Film indir
Film İndirme Sitesi
film indir
Yemek & Tatlı Tarifleri
Gülşahın Mutfağı
yemek tarifleri
Reklam Alanı
Reklam Ver, Sen Kazan
İletişim
Reklam Alanı
Reklam Ver, Sen Kazan
İletişim

Duyurular
WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
WeBCaNaVaRi Toolbar'ı Kurdunuz mu ?

  Mesajları Göster
Sayfa: 1 ... 110 111 112 113 114 [115] 116 117 118 119 120 ... 544
1141  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Zeus : Ocak 26, 2010, 01:36:26 ÖS
Tanrıların en büyüğüdür.Rheia ve Kronos'un oğludur.Gaia ve Uranos torunlarından birinin ölümsüzler arasında kral olacağını söylediği için. doğan tüm çocuklarını yer Kronos.Rheia Zeus'u doğuracağı gün Girit'e kaçar ve orda İda Dağı'nda bir mağarada doğurur.Kronos'a da bir bez içine taş koyup verir.Kronos Taşı yutar ve hiç bir şeyin farkına varmaz.Daha sonra Zeus babası Kronos'u yener ve kardeşlerini kusturur.Böylece üçüncü kuşak tanrıların Olymposluların hakimiyeti başlamış olur.Zeus'un Kardeşi Hades'e yer altı dünyasıPoseiodon'a Okyanusların hakimiyetiZeus'a Göklerin hakimiyeti düşer.Zeus Yağmur yağdırırgökleri gürletirşimşekler çaktırır.Troia Savaşı'ndaki rolü çok büyüktür.İda Dağı'nın tepesinde yönetir Troia Savaşını.Herşey onun buyruğuyla olur.Bazen Akhalar üstün bazen de Troialılar.Zeus buyruklarını Kartalının aracılığıyla iletir insanlara.Kartalın uçuşuna göre iyiye veya kötüye yorulur buyruk.Akhalar kötü durumdayken şöyle yalvarır Agemmemnon Zeus'a:
"Böyle dediZeus acıdı onun gözyaşına
yok olmasın istedi ordusuişmar etti
gönderdi kartalıkuşların en şaşmaz olanını
bir yavru geyik vardı kartalın pençesinde
kartal attı onu Zeus'un güzel sunağı önüne
orada Akhalar her şeyi bilen Zeus'a kurban keserlerdi
Anladılar Zeus'tan geldiğini görünce kuşu
Saldırdılar Troyalılar doludizgin
hepsinin savaştaydı aklıfikri."
Zeus Adaletli bir düzenin kurucusu ve koruyucusu sayılır.İlyada'nın son bölümünde Akhilleusoğullarını kesip öldürdüğü Kral Primos'un korkusuzca bir gece vakti Akha Gemilerine gelip oğlu Hektor'un cesedini istemesi üzerine Akhilleus şöyle der:

"Talihsiz adamne acılar çekmiş yüreğin!
Nasıl göze aldın gemilere gelmeyi tek başına
Nasıl göze aldın benim gözüme görünmeyi?
ben ki öldürdüm nice soylu oğullarını senin
demirden bir yürek varmış göksünde.
Hadi gelotur şu iskemlenin üstüne
uyusun bağrımızda acılar
ne yapalım yasımız çok büyükse
ne çıkar yürek donduran iniltilerden!
Talihsiz ölümlülere tanrılar şu kaderi dokudu:
Yaşayacak insanlar acı içinde.
Ama ölümsüzlerin hiç bir kaygısı yok.
iki tane küp durur Zeus'un eşiğinde
biri iyi biri kötü bağışlarla dolu.
Zeus karıştırır bunlarısunar ölümlülere
iyisinden de kötüsünden de pay alır insanoğlu
ama yalnız kötü bağıştan pay alırsa bir adam
yoksul olurhor görülür
zorlu açlıkla sürünür tanrısal toprağın üstünde
tanrılarinsanlar dönüp de bakmaz yüzüne."

Zeus tüm bunlara rağmen evrende tek hakim değildir.Bunu Troya Savaşı'nda oğlu ve çok sevdiği Sarpedon'unun Patrakios'la teke tek döğüşündeSarpedon'un güç durumda kalmasına rağmen ona yardım edememesinden anlıyoruz.Troya Savaşı'nda Hektor'la Akhilleus teke tek döğüşür.Hektor uzun bir süre dayanır Akhilleus'a karşı.Ama sonunda dayanamaz geri kaçar.Troya Surlarında bir kovalamaca başlar Hektor'la Akhilleus arasında.Bütün bunları izleyen Zeus Hektor için üzüldüğünü söyler.Bu sırada Zeus'un kızı Athena çıkışır babasına.Ve Hektor'un ölümlü bir adam olduğunu ve ölümüne izin vermesi gerektiğini söyler.SOnra Zeus Athena'nın Hektor'a kurduğu tuzağa ve Apollon'un Hektor'u kaderine bırakmasına izin verir.

-ZEUSUN EVLİLİKLERİ

TANRIÇALARLA EVLİLİKLERİ
Metis : Athena
Themis:Hora'lar ve Moira'lar
Dione:Aphrodite
Eurynome:Kharit'ler
Mnemosyne:Musa'lar
Lero:ApollonArtemis
Demeter:Persephone
Hera:AresHebeEileithya (Hephaistos)

KADINLARLA EVLİLİĞİ
Alkhemene:Herakles
Antiope:AmphionZethos
Kallistro:Arkas
Danae:Perseus
Aigina:Aiaskos
Elektra: Dardanos lasion Harmonia
Europa: MinosSarpedonRhadamanthys
İo:Epaphos
Leda:HelenaDioskur'lar
Maia:Hermes
Niobe:ArgosPelasgos
Pluto:Tantalos
Semele: Dionysos
Taygere:Lakedaimon
1142  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Hammurabi Kanunları : Ocak 26, 2010, 01:36:03 ÖS
Ne zaman ki ulu Anum( AN)
Anunnaki'lerin efendisi(lugal) gögün ve yerin efendisi Enlil
memleketin kaderini tayin eden
Ea'nin(enki) büyük oglu olan Marduk(AMAR.UTU) için bütün insanlik üzerine Enlil'ligi (hükümdarligi) onun için tayin etti (ve)
Igigi'ler içinden (arasindan) onu yüceltti.
Babil(ka.dingir.ra) sehrini üstün adiyla andi;
Onu cihanda üstün yapti. (orada) temelleri gök ve yer gibi saglam olan ebedi bir krallik sagladi.
O günde övülmüs (methedilmis) prens tanri korkusu olan ben Hammurabi'yi (ha-am-mu-ra-bi) memlekette adaleti tecelli ettirmem için
sikayet ve kötüyü yok etmem için kuvvetlinin zayifi yok etmemesi için
günes (samas=Utu) gibi kara baslarin (insanlarin) üzerinde yükselmem için
memleketi aydinlatmam için insanlarin bedenini hos etmek için
(onlarin refahi için) Anum ve Enlil adimi andilar.

Enlil'in çagirdigi çoban Hammurabi'yim ben.

Bolluk ve zenginlik yigan NIBRU.DUR.AN.KI * için her seyi mükemmel yapan Ekur'un* saygili koruyucusu muktedir kral
Eridu sehrini yerine döndüren
E-abzu kültünü pak eden dünyanin dört bucagini adimlayan (dolasan)
Babil'in adini büyüten efendisi Marduk'un gönlünü hos eden
E-sangila * için ömrü boyunca (onun) yaninda duran
Sin'in * yarattigi krallik tohumu
Ur sehrini gelistiren alçak gönüllü muti E.kis.nu.gal'e * bolluk getiren
hakim kral kuvvetli samas'in* itaatkari
Sippar'in temellerini saglamlastiran (kuran)
tanriça Aa'nin Gigunnu'larini(annunaki) yesille döseyen (örten)
gök makamina benzeyen E-babbar mabedinin mimari
Larsa'nin kurucusu (olan) kahraman
yardimcisi samas için E-babbar tapinagini yeniden yapan
Uruk'u canlandiran efendi halkina bolluk suyu temin eden
E-anna 'nin *basini yükselten
Anum ve Istar için zenginlik yigan memleketin koruyucusu
E.gal.mah * tapinaginin bollugunu arttiran krallarin ejderi
Zababa'nin * ikiz esi
Kis yerlesme yerini yeniden kuran
E.me.te.ur.sag * tapinagini nur ile çeviren
Istar"in büyük farzlarini artiran
Hursagkalamma * mabedini idare eden düsmani (mahveden) ag onu ona dostu Irra temin etmistir. onun arzusu Kuta'*nin (önemini) arttirmaktir.
Meslam* için herseyi genisleten vahsi boga düsmani süsen
Tutu 'nun* sevgilisi
Borsipa'yi* sevindiren (tanriyi) öven
Ezida'yi * hiç ihmal etmeyen
krallarin tanrisi hakim Dilbat'in *islenmis topragina kuvvetli tanri Uras * için arpa yigan
asanin ve tacin alameti olan bey
Mama'nin * ona arzusunu mükemmellestirdigi
Kis *sehrinin sinirini belirleyen
Nintu * için parlak ziyafetleri tekrarlayan akilli mükemmel
Lagas *ve Girsu* için otlak ve su içecek yer saglayan

Eninnu* (tapinagi) için büyük yiyecek kurbanlari temin eden düsmani yakalayan Telitum 'un * gözdesi Zabalam'in(Hallab)* orakel'larini tamamlayan
Istar'in kalbini sevindiren
Adad'in *dualarini bildigi yüksek prens
Bit-karkaradaki * kahraman Adad'in kalbini sakinlestiren
E.u.gal.gal'deki * alametleri koydurtan
Adab'a * hayat veren kral
E.mah * (tapinagini) yöneten Krallarin krali karsi konulamayan muharip Mas.kan.sabrim* nehrine hayat bahseden
Mes.lam'a* bereket akitan hakim yönetici hikmet'in kaynagina ulasan kimse
Malku halkini sikintidan koruyan
Ea * ve Dam.gal.nun.na * için onlarin yerlesme yerlerini bolluk içinde kuran kralligini büyüten (0) ebediyet için temiz kurbanlar tayin etti.

Krallarin birincisi Firat (vadisinin) yerlesme yerindekilerine boyun egdirten
yaraticisi tarin Dagan'in * kudreti ile Mera ve Tutul* halkini gözeten
övgüye deger prens
Tispak'in * yüzünü aydinlatan
Nin.azu'ya * temiz sofra kuran halkini sikintadan kurtaran Babil'in içinde temelleri(ni) emin bir sekilde saglamlastiran ahalinin çobani onun isleri Istar'in nazarinda iyidir. Akkad meydaninin ortasinda E.ul.mas'da ** Istar'i yerlestiren dogruyu belirten halki yönelten koruyucu iyi tanrisini Assur sehrine döndürten homurdananlari susturan Ninive ve E.mes.mes'te ** Istar'in adini yükselten kral büyük tanrilarin duacisi ve övücüsü
Sumu-la-il'in* soyundan
Sin-muballit'in kuvvetli varisi
Kralligin ebedi tohumu kuvvetli kral Babil'in günesi
Sumer ve Akkad memleketleri üzerine nur çikartan (yagdiran)
dört cihana boyun egdirten kral Istar'in sevgilisiyim ben. Marduk insanlari dogru idare etmek (ve) memleketin idaresini ele almakla beni görevlendirdigi zaman memleketin diline dogruluk ve adalet koydum (halki memnun ettim) halkin bedenini hos ettim.

Iste o zaman:

§ 1 -Eger bir adam bir adami cinayetle suçlar ve bunu ispat edemezse suçlayan kimse öldürülecektir .

§ 2 -Eger bir adam bir adami büyücülükle itham eder ve onu ispat edemezse üzerine büyücülük iftirasi atilan adam nehre gidecek (nehre dalacaktir). Eger nehir onu çekerse (zaptederse) iftira eden onun evini (mülkünü) alacak (sahiplenecektir). Eger o adami nehir temize ve selamete çikarirsa ona iftira eden adam öldürülecektir. Nehrin selamete çikardigi (adam) iftiracinin malina mülküne sahip olacaktir.

§ 3 -Eger bir adam bir davada yalanci sahitlige (yalanci sahit olarak) çikip söyledigi sözleri ispat edemezse ve eger bu dava can davasi ise (canla ilgili bir dava ise) o adam öldürülecektir.

§ 4 -Arpa veya gümüsün (paranin) konu oldugu bir sahitlige çikarsao davanin cezasini çekecektir .

§ 5 -Eger bir yargiç bir dava hükmetmis karar kesip bir belge düzenlemisse ve sonra kararini degistirirse o yargicin verdigi kararda degisiklik yaptigini tespit ederlerse ve bu davada sikayet varsa (verilen hükmün) on iki katini verecektir (ödeyecektir). Meclisteki yargiçlik kürsüsünden kaldirtilacak(atilacak)(oraya) dönmeyecek ve mahkemede yargiçlarin arasina oturtulmayacaktir.

§ 6 -Eger bir adam tanriya (mabede) veya saraya ait bir sey (bir esya) çalarsa o adam öldürülecektir .Ve çalinmis mali kabul eden öldürülecektir .

§ 7 -Eger bir adam ister gümüs ister altin ister erkek ister kadin köle ister **** ister koyun ister esek( veya herhangi bir seyi bir (hür) adamin oglunun veya kölesinin elinden sahitsiz veya senetsiz satin alir veya onu saklamak için alirsa o adam hirsizdir öldürülecektir.

§ 8 -Eger bir adam sigir koyun esek domuz veya bir gemi çalarsa ve bunlar tanriya veya saraya aitseler ( çaldiginin) otuz katini verecektir; muskenum'a aitse on katini ödeyecektir. Eger çalanin verecek hiç bir seyi yoksa öldürülecektir.

§ 9 -Eger esyasi kaybolan bir adam kaybolan esyasini bir adamin elinde yakalarsa kaybolan esya elinde yakalanan kimse ''bana bunu bir satici verdi sahitler önünde satin aldim derse esyasi çalinan adam ( da ) ''kayboldugunu bilen sahit getireyim derse satin alan ona satani ve önlerinde satin aldigi sahitleri getirirse yargiçlar sözlerini inceler; önlerinde satis olan sahitler ile çalindigini bilen sahitler bildiklerini tanri önünde söyleyeceklerdir. Satan hirsizdir öldürülecektir. Çalinmis esyanin sahibi ise çalinmis malini alacaktir. Satin alan satanin mal ve mülkünden verdigi gümüsü alacaktir.

§ 10 -Eger satin alan kimse ona vereni ve önünde satis yaptigi sahitleri getiremezse çalinmis esyanin sahibi ise kayboldugunu bilen sahitler getirirse satin alan hirsizdir öldürülecektir. Kaybolmus esyanin sahibi kaybolmus esyasini alacaktir.

§ 11 -Eger kaybolmus esyanin sahibi kaybolan (esyayi) bilen sahitler getirmezse o bir yalancidir iftira etmistir öldürülecektir.

§ 12 -Eger satan kimse kaderine gittiyse (öldüyse) satin alan satanin mal ve mülkünden o davanin kestigi hükmün bes katini iddia edip alacaktir .

§ 13 -Eger o adamin sahitleri yaninda degillerse yargiçlar ona alti ay kadar bir süre taniyacaklardir. Eger alti ay içinde sahitleri çikaramazsa o adam yalancidir. O davanin cezasini yüklenecektir.

§ 14 -Eger bir adam bir baska adamin küçük oglunu çalarsa öldürülecektir.

§ 15 -Eger bir adam sarayin hir erkek veya bir kadin kölesini yahut bir meskenum'un bir erkek veya bir kadin kölesini sehir kapisindan çikartirsa (kaçirtirsa) o adam öldürülecektir.

§ 16 -Eger bir adam saraya veya muskenum'a ait kaybolmus bir erkek veya kadin köleyi evinde saklarsa ve tellalin çagirisi üzerine onu (ortaya) çikartmazsa o evin sahibi öldürülecektir.

§ 17 -Eger bir adam kayip bir erkek veya kadin köleyi kirda (açikta) yakalayip onu sahibine getirerse kölenin sahibi ona iki sekel gümüs verecektir .

§ 18 -Eger o köle sahibini söylemezse onu (yakalayan) saraya götürecektir. Durumu arastirilacak ve sahibine onu geri vereceklerdir.

§ 19 -Eger o köleyi evinde alakorsa sonra köle elinde yakalanirsa o adam öldürülecektir .

§ 20 -Eger köle onu yakalayanin elinden kaçarsa o adam köle sahibine tanri yemini edecek ve serbest kalacaktir .

§ 21 -Eger bir adam bir ev delerse deligin önünde onu öldürecekler ve onu asacaklardir.

§ 22 -Eger bir adam hirsizlik yapar ve yakalanirsa o adam öldürülecektir.

§ 23 -Eger hirsiz yakalanmazsa mali çalinan adam nesi çalindiysa tanri önünde açiklayacak topraklarinda ve bölgelerinde hirsizlik olan sehir ve onun ileri gelenleri ne çalindiysa kendisine ödeyeceklerdir.

§ 24 -Eger bir can (konu) ise sehir ve ileri gelenleri onun (yakinlarina) bir MANA gümüs tartacaklardir.

§ 25 -Eger bir adamin evinde ates (yangin) üflenirse (çikarsa) atesi söndürmege gelen adam ev sahibinin esyasina göz kaldirirsa (göz korsa) ve ev sahibinin malini alirsa o adam o atese atilacaktir.

§ 26 -Eger kralin seferine gitmesi emredilen bir asker veya bir balikçi( emredilen sefere ) gitmezse ve bir bedel kiralayip yerine yollarsa o asker veya o balikçi öldürülecektir. Onun yerine.kiralanan (bedel) onun malini mülkünü yüklenecektir (alacaktir).

§ 27 -Eger kral hizmetinde iken bir asker veya bir balikçi esir alinirsaondan sonra tarla ve bahçesi diger birine verilir (bu kimse de) yükümlülügünü yerine getirirse fakat ( esir) döner ve sehrine ulasirsa tarlasini ve bahçesini ona geri verecekler timar-(sorumIulugunu)-ini bizzat yerine getirecektir.

§ 28 -Eger timar hizmetinde iken kaçirilan bir asker veya balikçinin oglu timar'i yürütebilecek kudrette ise tarla ve bahçe kendisine verilip babasinin timarinin sorumluluklarini yerine getirecektir.

§ 29 -Eger oglu küçükse ve babasinin timannin sorumlulugunu yüklenecek kudrette dcgilse bahçenin vc tarlanin 1 /3 ü annesine verilecek annesi onu büyütecektir .

§ 30 -Eger bir asker veya bir balikçi tarlasini ve bahçesini ve evini timar yüzünden terk edip uzaklasirsa ondan sonra bir baskasi tarlasinabahçesine ve evine el koyarsa (ve) üç yil timar sorumlulugunu yerine getirirse kendisi (asker veya balikçi) döner tarlasini bahçesini ve evini (geri) isterse ona verilmeyecektir .EI koyan ve timari yürüten kimse sorumlulugu yerine getirecektir .

§ 31 -Eger bir yil uzaklasip dönerse tarlasi bahçesi ve evi ona verilecektir. Kendisi timarinin sorumluluklarini yerine getirecektir.

§ 32 -Eger ister bir asker ister bir balikçi olsun kral seferinde (iken) esir edilmisse ve bir tüccar onu çözerse (kefaletini öderse) ve sehrine kavusturursa evinde çözme parasi (fidyesi) varsa kendisini bizzat çözen (tüccara olan borcunu verir). Sayet evinde çözecek (bir karsiligi) yoksa sehrinin tapinagi (tarafindan) çözülür. Eger sehrinin tapinaginin çözüm karsiligi yoksa onu saray çözecektir. Tarlasibahçesi ve evi çözüm karsiligi olarak verilmeyecektir .

§ 33 -Eger bir hattatum veya laputtum çürüge çikarilmis bir askeri (askere) alir veya kral seferine kiralik bir bedeli kabul edip (onu) sevkederse o hattatum veya laputtum öldürülecektir.

§ 34 -Eger bir hattatum veya bir laputtum bir askerin esyasini alirsa askere haksizlik ederse askeri kira ile baskasina verirse askeri (bir) davada kuvvetliye (büyük bir kimseye) birakirsa kralin ona hediyelerini (verdiklerini) ondan alirsa o hattatum veya laputtum öldürülecektir.

§ 35 -Eger bir adam bir askerin eIinden kralin ona verdigi sigirlari ve koyunlari satin alirsa gümüsten (eli) kalkar (parasini kaybeder).

§ 36 -Bir asker bir balikçi ve bir vergi yükümlüsünün tarlasi bahçesi veya evi gümüse (para karsiligi) verilmeyecektir (satilmayacaktir).

§ 37 -Eger bir adam bir askerin bir balikçinin veya bir vergi mükellefinin tarlasini bahçesini veya evini satm alirsa tableti (sözlesmesi) kirilacaktir. Gümüsten (ödedigi parayi) kaybedecektir. Tarla bahçeve ev sahibine dönecektir .

§ 38 -Bir asker bir balikçi veya bir vergi mükellefi timarinin (unsurlarini teskil eden) tarla bahçe ve evinden (bir kismmi) karisinin veya kizinin üzcrine yazamaz veya borcu için veremez.

§ 39 -Satin alma yoluyla sahip oldugu tarlasindan bahçesinden ve evinden karisina ve kizina yazacaktir (verebilecektir) ve borcuna (karsilik) verecektir (verebilecektir).
1143  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Dünya Kronolojisi : Ocak 26, 2010, 01:35:45 ÖS
DÜNYA KRONOLOJİSİ

M.Ö. 8500-7000 Ortadoğu'da çiftçiliğe geçiş
M.Ö. 3500-3000 Dicle-Fırat ve Nil vadilerinde uygarlığa geçiş
M.Ö. 4000-3000 Uygarlığın Sümer'de doğuşu
M.Ö. 3000 sabanın icadıyla insanların tarımda hayvan gücünden yararlanmanın yolunu bulmaları
M.Ö. 3000 dolayları yazılı kayıtların başlayışı
M.Ö. 2000'den az önce Mezopotamya çevresindeki bölgelerde taşra uygarlıklarını kurmaya başlayan toprak aristokrasilerinin doğmasını kolaylaştıran koşulların oluşması
M.Ö. 1700 dolayları Hammurabi tarafından insanlığın ilk yasa derlemelerinin çıkarılışı
M.Ö. 1700 Avrasya bozkırı kökenli barbar halklar akınlarının Avrupa'nın Atlantik kıyılarına ulaşması
M.Ö. 1300 dolayları alfabetik yazının Suriye'de ve Filistin'de yaygınlaşması
M.Ö. 1000 yıllarında Ortadoğu uygarlığının iki uç bölgesinde (Filistin ve İran'da) verimli düşünce akımlarının doğuşu
M.Ö. 700'den az önce Orta Asya'dan ve Güney Rusya'dan göç etmiş İskitler'in Ukrayna'da bir kabileler imparatorluğu kurup Yunan dünyasıyla ticarete girişmeleri
M.Ö. 6. yüzyıl Lidya Krallığı'nda sikke paranın dolaşıma konması
M.Ö. 6. yüzyıl İyonyalı filozofların dünyayı ve insanı akılla kavrama çabası
M.Ö. 500 dolayları Çin uygarlık biçiminin temel öğelerinin ortaya çıkışı
M.Ö. 500 dolayları Kastların ve Hind dininin kendine özgü vurgularının biçimlenişi
M.Ö. 330 Pers İmparatorluğunun Makedonyalıların saldırısıyla yıkılması
M.Ö. 320 İskender'in İndüs Vadisi'ne girmesi
M.Ö. 146 Roma'nın Makedonya'yı ve Yunanistan'ı fethetmesi
M.Ö. 30 Roma'nın Mısır'ı fethetmesi



70-100 Dört İncil'in yazıldığı yıllar


193 Roma Barışı'nın şiddete başvurulmasıyla bozulması


372 Hunlar'ın Güney Rusya'ya girip Ostrogotları sürüşleri
378-511 Roma İmparatorluğu'nun büyük akınlarla çökmesi


410 Hun korkusuyla Roma sınırlarını zorlayan Vizigotlar'ın Roma kentini yağmalamaları ve İspanya'yı geçip krallıklarını kurmaları
451 Kalkedon (Kadıköy) Kurultayı'nın Papa'nın çağrısıyla toplanıp kutsal üçleme öğretisinin Papa Büyük Leon'un saptadığı biçimiyle benimseyip "monofizist" biçimini reddedişi
453 Attila'nın ölüşü ve Hun Konfederasyonu'nun dağılması
552 Japonya'ya ulaşan Budist misyonerler topluluğunun önemli başarılar elde etmesi
565'ten sonra (Doğu) Roma İmparatorlarının "Bizans İmparatoru" denmeye başlanışı
568'den sonra Cermen kabilesi Lombartların Bizanslıları İtalya'nın iç bölgelerinden çıkan buraların denetimini ellerine geçirmeleri
572 Türk İmparatorluğu'nun haneden kavgalarıyla ikisi de iç kavgalarla yıpranan doğu ve batı ordularına bölünmesi


600 dolayları Hint Okyanusu'nda Hindu gemicilerin yerini Müslümanların alması
610 Hz.Muhammed’e ilk vahyin gelişi
622 Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye Hicret'i
632-1000 arasında İslam'ın Hızla yükselişi ve Ortadoğu'da Kuzey Afrika'da İspanya'da yayılışı
632 Hz. Muhammed'in ölümü
636 Arap ordusunun Bizans'ı Suriye'den ve Filistin'den çıkarması
641 Arap akıncı birliklerinin Mezopotamya'yı ele geçirişleri
642 Arap akıncı birliklerinin Mısır'ı ele geçirişleri

651 İran ve Mezopotamya'da Sasani iktidarının sona ermesi
651 Arap akıncı birliklerinin İran'ı ele geçirmeleri


711 Vizigot krallığının sona ermesi
711-715 Kuzey Afrika'nın ve İspanya'nın Müslümanların denetimine geçmesi
715 İslamların Kuzeybatı Hindistan'daki Sind Bölgesinde daha sonra da Hint Okyanusu'nda üstünlüğü ele geçirmeleri
717-718 Müslümanların Konstantinopolis'i kuşatmaları
750 Emeviler'in halifelik döneminin sona ermesi
751 Talas Meydan Savaşı'nda Çin'e bağlı birkaç vahanın Müslümanlarca alınması
756 Baskı aygıtının Çin'de bulunuşu.
800 Şarlman'a Papa tarafından Romalıların imparatoru olarak taç giydirilişi
800'den birkaç yıl sonra Bizans İmparatorunun Şarlman'ın imparatorluğunu tanımasıyla Batı Roma İmparatorluğunun yeniden kuruluşunun yasallaşması
831-1000 arası Danimarka'nın İsveç'in ve Norveç'in Hristiyanlığa geçmeleri
840 Uygurların yıkılışı
845 Budizmin Çin'de resmen yasa dışı sayılması; bunun üzerine Kore'de devlet dini yapılıp iyice benimsenmesi


900 dolaylarında Türk askerlerinin kabilelerinin İslam devletlerinin siyasal yaşamına egemen olmaya başlamaları
900-14. yüzyıl ortaları Avrupa'da toprakların tarıma açılışı
989 Rusya'nın Hıristiyanlığa geçiş



1000 dolayları kolonileşme ve ticari yayılma sürecinin başlayışı
1000 dolayları Gazneli Mahmut'un akınlarıyla İslam'ın Hindistan'ın İç bölgelerini ele geçirmeye başlaması
1000 Macaristan'ın Hıristiyanlığa geçmesi
1000 Hıristiyanlığın Uzakbatı ülkelerinde Kelt Cermen ve Slav kabileleri arasında yayılması
1000-1300 arası Avrupa'da kasabaların hızla gelişmeleri
1000-1453 arası İslamlığın Hindistan'da Doğu Avrupa'da Orta Asya'da yayılışı
1000-1500 İslam mimarlığının görkem ve incelik dönemi
1054 Katolik-Ortodoks bölünmesinin Papa ile Konstantinopolis Patriğinin birbirlerini aforoz etmeleriyle yaratılışı
1071 Malazgirt Savaşı ile Türklerin Hıristiyanlık (Bizans) dünyasına karşı başarılı olup Anadolu'nun iç bölgelerinin denetiminin Selçuk Türklerine geçişi
1096-1099 Birinci Haçlı Seferi


1171 Galler ülkesinin ve İrlanda'nın Anglo-Norman şövalyelerince fethinin tamamlanışı


1204 Dördüncü Haçlı Seferi'nde Konstantinopolis'in ele geçirilip yağmalanması ve kısa yaşamlı Doğu Latin İmparatorluğu'nun kurulması
1206-1227 Cengiz Han'ın yönetim dönemi
1254; Avrupa'da imparatorluğun çökmesiyle Papalığın Latin Hristiyanlık dünyasının evrensel hükümeti olduğunu ileri süren tek kurum olarak kalışı



1300'den sonra Japonların geniş çaplı denizcilik eylemlerine girişmeleri
1300'den sonra Cermen ve Frank şövalyelerinin Baltık ve Doğu imparatorluklarını kurup ticaret etkinliklerine girişmeleri
1300 Rönesans'ın İtalya'da biçimlenmeye başlanışı
1337-1453 Yüzyıl Savaşları İngiltere ile Fransa arasında kiralık askerlerle yürütülen her yeri yakıp yıkıp yağmalayıcı savaşlar

1347-1351 Avrupa'da Veba salgını
1354 Türkler'in Çanakkale Boğazı'nı geçip Gelibolu Yarımadasını ele geçirerek Avrupa'ya adım atmaları
1389 Kosova Savaşı'nda Sırpları yenen Türklerin Balkanlarda askeri üstünlüğü ele geçirmeleri



15. yüzyıl İnkalar'ın And Dağları'ndaki merkezlerinde yayılan imparatorluklarının Peru'da merkezi bir rejim kurması
1417 Papalık monarşisinin Konstanz kurultayında onaylanmasıyla Protestan-Katolik ikililiğinin azaltılması
1430 Çinlilerin denizlerden çekilmesiyle Japonların Güneybatı Pasifik'te deniz üstünlüğünü ele geçirmeleri
1453 Konstantinopolis'in Türklerin eline geçmesi bunun üzerine Rusların Ortodoks kiliselerinin Hıristiyanlığın son kalesi olduğuna inanmaları
1480 Moskova Dükü III. İvan'ın Altınordu egemenliğini tanımayıp "Çar" sanını alarak bağımsızlığını ilan edişi
1492 Kolomb'un okyanusu aşması
1492 Müslüman Faslıların Avrupa'daki son kalesi Grenada'nın alınışı bu olayla Hıristiyan haçlı ruhunun körüklenmesi



1500 İtalyan Rönesans'ının doruğuna ulaşması
1500'den sonra Avrupa'nın deniz üstünlüğü kurması
1500-1650 Avrupa'da fiyatların hızla yükseldiği "Fiyat Devrimi"
1500-1700 arası milyonlarca kilometrelik ülkenin milyonlarca insanın İslam yönetimine sokulmasıyla İslam tarihinin en parlak dönemi
1508 Şah İsmail'in Bağdat'ı fethetmesi
1509 Portekizlilerin İslam filosunu Umman Denizi'ndeki Diu limanı açıklarında yenilgiye uğratmaları ve Hint Okyanusu'nda üstünlük kurmaya başlamaları
1511 Akdeniz'de Türk İspanyol ve Portekiz güçleri arasında uzun deniz savaşlarının başlayışı
1512-1520 Yavuz Sultan Selim yönetimi dönemi
1513 İlk Portekiz tacirin Güney Çin kıyılarına gelmesi
1514 Şah İsmail yanlılarının Anadolu'da büyük bir ayaklanmayı kışkırtmaları
1514 Çaldıran savaşında Şah İsmail'in yenilgiye uğratılması
1515 Portekizlilerin Hürmüz Adası'nda üs kurmaları
1517 Luther'in Wittenberg'deki Kilisenin kapısına 95 maddelik tezini asmasıyla Protestanlık hareketinin başlaması
1520-1566 Kanuni Sultan Süleyman yönetimi dönemi
1521 Cortez'in yeni Dünya'nın hazinelerinin kapısını (İspanyollara) açması
1526 Mohaç Savaşı'nda Türkler'den kaçan Macar kralının ölmesiyle V. Karl'ın Bohemya ve Macaristan taçlarını ele geçirmesi
1526 Timur soyundan gelen Babür'ün Hindistan'ı ele geçirmesiyle Babür İmparatorluğunun kurulması
1534 İngiltere'nin Papalık ile ilişkilerini koparması İngiltere kilisesinin yavaş yavaş Protestanlığı benimsemesi
1534-1603 İngiltere'de Tudor hanedanı yönetimi ve bölük pörçük reformlar dönemi
1536 Fransa kralının Habsburg gücüne karşı Osmanlı imparatoruyla imzaladığı ittifak anlaşması

1552 Korkunç İvan'ın Altınordu Hanlığı başkenti Kazan'ı ele geçirişi bunu izleyen dört yıl içinde Aşağı Volga bölgesinin fethini tamamlaması
1560 İspanyolların İtalya'yı istila edip papalık topraklarını ele geçirip Reform karşıtı harekete izin vermemeleri; bunun üzerine Papaların Hasburglular ile işbirliğine girişimleri
1568-1609 Felenekler'in İspayol yönetimine karşı ayaklanmaları
1580-1640 İspanyolları Portekiz'i ve imparatorluğunu kendi imparatorlularına katmaları
1587-1629 Safevi devleti yöneticisi Büyük Şah Abbas yönetimi dönemi
1590 dolayları mikroskopun icad.
1598 İspanyol üstünlüğü döneminin başlayışı



1600 denizlerde yeni bir güç dengesiyle Hint Okyanusu'nda İspanyol ve Portekiz gemilerinin yerini Felemenk İngiliz Fransız gemilerinin alışı
1600 Felemenk Doğu Hindistan Kumpanyası'nın kurulması
1600'den sonra İngilizlerin Hint Okyanusu'nda ticaret etkinliklerine başlamaları
1601 İngiliz Doğu Hindistan kumpanyası'nın kurulması
1608 bir Polonya ordusunun Moskova'yı ele geçirip bir kukla yönetim kurması
1608 dolayları teleskopun icadı
1618-1648 Otuz Yıl Savaşları
1620 İngilizlerin Massachussets kolonisini kurmaları
1626 Felemenkler'in New York'ta koloni kurmaları
1636 Japon hükümetinin kendi iç sorunlarından dolayı açık deniz gemiciliğini uyruklarına yasaklaması
1638 Japonya'nın kabuğuna çekilme politikası
1640'lar İngiliz Fransız ve Felemenk girişimcilerinin şekerkamışı ticaretini Portekizlilerin ve İspanyolların elinden alıp başı çekmeleri
1642-1648 İngiliz iç savaşları
1648 Westphalia Antlaşması bunun sonucunda İtalya'nın ve Almanya'nın bölünmesi ile ortaya çıkan küçük devletlerin duruma göre Fransa'nın yanında ya da karşısında yer almaları
1648 Fransız üstünlüğünün başlaması
1648 İngiltere'de Parlamento egemenliğinin kurulması
1648-1715 XVI. Louis yönetimi dönemi
1648-1789 Avrupa'nın Eski Rejim ve kolonici yayılma dönemi
1649 İngiliz kralı I. Charles'in idamı
1653-1689 Fransa'nın rakipleri karşısında kesin üstünlüğe sahip olduğu dönem
1688 İngilizlerin İspanyol armadasına karşı zafer kazanmaları
1689 Petro'nun Avrupa gezisi dönüşü geniş çaplı reform hareketlerini başlatması
1696 Petro'nun Türklere karşı başarısı



1701-1714 İspanyol Taht Savaşları sırasında Avusturyalıların İspanya'nın bölüşülmesinde en büyük parsayı toplamaları
1707 Kok kömürü yapma yöntemlerinin bulunuşuyla demir cevherini eritmede kömürden yararlanma olanağının doğuşu
1740-1786 Büyük Frederick (II. Frederick) yönetimi döneminde Prusya'nın Avrupa'nın büyük güçlerinden biri durumuna gelmesi
1745 Abdül Vahab'in Arabistan'da Vahhabiliğin ilkelerini oluşturması
1756-1763 Yedi Yıl Savaşları 1762 bir Alman prensesinin kocasının öldürülmesi üzerine II. Katerina adıyla Rusya imparatorluğu tahtına çıkması
1763 İngiltere'nin Hindistan Kanada gibi denişaşırı ülkelerde kesin zafer kazanması
1768-1774 Rusların Osmanlı ordularını ağır bir yenilgiye uğratmaları ve Küçük Kaynarca Anlaşması'nın yapılması
1772 Polonya'nın ilk bölüşülmesinde Prusyalılar ve Avusturyalılar Türkler karşısındaki ilerleyişini durdurmak için Rusya'ya sus payı olarak Polonya'nın büyük bir parçasının işgaline izin vermeleri
1774 Safevi imparatorluğunun dağılması
1774-1778 İspanya'nın Amerika limanlarının kıyı ticaretini yasaklayıp kolonilere yapılan dışsatımları ve iç alımları Cadiz kentinden tekelci bir tutumla düzenlemesi
1775-1783 Amerikan bağımsızlık savaşı
1789 1 Mayıs Etats-Generaux'un toplanması
1789 14 Temmuz Kralın Ulusal Meclis'i kaldıracağı söylentisi üzerine halkın Bastille'e saldırması
1789 4 Ağustos Ulusal Meclis'in feodal hakları kaldırarak köylü çoğunluğunu Devrim Safhalarına çekmesi
1791 Yeni Fransız anayasalarının hazırlanması
1793 Polonya'nın ikinci bölüşülmesi
1794 Robespierre'in öldürülmesi
1795 Polonya'nın üçüncü bölüşülmesi ile Rusya sınırlarını batıda Vistül Irmağı'na kadar genişlemesi
1799 Napoleon'un bir darbe ile iktidara getirilişi



1803 Sırpların Osmanlı'ya başkaldı
1807 İlk buharlı geminin Robert Fulton tarafından yapılması
1812-1815 Napoleon'un Avrupa devletleri koalisyonunca yenilgiye uğratılması
1815 Viyana Konferansı sonucu barış anlaşmasının yapılması
1821-1830 Yunan devrimi
1830 Cezayir'in Fransızlarca işgali
1833 Köleliğin Büyük Britanya'nın yönetimindeki tüm ülkelerde kaldırılması
1839-1841 Afyon Savaşı
1839 Tanzimat Fermanı'nın ilanı
1840 posta sisteminin Büyük Britanya'da kuruluşu
1840'lar demiryolları ağı yapımının başlayışı
1847 Liberya'nın Amerika'dan eski yurtlarına dönen eski kölelerce Birleşik Devletler anayasasına benzeyen bir anayasa sahip bir cumhuriyet olarak kurulması
1848 devrimleri
1848 Marx'ın gittikçe yoksullaşan proleter kitlelerin bir devrimle toplumsal sorunu çözecekleri düşüncesini ortaya atması
1848-1852 Fransa'da III. Napoleon'un devlet başkanlığında cumhuriyet dönemi
1854 Japonya'nın kabuğuna çekilme politikasını bırakıp dışa açılmak zorunda kalışı
1854 Kırım Savaşı'nda Fransa'nın ve Britanya'nın Ruslara karşı Türklerin yardımına koşup Rusların Kırım'da yenilgiye uğratılması
1856 Islahat Fermanı'nın ilanı
1859 İtalya'nın Kont Cavour'un çabalarıyla birleştirilmesi
1859 Darwin'in canlıların evrimi kuramını ortaya atması
1861-1865 Amerikan iç savaşı
1863 ABD'de köleliğin kaldırılması
1869 Süveyş Kanalı'nın açılışı
1870-1871 Prusya'nın Fransa'yı yenilgiye uğratması
1871 Almanya'nın Bimarck'ın çabalarıyla birleştirilmesi
1878-1908 Abdülhamid II'nin iktidarı dönemi

1885 Hindistan Ulusal Kongresi'nin (Kongre Partisi'nin) kurulması
1888 köleliğin Brezilya'da kaldırılması
1889 İkinci Enternasyonal'in kuruluşu
1889 Japon İmparatoru Meiji'nin Bismarck Almanyasını örnek alan bir Anayasa çıkarması; Diyet'in kurulması
1893 Havai Adaları'nın ABD topraklarına katılması



1900 Batılı devletlerin gönderdikleri uluslararası birliğin Pekin'i ele geçirmesi
1901 Avusturya'nın İngiliz Uluslar Topluluğu'nun kendi kendini yöneten dominyonu olması
1903 Sibirya'yı aşan demiryolunun tamamlanması
1904-1905 Rus-Japon savaşı beklenmeyen sonuçla Japonların yenmesi
1905 Hindistan Müslüman Birliği'nin kurulması
1906 Rusya'nın parlamenter organa sahip olması
1908 Jön Türkler'in iktidara ortak olmak isteğiyle Abdülhamid'i deviren darbeyi gerçekleştirmeleri
1910 Japonların Kore kralını indirip Kore Yarımadası'nı ülkelerine katmaları
1912 Mançu hanedanının yakılıp Çin Cumhuriyetinin kurulması
1912-1913 Balkan Savaşları ile Balkanlardaki toprakların kaptırılması
1914 Berlin-Bağdat demiryolunun başlaması
1914 Panama Kanalı'nın açılması
1914-1919 Birinci Dünya Savaşı
1915 Japonlar'ın Çin'deki özel ayrıcalıklarını öne sürdükleri "Yirmi Beş İstek" ile artırmaya kalkmaları.
1917 6 Nisan ABD Kongresi'nin Almanya'ya savaş ilanı
1917 Kasım İkinci bir devrimci hükümet darbesinin Sosyal Demokrat seçilmesi
1918 Ekim Alman ve Avusturya hükümetlerinin Başkan Wilson'un barışın dayandırılacağı "On Dört Nokta"sını kabul etmeleri
1918-1920 Rusya'da ve Rusya'nın sınır ülkelerde iç savaş
1919 Paris Barış Konferansı'nın Rusya'daki durumu ele almaya kalkmayıp savaşı yitiren Almanya Avusturya ve Osmanlı hükümetlerine barış koşullarını zorla kabul ettirmeleri
1919 Barış antlaşmasının Arap dünyasının zengin ve kalabalık bölgelerini Fransız ve İngiliz koloni yönetimlerine bırakması
1921 Çin Komünist Partisi'nin kurulması
1922 Faşizmi İtalya'da iktidara getiren hükümet darbesi
1922 Lenin'in "Yeni Ekonomik Politikası"nı (NEP) ilan etmesi

1923 Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması
1925 Rıza Pehlevi'nin İran'da iktidarı ele geçirip Mustafa Kemal'inkine benzer bir laik reform hareketini başlatması
1925 Abdülaziz İbni Suud'un Arabistan Yarımadası'nı fethedip Mekke'nin ve Medine'nin denetimini eline geçirmesi
1929 New York borsasının çökmesiyle ABD'de 1920'lerin hızlı ekonomik gelişmesinin sona ermesi
1930'lar Japon yayılmasının yeniden canlanışı
1030'lar Amerikan Başkanı Franklin D. Roosevelt'in New Deal politikası
1931 Japonların Mançurya'yı istila etmesi
1932 Irak'ın formal olarak bağımsızlığını kazanması
1933 New Deal politikasının başlatılması

1933 Haziran Hitler'in iktidara gelmesiyle Almanya'nın köklü bir rejim değişikliği geçirmesi
1934 Etiyopya'nın 1896 yenilgisinin öcünü almak isteyen İtalya'nın saldırısına uğrayıp uçakların ve zehirli gazların yardımıyla İtalya emperyalizmi altına sokuluşu
1938 Eylül Çekoslovakya'nın Almanların yaşadığı bölgelerinin Almanya'ya geçirilmesi
1939 1 Eylül Hitler'in Polonya'ya saldırması
1939-1945 İkinci Dünya Savaşı
1940 ilkbaharı Almanların Danimarka'yı ve Norveç'i ele geçirmeleri
1941 22 Haziran Hitler'in savaş duyurusunda bulunmadan Rusya'ya saldırması
1942 Kasım'ı 1943 Şubat'ı Ruslar'ın Almanlar'ı geri püskürtmeleri
1943 Temmuz'u Mussolini'nin İngiliz-Amerikan birliklerinin İtalya'ya çıkmasıyla iktidardan düşmesi İtalya'nın savaştan çekilmesi
1944 6 Haziran İngiliz-Amerikan birliklerinin Normandiya çıkartması
1945 1 Mayıs Hitler'in kendini öldürmesi Alman başkomutanlığının teslim belgesini imzalamaları
1945 Hiroşima'ya ve Nagazaki'ye atom bombalarının atılması
1946 Türkiye'de çok partili hayata geçiş
1947 İsrail Yahudi devletinin kurulması
1947 Hindistan'ın İngiltere'den çekilmesi
1947 Birleşmiş Milletler'in Filistin'in Araplar ve Yahudiler arasında bölüştürülmesi kararı
1947 Truman Doktrini
1948 Ghandi'nin öldürülmesi
1948 (ve 1956 1967 1973) Yahudi-Arap savaşları
1949 NATO'nun kurulması
1949 komünistlerin Kuomingtang'a karşı kesin zafer kazanıp Çin'in yönetimini ele geçirmeleri
1949 ilk Rus atombombası denemesi
1950 Kuzey Kore komünist yönetiminin Güney Kore'ye saldırmasıyla Kore Savaşı'nın çıkışı
1953 Kore Savaşı'nda ateşkes
1953-1954 Rusların Amerika'dan birkaç ay sonra hidrojen bombalarını patlatmaları
1954 Vietnam'ın Fransız egemenliğinden kurtulması
1956 Macarların ülkelerindeki komünist rejime başkaldırmaları
1956 Süveyş bunalımı
1957 Gana'nın bağımsızlığını kazanan ilk Afrika kolonisi olması
1957 Rusya'nın uzaya uydu gönderen ilk ülke oluşu
1957 Roma Andlaşması ile AET'nin kurulması
1958 Suriye ile Mısır'ın birleşmesi
1961 Suriye'nin Birleşik Arap Cumhuriyeti'nden ayrılması
1962 Fransa'da halkoyu yoklamasının Cezayir'e bağımsızlıktan yana sonuç vermesi
1962 ABD Küba'daki füzelerin çekmesini istediğinde SSCB'nin üçüncü dünya savaşı korkusuylabu isteğe uyuşu
1964 Vietnam'da Amerikan askeri etkinliklerinin başlayışı
1966 De Gaulle Fransası'nın NATO'dan çekilerek mutlak egemenlik hakkını elinde tutmayı seçmesi
1967 İsrail ile Arap devletleri arasında Ekim Savaşı
1969 ABD uzay gemilerinin ay'a inip dönmeyi başarmaları
1970 Sovyetler Birliği'nin ticaret ve yatırım olanakları yolunda Federal Almanya ile görüşmelere başlaması
1973 Ocak İngiltere İrlanda ve Danimarka'nın Avrupa Topluluğu'na tam üye olmaları
1973 İsrail ile Arap devletleri arasında Ramazan Savaşı; petrol ambargosu ve ardından petrol fiyatlarının yükselmesi
1975 Yumuşamanın göstergesi olan Helsinki Anlaşması
1978 Çin Halk Cumhuriyeti'nde Deng Şaoping'in önderliğinde ekonomik reformların başlaması
1979 Mısır ile İsrail arasında Camp David Andlaşması'nın imzalanması

1979 İran'da Ayetullah Humeyni önderliğindeki İslamcıların bir devrimle yönetimi ele geçirmesi
1979 Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesi

1980-1988 İran-Irak savaşı
1981 Ocak Yunanistan'ın AT'ye tam üye olması
1985-1991 Ülkesinde glasnost ve perestroika'yı uygulamaya çalışacak olan Michael Gorbachev'in başkanlık süresi
1986 Ocak İspanya ve Portekiz'in AT'ye tam üye olması
1987 Temmuz Avrupa Tek Senedi'nin (Single Act) kabul edilmesi
1988 Nisan Türkiye'nin AT'ye tam üyelik başvurusunda bulunması
1989 Doğu Avrupa'da marksist ekonomilerin çökmesi
1989 Kasım Berlin Duvarının yıkılması

1990 Sovyetlerin dağılması ve Soğuk Savaş'ın sona ermesi
1990 Ağustos Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi
1990 Ekim Almanyaların birleşmesi
1991 Aralık Bağımsızlık Devletler Topluluğu'nun kurulması
1995 Ocak İsveç Finlandiya ve Avusturya'nın Avrupa Birliğine tam üye olmaları
1996 Ocak Dayton Barış Andlaşması ile Bosna Savaşı'nın sona ermesi...



2003 ABD’nin Irak’ı işgali
1144  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Çin Mitolojisi : Ocak 26, 2010, 01:35:22 ÖS
Çin mitolojisine göre başlangıçta evren bir yumurtanın içindeydi. Evrende ilkin sonsuz ve sessiz bir hiçlik varmış. Her yer karanlıklar içindeyken ilk olarak Pengu (Pan Ku) oluştu. Pengu yumurtanın kabuğunu kırarak dünyayı on sekiz bin yılda düzene soktu. Yumurtanın üst kısmı yükselip gökyüzünü Yang'ı meydana getirdi. Alt kısmı ise çökerek yeri Yin'i oluşturdu. Yin dişi Yang ise erkekti. Birbirlerini tamamladılar. Bu iki gücün birleşimi dev bir yaratıcılık etkisi doğurmuş ve sonuçta dünyanın ve varlıkların temelini oluşturmuştur. Bu ikiliğin her parçası birbirine geçmekte birbirini koşullandırmakta ayrı olamamakta böylece karşıtlar arasındaki birlik ve savaş oluşmaktadır. Yin ve Yang enerjileri sürekli birlikte dans ederler. Ve böylece kozmik dengenin uyumunu yaratırlar. Yin soğuk karanlık ve atıldır. Yang sıcak aydınlık ve hayat doludur. Bu ikili sonradan Feng shui'yu hayat enerjisinin akışını anlatan yaşama sanatını ortaya çıkarmıştır.

Çin geleneklerine ve inanışlarına göre yaşamın sürmesini sağlayan; "Yin - Yang" olarak adlandırılan iki evrensel güç ve bu iki gücün etkileşiminin dengede tutulabilmesi prensibidir. Evrendeki bu iki karşıt gücün varlığı varoluşun ayrılmaz iki kutbudur ve bu iki kutup sayesinde "Denge" sağlanabilmektedir. İnsanların vücudunda da bulunan bu iki karşıt gücün dengesi bozulduğu zaman hastalıklar oluşmaktadır. Çin simgeleri arasında başı çeken Yin -Yang'da ortada beyaz ve siyah daireler bulunur. İç içe olmaları bu ikiliğin düalitenin doğada olduğuna işaret eder ki aynı zamanda eril olanın dişili dişil olanın erili içinde barındırdığına da dikkatimizi çeker.

Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. Öldükten sonra sol gözünden güneş sağ gözünden ay kanından denizler saçlarından ormanlar gövdesinden yeryüzü son soluğundan da rüzgarlar meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedeninde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur.

Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine Tanrıça Nü-kua yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.

Yapısal birlik evrensel cevher Çi aracıyla gerçekleşmektedir. Çi bir enerji "yaşam enerjisi" olarak izah edilebilir. Ve Çi'yi tek bir tanımla anlatmak mümkün değildir. Çin Tıp anlayışına göre tüm evrene yayılmış Çi adlı bir enerji denizinin içinde yaşıyoruz. Çi tüm canlılığın ölçüsü. Bir insanın Çi enerjisi üç yoldan sağlanıyor; doğum sırasında soluduğumuz hava ile yediğimiz ve içtiğimiz besinlerle.

Çin mitolojisinde Ejderlere büyük önem ve yer verilmiştir. Mitolojiye göre Long adı verilen ejderlerin beş türü mevcuttu: Tanrıların evlerini koruyan kutsal ejderhalar; rüzgar ve yağmuru yöneten aynı zamanda su baskınlarına neden olan ejder ruhlar; denizlerin ve okyanusların derinliklerini temizleyen doğa ejderleri; defineleri koruyan ejderler; ve beş penceli imparator ejderhalar. Taoizmde ejderler yang ilkeleri taşırlar ve sık sık su yada bulutlarla çevrilmiş olarak resmedilirler. Çin mitolojisinde Long-wang'lar yani Ejderha Krallar Taoizmde mistik yaratıklar olarak yerlerini almışlar. Yuan-shi tian-zong tarafından yönetilirler ve yılda bir kere ona raporlarını sunarlar. Cenaze törenleri ve yağmurlar üzerinde yargılama yetkisine sahiptirler. Eğer soylarından gelenlerin cenaze törenlerinde talihsizliklerine neden olacak kadar hata yapılırsa Ejder Krallar dua etmeye başlarlar. Aynı zamanda kuraklık ve kıtlık devrinde onlar yağmur yağdırırlar.
Alıntı
--------------------
Ba - Çin mitolojisinde Cennet'in kızı.

Ba Xian - (Pa-hsien) Taoist mitolojideki sekiz ölümsüzlük kazana kişiye verilen ad. Bu sekizli Çin'in iyi kaderini sembolleridirler. Onlar yaşama sekiz önemli özellik katarlar: gençlik yaşlılık zorunluluk sağlık rağbet asalet erkeklik ve dişilik. Bu sekizli: Zhang Guo-lao Lu Dong-bin Cao Guo-jiu Zhong Li-quan Li Tie-guai Han Xian-zi He Xian-gu ve Lan Cai-he. Be Xian'ın konusu daha fazla sanatla ilgilidir.

Bixia Yuanjin - Bu Çin Tanrıçası çocukların doğumundan ve kaderden sorumludur. Doğum ve kader dünya mitolojisinde biri biri ile bağlantılı uzlaşım içinde olan iki kavram olarak kabul edilmiştir.

Cai-shen - (Ts'ai-shen) Çin mitolojisinde başarı Tanrısı. Taoizm ve halk dini inancında da yerini almıştır. Onun gök gürültüsü ve yıldırımları yönetme ve ticari anlaşmalarda başarı sağlama gibi bir çok sihirli güçleri vardır. Tarihsel şahsiyet olarak o Zhao Xuan-tan (Chao Hsüan-t'an)olarak adlandırılmıştır. O dağların zirvesinde kendi yerini almıştır. Zhang Dao-ling'e hayat iksirini ararken yardım etmiştir. Cai-shen siyah kaplanın üzerinde resmedilirdi. Siyah bir yüze ve uzun bıyıklara sahiptir. Vücudu zırhlar içindedir kafasında savaş başlığı vardır.

Cao Guo-jiu - (Ts'ao Kuo-chiu) Çin mitolojisindeki sekiz ölümsüzden biri. O basit bir yaşam sürmekteyken bir gün genç kardeşi katil olur. Cao Guo-jiu utançtan sonra dağlarda inzivaya çekilmiş ve uzun süre orada yaşamıştır. Lu Dong-bin ona yardım eder ve kusursuzluğa erişmenin yollarını gösterir. Cao Guo-jiu tiyatro sanatının yaratıcısı olarak anılır.

Cheng-huang - (Ch'eng-huang) Çin'in koruyucu Tanrıları. Onlar felaket ve yıkımları önlerlerdi ve kendilerine yalvaran insanları korumaları altına alırlardı. Kurakluk ve kıtlık dönemlerinde onlar yağmur yağdırırlardı. Onlar ekinlerin bereketli olmasını sağlayarak insanları zenginliğe kavuştururlardı. Cheng-huang aynı zamanda ölülerin ruhlarını Cennet'e götürülerdi. Tao'cu rahipler ölülerin ruhlarının cehennemden kurtulabilmeleri için bu koruyucu Tanrılara dua ederlerdi.

Chih Nu - (Chih-Nu) Çin'in önemli Tanrılarında olan Yu-huang'ın kızı.

Chu Jiang - (Ch'u Chiang) Taoist mitolojide saniyelerin kralı hırsız ve katilleri cezalandırırdı.

Da-yu - (Ta-yü) Xia Hanedanlığının efsanevi kurucusu. Büyük Yu olarak bilinmiştir. Toprağın (Gun) oğludur. Yol yapıcı ve ekinlere su sağlayıcı olarak tanınmıştır.

Dha-shi-zhi - (Dha-shih-chih) Çin Budizminde kadın ilahe yeniden doğuşu yönetmektedir.

Di-cang - (Ti-Ts'ang) Çin Budizm'inde dünyanın rahmi anlamına gelen bir güç. Efsaneye göre o Tang döneminde yaşamış bir Kore prensidir. Ölümünden sonra vücudu çürümeye bırakılmamış bir tapınağı yapılmıştır. Sağ elinde metal değnekle resmedilirdi.

Di-guan - (Ti-guan) Tao inancına göre dünyada bir hükümdar. Üç San-guan'dan biri. Çin'in din hayatında rolü önemlidir. Di-guan suçları ve baş kaldırmaları affederdi.

Di-ya - (Ti-ya) Di-ya ve Tian-long Çin edebiyat Tanrısı Wen Chang'ın yardımcılarıdır.

Dong-yue da-di - (Tung-yo ta-ti) Gök Tanrısı Yu-huang'ın yardımcısı. Canlıların doğumlarından ölümlerine kadar yaşamlarını yaşam güçlerini ve görünümlerini denetlemekle görevlidir.

Dou-mu - (Tou-mu) Çin Tanrıçası. Her insanın ne kadar yaşayacağını belirler ve denetler. Bu nedenle uzun bir yaşam isteyen insanlar tarafından saygı görmüş ve tapınılmıştır. Dou-mu nilüfer tahtında otururken dört kafalı 12 gözlü ve sekiz kollu olarak resmedilirdi. Taoist tapınaklarda sık sık onun anıtı ile karşılaşılır. Çin Budistleri tarafından da tapınılmaktadır.

Dragon krallar - (Ejder krallar) Taoizmde efsanevi yaratıklar. Long-wang.

Dzi dzat - (Dzit dzi) Dzi dzat ölümden sonraki yaşam inancı ile mezarlarda rahatlık ve konforu sağlayan her türlü eşyaya verilen addır.

Er-lang - (Erh-lang) Çin mitolojisinde şeytani ruhları defeden ve kötü büyüleri bozan bir koruyucu Tanrı. Annesi Yu-huang'ın kızkardeşidir.

Fan-kui - (Fan-k'uie) Çinlilere göre kasap Tanrısıdır.

Fei Lian - (Fei Lien) Rüzgar Tanrısıdır.

Feng Bo - (Feng Po) Rüzgar Tanrısı olan Fei Lian'ın insanlaştırılmışı.

Feng Po-po - (Feng P'o-p'o) Çinin rüzgar Tanrıçası. Bir kaplanın üzerinde bulutları dolaşan ak saçlı yaşlı bir kadın olarak resmedilirdi. Bulutları tam gün sırtındaki çuvala doldurup bir yerden başka bir yere taşır.

Feng-huang - (Feng Huang) Çin mitolojisinde anka kuşu cennetin kanatlı gücü. Sülün ibiği ve başı tavus kuşu kuyruklu olarak resmedilirdi.

Fu Xi - (Fu Hsi) Çin mitolojisinde San-huang'daki üç asil imparatordan birincisi. Yönetimi 115 yıl sürmüştür. Fu Xi insanlara balık ağları kullanma ipek böcekleri yetiştirme ve vahşi hayvanları ehlileştirme gibi bir çok alışkanlığı kazandırmıştır. Fu Xi yılan vücutlu bir insan olarak resmedilirdi. Nü-gua onun karısıdır.

Fu-xing - (Fu-hsing) Çinde mutluluk Tanrısı. San-xing'lerden biri. Genellikle mavi giysilerle özel uşağı ve çocukların yanında resmedilirdi. İsminin anlamı 'şanslı yıldız'dır. Sık sık cennetin yöneticisi olan Tian-guan'la karıştırılır.

Gao Yao - (Kao-Yao) Eski bir Çin yargı Tanrısı. Adaletsizlikleri sorgularken ona bir koç eşlik etmektedir. Ting-jian olarak da bilinmektedir.

Geong Si - (Jiang Shr Kuang Shi) Çin mitolojisinde zombi. Onun vücudu var ama canlı değil.

Gök kralları - Dünyanın dört bir tarafının koruyucuları. Tian-wang.

Gong De Tian - (Kung Te T'ien) Çin mitolojisinde uğur Tanrıçası. Sol elinde dilekleri yerine getiren bir inci tutar. Hindu Tanrıçası Lakshmi ile benzerlik göstermektedir.

Gong Gong - (Kung Kung) Çin mitolojisinde su baskınları ve sel yaratan şeytan. Yılana benzeyen ortağı Xiang Yao ona eşlik eder. Gong Gong yüce adaletin ölümsüz ve sonsuz rakibidir.

Gou Mang - (Kou Mang) Çin gök Tanrısının habercisidir. Gou Mang doğu ile birlikte ilkbahar ve mutluluğu oluşturur.

Guan-di - (Kuan-ti Kuan Yu) "İmparator Guan" Taoizm'in savaş Tanrısı. Barış yolunda atılan her adıma karşı koyar. Halk arasında şeytanları yaratan Tanrı olarak da anılmıştır.

Guan-yin - (Kuan-yin Kuan-shi-yin) Çocuksuz kadınlara yardım eden bir kahin.

Gui - (Kuei) Çin mitolojisinde ölümden sonra olumsuz özellikler kazana ruhlara verilen ad. Hayalet veya hortlak.

Gui Xian - (Kuei Hsien) Çin mitolojisindeki sihirli yaratıklar olan Ling'lerden biri. Su kaplumbağası Gui Xian mutluluğun sembolüdür.

Gun - (Kun-Lun) Çin mitolojisinde toprak Tanrısı Sarı imparator Huang-di'nin erkek torunu Da-yu'nun babası. Cennetin yanından geçen büyük sel baskınında yaptığı hatadan dolayı Gong Gong tarafından küçük düşürülmüş ve cezalandırılmıştır.bir rivayete göre o bu hatasından dolayı ateş Tanrısı tarafından idam edilmiştir.

Hac Tao - Kelime anlamı 'siyah yol'dur. Bu karanlık güçlerin ve kara büyünün Çin mitolojisindeki ifadesidir.

Han - Çin nehir Tanrısı. Aynı isimli nehirle kişiselleştirilmiştir.

Han Xian-zi - (Han Hsiang-tzu) Taoist mitolojideki sekiz önemli ölümsüzden biri. Tang hanedanlığının önemli bir şahsiyeti ve devlet adamı olan Han Yu'nun erkek yeğeni. Onun çılgın bir micazı ve doğaüstü güçleri olduğuna inanılırmış. Bir gün şeftali ağacından düşmüş ve ölümsüzlüğü kazanmış. O flütüyle elinde çiçek demeti veya şeftali tutarak resmedilirdi.

He Bo - (He Po) Çin mitolojisinde güçlü ve etkili bir nehir Tanrısı. Bing-yi da denilmektedir. Ay Tanrıçası Heng O onun kız kardeşidir.

He Xian-gu - (He Hsien-ku) Ba Xian'lardan biri ve içlerinde tek bayan olanı. Tang hanedanlığı döneminde yaşamıştır ve yaşamını dağlarda inzivaya çekilerek sürdürmüştür. On dört yaşında bir rüya görmüştü. Rüyasında kim olduğunu bilmediği bir ses ona 'bulutların anası' olarak bilinen taşı öğütmesini ve tozu yutmasını söylemişti. Söylenilenleri yaptıktan sonra ölümsüzlüğü kazanmıştır.

Heng O - (Chang O) Çin ay Tanrıçası. Soğuğun ve gizli yin ilkelerinin sembolü. Güzel cüppeli sağ elinde ay diski tutmuş olarak ve bazen de bir ağaçta bir karakurbağasının üzerinde resmedilirdi. O nehir Tanrısı He Bo'nun küçük kız kardeşidir.

Hou Ji - (Hou Chi) Çin mitolojisinde tahıl Tanrısı. İmparatorluk dönemindeki bazı mezheplerde o tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle isminin anlamı çeşitli şekilde tercüme olunmuştur.

Hou Tu - (Hou T'u) Çin mitolojisinde dünya ve toprak Tanrısı. Yer yüzünün hükümdarı. İmparatorluk dönemi inançlarının bir ifadesidir.

How-chu - (How-ch'u) Çin mitolojisinde hava Tanrısı.

How-too - Eski bir Çin doğa Tanrısı. Canavar olarak betimlenmiş ve dağlarla nehirlerin arasında yaşadığı düşünülmüştür.

Hu Jing-de - Çinin koruyucu Tanrısı. Genellikle kökeni Tang hanedanlığına dayanmaktadır.

Huang Fei-hu - (Fei) Çin doğa Tanrısı. Tek gözlü bir boğa şeklinde olup yılan kuyruğuna sahiptir. Sonraları Çin'in doğusundaki kutsal Tai Shan dağlarının Tanrısı olarak kabul edilmiştir. O bu dağa gelen ölü ruhları yargılamakla görevlendirilmişti.

Huang-chuan - (Huang-ch'uan) Yin ruhlarının ölümden sonra gittikleri yer altı dünyası. Kuzeyde bulunan sulu bir arazi olduğuna inanılırdı. Kelime anlamı 'sarı ilkbahar'dır.

Huang-di - (Huang-ti) Efsaneleştirilmiş bir Çin imparatoru. 'Sarı İmparator' M.ö. 2697 - 2597 yılları arasında yaşadığına inanılır. Taoizmin kurucularından biri olarak saygı görmüştür. Çin tarihinde ilk tıbbi inceleme ve tez niteliğini taşıyan Huang-di nei-jing yazıtının onun eseri olduğu söylenmektedir. Ayrıca Huang-di'nin insanlığa yazının bulunması pusulanın icadı çömlekçiliğin başlangıcı ipek böceklerinin yetiştirilmesi gibi katkıları olduğu inanılmaktadır.

Huang-lao - Taoculara göre bir Tanrı. İsmi iki anlamı barındırmaktadır: Huang Huang-di ile lao Lao-zi ile bağdaştırılmaktadır. Her iki anlam da Taoizm inancının kurucularına işaret etmektedir.

Huang-lao-jun - (Huang-lao-chën) Taozim inancına göre önemli bir Tanrı.

Ji Nu - Çin mitolojisinde yıldızların Tanrıçası.

Jian Di - (Chien Ti) Çin mitolojisinde eski bir Tanrıça. Kazayla renkarenk kırlangıç yumurtalarını yutmuş ve bunun sonucunda Shang hanedanlığının atalarını doğurmuştu.

Jian Lao - (Chien-lao) Çin mitolojisinde doğa ve süreklilik Tanrısı.

Jiang Shr - Çin mitolojisinde zombiler.

Jin Jia - (Chin Chia) Çin mitolojisindeki koruyuculardan biri. O kötü öğrencileri cezalandırır ve İmparatorluk soyundan gelen ailelerin bayraklarını dalgalandırır. Altın zırhlı bir insan şeklinde düşünülmüştür.

Ki-lin - (Ch'i-lin) Çin mitolojisindeki mistik yaratıklar. Batı mitolojilerindeki tek boynuzlu at ile karşılaştırılabilir. Ki-lin saf ve barışçıldır. Öküz kuyruğuna at yelesine sahipvücudu balık pulları ile kaplı olan tek boynuzlu geyik olarak resmedilirdi. O cennette yaşar ve dünyayı sadece bilge bir filozof doğduğunda ziyaret eder. O dört Ling'den biridir.

Kuang Shi - Çin Mitolojisindeki zombilerden biri.

Kui-xing - Wen-chang'ın yanından ayrılmayan yıldız Tanrısı. Resmi başarı belgelerini hazırlamakla görevlidir.

Kun-lun - (K'un-lun) Çin'in batısında sıra dağlar. Taoistlere göre cennet orada. Tao evrenbilimine göre on kıtadan biri. Cenneti ilk ziyaret eden kişi King Mu' dur. O Huang-di'nin sarayını keşfeder. Orada Tanrıça Xi Wang-mu tarafından kabul edilir.

Lan Cai-he - (Lan Ts'ai-ho) Çin Ba Xian'lardan biri. Yazın kalın palto kışın ise ince giysiler giyer. Elinde Çiçek demeti oalrak resmedilirdi.

Lao-jun - (Lao-chün) Lao-zi'nin (Lao Tsö) tanrısallaştırılmış adı. Yuan-shi tian-zong ile beraber o Tao düşünce tarzının önemli yaratıcısıdır.

Lei-gong - (Lei-kung) Çin mitolojiisnde gök gürültüsü Tanrısı. Tao panteonunda o göksel idare yetkisi bulunan bir Gökgürültüsü bakanıdır. Onun gagası kanatları ve baykuş penceleri var ama bedeni mavi renkte olmasına rağmen insan bedenidir. O peştamal giymiş ellerinde davul ve çekiç (gök gürlemesini yaratan alet) taşır durumda resmedilirdi.

Lei-zi - (Lei-tzu) Çin mitolojisinde gök gürültüsü Tanrıçası. Çin'e ipek böceği yetiştirmeciliğini öğretir. Huang-di'nin karısıdır.

Li Tie-guai - (Li T'ieh-kuai) Li Tie-guai ("Demir koltuk değnekli Li") Bir Ba Xian Taoist Mitolojinin sekiz ölümsüzünden biri. Demir koltuk değneği ona Xi Wang-mu tarafından verildi.

Li T'ien - Li T'ien şeytanlara karşı alev fişeklerini kullanan ilk kişidir. (11. yüzyıl.) Bu olaydan sonra havai fişeklerin kullanımı yaygınlaşmıştır.

Ling Xiao Bao Dian - Yu-huang ve diğer Tanrıların bazı sorun ve konuları konuşup tartıştıkları göksel bir saray. Söylendiğine göre Tian Bing ve Tian Jiang (cennetin askerleri) tarafından dikkatle korunur.

Ling-bao tian-zong - (Ling-pao t'ien-tsun) Kıymetli mücevheratın koruyucusu ikinci Taoist cennet olan Shang-qing'ın yöneticisi. Bazen Dao-Jun Tao Efendisi olarak da adlandırılmıştır.

Ling-guan - (Ling-kuan) Doğaüstü memur Yu-huang sarayının koruyucusu. O 15. yüzyılda da büyük saygı görmüş ve Pekin'de tapınağı yapılmıştır.

Liu Bei - (Liu Pei) Çin mitolojisinde sepet yapanların ve kamış ayakkabı yapanların Tanrısı. O Zhang Fei ve Guan Gong ile birlikte Çin'in üç silahşorunu oluşturdu.

Long - (Lung) Çin mitolojisinde ejderha. Beş türü mevcuttu: Tanrıların evlerini koruyan kutsal ejderhalar; rüzgar ve yağmuru yöneten aynı zamanda su baskınlarına neden olan ejder ruhlar; denizlerin ve okyanusların derinliklerini temizleyen doğa ejderleri; defineleri koruyan ejderler; ve beş penceli imparator ejderhalar. Taoizmde ejderler yang ilkeleri taşırlar ve sık sık su yada bulutlarla çevrilmiş olarak resmedilirler.

Long-wang - (Lung-wang) Çin mitolojisinde Ejderha Krallar. Taoizmde mistik yaratıklar. Yuan-shi tian-zong tarafından yönetilirler ve yılda bir kere ona raporlarını sunarlar. Cenaze törenleri ve yağmurlar üzerinde yargılama yetkisine sahiptirler. Eğer soylarından gelenlerin cenaze törenlerinde talihsizliklerine neden olacak kadar hata yapılırsa Ejder Krallar dua etmeye başlarlar. Aynı zamanda kuraklık ve kıtlık devrinde onlar yağmur yağdırırlar.

Lu Ban - (Lu Pan) Çin mitolojisinde marangozların koruyucusu.

Lu Dong-bin - (Lu Tung-pin Lu Yan) Bir Ba Xian. M.ö 798 yılında kuzey Çin'de doğmuştur. Ailesinin üyeleri özel uşaklık yaparlarmış. Genç yaşta O Lu dağlarına çıkmıştır. Burada ateş ejderi ile karşılaşmış ve ejder ona sihirli bir kılıç hediye etmiştir. Başkenti ziyaret ederken başka bir ölümsüz olan Zhong Li-quan ile karşılaşmıştır.

Lu-xing - (Lü-hsing) Onur Yıldızı. Bir San-xing olan yıldız Tanrı. Guan-xing (Şehir Yıldızı) olarak da bilinmektedir. Han hanedanlığının kurucusu Shi Fei olduğunu iddia edenler var.

Ma Wang - Çin mitolojisinde atların koruyucusu.

Ma-mian - (Ma-mien) Çin mitolojisinde yer altı dünyasında yaşayan bir asilzade.

Ma-Zu - Çin Tanrıçalarından biri. Özellikle Güney Çin sahillerinde tapılan bir Tanrıçadır.

Men-shen - Çin inancına göre kapıları koruyan iki Tanrı. Men-shen kelime anlamı "kapı boşluğu Tanrıları"dır Qin Shu-bao ve Hu Jing-de isimli Tang Hanedanlığında yaşamış olan iki general olduklarına inanılır. 13. - 14. yüzyıllarda onlara tapılmıştır. Arka kapı daha az bilinen Wei Ch'eng tarafından korunurdu.

Mo-hi-hai - Çin su Tanrısı.

Mu Gong - (Mu Kung) Çin mitolojisinde ölümsüzlük Tanrısı. O Yang'ın cisimleştirilmiş halidir. Xi Wang-mu Yin'in temsilcisi onun karısıdır. Onlar birlikte cennet ve yeryüzünü ve canlıları yaratmışlar.

Mu-king - Çin mitolojisinde ateş Tanrısı.

Mu-Lan - Hua Mu-lan olarak da bilinen Mu-lan Çin mitolojisinin en ünlü kadın savaşçısıdır. Babası askerlik yapmak üzere çağrılmıştı ve yaşı geçmiş olduğu için kendi yerine oğlunu gönderebilirdi. Oğlu olmadığı için kızı erkek giysileri giydi atına bindi ve babasını temsil etmek üzere gitti. On iki yıl askerlik yaptı yüksek rütbeli bir asker oldu ve bir kız olduğunun farkına hiçbir zaman varılmadı. Savaşlardan sonra arkadaşlarından bazıları onu ziyarete geldiklerinde Mu-lan'ı dokuma tezgahına oturmuş bir kadın olarak buldular ve çok şaşırdılar. Günümüzde bu hala bir ailevi bağ ve fazilet örneğidir.

Niu Wang - Çin'de büyükbaş hayvanların koruyucusu.

Niu-you - (Niu-yu) Çin mitolojisinde Yama krallarının koruyuculuğunu yapan ruh.

Nü-gua - (Nü-kua Nu Kwa Nuwa) İnsanları yaratan Tanrıça. Efsaneye göre Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. öldükten sonra sol gözünden güneş sağ gözünden ay kanından denizler saçlarından ormanlar gövdesinden yeryüzü son soluğundan da rüzgarlar meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedenimde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur. Zamanla gökyüzünün bir bölümü denizlere düşerek insanlığı yok etti. Bunun üzerine Tanrıça Nü-gua yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı denizleri yeniden sınırlarına itti ve çamurdan yeni bir insan türü yarattı.Tanrı Fu Xi onun kocası ve kardeşidir. Kardeşi gibi vücudunun aşağı kısmı ejder şeklindedir. Nü-gua bir elinde yerin sembolü olan pusula tutar.

Pa - (P'a) Çin kuraklık Tanrısı.

Pa-cha - (P'a-ch'a) Çiftçileri çekirgelere karşı koruyan bir Tanrı.

Pakua - (Bagua) Çin'cede kelime anlamı "sekiz (bat) yön (gua)" dür. Çin pusulasındaki sekiz yönü ifade ettiğini iddia edenler var. Bir çok farklı anlamlarda kullanılmıştır.

Pan Jin Lian - (P'an Chin Lien) Çin mitolojisinde zina Tanrıçası.

Pan-gu - (P'an-ku) Çin mitolojisi'ne göre başlangıçta evren bir yumurtanın içindeydi. Evrende ilkin sonsuz ve sessiz bir hiçlik varmış. Her yer karanlıklar içindeyken ilk olarak Pengu (Pan Ku) oluştu. Pengu yumurtanın kabuğunu kırarak dünyayı on sekiz bin yılda düzene soktu. Yumurtanın üst kısmı yükselip gökyüzünü Yang'ı meydana getirdi. Alt kısmı ise çökerek yeri Yin'i oluşturdu. Yin dişi Yang ise erkekti. Birbirlerini tamamladılar. Pengu Yin ve Yangı oluşturduktan sonra ölür. öldükten sonra sol gözünden güneş sağ gözünden ay kanından denizler saçlarından ormanlar gövdesinden yeryüzü son soluğundan da rüzgarlar meydana gelmiş. Daha sonra çürüyen bedeninde kaynaşan böceklerden de insanlar oluşur.

Peng-lai - (P'eng-lai) Taoisme göre Çin Denizinin Doğusında yeralan ölümsüzlerin yaşadığı düşünülen ada. Ada mutluluğun somut örneği olup ölümsüzlüğün kaynağı olan efsanevi mantarları üzerinde bulundurmaktadır. Adayı bulmak için bir çok kişi yolculuğa çıkmış fakat başarılı olamamışlardı. Gemiler ya alabora olmuş ya da başka adalara sürüklenmişlerdi.

Peng-zi - (P'eng-tzu) Çin mitolojisinde uzun yaşamı temsil eden varlık. Efsaneye göre Han Hanedanlığı zamanında doğmuş ve Yin Hanedanlığı zamanında 777 yaşına gelmişti. (bazı kaynaklara göre 800 yaşını geçmişti) ve hala genç görünümünü koruyabilmişti. Genç kalabilmek için o geyik boynuzu ve mika tozu yutarmış.

Pusa - Budist ve Taoist mezheplerde Tanrıya verilen ad.

Qi Gu-niang - (Ch'i Ku-niang) Yu-huang'ın kızı. "Yedinci Hanımefendi" adını almıştır. Genç kızlar tarafından evleneceği erkeğin kim olduğunu bilmek istemesi üzerine tapınılmış ve saygı görmüştür.

Qin-shu-pao - (Ch'in-shu-pao) Çift kapı aralığının koruyucu Tanrılarından biri bir Men-shen. Tang hanedanlığındaki bir general olarak bilinmektedir.

Ran-deng - (Jan-teng) Çin mitolojisinde dilenci kadın ve gelecek Buddha.

Ru Shou - (Ju-Shou) Gou Mang gibi Çin gök Tanrısının habercisidir.'a benzer. Ru Shou Batı ile birlikte sonbaharı ve Talihsizliği oluşturur.

San-guan - (San-kuan) "Üç Yönetici" Taoizmde üç Tanrı adları Tian-guan Di-guan ve Shui-guan. Çin'in din hayatında önemli rol üstlenmişlerdi.

San-huang - Fu Xi Shen-nung ve Yen-ti adında üç imparatora verilen özel isim. M.Ö 2852 - 2697 yıllarında yaşadıklarına inanılır. Bu isim 'üç asilzade' anlamına gelir. Beş imparator Wu-di'lerin yerlerini almışlar.

San-qing - (San-ch'ing) Üç cennet ve onları koruyan üç ilaha verilen özel isim. Birinci cennet Yu-qing saf yeşim cenneti Yuan-shi tian-zong orada yaşamıştı. Bazı kaynaklara göre bu Yu-huang'ın yönettiği en büyük ve ilk cennetti. İkinci cennetin adı Shang-qing büyük saflığın cenneti Ling-bao tian-zong orada otururdu. Üçüncü cennet Tai-qing yüksek saflığın cenneti. Tao-de tian-zong tarafından yönetilirdi.

San-xing - (San-hsing) Çin halk sanatının sevimli iyi şans getiren üç yıldız Tanrısı. San-hsing Tanrıların adları: Fu-xing (Şans Yıldızı) Lu-xing (Onur Yıldızı) ve Shou-xing (Uzun Yaşam Yıldızı).

Shachihoko - Çin mitolojisinde kaplan başlı ve balık vücutlu canavar. Bedeni sivri uçlu ve zehirli oklarla kaplıdır. Karaya çıktığında kaplana dönüşebilir.

She-di - (She-ti) Çin mitolojisinde geniş arazileri ve akinlerini koruyan Tanrıça.

Shen Yi - (Shen I) Güneş Tanrısı. Xi Wang-mu ona ölümsüzlük bahşehtmiştir. Rüzgar Tanrısı Fei Lian onun ebedi düşmanıdır. Sheng Yi elinde güneş tutmuş olarak resmedilirdi.

Shen-nung - Çin mitolojisinde bir şahsiyet. İlaçları onun icat ettiği söylenilir. San-huang adı verilmiş 'Üç asilzade' den biri. O eczacılığın yaratıcısı olarak da kabul görmüştür. Boğa kafalı olarak resmedilirdi.

Shou-lao - (Shou-xing) Taoizmde eski bir Tanrı. Uzun ömür ve şans Tanrısı. Uzun yaşamın yıldız Tanrısı. Kocaman kafalı elinde uzun bir değnek ve içinde uzun yaşama sebeb olan su barındıran bir su kabağı taşırken resmedilirdi. Diğer elinde ise ölümsüzlüğün simgesi olan şeftaliyi tutmaktadır.

Shou-xing - Yıldız Tanrı. Bir San-xing. Adının anlamı "Uzun Yaşam Yıldızı" dır büyük ve kel bir kafası var. Düğümlü bir değnekle destek almaktadır. Diğer elinde ölümsüzlüğün simgesi olan şeftaliyi tutar. Sembolü mantar veya su kaplumbağasıdır.

Shui-guan - (Shui-kuan) Bir San-guan. Shui-guan suyun yöneticisidir. Ona inananları engellerden korur.

Shun - Çin mitolojisinde beş efsaneleştirilmiş İmparator olan Wu-di'lerden bir tanesi. Yao'nun halefi olarak seçilmişti.

Si-ming - (Assuming) "Kaderin Efendisi" iki kitap yazmıştır. Ölümün kitabı ve Yaşamın kitabı.

Song Di - (Sung Ti) Çin mitolojisinde üçüncü cehennemin kralı. Evlatlarına kötü davranan suçlular itaatsizler vefasızlar ve isyancılar burada cezalandırılırlardı.

Song-zi niang-niang - (Sung-tzu niang-niang) 'Çocukları Getiren Hanımefendi'. Bazen Zhang Xian'le aynı ortamda bulunduğu düşünülürdü.

Ssu Ling - (Ling) Çin mitolojisinde dört tinsel varlığa verilen addır. Bu varlıklar Ch'i-lin Feng-huang kaplumbağa Gui Xian ve ejder Long'durlar.

Sun Hou-zi - (Sun Hou-tzu) rüzgar'ın oğlu. Tanrıların yetenek ve hünerlerine sahipti. Daha sonra ölümsüzlük şeftalisinden yedi ve ölümsüz oldu.

Sun Wu-Kung - Maymun Krallara verilen ad.

Sun-pi - (Sun-p'i) Çin mitolojisinde tamirci ve işçilerin Tanrısı.

Tai-sui-xing - (T'ai-sui-hsing) Zaman ve gezegenlerin Tanrısı. Jüpiter gezegeni onun sembolüdür.

Tai-yi - Bilge biri. Han hanedanlığı devrinde yaşamıştır.

Tai-yue da-di - (T'ai-yüeh ta'ti) Taoizmde dağ Tanrıları.

Tang - Çin mitolojisinde bir rurtarıcı. İnsanlığı büyük bir kuraklıktan kurtarır. O kendini dut çalılıklarının üzerinde kurban eder ve yağmuru yağdırmayı başarır.

Tao-de tian-zong - (Tao-te t'ien-tsun) Üçüncü cennet olan Tai-qing'un yöneticisi.

Tian Hou - (T'ien Hou) Göklerin imparatoriçesi balıkçıları koruyan Tanrıça.

Tian-di - (T'ien-ti) Evrene verilen geleneksel bir tanım. 'Cennet ve Yer yüzü' anlamına gelir.

Tian-guan - (T'ien-kuan) San-guan cennetinin üç yöneticisinden biri. O sağlık ve iyi talih dağıtıcısıdır.

Tian-long - (Tien Lung) Tanrı Wen Chang uşaklarından biri Di-ya ile beraber çalışır.

Tian-mu - (T'ien-mu) Çin mitolojisinde ışık Tanrıçası.

Tian-wang - (T'ien-wang) Çin mitolojisinin göksel Tanrıları dünyanın koruyucusu olarak da bilinirler.

Tian-zong - (T'ien-tsun) Taoizmde Tanrılara verilen genel bir ad.

Tu-di - (T'u-ti) Çin mitolojisinde küçük arazilerin koruyusu bir Tanrı.

Wang Mu niang-niang - Ölümsüzlük şeftalisini koruyan Tanrı.

Xi Shi - (Hsi Shih) Çin mitolojisinde krem ve parfümlerin yaratıcısı bir Tanrıça.

Yao - Efsaneleştirlmiş bir imparator. M.Ö. 2333 - 2234 yılları arasında yaşadığına inanılır.
1145  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Nibelungen Destanı ( Nibelungenlied) : Ocak 26, 2010, 01:34:36 ÖS
Ren Nehri ile ilgili destanların en tanınmışı kuşkusuz Nibelungen Destanı’dır. Destan Ren Nehri kıyısında  eski Worms şehri civarında geçer.
Destanın en eski şekli elimize on üçüncü yüzyıldan kalma bir el yazması ile ulaşmıştır. Ancak daha önceki dönemlerde söylenen Latince baladlarda içinden bölümlerin olduğu düşünülebilinir.
Pagan inançları destan içinde sık yer almaktadır. Fakat aynı zamanda Hristiyan inançları ve törenleri de destanda bulunmaktadır. Bunun yanında kral-senyör-vasal ilişkisi de destanın Orta Çağ’a ait izler taşıdığını göstermektedir.
Nibelungen Destanı Orta Çağ boyunca çok popüler olduğu için anlatıcıların destanın içine anlatıldığı dönemin zevkine uygun motifler katmaları büyük olasılıktır.
Destanın bugünkü hali ile on ikinci yüzyıl sonlarında tamamlandığı düşünülmektedir. Destan içinde bir çok anakronizm barındırmaktadır. Örneğin Dietrich bir antik çağ kahramanıdır . Bu destanda bulunma nedeni büyük olasılıkla kimsenin yenemediği Hagen’i yenip hapse atmak içindir.
Destanın günümüze ulaşmış bir çok versiyonu vardır. Hepsinde konu aynı olmakla birlikte aralarında farklılıklar da vardır.

Destanın Konusu
Destan ‘çok eski zamanlarda’ Niederland’da geçer. O zamanlar güçlü kral Siegmund’un krallık zamanına denk gelmektedir. Kraliçe ise güzel Siegelinde’dir.
Destanın en önemli kahramanı Siegmund ve Siegelinde’nin oğulları Siegfried’dir. Siegfried daha genç yaşlarında maceralara atılmak için babasının şatosunu terk ederek yollara düşer. Kılıcı olmadığı için elinde bir sopa ile köyleri kentleri dolaşır durur.
Siegfried bir gün bir demirciye rastlar ve kılıç sahibi olabilmek için onun yanında çalışmak istediğini söyler. Mimir adındaki demirci bu teklifi kabul ederek ona yatacak yer ve yiyecek verir. Ertesi gün de yeni çırağının bu işi yapıp yapamayacağını sınamak için onu ocağın başına götürür ve eline en ağır çekici verir. Siegfried bununla öyle bir vurur ki örs toprağa gömülür demir parçaları etrafa saçılır. Buna kızan Mimir Siegfried’i kulağından tutunca Siegfried dayanamaz ve onu yere fırlatır.
Bu yeni çırağından nasıl kurtulacağını bilemeyen Mimir yeni bir yol denemeye karar verir. Siegfried’i çağırır ve ondan ormanın öteki ucundaki kömürcüden kömür getirmesini ister. Bunu söylerken yolu üzerindeki ejderhanın Siegfried’i öldüreceğini ummaktadır.
Siegfried kendine yaptığı kılıcı alır ve yola koyulur . Tam kayalığın önünden geçerken ejderha saldırır. Siegfried bu saldırıdan çevikliği sayesinde kurtulur ve önüne ilk gelen ağacı sökerek canavarın kafasına fırlatır. Ağacı kökleri canavarı sarınca bundan yararlanan Siegfried diğer ağaçları da onun üzerine fırlatır. Daha sonra bunları tutuşturarak ejderhayı yakar.
Ejderha yanarken bedeninden bir yağ akmaya başlar. Bu akan yağ dereciğine parmağını sokan Siegfried parmağının ‘boynuz’ gibi sertleştiğini görür. Bunun üzerine üstündekileri çıkartarak bu yağ ile bütün vücudunu yıkar. Siegfried bu işi yaparken bir ıhlamur ağacı altında durmaktadır ve ağaçtan bir yaprak sırtına iki omzunun arasına düşerek oranın bu yağ ile yıkanmasını engeller. İşte bu yaprağın dışında kalan hiç bir yere silah işlemeyecektir fakat Siegfried’in vücudunun da yara alabileceği tek yer burası olacaktır.
Kömürcünün yanına varan Siegfried ona Mimir ve arkadaşlarının daha önce sözünü ettikleri ağızından ateşler saçan ve üzeri pullarla kaplı olan ejderhayı sorar. Kömürcü canavarın nerede olduğunu gösterir.
Artık Siegfried’i başka bir macera beklemektedir. Zorlu bir yolculuktan sonra Siegfried ejderhanın bulunduğu Nibelungen ülkesine varır. Burada Schilbung ve Niblung adında iki kral hüküm sürmektedir. Bu iki kral ve onlara bağlı savaşçılar çok büyük bir hazineyi de beklemektedirler.
Siegfried şehrin girişine geldiğinde ejderha ile karşılaşır. Dövüşmeye başlarlar. Ejderha ağızından ateşler çıkartarak Siegfried’e saldırmaktadır. Sonunda Siegfried canavarı öldürmeyi başarır. Canavarın attığı korkunç çığlığı duyan Schilbung ve Niblung saklandıkları yerden çıkarlar . Korkunç canavarı öldüren kahramanı tebrik ederler ve ondan hazineyi aralarında paylaştırmasını isterler. Bunun karşılığında ona bütün kılıçların en iyisi olan Balmung’u vereceklerdir. Bu büyük hazineyi Siegfried krallar arasında paylaştırır. Fakat hırstan gözü dönmüş krallar bundan memnun olmazlar ve Siegfried’i hile yapmakla suçlarlar. Savaşçıları toplayarak Siegfried’e saldırırlar. Yapılan dövüş sonrası Siegfried iki kralı ve beş yüz kadar savaşçıyı öldürür. O anda dövüş alanına Tarnkappe ile cüce Alberic gelir. Öldürülen kralların intikamını almak için Siegfried’e saldıran Alberic onu uğraştırsa da sonunda yenilir ve onun vasalı olmak için and içer. Nibelungen ülkesi savaşçıları da and içerek Siegfried’in hükmü altına girerler. Bütün Nibelungen hazinesi de onun olmuştur. Fakat hazinede gözü olmayan Siegfried bu hazineden sadece taşlı bir yüzük alır. Alberic bu yüzüğün uğursuzluk getireceğini söyleyerek onu engellemeye çalışır. Fakat Siegfried onu dinlemez ve yüzüğü parmağına takar . Bunun üzerine Alberic ona tehlikelerden korunması için Tarnkappe’yi verir.
Siegfried’in bundan sonra gideceği yer Kuzey ülkeleridir ve buralarda maceradan maceraya koşar. Bunlardan birinde Danimarka kralı ona Grani adında bir at hediye eder.
Siegfried’in yolu İzlanda’ya kadar düşer. Burada bir dağın tepesinde alevleri gökyüzüne kadar yükselen bir ateş görür. Dağa çıkar ve Grani alevlerin arasından atlamayı başarır. Alevlerin arasında bir şato bulunmaktadır. Siegfried şatonun içine girdiğinde içeride zırhlar içinde uyumakta olan bir genç kız ile karşılaşır. Zırhları çıkartır ve genç kızı dudaklarından öper. Bunun üzerine genç kız uyanır ve kendine geldiğinde hikayesini anlatmaya başlar. Adı Brunehild’dir . Wodan’ın Walkyri’lerinden biri iken ona karşı geldiği için Wodan onu değneği ile uyutmuş ve bu şatoya koymuştur. Siegfried onu kurtarana kadar da uyumuştur.
Siegfried bir kaç gün şatoda kaldıktan sonra Brunehild ile vedalaşır ve parmağındaki yüzüğü ona bırakarak ayrılır.
Siegfried sonunda babasının şatosuna döner. Siegmund ve Siegelinde oğullarının dönüşünden çok mutlu olmuşlardır ve bu Niederland’da ve başkent Xanten’de törenlerle kutlanır. Her yerden gelen şarkıcılar Siegfried’in kahramanlıklarını şarkılarla anlatırlar.Şarkıcılar bunun yanında Burgond kralı Gunther güzel kardeşi prenses Krimehild ve sadık vasalleri Hagen hakkında da şarkılar söylerler. Siegfried’in içi bir anda Ren Nehri’nin ötesindeki bu ülkeye gidip bu insanları tanıma arzusu ile dolar. Şenliklerin sonunda fikrini ailesine açar. Babası önce razı olmasa da daha sonra oğlunun yanına on iki şövalye alıp gitmesi koşulu ile kabul eder. Siegfried ailesi ile vedalaşarak ayrılır.
Burgond’ların ülkesinde kral Gunther’in kardeşi Krimehild’in güzelliği dillere destandı . Krimehild kral Gunther’in ve ve diğer iki erkek kardeşi Gernot ve Giselher’in koruması altında büyümüştü.
Krimehild bir gece rüyasında kendi yetiştirdiği şahinlerden birinin iki kartal tarafından boğulduğunu görmüştü . Bu rüyayı annesi Ute’ye açtığında annesi rüyasında gördüğü şahinin en mutlu anında kaybedeceği kocası olduğunu söylemişti. Genç kız da bunun üzerine evlenmemeye karar vermiş ve bütün taliplerini geri çevirmişti.
Siegfried on iki şövalye ile birlikte Burgondlar’ın ülkesine varır. Onları gören Gunther gelenlerin soylu kişiler olduğunu anlayarak hemen karşılanmalarını buyurur. Siegfried’i hiç görmemiş olmasına rağmen kahramanlıklarını bilen Hagen konuklarını büyük saygı ile karşılar. Siegfried önce dövüşmeyi düşünürse de onların bu konuksever davranışları karşısında dayanamaz ve konukları olmayı kabul eder .
Siegfried’in konukluğu bir sene sürmüştür. Bu bir sene boyunca Siegfried Krimehild’i hiç görmemiştir. Fakat Krimehild gizlice savaş oyunlarını seyretmiş Siegfried’i görmüş ve kalbi onun sevgisi ile dolmuştu.
Bu arada Saxonlar’ın ve Danimarka’nın kralları Burgondlar’a karşı savaş açarlar. Siegfried bu savaşta Burgondlar’ın yanında savaşır ve iki düşman kralı da esir etmeyi başarır. Haberciler Siegfried’in başarılarını bildirince Krimehild sevincini gizleyemez ve habercileri mükafatlandırır.
Gunther bu zaferi kutlamak için büyük şenlikler düzenler. İşte bu şenlikler sırasında Siegfried sonunda Krimehild’i görür. Krimehild nedimeleri ile birlikte salona girdiğinde Siegfried onu karşılar elini uzatır Siegfried onunla beraberken hiç duymadığı duyguları tadacaktır.
Krimehild’i hiç bir zaman elde edemeyeceğini düşünerek umutsuzluğa kapılan Siegfried Burgond ülkesini terk etmeye karar verir. Tam gidecekken Giselher tarafından caydırılarak kalmaya karar verir.
Şölenlerden birinde bir şarkıcı bir adada yaşayan güzel bir prensesin şarkısını söylemektedir. Ada İzlanda prenses de Brunehild’dir. Brunehild taliplerini savaş oyunlarına davet ediyor rakip olarak da kendisi karşılarına çıkıyordu. Brunehild en cesurlarını dahi yeniyor oyunlardan kaçanları öldürüyordu.
Gunther bunları duyunca İzlanda’ya gidip Brunehild’i Burgondlar ülkesine getirmeye karar verir. Brunehild’i tanıyan Siegfried onu vazgeçirmeye çalışsa da başaramaz ve Gunther’in ricası üzerine onunla gitmeye razı olur . Tek koşulu vardır ; Krimehild’i eş olarak alacaktır. Gunther kabul eder.
Gunther ve Siegfried yanlarına Hagen’i ve kardeşi Dankwart’ı alarak yola çıkarlar. On ikinci günün sabahı Brunehild’in şatosuna varırlar. Brunehild onları kabul eder.
Savaş oyunları başladığında ise bir oyun oynarlar ; Siegfried Tarnkappe ile görünmez oluark Gunther’e yardım edip onun kazanmasını sağlar. Böylece Gunther Brunehild’i de kazanır.
Gunther ve Siegfried Burgond ülkesine döndüklerinde coşkuyla karşılanırlar. Siegfried Gunther’e verdiği sözü hatırlatır. Gunther kızkardeşine sorar . Krimehild Gunther ile evlenmeyi kabul eder ve masaya birlikte otururlar. Bu Brunehild’e çok ağır gelir ve ağlamaya başlar. Gunther’e Siegfried’i Krimehild’e layık görmediğini ve Krimehild’in bir vasal ile evlenmemesi gerektiğini söyler. Gunther ise kararlıdır.
Gece olunca Gunther ile Brunehild odalarına çekilirler. Brunehild Gunther ile yatmak istemez hatta onu havaya kaldırarak duvardaki bir kancaya takar. Gunther geceyi böyle geçirir. Sabaha doğru Brunehild acıyarak onu indirir. Gunther’in Brunehild’e sahip olması yine Tarnkappe ‘yi takarak görünmez olan Siegfried sayesinde olur. Bu arada Siegfried Brunehild’e verdiği yüzüğü de alır ve döndüğünde Krimehild’e verir.
Siegfried Krimehild ile evlendikten sonra onunla birlikte babasının ülkesine döner. Çok mutlu olan kral Siegmund krallığını oğlu Siegfried’e bırakır.
Siegfried’in hükümdarlığı on seneyi tamamlamıştır. Krimehilde ona bir erkek çocuk verir ve adını Gunther koyarlar. Aynı şekilde Gunther ve Brunehild de oğullarının adını Siegfried koyarlar.
Gunther ile Brunehild Worms’da Siegfried ile Krimehild de Xanten’de mutlu yaşamaktadırlar. Fