aletler konur. Halk arasındaki inanışa göre, bebeğin etrafına konan bu metaller sayesinde şeytan yaklaşmaz. Çocuğun doğumundan bir hafta sonra adı konur ve kulağına ezan okunur. Ad koyma önceden aile büyükleri tarafından yapılırken, şimdi anne baba, çocuklarına kendileri ad koymaktadır. Doğum sonrası önce geçmiş olsuna, sonra da hediye ile birlikte gözaydına gidilir. Doğum yapan 40 gün evden çıkmaz ve yalnız bırakılmaz. Şimdi bu süre 20 güne düşmüştür. Yarı kırkı denilen bu yirmi günlük sürede bebek yıkanırken soğan kabuğu, sarımsak kabuğu, altın ya da madeni para leğenin içindeki suya konur ve 20 tas su ile bebek yıkanır. Ayrıca kırkıncı günü de aynı işlemler yapılır ve bebek 40 tas su ile yıkanır. Kırk gün sonra gelinin annesine kırk uçurmaya gidilir. Gelinin annesi de bebeğin kundağına yumurta koyar. Ayrıca anneanne tarafından, çocuğun alnına un sürülür. Bu ise çocuğun saçları ağarana kadar yaşaması anlamını taşır. Bunların ardından bebek mevlidi okutturulur. Anne beyaz gecelikler giyer ve kırmızı kurdeleyi saçlarına bağlar. Mevlit okunurken bebekte kundak içinde tüm konukların elinde birer birer gezdirilir. Konukların hepsi bebeği görür.
SÜNNET :
Sünnet töreni başlamadan bir hafta önceki Cuma günü, eş dostun da katkılarıyla sünnet yatağı süslenir ve gelen konuklara yemekler ikram edilir. Sünnet evine bayrak asılır. Yatak süslendikten sonra konuk bayanlar kendi aralarında oynarlar ve bir hafta sonra düğün merasiminde buluşmak üzere ayrılırlar. Sünnet düğünü töreni Cumartesi günü akşam üzeri çalgıcıların gelmesiyle başlar. Sünnet çocuğu giydirilir. İlerleyen saatlerde sünnet olacak çocuğa mumlar eşliğinde kına yakılır ve eğlence gece yarısına kadar devam eder. Pazar günü çocuğun arkadaşları ile birlikte arabalarla şehir turu yapılır. Çocuk arabadan inmeden bir dilek tutar, ailesinden onu ister. Baba ve anne dileğin yerine getirileceğine söz verdikten sonra arabadan iner. Gelen misafirlerin takılarından sonra çocuk eve alınır ve sünnet edilir. Hemen akabinde Mevlit okunur. Gelen misafirlere yemek (genelde pilav) ikram edilir.
Evlenme:
Önceki yıllarda evlenmek isteyen kız ve erkek bunu anne ve babasına söyleyemezdi ve evlilikler genellikle görücü usulü ile olurdu. Şimdi ise gençler kendi eşlerini kendileri seçmektedir. Görücü usulü bile olsa gençler birbirlerini tanıdıktan sonra evlenmeye karar vermektedir.
Kız İsteme :
Oğlan tarafı bir kutu çikolata ile kız evine gider ve büyükler oturup sohbet ederler. Bu esnada kız kahve veya pişirdiği çayı misafirlere ikram eder. Büyüklerden biri Allah'ın emri Peygamberin kavli ile kızı ister. Kız tarafı kızı verecek dahi olsalar düşüneceklerini söyleyerek, kızı ilk dünürlükte vermezler. Kız tarafı kızı vermeye karar verirse, ikinci kez gelmek isteyen dünürleri kabul ederler. Eğer vermek istemezlerse dünürcüleri kabul etmezler.
Söz :
Kız tarafı kızı verirse "Ağız Tadı" denilen söz merasimi yapılır.Oğlan tarafı toplanarak kız evine gelir ve söz yüzükleri ailenin erkek büyükleri tarafından takılır. Söz duası da yapıldıktan sonra misafirlere lokum ve kolonya ikram edilir. Erkeklere mendil veya havlu, kadınlara yazma dağıtılır. Daha sonra kadınlar kendi aralarında oynarlar.
Nişan :
Günümüzde nişan veya söz merasimlerinden sadece bir tanesi yapılmaktadır. Arzu eden her iki merasimi de yapmaktadır. Nişan merasiminde geline abiye bir kıyafet giydirilir. Nişan yüzüklerinin genellikle Belediye Başkanı veya ilçenin ileri gelen bir kişisi tarafından takılması istenir. Eğer bu kişi bulunamazsa bir aile büyüğü tarafından nişan yüzükleri takılır. Daha sonra oğlan annesinin geline yapmış olduğu sandık eşyaları davetlilere gösterilir. Bu adete "çevirgi" denir. Günümüzde sadece takı töreni yapılmaktadır.
Düğün Töreni:
Düğün Cuma akşamı kına gecesi ile başlar. Düğün evinin kapısına Türk Bayrağı asılır. Bu evde düğün olduğu bu bayraktan anlaşılır. Kına gecesinde gelin sarka denilen kadife kumaş üzerine yaldızlı desenler işlenmiş olan üstlük ve şalvardan oluşan giysiyi giyer. Günümüzde genellikle abiye kıyafetler giyilmektedir. Çalgılar eşliğinde oynanıp eğlenildikten sonra sıra kına yakılmaya gelir. Gelinin arkadaşları ve yakınları kına tepsisine mumlar dikerek gelinin etrafında kına türküleri söyleyip dönerler ve gelinin kınasını yakarlar. Gelinin kınasını, anası babası sağ olan bir genç kız ve mutlu evlilik yapmış bir kadın yakar. Gelinin kınalı avucuna kaynanası bir altın veya bozuk para (genellikle bozuk para konulur) koyar. Gelin avucunu yumar ve kınayı yakanlar gelinin avucunu açmaya çalışırlar. Gelinin avucunu açabilirlerse bu altını veya parayı almaya hak kazanırlar. Kına yakıldıktan sonra damat gelini kucaklayarak eve taşır ve böylelikle kına gecesi sona erer. Ertesi gün oğlan tarafı düğün konvoyu eşliğinde, korna çalarak, kadınlar şarkı ve maniler söyleyip el çırparak neşe ile kızı almaya gelirler. Bu arada kız tarafında bir hüzün hakimdir. Gelinin yakınları gelinle tek tek vedalaşırlar. Gelinin oğlan kardeşi eğer oğlan kardeşi yoksa babası gayret kuşağı denilen kırmızı bir kurdeleyi gelinin belini üç kere dolandırdıktan sonra bağlar. Gelinin arkadaşları kapıyı kilitleyerek gelini vermek istemezler. Kayınpeder bu arada devreye girer ve kızlara harçlık vererek kapıyı açmaya ikna eder.Kızın babası kızın koluna girerek gelin arabasına bindirir. Gelinin omzunda Kur'anı Kerim elinde de bir gaz lambası vardır. Bir de gerdek gecesi damatla birlikte yemeleri için haşlanmış bir tavuk ve baklava gelin arabasına konur. İlçenin delikanlıları oğlan tarafından toprak bastı parası isterler. Bu parayı almayınca gelin arabasını göndermezler. Üç aşağı beş yukarı bir pazarlıktan sonra anlaşılır ve düğün konvoyu kornalar çalarak gelini alır götürür. Oğlan evine gelince, gelin arabadan inmez. Gelinin yanında bulunan yengesi gelinin inmelik olarak ne istediğini kayınpederine iletir. Burada ufak bir pazarlık döner ve sonunda iki tarafta tatlılıkla meseleyi çözer ve gelin arabadan indirilir. Gelin arabanın önüne kesilen kurban kanına bastırılıp eve sokulur.Geline,evliliği sağlam olsun diye indiği eve çivi çaktırılır. Bundan sonra damat bereket olması amacıyla buğday, bozuk para, fıstık veya şeker saçar. Daha sonra damat oynatılır ve davetliler damada para takarlar. Damat oynarken nazarlar çıksın diye önünde su dolu bir toprak testi yere atılarak kırılır.Bu günün akşamı tekrar düğün olur çalgılar çalınır oynanır.Ertesi gün düğüne davet edilmiş olan eş dost, akraba ve tanıdıklar hediyelerini getirirler. Bu merasime de takı günü denir. Yine gelenlere yemek verilir. Gelinin çeyizi bir odaya önceden serilmiştir. Gelin gelinliğini giyerek gelen misafirleri bu çeyiz odasında karşılar. Hediyeler bu odada toplanır. (Daha önceleri damat bu günde tıraş edilirdi.) Aynı gün imam nikahı da yapılır. Akşam damat arkadaşları ile birlikte camiye gider.(Damat camideyken ayakkabısının içine yumurta kırmak veya ayakkabılarını saklamak gibi şakalar yapılır.)Yatsı namazını kılar.Daha sonra yatsı namazından çıkan cemaat damadı güvey kapamak üzere evine getirerek kapıda duasını yapar. Damadın arkadaşları sırtını yumruklayarak içeri sokarlar. Bu arada kapının önüne konulmuş olan bir tas suyu damat ayağıyla vurarak döker ve eve girer. Düğün töreni böylelikle sona ermiş olur.
Askerlik:
Askere gidecek gençler, gitmelerine az bir süre kala yakınları tarafından yemeğe davet edilir. Gencin cebine harçlık koyup, hediyeler verirler. Arkadaşları ile birlikte eğlenceler düzenlerler. Gideceği gün akraba ve komşularını gezerek helalleşir. Aynı gün tüm akraba ve arkadaşları tarafından davul ve zurna eşliğinde asker ocağına uğurlanır. Gencin akrabaları vedalaşma sırasında harçlık olusun diye cebine para koyarlar.
Ölüm:
Komşuların karşılıklı dayanışmasını ortaya çıkaran bir olaydır. Böyle durumlarda, genellikle ölenin yakınlarına hiçbir iş yaptırılmaz. Ölü evinde üç gün yemek pişmez. Cenaze alayı çok kalabalık olur. Duyan herkes cenaze namazına katılmayı sevap ve ödev sayar. Kabristandan gelen halka lokma ve helva ikram edilir. Kadınlar yedi gün boyunca ölü evinde Tebareke Sûresini okurlar. Evde veya camide kırkıncı ve elli ikinci günüde mevlit okunur.
Bayram Adetleri : Bayram telaşı arife gününden başlar. Arife günü hamur yoğrulur ve yağda pişirilir. Komşulara ve fakirlere dağıtılır. Kabristan ziyareti yapılır. Bayram sabahı her ailenin erkeği bayram namazına gider. Evde çocuklar ve kadınlar giyinirler ve erkeklerin camiden çıkmasını beklerler. Ailenin reisi kapıda karşılanır. Aile içinde önce büyüklerle, sonra küçüklerle bayramlaşılır. Anne ve baba varsa dede, nine evde gelen gidenleri bekler, onlara ikramda bulunurlar. Çocuklar ve gençler akrabalara, komşulara ve tanıdıklara giderek bayramlaşırlar. Büyüklere şeker, baklava, çay, kahve; çocuklara ise çeşitli yemişlerden ikram edilir. Çocuklar da ellerinde tuttukları naylon torbalara bunları doldururlar.
Hıdrellez :
Yeşile olan tutkudur hıdrellez. Bu büyük halk bayramını karşılamak için daha güneş doğmadan on binlerce Eskişehirli çay ve dere kıyılarına, kırlara akın eder. Törensiz, programsız içtenlikle kutlanan bu şenliğin tarihi 6 Mayıs'tır. 5 Mayıs gecesi ateşler yakılır. Yakılan bu ateşten en az üç kez atlanılır. Ateşten atlarken dilek tutulur. Eğlenceler yapılır. Hep birlikte çalınır, söylenir, oynanır. Yapılan bu eğlenceler geç saatlere kadar sürer. Diğer eğlenceleri görmek için gruplar halinde gezintiye çıkar. 6 Mayıs sabahı erkenden çay ve dere kıyılarına gelinir ve bu sularla yüz yıkanılır. Piknik yapılır. Sabahın alaca karanlığında söğüt dalları ile birbirlerinin başına vuran gençler nasiplerinin açılmasını, muratlarının yerine gelmesini dilerler. Bahçe kapılarına yeşillikler asılır. Gençler niyetleri yazılı kağıtları porsuk çayına atarlar. Büyükler niyetlerini gül dalının altına koyarlar. Ayrıca hıdrellez dolayısıyla çeşitli oyunlar tertiplenir. Bunlardan biri "Küpten kader çekme oyunudur." Akşamdan hazırlanan içi su ve yeşillik dolu küpün içine herkes, bilezik, toka gibi madeni şeyler atar. Küp bir gül ağacının yanına konur. Sabah kır eğlencelerinden dönülünce, küpün başında toplanılır. Mani söyleyecekler hazırlanır. Küpün başındaki çocuk elini içeri uzatır. Ne denk gelirse çeker. O sırada ilk mani söylenir. Çocuğun tuttuğunu küpten çıkarmaz. Mani biter bitmez elindekini çıkarır. Böylelikle kişinin niyeti ortaya dökülür. Hıdrellez; yalnız Hızır ile İlyas'ın buluştuğu anı görebilmek için insanların kırlara koşuşması değil, biraz da yeşile özlem ümitlerinin doğuşu, kadere inanış, geleneklere bağlılıktır.

YÖRESEL YEMEKLER:

Toğga Çorbası: Et suyu ile pirinç kaynatılır. Yumuşayınca ayrı bir kapta un, yumurta ve yoğurt suyla ezilerek çorbaya katılır. Kaynayınca tereyağ, kımızı biber ve nane kızdırılarak dökülür. Aynı çorba göce kaynatılarak yapılırsa göce çorbası adını alır.

Miyane Çorbası : 2 çorba kaşığı kadar tereyağında 1.5 kahve fincanı ölçüsünde un hafif kavrulur. 4 bardak tavuk suyu, bu una yavaş yavaş eklenir. Karıştırılarak kaynatılır. Tuzu konur. Limon sıkılarak içilir yada çorbanın üzerine çiğ domates rendesi konur.
Düğü Köftesi Çorbası : Düğü, tuz ve un hamur yapılır. Fındıktan biraz ufak elde yuvarlanır. Yağda kıyılmış biberler hafif kavrulur daha sonra domates rendesi ilave edilir, biraz çevirdikten sonra 1 yumurta kırılır ve karıştırılır ve üzerine kaynar su ilave edilir. Kaynayan suya hazırlanan hamurlar salınır. 10 dk. beraber pişirilir ve servise sunulur.
Tutmaç : Ayıklanıp yıkanmış olan yeşil mercimek biraz suda iyice haşlanır. Üzerine 4 bardak su veya et suyu ilave edilerek kaynatılır. Kaynamakta olan mercimeğe iki su bardağı erişte (ev makarnası) ilave edilerek pişirilir, kabarmaya bırakılır. 4 çorba kaşığı tereyağ veya margarin eritilerek yarpız içine atılıp kavrulur ve yemeğe dökülür. İki diş sarmısak katılıp üzerine yoğurt ilave edilip karıştırılarak servis yapılır.
Bamya Çorbası : Bamyalar 1 peçete arasında ovulur. (Kenar kılçıklarının çıkması için) 1 tencere üzerine çıkacak kadar su konur. Bir tutam tuz atılıp yarım saat haşlanır. İplerinden sıyrılıp hazırlanır, kuşbaşından küçük doğranmış etlerde ayrı bir kapta haşlanır soğan yağda pembeleştirilir. Sulandırılmış salça ilave edilir, 1 taşım kaynatılıp et suyu dökülür kaynamaya başlayınca limon suyu dökülür. Haşlanmış bamya ve etlerde dökülür. Tuz koyup yarım saat pişirilir. Servise hazırlanır.
Harşıl : Ispanak yıkanıp süzülür ve haşlanır, haşlanmış ıspanak püre haline getirilir, yoğurt ince kıyılmış taze soğan ve çerkez tuzu ilave edilerek karıştırılır, bu karışım ıspanakla karıştırıldıktan sonra haşlanmış iki adet yumurta ile süslenip servise sunulur.

Kelem Dolması (lahana Dolması) : Lahanalar bir tencerede tuzlu suda erimeyecek şekilde haşlanır suyu süzülüp sıkılır. 1 cm. eninde boyuna ince şeritler halinde getirilir. Ayrı bir kapta soğan rendelenir. Kıyma, bulgur, salça, tuz, karabiber ile bir avuç su katılarak içi yoğrulup hazırlanır. İçten fındık büyüklüğünde parçalar alınıp şerit haline getirilmiş lahanalara döndürerek sarılır. Pişeceği tencerenin dibine acı biber çıtlatılıp yerleştirilir. Dolmalar dizilip kenarlarına sarmısaklar konur. 1 su bardağı su konup kısık ateşte pişirilir.
Katlama Böreği : Un, yoğurt, sıvı yağ, su ve tuz karıştırılarak yumak haline getirilip dinlendirilir. Biraz un ve nişasta ile tavlanıp, yedi pazı (yufka) açılır. Açılan her pazı yağlanır. Sonra bu pazılar rulo haline getirilir ve birer parmak arayla kesilir. Kesilen hamurlar tekrar açılır ve bol yağda kızartılır. Kabarması için de göbek kısmına kaşıkla hafifçe vurulur. Piştikten sonra üzerine bir miktar toz ya da pudra şeker ilave edilerek servis yapılır.
Çerkes Sofrası (Abısta) : Süt ve su büyükçe bir tencereye konularak tuz ilave edilip 90 derece kaynatılır, kaynar suyun içerisinde mısır unu ilave edilerek tahta kaşıkla kaynatılmak suretiyle pişirilir. Karışım sertçe bir hamur haline gelinceye kadar pişirildikten sonra sofraya alınır ve yuvarlak bir şekilde sofra üzerine yerleştirilir, ortası kaşıkla oyulduktan sonra içerisine tereyağı konulur, etrafına çerkes peyniri dizilir ve ayrı bir tabak içerisinde önceden hazırlanan çerkes tavuğu ile birlikte sıcak olarak servise sunulur.
Yufkalı Büryan (Börek) : Piliç haşlanarak, kemiklerinden ayrılarak, iri olarak parçalanır. Diğer tarafta zeytinyağında önce bademler kızartılarak bir tabağa alınır. Soğan aynı yağda sarartılır. Haşlanmış pirinç ilave edilerek 1-2 dakika karıştırılır. Tavuk suyu 3 bardak ilave edilir. Pilav gisi pişirilir. Suyunu çekince üzerine diğer iç malzeme eklenir. (et, badem, baharat). Yoğrulan hamur baklava usulü nişasta ve un ile tek tek açılarak ve araları yağlanarak 4 yufka tepsiye kenarları taşırılarak döşenir. Ortasına hazırlanan iç konur. Diğer 4 yufka buruşturularak, üstüste yağlanarak konur. Alttan taşırılan yufkalar kenarları kıvrılarak kapatılır. Üzeri yağlanır. Sıcak fırında üzeri pembeleşinceye kadar pişirilir. Sıcak olarak servis yapılır.
Arabaşı : Una su ve tuz katılarak bulamaç halinde pişirilir. Tepsiye dökülüp, dondurulur. Küçük küçük kesilir, tepsinin ortası açılır. Bir tas içinde tavuk suyuna limon ve acı biber konur. Yerken hamur, tavuk suyu ile beraber çiğnenmeden yutulur.
Mercimekli Bulgur Pilavı : Soğan ince doğranır, tereyağında pembeleştirilir. 1 yemek kaşığı salça ve domates rendesi de eklenir. Et suyu konur. 1 ölçü su, 1 ölçü bulgur göz önünde bulundurularak, su kaynayınca bulguru atılır. Tuz, karabiber konur. İnmesine yakın içine haşlanmış mercimek, bir su bardağı ölçüsünde eklenir.
Düğün Pilavı : 1 ölçü pirinç tuzlu sıcak su ile haşlanır, bekletilir. Öte yandan tavuk yada kuşbaşı et haşlanır, pişirilir. 1 avuç nohut haşlanır, hazırlanır, Pirinçler bol suyla yıkanır. Tencerede tereyağ eritilir, yağ kızınca pirinçler içine atılır, kavrulur. Sonuna doğru nohutlar, en son etler yağda kavrulur. Pirinçler parlayınca 1 ölçü pirince 2 ölçü su ölçüsünde et suyu konur. Tuz, karabiber, türlübahar konur. Hafif ateşte demlendirilir.
Haşhaşlı Gözleme : Un, su, tuz ile kulak memesi kıvamında hamur yoğrulur. Kavrulmuş, çekilmiş haşhaş sıvı yağla inceltilir. İçine biraz tuz konur. Hamurdan elma büyüklüğünde bezeler yapılır. Oklavayla, çok ince olmayan 25-30 cm. çapında yufka açılır. Üzerine hazırlanan haşhaş sürülür. Bir kenarından başlayarak ve aralara da haşhaşlı karışım sürülerek 3-4 kat olarak katlanır. Aynı işlem enine olarak da yapılır. Böylece kare biçiminde, katı bir gözleme elde edilir. Bu gözleme, oklavayla, kare biçimi korunarak açılır. 20x20 cm. büyüklüğüne ulaşır. Toprak saçta, meşe odunuyla, yağlayarak, orta ateşte yavaş yavaş pişirilir.
Mercimekli Mantı : Un, tuz, 1 yumurta ve suyla hamur yoğrulur. Yufka açılır. Kareler şeklinde kesilir. İçine haşlanmış mercimek, tuz, karabiber karışımı konur. Her kare ayrı ayrı mantı biçiminde kapatıldıktan sonra yağlanmış tepsiye dizilir. Ocağın üzerinde çevire çevire altı kızartılır. Sonra üzerine kaynayan su konup pişirilir. Sarmısaklı yoğurtla servis yapılır. Üzerine yağ gezdirilir.
Ağzı Açık : Yukarıda anlatılan katmer hamuru son kez iyice açıldıktan sonra kareler şeklinde 10x10 cm. boyutunda kesilir. İçine haşlanmış mercimek, tuz, karabiber karışımı konur. Karenin iki kenarı, dikdörtgen olacak biçimde kapatılır. Alt ve üst kenarları açık kalır. Bunlar, yağlanmış tepsiye dizilir. Fırında pişirilir.
Çiğbörek(Çibörek-Şırbörek) : Kırım tatarlarına özgü olan yemeklerin başında gelmektedir. Un, su, tuz karıştırılarak hazırlanan hamurun içerisine, soğan, baharat ve kıyma ile hazırlanan iç konulup kızgın yağda kızartılır.
Met Helvası : İsmini, met(çubuk) ve aşık kemiği ile birlikte oynanan bir sokak oyunundan almıştır. Met Helvası, met oyunu sonucunda yenilen tarafın uzun kış gecelerinde helva çekmesiyle oluşan bir geleneğin ürünüdür. Özel karışımlı bir hamurun şekerle birlikte lifli hale dönüştürülmesi ile oluşur.
Boza: Sarı mısırın suyla kaynatılarak mayalandırılması daha sonra soğutularak süzülüp şekerle karıştırılarak birkaç gün bekletilmesiyle oluşan içecektir. 1955 yılında özel karışımlı bozalarına Kara Kedi Bozacısı adıyla patent alan firmanın merkezi köprübaşı caddesindedir. Çevre illerden bile boza almak isteyenler görülür.
Göbete : İlk önce un maya kullanılmadan yoğurt ve margarinle yoğrulur. Elde edilen hamur ikiye ayrılır. Hamurun yarısı açılarak siniye yerleştirilir. Daha önceden hazırlanan iç malzeme, kavrulmuş kıyma, karabiber ve haşlanmış pirinç hamurun üzerine sürülür. Hamurun öteki yarısı ise iç malzemenin üzerine serilir. Hamurun kenarları birleştirilir. Üzerine yumurta sarısı sürülür. Hamur baklava dilimleri haline geldikten sonra tepsi içerisinde fırında pişirilir.

YÖRESEL GİYİM:
Bölgedeki yerleşim yerleri ve coğrafi konum nedeni ile giyimde değişiklikler gözlenmektedir. Eskişehir, Ege, Marmara ve İç Anadolu Bölgelerinin kavşak noktasındadır. Bu konumundan dolayı çevre bölgelerden Ankara, Bilecik, Kütahya ve Konya giyiminden etkilenmeler görülür.Bölgedeki yerleşim yerleri ve coğrafi konum nedeni ile giyimde değişiklikler gözlenmektedir. Yöredeki kadın giysileri genel olarak ağır esvap diye adlandırılır.
Yörede giyilen giysilerin hemen hemen tümü cepken-şalvar biçimindedir. Cepkenler biçim olarak birbirinden farklılık göstermesine karşın, şalvarlar biçim olarak birbirinin aynıdır. Sadece kumaş ve işleme olarak birbirinden farklılık gösterir. Yörede giyilen giysiler ile göçmen olarak yöreye yerleşen muhacirlerin getirdiği giysiler, biçim olarak, hatta motif olarak oldukça benzerlik göstermektedir. Rumeli giysilerinin yapımında atlas kumaş daha çok kullanılmıştır. Atlas, yüzü ipek, tersi parlak yüzlü, düz bir kumaş türüdür. Üzerine işleme yapılmaya çok uygundur. Bursa ipeklileri içinde kırmızı ve yeşil renkli atlaslar çok değerlidir. Osmanlı sarayında kışın giyilen giysi ve kürklerde atlas çok kullanıldığından kış mevsimine sarayda "Atlas Mevsimi" denmiştir.Tüm giysiler birbirini andırmaktadır ve bunların en değerlisi, en çok seçileni sarka-pesent'tir.
Sarka-Pesent : Biçim olarak birbirinden fazla bir farklılık göstermemelerine karşın motif işlemelerine göre değişik çeşitleri vardır. Genelde sarka altına giyilen işlemeli şalvara pesent denir. Bu şalvara çakar, don, kasnak da denmektedir. Sivrihisar yöresinde sarka altına Sefavıl (sevai) şalvar giyilir. Giysiler arasında en ağır işli olan cepken modelidir. Uzun kollu ve önü açıktır. Yörenin değişik alanlarında motif, renk (kırmızı, mor, lacivert, vişne çürüğü, siyah) ve işleniş açısından farlılık gösterir. Sözgelimi merkezde giyilen sarkalarla, Sivrihisar yada İnönü bölgesinde giyilenler farklıdır. Bir de İzmir Sarkası denen örneği vardır. Pesent, eskiden adı kasnak olan bir şalvar modelidir. Sarkadan bir iki ton açık bordo ipekten yapılır. Kırmızı ve pembe renkleri de vardır. Pesentin tümü sim, pul ve boncuklarla işlenmiştir. Tüm desen aynı motifin yan yana sıralanmasından oluşmuştur. Motifin ortasına yeşil ipek aplike edilmiş, etrafına sim tırtıllarla çiçek ve yaprak desenleri işlenmiştir. Bunun çevresinde ise blonga iğnesi tekniği ile işlenmiş yaprak ve dal motifleri vardır. Motifin büyük dallı yapraklı ve çiçekli kısımları mavi, beyaz, sarı, yeşil, pembe kordonlarla birbirine tutturularak dantel gibi hazırlanan bordür geçirilmiştir. Kumaş önce astarla duble edilmiş, nakış ondan sonra işlenmiştir. Daha sonra pesentin içi beyaz mermer şahi ile astarlanmıştır. 8-10 metre kumaştan yapılır.
Eskişehir'de geleneksel erkek giysileri potur, dokuma gömlek ve cepken ' dir. Seyitgazi İlçesi Kırka yöresindeki giyim kuşam diğer yörelere göre biraz farklılık göstermektedir. Yörenin geleneksel erkek giyimi zeybek giysisidir. Zeybek giysisi eskiden yörede yaz, kış giyilen bir günlük giysiymiş. Siyah ve mavi renkte olanları varmış. Bunlar dimiden yapılırmış. Alta, dizlere kadar örülmüş yün çoraplar giyerlermiş. Bu giyimle ilgili bir gelenek de donun paçalarına,ilgi duydukları kızların ördükleri oyaların çekilmesiymiş. Zeybek giysisi eskiden günlük bir giysiyken, bugün bir tören giysisi durumundadır. Zeybek oyunu oynanırken giyiliyor.
Sivrihisar'da Sarka don,uzun entari, maher, futa,bindallı gibi tamamen Sivrihisar işi kıyafetler bulunmaktadır.Bu kıyafetler özellikle düğünlerde, özel günlerde giyilmektedir.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Eskişehir yöresi halk dansları yerleşim evreleri, yöre halkının yapısı ve coğrafi konumun gereği değişik karakterler gösterir.Tür olarak karşılaştırıldığında erkek ve kadın dansları ayrı nitelikler taşımaktadır. Erkek dansları "Kaşıklı Zeybek" türü özelliği gösteren danslardır. Kadın dansları ise "Kaşıklı Karşılama" türü danslardır. Kadın danslarında zeybek adıyla oynanan danslar türün özelliklerini taşımazlar. Sözgelimi danslarda çok az daire yapılır. Dansçılar genellikle karşı karşıya oynarlar.Genel olarak Eskişehir yöresi halk danslarında zeybek ve kaşık danslarından etkilenmeler söz konusudur. Başka bir deyişle yöre dansları doğudan batıya, güneyden kuzeye geçiş özelliği gösterirler.
Anadolu insanının dansları üzerinde, İslamiyet'in etkisiyle kadın ve erkek birlikteliğinin kısıtlayıcı etkisi pek görülmemesine karşın, Eskişehir yöresinde bu etkilenme açıklıkla görülebilir. Eskişehir yöresinde bu güne kadar derlenmiş bütün danslarda kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı oynadığı görülmektedir. Müzikteki benzerliğe karşıt olarak dans uygulamalarında hiçbir benzerlik yoktur.Genel olarak kadın danslarında farklılık gözlense de birbirlerinden etkilenmeler söz konusudur. Bu etkilenmede coğrafi konumun özellikleri de yadsınamaz. Sözgelimi <Yoğurdum Var > oyunu bugün Afyon, Kütahya ve Bilecik'te ayrı ayrı varyantlarla oynandığı gibi, Bilecik ve yöresinde erkekler tarafından da oynanabilmektedir.
Erkek danslarında ise genel tür özelliklerinin zeybek olmasının yanı sıra kadın danslarındaki gibi farklı dönem özelliklerinin saptanması söz konusu değildir. Olsa olsa coğrafi konum gereği Kütahya ve Bilecik yöresi etkilenmelerinden söz edilebilir. Bunun nedeni kadın danslarının, kapalı toplum içerisinde kadının yapısı gereği etkilenmeye ve değişmeye açık olmayışıdır. Erkek danslarında ise bu etkilenme ve değişme daha hızlı ve belirgin olabilmektedir.
Kadın Dansları:
Mendil Elindeki Mendil
Yoğurt Yoğurdum Var Yeşil Meşil
Goc'öküz 'Goc'öküzün Dizindedir Dermanı
Zeybek Entarisi Kırmızı
Düz Oyun ' Çeşmeler Yaptırdım
Kırka Kadın Zeybeği Zeybek Derler Adına
Ters Oyun Sel Önüne Söğüt Diktim Bir Sıra
İndim Dereleri Yarelem
Kahveyi Kavururlar
Kara Kuş Gara Guşum Havada (Galtınma)
Erkek Dansları:
İnönü Karşılaması Yoğurdum Var
Galkı da Vermiş Atatürk Zeybeği
Kralın Kızı
Keklik Zeybeği
Eskişehir Zeybeği
Kırka Zeybeği
Küstüm Kesik Çayır-İnce Çayır
Halkalı Şeker
Sultan Seccades

NELERİ İLE ÜNLÜ:
Lületaşı, Porsuk Çayı, Midas Tapınağı, Anadolu Üniversitesi, Yunus Emre Türbesi, Tarihi Odun Pazarı Evleri, Yazılıkaya Frig Vadisi ( Midas Kenti ), Uyuz, Çifteler ve Yarıkçı Hamamları, Çatacık Ormanları ve Mesire Yeri, Eti Bisküvileri, İnönü Planör Kampı, Sivrihisar Ermeni Kilisesi
İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?
Eski adı Doylaion'dur. 1080 yılında Türkler burayı ele geçirdi. 1175 yılında burasını Bizans geri aldı. Kılıçarslan bu şehri daha sonra geri alınca, ona "Bizim eski Şehrimiz" anlamına gelen Eski Şehir adını verdi.
15460  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Türk Kültürü / Çankırı Gelenek Ve Görenekleri.. : Aralık 21, 2008, 01:21:59 ÖS
ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ
DOĞUM

Doğum zamanı yaklaşınca evin her tarafı temizlenerek güneş gören odalardan birisi süslenir. Çocuk doğduğunda göbeği kesilerek tuzlanır. Tuzlama işlemi yapılmadığı takdirde çocuk büyüdüğünde vücudunun kokacağına inanılır. Kundaklama sırasında çocuğun göbeğine kül konularak bir çeşit mikroplara karşı koruma uygulanır. Eskiden çocuğun altına toprak serilir ve en az bir yaşına kadar ara bezi kullanılmadan sarılırdı.
Çankırı'da eskiden beri yaygın olan bir gelenek, doğumdan sonra annenin başına bir kırmızı kurdele, çocuğa da kırmızı bir başlık geçmektir. Perilerin kırmızı rengi çok sevdiği, bu sebeple de kırmızı giyenlere bir zararının dokunmayacağı inancından hareketle yapılan bu uygulama bugün de görülmektedir. Çocuğun yatak ucuna bir mavi (gök) boncuk ve altın "Maşallah" takılır. Doğan çocuk erkekse hemen babasına haber verilir ve yakın çevresindeki insanlar bir iki gün bayram yaparlar. Kız doğduğu takdirde doğum olayı fazla önemsenmeden geçiştirilmeye çalışılır. Bir gün sonra yakın akrabalar ile komşular çocuk ziyaretine gelerek yakınlık derecelerine ve ekonomik durumlarına göre altın takar veya bir kutu şeker getirirler. Çocuk ziyaretine gelenlerin temennileri "oğul yaşı uzun olsun, Allah analı babalı büyütsün, kısmeti bol olsun, aklı üstünde büyük adamlar olsun, anasına, babasına hayırlı büyüsün" şeklindedir. Evde helva yapılır ve ilk olarak doğum yapan anneye ikram edilir. Ayrıca gelen ziyaretçilere sıcak Loğusa Şerbeti ikram edilir. Ziyaretçiler ziyaret bitiminde çocuğa nazar değmernesi için üzerlerinden ya da başlarından kopardıkları herhangi bir şeyi annenin yanına bırakırlar. Nazar değdiğine inanılan çocuk için de tütsü yakmak, kurşun dökmek gibi işlemler uygulanır. Doğan çocuk Al Basmak inancından dolayı kırk gün yalnız bırakılmaz. Kırk Basmaması için yeni doğum yapmış kadınların çocuğu görmesine izin verilmez. Anne, üç gün boyunca Kavurma Bulamacı da denilen un çorbası ve helva ile beslenir.
DÜĞÜN

Günümüz Çankırı'sında köy ve kasabalarında çok önemli değişikliklere uğratılmamış düğün adetleri hakkında derli toplu bilgileri Merhum Hacı Şeyhoğlu Hasan Üçok'un, 1930, 1931, 1932 yıllarında Çankırı'da neşredilmiş ve Duygu Gazetelerindeki tefrika edilmiş yazılarından öğrenebilmekteyiz.Bu kaynaktan öğrendiklerimizi, günümüz Çankırı'sında yaşayan düğün adetlerinin şekli ile yer yer mukayese ederek sunacağız. Aslında elli sene önce kaydedilen düğün adetleri ile bugünün Çankırı'sında yaşayan adetler, genel hatları ile birbirlerinin aynısıdır. Lakin, bilhassa para yönü ağır basan ve aşırı masrafı gerektiren motiflerin, zaruri olarak terkedilmiş olduğu da bir gerçektir. Düğünlerde İlk Teşebbüs:
Evlenme çağına gelen Çankırılı delikanlının anası, oğlu için aradığı münasip gelin adayını bulunca, bu durumu kocasına iletir. Bugün de aynı durum geçerli olmakla birlikte, daha çok oğlan bulduğu kızı anasına, anası da kocasına anlatmaktadır. Bunun üzerine, kızın kendisi ve ailesi hakkında lüzumlu araştırmalar yapılır, bilgiler toplanır. Kız, yapılan araştırmalar neticesinde ahlaken, bilgi ve beceriklilik bakımından münasip görülürse dünürlüğe karar verilir. Köy ve kasabalarda bu durum geçerli ise de, şehir merkezinde kız ve oğlanın tanışarak anlaşarak evlenmelerine daha sık ratlanmaktadır. Daha sonra, araya bir aracı konarak kızın anasına haber verilir. Kız anası da kocasına söyler, ağabeyi varsa onun da görüşü alınır, durum oğlan tarafına haber verilir. Bunun üzerine, kız tarafı ilk olarak normal bir masrafla alınabilecek takı ve eşyaların listesini oğlan tarafına duyurur. Eskiden bu listede beş adet beşibiyerde kulplu altın, iki çift elmas küpe, iki elmas yüzük, iki elmas iğne, iki çift gümüş nalin, iki gümüş kemer, iki kaftan, iki Bağdat dokuması ipek çarşaf, iki hamam takımı, iki çift potin kalüş yer almakta idiyse de, bugün bunların çoğu istenmemektedir. İstenilenler sadece nişan yüzüğü, bilezik ve kolye ile altın zincir gibi takılar ve eşyalar olmaktadır. Diğer istekler, daha sonra belirlenmektedir. İstekler, oğlanın ailesi tarafından da kabul edilmişse söz kesilmiş demektir.
NiŞAN
Oğlan evi tarafından kabul edilerek alınan eşya ve takılar, kız evine gönderildikten sonra bir Cuma günü nişan yapılır. Nişan günü, oğlan tarafının kadın ve kızları ile bir de defci davet edilir. Defci çalmağa başlar. Her iki tarafın davet edilen kadınları oyun ve eğlencelerini birkaç saat kadar sürdürdükten sonra, ortaya bir kat elbiselik kumaş serilir. Bu kumaş, oğlan evi tarafından getirilen ziynet eşyaları ile birlikte, gelin kıza elbiselik olarak getirilmiştir. Gelin olacak kız içeriye girince, elebaşılık eden kadınlar "Allah aşkına maşallah deyiniz, nazar değmesin" diye ihtarda bulunurlar. Gelin kız, yerde serili kumaşın üzerine gelip ayakta durur. Getirilen yüzük parmağına takılır. Diğer mücevherler de elbisesi üzerine iliştirilir.
Bunlardan sonra gelin kız, önce oğlan tarafının (annesinden başlamak üzere) ellerini öper. El öpme sırasında, getirilen özel hediyeler de takılır.

Şimdi ise (daha çok şehir merkezinde) bu nişan merasimi, oğlan ile kızın, davet edilen her iki taraf akrabaları huzurunda ve kız evinde, birbirine kırmızı bir kurdele ile bağlamış nişan yüzüklerinin, hatırı sayılır bir akraba veya eş-dost tarafından takılması şeklinde yerine getirilmektedir. Nişan merasimindeki eğlence ve hediye vermeler de, bu esnada yapılmaktadır.
Şerbet içilmesi:
Genelde kısmi değişikliğe uğramasına rağmen, şerbet içilmesi de şu şekilde olur: Kadınlar tarafından nişan töreni yapılmadan bir iki gün evvel ailenin durumuna göre erkekler tarafından da tören yapılır. Törende dualar okunur ve şerbetler içilir. Şerbet içme adeti sadece kadınlar arasında yapılmaktadır ve özellikle "darısı başına olsun" dilekleriyle, genç kızlara içirilmektedir. Kadın ve erkekler arasında bu şekilde nişan töreni tamamlandıktan sonra, kız oğlan tarafına geçmiş sayılırdı ve bugünden başlamak üzere oğlan anasına gelinlik etmeğe başlardı. Gelinlik etmekten maksat, gelin olan kızın kaynana ve kayın babasına kat'iyyen yüksek sesle söz söylememesidir. Mecburi bir durum olursa, çok hafif bir sesle konuşabilmesiydi.

Gelin kız her nerede oğlan tarafından bir kadınla karşılaşsa, onların ellerini öper. Yanlarında hiç kimseyle konuşup eğlenemez... Aksi takdirde, gelin hakkında hiçte hoş olmayan dedikodular bir anda yaygınlaşır. Ancak, gelinlik etme adeti günümüz Çankırı'sında genellikle kasaba ve köylerinde bu şekildedir. Merkezde ise gelin kızlar sözlüsü veya nişanlısı ile el ele-kol kola gezebilmekte, eğlenebilmektedir.
Nikah
Çankırı'da nikah töreni yahut düğün, eskiden şu şekilde yapılmaktaydı:
Mahalle bekçisinden, imamından, muhtarından başlayarak diğer yetkililere bahşiş ve harçlar verildikten sonra, mahalle imamına hitaben izinname çıkartılırdı. İzinname"de "... mahallesi imamı efendi, badesselam inha olunurki... nam bikri ile evlenmesine canib-i şer'i şerifeden izn-i şer'i lahık olundu vesselam.." tarzında beyan bulunurdu, izinnamede, "Mihr-i müeccel" ve "mehr-i muaccel" diye tespit edilmiş iki yer bulunurdu. "Mihr-i müeccel" nikah bedeli, "mehr-i muaccel" de erkeğin vakti olmayıp ta geline ait mücevheratı ve diğer eşyaları ileriki bir zamanda yapılmak üzere adet ve miktarının bedeli demekti. Bu durumları beyan eden hususlar, izinnamedeki tespit edilen yerlere yazılırdı. Ölüm veyahut başka bir surette ayrılık vaki olur ise izinnamedeki yazılı hususlar, kadının hakkı olarak gerekirse mahkeme hükmü ile alınırdı.

İziinnameler, mahalle imamları tarafından muhafaza edilerek saklanırdı. Nikah duasına mahallenin ulema ve diğer sayılır kişileri davet edilirdi. Kızın bir vekil iki şahidi, oğlanın da aynı şekilde bir vekil, iki şahidi davetliler arasında bulunurdu. Nikaha başlanmadan önce imam efendi tarafından, yapılacak veya yazılacak birşey olup olmadığı sorulur, varsa şayet, yapılır veya yazılırdı.Nikah miktarına gelince, öteden beri nikah miktarı pazarlık suretiyle yapılması adet idi. İmam Efendi meclisin ortasına oturur, sağ tarafına oğlanın, sol tarafına da kızın vekil ve şahitleri otururdu.Kız tarafına hitaben "İsteyiniz bakalım.." derdi.
Bu şekilde kız tarafı ile oğlan tarafı arasında, imam efendi hakemliğinde sürüp giden pazarlık sonucunda bir bedel tespit edilirdi. Miktarın tespitinden sonra nikahın aile kuruluşunda esas olduğunu beyan eden bir Hadis-i Şerif okunur herkes diz çöker, ellerini açık olarak dizlerinin üstüne koyarlardı. Yalnız imam efendi elinin birisini kapalı olarak dizinin üstüne koyardı. Sebebi ise nikah esnasında oğlan evinin düşmanları büyü yapılabilir düşüncesiydi. İmam oğlanın vekiline hitaben üç defa:"-Allah'ın emriyle, Peygamberin kavliyle, filanın kızı filan hanımı, kendi tarafından vekaleten filan efendiye asaleten alıverdin mi?..." diye sorardı. Oğlanın vekili ise "Alıverdim" diye cevap verirdi. İmam efendi de, bunun üzerine "Ben de akdi nikah eyledim." deyip elini açar ve uzunca bir dua okurdu. Daha sonra orada bulunanlara şerbet verilir, artan şerbet de uygun görülen yerlere gönderilirdi. Kız tarafı da bir tepsi baklava ve hediye ile karşılıkta bulunurdu. Kurban bayramlarında arife günü kız evine kurban göndermek adetten idi. Buna da, kız tarafı baklava ve diğer hediyelerle karşılık verirdi.
Bugün:
Çankırı'daki nikah ve düğün adetlerinin eskiye karşılık, bu adetlerin pek çok yönü, günümüzde bazı değişikliklere uğramıştır. Bu değişikliklerin en önemli sebebi, hiç şüphesiz ki, artan ihtiyaçlar ve her yönden sağlanan sosyo ekonomik değişim ve gelişmelerdir. Günümüz Çankırı'sında nikah akdi, resmi ve imam nikahı olmak üzere iki ayrı safhada yapılmaktadır. Resmi nikah, daha çok düğün merasimi ile birlikte yapılmaktadır. Ekonomik zorluklar ve bir de zamandan tasarruf etme kaygısının tabii bir neticesi olarak düğün merasimi şekline dönüştürülmüş olan resmi nikah (belediye nikahı) işlemi, genellikle Belediye Nikah Salonu veya benzeri bir yerde yapılmaktadır. Belediye Evlendirme Memurluğu tarafından tayin edilen gün ve saatte, nikah salonunda "nikah ve düğün merasimleri" yapılacağı, matbu halde bastırılan davetiyelerle eş-dost ve akrabalara önceden duyurulur. Davetliler, nikah saatinden 15-20 dakika önce salona gelerek yerlerini alırlar. Hemen ardından da damat tarafından gelin, salona getirilir. Gelinle damat, nikah saatine kadar bir süre, davetlilerin bulunduğu salondan ayrı bir odada bekletilir ve nikah esnasında yapacakları işler hakkında, nikah memuru tarafından kısa bilgiler verilir.
Nikah memuru ile gelinle damat tarafının şahitleri salondaki masada yerlerini aldıktan sonra, gelin ve damat kol kola salona girerler. Salondaki davetliler, ayağa kalkarlar ve gelinle damadı alkışlarlar. Masaya vardıklarında önce gelin, şahidinin karşısındaki sandalyesine oturur, damat da kendi şahidinin karşısına oturur.

Belediye nikah memuru, varsa tebrik ve telgrafları okur. Ardından da, Medeni Kanun'un ilgili maddesine göre Belediye Başkanınca kendisine verilen yetkiye dayanarak nikahlarını kıyacağını yüksek sesle duyurur ve önce kıza, sonra da oğlana ayrı ayrı;
"-Filan kızı filan... falan oğlu falanı kocalığa kabul ediyor musun?",
"-Filan oğlu filan... falan kızı falanı, eş olarak kabul ediyor musun?.." diye sorar.
Kız ve oğlan yüksek sesle "evet" dedikten sonra, önce kız, ardından da oğlan, deftere imza atarlar. Şahitler de imza attıktan sonra, evlendirme memuru her ikisini de yüksek sesle "karı-koca" ilan eder. Bunun üzerine damat, kızın ayağına basarak duvağını açar. Davetliler alkışlarlar.. Nikah tamam olduktan sonra, gelinle damat, salonun çıkış kapısında durarak, davetlilerin tebriklerini kabul ederler. Davetlilerin tebrik işi bittikten sonra, kız ve oğlan tarafı, hep birlikte hatıra fotoğrafları çektirirler. Bu iş de tamam olunca konvoy halinde şehir dolaşılarak oğlan evine ulaşılır.
İmam Nikahı:
Dini nikah da denilen imam nikahı, ya resmi nikahtan veya gerdeğe girmeden hemen önce yapılır. Bu nikah işleminde, eskiden olduğu gibi izinnameler yoktur. Günümüz Çankırı'sında dini nikah, kızla oğlanın birbirlerini görmelerinde bir mahzur bulunmamasını sağlamak için nişandan hemen sonra da yapılmaktadır. Yine bugünkü Çankırı'da düğün merasimlerinin bir başka bölümü daha vardır: Resmi nikah ile birlikte düğün salonunda yapılanların haricinde, üç gün önceden kız ve oğlan evlerindeki şenliklerdir bu bölüm... Bu şenlikler genellikle Cuma günü kadınlar arasında başlar. Kına gecesi ve son günün gündüzüne kadar devam eder. Kız evinde şenlikten sonra kadınlar arasında mevlid okutulur. Kına gecesinde oğlan evinde ise, "Baş Donanması" yapılır.
Baş Donanma:
Bu adet, eskiden daha teferruatlı ve geniş bir şekilde yapılmakta iken, bugün tam olarak uygulanamamaktadır. Öyle ki, ekonomik durumu yerinde olmayan aileler, külfetli olduğu için her yönüyle mükemmel ve geleneklere-göreneklere uygun bir düğün yapamadığı gibi, durumu yerinde olan zenginler ise, düğünlerini balolarla yapmayı tercih eder olmuşlardır. Günümüz Çankırı'sında Başdonanması, genel olarak Yaran Sohbetleri'ndeki şenlik vb. oyunlarla renklendirilen bir hal almıştır. Bu da her yıl kış mevsiminde yapılması gereken ama çeşitli sebeplerden dolayı ihmal edilen Yaran Sohbetleri'ne, yeni nesillerin özleminden kaynaklanıyor olsa gerek.. Oğlan evinde baş donanması yapılırken, kız evinde de kına yakılır.
Kına Yakma:
Oğlan evinde baş donanma yapıldığı saatlerde kız evinde kına yakılma şöyle olur: Kız evi yakınları yatsı namazından evvel gelerek kız evinin büyük olan odasında belli bir yere otururlar. Oğlan evi tarafından gelenler ise ayrı oturur. Defçi kadınlarla birlikte türkü söyleyenler de bulunur. Yatsı vakti sonunda oğlan tarafından olan kadınlar, oğlan evinde toplanır. Toplu halde kız evine giderler. Oğlan tarafından giden kadınlar, çok süslü giyinmeye itina gösterirler. Bu kadınlardan ikisi, ellerinde tepsiler içinde her çeşit kuru yemiş ile birlikte kınayı da götürürler. Eskiden bu gidiş, özel bir tören şeklinde idi ise de, şimdilerde gayet sadeleştirilmiş ve normal hale getirilmiştir. Kına gecesinde eski adetlerden kalanlar, çerez yemek, oynamak ve kına yakmak üzere çok az sayılacak motiflerdir. Havai fişekler atılması ve oldukça yüklü miktarda para masrafını gerektiren diğer motiflere de rastlanılır. Oyunlar oynandıktan, çerezler yendikten sonra yaşlı ve becerikli kadınlar, dua ve ilahiler okuyarak, gelini evin ortasına oturturlar ve törenle kınasını yakarlar. Daha sonra oğlan evinden gelen kadınlar evlerine giderler. Kız evinde kalan gelin kızın arkadaşları, ona arkadaşlık ederek sohbet ederler.
Gelin Çıkarma:
Çankırı'da gelin çıkarma adedi, geçmiş yıllardaki duruma bakarak, günümüzde bir hayli değişikliliklere uğramıştır. Diğer gelenek, görenek ve adetlerde olduğu gibi, masraftan kaçmak ve günün icaplarına aslını bozmadan uyabilmek kaygısı ile uğratılan bu değişik gelin çıkartma adetlerinin dün ve bu günkü hâlleri şu şekildedir. Kına gecesinin ertesi günü, gelin çıkartma merasimi yapılır. Sabahleyin erkenden, oğlan evinin her tarafı temizlenir. Eski tantana, şaşaa yerine bir sükunet çökerdi. Oda tarafında, güveyi ile yanına gelen bir kaç genç arkadaşından başka kimse kalmazdı. Davullar bir yandan ağır ve dertli havalar çalarken, öte yandan da kuşluk vakti (öğleye doğru) güveyinin gireceği hamam temizlenerek hazırlanırdı. Hamamda saz takımı şen havalar çalar ve aynı zamanda güveyi ile arkadaşları hamama giderlerdi.

Öğle ezanı okunduğu zaman, bir gün öncesinden okuyucular vasıtasıyla yapılan davetler üzerine oğlan evi tarafı oğlan evinin önünde, kız evi tarafı da kız evi önünde toplanırdı. Oğlan evi tarafından bindirilen 20-30 kadar süvarinin (atlının) önünde davullar zurnalar çalar, köçekler oynayarak kafile (gelin alayı) yola çıkardı. Daha önceden çeyizi götürülen katırların iki katı süslenmiş hayvanlar, kafileyi takip ederdi. Sağdıç ta aynı şekilde süslü bir ata bindirilir ve gelin getirmek için hazırlanan arabalar, arkalarında yüzlerce seyirci ve davetli ile kız evine giderlerdi. Kız evine varmadan yolda sancakların önü kalabalık olurdu bazen Çankırı cadde ve sokaklarına sığmaz hale gelirlerdi.Bu şekilde kız evi önüne varırlardı. Kız evi önünde toplanan kalabalığa, kız evi tarafından şerbetler dağıtılırdı.
Kuşak Bağlama:
Gelin, babası evinden çıkarken, avluda en yakın akrabalar ve bir de hoca bulunurdu. Gelini avlu ortasına dikerler, en yakın akrabasından ve zenginlerden birisi, gelinin beline bir kuşak veya gümüş kemer bağlardı, gelinin beline kuşak bağlayan kişi, kendi kesesine göre, gelinin cebine para da koyardı. Orada bulunan hoca dua eder, duasından sonra gelin orada bulunanların elini öperdi. Gelin, bineceği ata (veya arabaya) kadar iki tarafına kilimler gerilerek, kimseye gösterilmeden götürülürdü. Gelin, en yakın ve yaşlı akrabasından iki hanımla birlikte arabasına biner, diğer arabalara da diğer kadınlar binerlerdi. Gelin tarafının çeyizi, oğlan tarafının hazırladığı çeyizle aynı kıymette olurdu. Her iki tarafın çeyizlerinin yüklenmesi için 20-30 kadar katır hazırlanırdı
.
Bazen süslü bir rahlenin üzerine Kur'an konur ve sırmalı örtülerle örtülürdü. Bu rahle ön tarafta ve başta götürüldü ki, gelin kızın okuma bildiğine işaret gösterilirdi. Çeyiz, her katırın üzerine telli oda takımları, kilimler, halılar örtülmek suretiyle yüklenir ve herkesin gözleri kamaştırılmak istenirdi.Gelini taşıyan vasıtalar, at, tahterevan, tatar arabası, lando veya yaylı arabalar gibi vasıtalar idi. Bu halde kafile (düğün alayı) giderken mezarlık civarına gelince dururlar ve davul zurnalar susturulur Fatihalar okunurdu.
Yastık Götürmek:
Gelin çeyizi yükletildiği ve gelin alayı hareket ettiği sırada gençlerden birisi bir köşe yastığını kaçırıp hamama götürürdü. Güveyi, yastığı götüren gence bahşiş verir ki, bu bahşiş gelinin evden çıkartıldığı, ve yola koyulduğu haberinin bahşişidir. Gelin alayı şehrin merkez mahalle ve caddelerinden geçerler. Alay geçerken önlerine ipler gerilir ve düğün sahibinden bahşişler alınır. Bu şekilde gelin, yeni evine getirilir. Oğlan evinin büyükleri ve yakın akrabaları yanlarında bir imam ile evin önünde beklerler. Gelin eve girince dua edilir. Gelin, önce kayınbabasının ve büyüklerinin ellerini öper, kayınbabası ve akrabaları, gelinin başına kuru yemişle karışık bozuk para serperler. Bu paralar oradaki çocuklar tarafından kapışılır ki, uğur ve bereket sayılmaktadır. Gelin, hazır edilen odaya alınır.
Güveyi Girişi :
Gelin, oğlan evine geldikten bir kaç saat sonra, kız evi tarafından hazırlanan baklava ve etli yiyecekler getirilir. Bunları getirenlere de bahşişler verilir. Bu yiyecekler sadece gelin ile damat beye aittir.
Hamamdan çıkarılan damat, yatsı namazına camiye götürülürdü. Namaz çıkışında, eve bir haberci gönderilir (Çok önceleri bu haber, fişek atılarak duyurulurmuş). Gelin odasına iki bardak şerbet hazırlanırdı. Gelin hanım, duvağı örtülü halde, odanın bir tarafına dikilirdi. Orta yerde bir yatak, bir tarafa da seccadeler serilirdi. Oda ortasına serilen bu yatak, gündüz kim serdi ise o kişi tarafından kaldırılırdı. Güveyi kapıya geldiğinde, imam dua ederdi. Güveyi yaşlıların elini öperdi. Bu sırada kapı açılır ve güveyi süratle içeri girerdi. Çünkü gençler tarafından güveyinin sırtına yumruk vurmak adettir. Güveyi acele davranmazsa epeyce yumruk yerdi. Güveyi gelinin bulunduğu odaya girer. Orada gelinle birlikte bekleyen yenge, gelinin duvağını açar ve ikisini el ele tutuşturarak çıkardı. Güveyi ve gelin, ilk önce seccadenin başına giderek iki rekat hacet namazı kılarlardı. O gece edilen duaların mutlaka kabul olunduğuna itikat edilirdi. Namaz kılınıp, dualar edildikten sonra kalkarlardı. Oğlan bir köşeye oturur, kızı da yanına alırdı. Kıza bir kaç soru sorardı. Kız cevap vermezdi. Oğlan, önceden hazırladığı söyletmeliği (elmas veya altın yüzük vb) verirdi. Bunu verince kız da konuşmağa başlardı. Güveyi daha sonra gelinden su isterdi. Gelin, önceden hazırlamış olduğu şerbetleri verir ve birlikte içerler ki içilen bu şerbet ağız tatlılığına, yani tatlı dilli ve güler yüzlü olmağa işaret sayılırdı. Sonra kız evinden gönderilen yiyecekler yenilirdi...

SÜNNET
Her ailenin, erkek çocuğu sahibi olduktan sonra ilk telaşı, çocuklarını sünnet ettirmek, kaygısıdır. Bu hal ve kaygı, İslami bir adet olarak yaşanmaktadır. Çankırı'da yaşayan sünnet adetleri, bundan yarım asır öncesinde çok büyük masrafla yapılan ve debdebesi bol düğünler şeklindeydi. Büyük oranda şekil değişikliğine uğratılmış ve mümkün olduğu kadar az masrafla hatta her ailenin kendi maddi durumuna göre yaptığı sünnet düğünleri günümüzde şöyle cereyan eder: Çankırı'da sünnet düğünleri genellikle sonbahar mevsiminde yapılır. Çünkü bu mevsim, her aile için bir çok telaşın son bulduğu ve her şeyin bol olduğu bir mevsimdir.

Düğün öncesinde, sünnet olacak çocukları için evlerde birer yatak (Karyola veya somya) süslü olarak hazırlanır. Çocuk tek ise tek yatak, bir kaç tane ise bir karyolaya üç dört çocuk yatırılır. Ev, bir bayram yeri gibi süslenir. Sünnet edilecek çocuk için hazırlanan düğüne, matbu olarak yapılmış davetiyeler ile eş dost ve akrabalar çağrılır. Davetlilere pilav, ayran asıl olmak üzere, ailenin durumuna göre yemek ziyafeti verilir. Yemekten sonra mevlid okutulur, ilahiler söylenir. Çocuklar ise, alınlarında "maşallah" yazılı ve özel olarak hazırlanmış sünnet elbiseleri giydirilmiş vaziyette, arabalarla şehirde gezdirilir. Ki bu hal çocuğu sünnet olmağa iyice alıştırır, ısıtır diye kabul edilmektedir. Sünnet olacak çocuklar, evde hazır bulunan sünnetçi önüne getirilince, hafızlar tarafından "aşr-ı şerif" okunur, fatihalar okunur. Bir yandan da dışarıda davul zurna veyahut başka çalgılar varsa çalmaya devam eder. Bu esnada çocuk veya çocuklar sünnet edilir. Çocuk ağlamaya başlarsa, hemen açılan ağzına bir parmak bal sürülür (bu eskiden yapılmakta idi ki şimdilerde yapıldığına pek rastlanmıyor). Kısaca anlatmaya çalıştığımız sünnet düğünleri, genel olarak Türkiye'nin bir çok yerinde benzer adetlerle yapılır. Çankırı'ya has olan sünnet düğünü motifi ve unsurları ise, yukarıda izah ettiğimiz şekildedir.
Ölüm
Ölen kişinin çenesi ve ayakları bağlanarak üstüne bıçak, makas vb. konur. Akrabalarına ve komşularına haber verilir. Ölüm gece olmuşsa sabaha kadar başında beklenir. Bu arada ölü evinde yas tutulup, ağıtlar yakılır. Cenaze yıkanırken minarelerden "Sela verilerek" ölüm olayı duyurulur. Yıkanma ve kefenlenme işleminden sonra tabuta konulan cenaze eller üstünde camii yanındaki musalla taşına götürülür. Tabutu eller üstünde taşımanın sevap olduğu inancından hareketle herkes cenazenin taşınmasında görev almaya çalışır. Ölümün yedinci, kırkıncı ve elli ikinci günlerinde Kuran okunur ve dualar edilir.
YARAN
Çankırı Yaran'ını yani sohbet alemlerini anlatmaya geçmeden önce, bu sosyal müessese ile irtibatı olduğu bilinen Ahilik müessesesinden birazcık bahsetmenin yerinde olacağını zannediyoruz.
İnsanların birbirlerine kuvvetle itimat etmeleri ve birbirlerini dil, din, ırk ve mezhep ayrımı gözetmeksizin sadece "kul", "insan" oldukları için sevmeleri gibi temel kaidelere dayanan Ahiliğin, pek çok bakımdan Çankırı Yaranı ile alakalı olduğu bilinir.

Şöyle ki; Ahiliğin, bilinen altı şartı vardır. Bu altı şart, "açık" ve "kapalı" olmak üzere ikiye ayrılır. Açık olması gereken "alın, kalp ve kapı" dır. Ki, alın açıklığından, başkalarının yanında yüz karası bulunmamak, kalp açıklığından her insana sevgi beslemek, kapı açıklığından da kendisine yardım istemeye gelen ve muhtaç olan herkese kapısını açık tutmak kasdedilir. Kapalı olması gerekenler ise "el, dil ve bel "dır. El'in kapalı olmasından kasıt, hiç kimsenin hak ve hukukuna tecavüz etmemek, dil'in kapalı olmasından kasıt, hiç bir kul hakkında kötü söz söylememek, dedikodu yapmamak, bel'in kapalı olmasından kasıt ise, hiçbir ferdin namusuna tecavüz etmemektir. Dil konusunda ayrıca, "sır saklamanın da şart olduğu" kasdedilmektedir.

Ahilik-Yaran:
Ahilik-yaran müesseselerinin aralarındaki en açık ve sağlam birlik, şüphesiz ki "dil" kapalılığı şartıdır. Bunun yanında el ve bel kapalılığı ile açık olması gereken alın, kalp ve kapıaçıklığı şartları da birbirleri ile olan sıkı bağını ortaya kaymaktadır. Ki, Yaran teşkilatını anlattığımızda bu durum daha iyi anlaşılacaktır. Burada hemen şu netice açığa çıkıyor ki, Ahilik teşkilatı içinde, "feta"lar yani genç ahilerin yetiştirilmesinde esnaf teşkilatları gündüz vazifesini yerine getirirken sohbet teşkilatı yaran ile de mensuplarının gece hayatlarına olan hakimiyetini koruyordu. Yani yaran da esnaf teşkilatları gibi ahilik müessesesi içinde ele alınabilir. Çankırı sohbet alemleri, yalnız Türkiye içinde değil, bütün dünya için oldukça ilginç bir sosyal müessesedir. Bu sohbetlerde ahlaka aykırı hiçbir unsur bulunmamaktadır. Yukarıda bahsettiğimiz üzere Ahilik, erlik esaslarına dayanan bir müessese idi. Bunun için her ahinin sofrası, eli ve kapısı açık, gözü, dili ve beli kapalı olması kesin şart idi. Ki bu esaslardan ilham alarak teşekkül ettirildiğine inandığımız Çankırı Yaran Sohbetlerine katılan yaranın da bu şartları taşıdığını biliyoruz. Çankırı Yaran Sohbetleri geçmiş dönemlerde bir terbiye ve edip ocağı olarak vazife görmekte idi. Anne ve babalar erkek çocuklarını terbiye edilmelerini edep ve erkan öğrenmelerini sağlamak için yaran sohbetlerine gönderirlerdi. Bunun için Çankırı'da hala söylenen Dede Korkut'a ait bir atasözü vardır. "Oğlan babadan öğrenir sohbet gezmeyi, Kız anadan öğrenir sofra düzmeyi".

Sohbet Odaları:
Çankırı yaran sohbetinin özel bir odası bulunur ve odaların planı tipik Çankırı mahalli ev mimarisi özelliğini taşımaktadır. Sohbet odasının tavanı işlemeli, şerbetlikleri sanat eseri olur.
Sohbet odasına daracık bir koridordan geçilerek girilir. Oda, uzunca ve büyük bir salon halindedir. Sohbet odasına girilen kapının tam karşısında "ocak" bulunur. Ocağın üst tarafında "şerbetlik" denilen ve lambaların konulduğu yer vardır. Ocağın karşı tarafında ve koridorun solunda ikinci şerbetlik vardır.Buraya da yine lamba ve sigara ile içerisinde sigaraların yakılması için ateş bulunan küçük bir mangal konulur. Sohbet odasının sağında bir basamakla çıkılan "şahnişin" yahut "şahinci" denilen ve üzerinde makatlar (sedir) bulunan özel bir yer vardır. Burada çalgıcılar oturur.
Odanın sol yanı sedirle döşenmiştir.Üst tarafında ise çok sayıda lamba, süslü tabak ve sahan gibi eşyaların konulmasına müsait özel bir yer bulunur. Görüldüğü gibi Çankırılılar sohbet odalarının oldukça süslü ve sanatlı bir şekilde döşenmesine özel itina göstermektedirler. Sohbet odalarının zevkli ve sanatkarane inşası yanında buralarda yapılan sohbet alemleri de tam bir zevk ve sanat şaheserleridir zaten. Sohbet odasında 20-30, hatta 50 kadar gaz lambası yanar ve oda gözleri kamaştıracak derecede aydınlık tutulurdu.Şimdilerde aynı aydınlık, lamba yerine ampullerle sağlanmaktadır. Sohbetlere katılanlar, sohbete gelirken en temiz, en güzel elbiselerini giyerler. Her yer son derecede temiz olur. Ocak gürül gürül yanar. Ocağın sağ ve sol taraflarına yere "sevai-kutnu" minderler konulur ve buralara büyük ve küçük başağalar oturur. Sohbet odası, göze hitaben zengin ve çok çeşitli unsurları taşıyan sanat şaheseri durumundadır.

Sohbete İlk Teşebbüs:
Çankırı sohbetleri, mutlaka kış mevsiminde yapılır. Soğuk kış aylarında sohbet tertip etmek isteyen birkaç arkadaş bir araya gelirler ve bir sohbet alemi (teşkilatı) kurmak için sözleşirler. Bu arkadaşların hepsi aynı yaşta olurlar. Sohbetler, her yılın kış mevsiminde ve Aralık ayının 15'inde başlamak kaydı ile mevsim boyunca devam eder. Bir araya gelip teşkilatı kurmayı kararlaştıranlar, ilk önce Büyük Başağa ile küçük Başağa ve Yaran Kahyası'nı seçerler.Seçilen bu sohbet idarecilerinin onayı alınarak ta, diğer yaran ve bir de çavuş seçilir.
Daha sonra çalgıcılar, sohbette yenilecek yemekler, yakılacak ışıklar tespit edilir. Yaran sayısı çavuş ve çalgıcılar hariç olmak üzere toplam 24 kişidir. Ki, bu sayının, 24 Oğuz Boyu'nu temsil ettiği söylenmektedir.

Yaran'ın Vazifeleri:
Sohbet teşkilatına katılacak olan herkese "yaran" denilir. Bunlar da üç yaş kısmına ayrılır. Bir kısmı 18-20 yaşlarındaki gençlerden, bir kısmı 30-35 yaşlarındakilerden, diğer kısmı da biraz daha yaşlılardan teşekkül eder. Son kısmı oluşturanların sayısı ise 5-6 kişiyi geçmez. Bunların vazifesi Büyük ve Küçük Başağaların gözcülüğünü yapmak olup, gençlerin başıboşluğuna meydan verilmemesini sağlamak ve her iki yaş grubunu da idare etmektir.Yani bunların vazifeleri bir bakıma sohbet meclisinin müşavere üyeleri olmaktır. Çünkü Başağalar meclisin işleyişini ellerinde tuttuklarından, birazcık baskı gösteren davranışları eğer gençlerin tahammül gücünün sınırını aşacak şekilde ise, son yaş grubuna dahil olanlar böyle durumlara müdahalede bulunabilirler. Buna rağmen, hiçbir yarandan da farkları yoktur. Mecliste otururken yaş sırası esas olduğundan, yaşlılar Başağaların etrafında bulunurlar, en gençleri de en aşağıda oturur.

Her yaran diğer yaranın gözcüsü, hepsinin baş gözcüsü de Başağadır. Yaranın bir "Yolsuz" durumu görülünce, suçlu olana ihtar ve tembih görevi Büyük ve Küçük Başağa'nındır. Eğer aksaklığı onlar görmezse, ihtar ve tembih görevi çavuşa düşer. Ve bu ihtarlara itaat etmek şarttır. Aksi taktirde ceza verilir. Yaran, mümkün olduğu kadar arkadaşlarının ceza almasını gerektirecek hareketlerden kaçınır. Hatta yarandan birisinin bir kabahat işlediğini bir diğeri görse bile Başağaların bu durumu görmemesi için elden gelen fedakarlık gösterilir. Çünkü cemiyet içinde ceza görmek çok ağır bir durumdur. Öyleki; bazı suçların cezası memleketten sürülmeye kadar vardırılır.

Küçük Başağa, sohbetin güzel idaresine ve çalgıcıların yaranı şenlendirmek için her türlü maharetine, hal ve hareketine dikkat eder.Ocak sahipleri (sohbetin kurulduğu evin sahibi) ocak yaktıkları günün (sohbetin başladığı) akşamı, çalgıcılara yemek verir. Küçük Başağa akşama bir saat kala, yanında çavuş ve ocak sahibi olduğu halde eve gelir, noksanları tespit eder, gider. Akşam yemeğinde sadece ocak sahipleri bulunur. Yarandan ne bir kişi ve ne de başağalar bulunur. Şayet bulunacak olur iseler, ocak sahibi ve yemeğe gelenler de "erkan" edilir. Çünkü eşitliğin ihmal edilmemesi gerekir.

İlk Adap:
Ocak olduğu gece bütün yaran akşam ezanından bir saat sonraya kadar sohbet yapılacak eve gelmeye mecburdur. Eğer mazereti varsa biraz geç gelmesi gerekirse mutlaka Başağalardan birisine (genellikle Küçük Başağaya) bildirmesi lazımdır. Küçük Başağa yaranın hepsinden önce gelir ve yaran gelmeden bir kere daha eksiklikleri kontrol eder, varsa şayet,tamamlar. Her şey tamam olunca da köşesine diz çöküp oturur. Bu sırada çalgıcılar "Çuhacıoğlu Peşrevi" denilen peşrevi çalmaya başlarlar ki bu peşrev saatlerce de sürebilir.

Peşrev çalınırken, yaran da yavaş yavaş gelmeye başlar. Yaranın geldiğini ocak sahibi veya çavuş, "Başağam, yaran geliyor.." diye yüksek sesle haber verir. Kapıdan içeriye giren her yaran, odanın ortasında ve odada bulunan herkese, sağ elini göğsüne koymak suretiyle "selamünaleyküm" diye yüksek sesle selam verir. Büyük Başağa da, aleykümselam karşılığı ile selamını alır. Yeni gelen yaran, boş bulduğu sedir veya minderlerden birine iki dizi üzerine oturur.

Odaya Giriş:
Yaran ilk defa içeriye girerken başağalar dahil olmak üzere, bütün yaran ayağa kalkar. Yaranın toplu halde içeri girmesi caiz değildir. Her yaran geldikçe biraz bekler, kapıyı vurur, içeriye haber verilir, ayağa kalkış ve selamlaşmadan sonra yerine oturur. En son yaran geldiğinde bile içerideki bütün yaran aynı şekilde ayağa kalkıp selamlaşırlar.

Her yaran bu şekilde içeri girip oturduktan sonra, önce Büyük Başağa sonra da Küçük Başağa tarafındakiler ayrı ayrı "merhaba...efendi ağa.."derler. Bu merhabalar da sağ eller sol göğüs üzerine konularak yapılır. Gelen her yarana hemen bir kahve bir sigara ikram edilir. Kahve sigara ikramını yapan ocak sahibi veya çavuş, bu işi yaparken sol dizini yere koyup oturur vaziyeti alır. Bu esnada bir başka yaran daha gelmiş ise, ayağa kalkmak gerektiğinden hemen iki kahve fincanı ve sigarayı yere koymak şarttır. Elinde kahve veya sigara ile ayağa kalkmak yasaktır. Bu şekilde bütün yaranın gelip yerini alması bir saat kadar sürer. Bu süre içinde herkes iki dizi üzerine oturur ve sakin bir şekilde peşrevi dinlenir, asla konuşmazlar. Yaranın sonu gelip, herkes tamam olduğu zaman Küçük Başağa Büyük Başağaya "başağam yaran tamam olmuştur" diye bağırarak haber verir. Her iki başağa arasındaki ocak devamlı surette yanar ve güğümler kaynar.

Yaranın sayısına göre ocak sahibi tarafından fincan bulunması gerektiği için herkesin kahvesi aynı anda pişirilir, önce Büyük Başağaya sonra Küçük Başağaya ve sonra da Büyük ve Küçük Başağa tarafındaki yarana verilir. Bu kahve çalgıcılara verilmez. Kahve dağıtımı herkese yapıldıktan sonra bu durumu gözleyen Büyük Başağa fincanını ağzına götürür ve içmeye başlar. Dağıtım işleri tamamlanıncaya kadar kimse kahvesini içmez. Büyük Başağayı takiben Küçük Başağa ve sıra ile sağ ve sol taraftakiler birbirlerini takiben kahvesini içmeye başlarlar. Kahve içimi tamamlandıktan sonra yine aynı şekilde evvela Büyük ve Küçük Başağalar, sonra sağ ve sol taraftaki yaranlar fincanları iade ederler. Bu iş de yarım saat kadar sürer.

Oturma Adabı:
Kahve içildikten beş on dakika sonra küçük başağa büyük başağaya "Başağam, müsaade buyurunuz da biraz dizimizi kaldıralım" der ve Büyük Başağa da "münasiptir" diyerek sağ dizini kaldırır. Onu takiben Küçük Başağa ve sağ-sol taraftakiler ancak sağ dizlerini kaldırabilirler. Biraz sonra aynı şekilde sol dizleri için izin alınır ve sağ diz indirilip sol diz kaldırmaya müsaade edilir. Otururken ayak uzatmak, arkadaşına arkasını dönüp oturmak, bağdaş kurmak kesinlikle yasaktır.Yalnız, yoruldukça dizlerini veya yerlerini değiştirebilirler. Fakat yer değiştirmek için de her halükarda dışarıya çıkıp tekrar içeriye girerek boş bulduğu yere oturabilirler. Dışarı çıkmadan yer değiştirmek olmayacağı gibi çıkarken de arka arkaya çıkmak şarttır.

Oturma merasimi sona erdiğinde, sazlar da peşrevi değiştirirler. Fasılalar başlar. Yaran içinde eğer musiki bilen varsa, bunların bir kaçına küçük başağa işaret eder, onlarda aynı merasimle dışarıya çıkarlar, tekrar gelir ve çalgıcıların oturduğu şahnişine geçerler. Şahnişinde oturmak birazcık serbest olduğu için bağdaş bile kurulabilir.

Yaranın da katılması ile saz heyeti (eskiden gırnata, santur, keman, oniki telli saz, darbuka sonraları ut) tamam olur. Çalgıcıların sohbetine devamı süresi içinde para ile çalmak üzere sadece sohbet için seçilirler. Çalgıcılar o gece kesinlikle bir başka yere gidemezler. Şahnişine geçen yaranlar ancak ses çıkaran aletlerden zili, defi, kaşık, zilli maşa gibi aletlerini çalabilirler. Yarandan hiçbirisi, çalgıcıların sazlarını bilseler dahi çalmağa izin alamazlar. Çünkü kesin surette yasaktır.

İlk Fasıl:
Ses çıkaran çalgılardan çalmak üzere şahnişine geçen yaranın da katılması ile tamam olan çalgı takımı ilk olarak "akşam oldu" gibi çok gürültülü bir şarkıyı çalmaya başlar. Devam ile "Yüzüğümün allı pullu kaşı var", "Evlerinin önü çepçevre avlu", "Aşkın çakmağını sineme çaldın", "Sabahın seher vaktinde görebilsem yarimi", "Girdim yarin bahçesine", "Kalk gidelim Karataşa Üzüme" gibi türküler söylenir.
Bu şarkı ve türküler gibi mahalli ve milli havalar, hemen hemen bir saat sürer. Bu esnada da ocak sahibinin ahbaplarından ve dostlarından oluşan misafirler de gelmeye başlar. Gelen misafirler şayet sohbet adap ve erkanını bilirse münasebetsiz durumlara rastlanmaz. Ocak sahibi tarafından başağaya haber verilerek veya başağa tarafından bizzat davet edilen bu misafirler iki kısımdır. Bir kısmı sadece kahve içmeğe davet edilir. Diğer bir kısmı ise sabah vaktine iki-üç saat kala yenilen yemeğe kadar ağırlanırlar.

Misafirler:
Misafirlerin sayısı sınırlı değildir. Ocak sahibi istediği kadar davet edebilir. Ama çoğunun gelmediği bilinir. Misafir sohbet yerine geldiğinde, dışarıda bulunanlarca çavuşa yahut ocak sahiplerinden birisine haber iletilir. Haberi olan içeri girer ve büyük Başağaya hitaben ve herkesin duyacağı şekilde "Başağa misafir geliyor" diye haber verir ve hemen misafirin yeri hazırlanır. Şayet misafirin oturacağı bir yer yoksa, yarandan bir kaçı dışarıya çıkarılır.

Misafir odaya girişte, herkese hitaben, elini göğsüne koyarak "selamünaleyküm" diye selam verir. Bu sırada bütün yaran ayağa kalkar ve sadece yaranbaşı "aleykümselam" diye selamı alır. Misafir boş bir yere oturur. Hemen büyük başağa ve sonra küçük başağa tarafından başlayarak sağ ve sol taraftakiler sıra ile "merhaba" derler. Ardından, hemen sigara ve kahve ikram edilir. Yaran dan birisi misafiri hemen söze tutar, misafirin sohbet odasındaki noksan vaziyetleri tespit etmesine fırsat vermez. Şayet misafir, kazara tanımadığı birisinin yanına oturmuş ise o kişi hemen kalkıp dışarı çıkar. Tanıdığı birisi gelip oturur ve lafa tutar. Misafir öyle meşgul edilir ki bir yandan sazların türlü nağmeleri, bir yandan edilen lafların etkisiyle misafir ayrıldığı zaman bir tatlı hayalden öte hiçbir şey hatırlayamaz.

"Kalk Git" Kahvesi:
Saz faslı devam ederken, bitiş zamanını yaranbaşı veya küçük başağanın verdiği bir işaret tayin eder. Ve hemen misafire "kalk git kahvesi" denilen kahve verilir. Misafir kahvesini içince kalkar ve merasimle uğurlanır. Eğer misafir kahveyi içince kalkmaz ise, bu defa küllü bir kahve verilir. Kül boğazını gıcıklayacağı ve öksürteceği için, öksüren bir kimse de cemiyet içinde duramayacağından mecburen kalkar. Daha da gitmez ise misafirin ayakkabıları önüne getirilir. Şayet yine kalkmayı akıl etmez direnir ise kolundan tutup kapı dışarı edilir.Misafir eğer hürmet gösterilen bir zat ise saz takımı uğurlama sırasında "Cezayir Marşı"nı çalar.
Sayfa: 1 ... 1541 1542 1543 1544 1545 [1546] 1547 1548 1549 1550 1551 ... 1563

- Sponsor Reklamları.
escort bayan | escort bayan | adana escort | escort bayan | escort | escort bayan | escort istanbul | istanbul escort | beylikdüzü escort | ankara escort | avrupa yakası escort | escort bayan | anadolu yakası escort | escort bayan | beylikdüzü escort | kadıköy escort

Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular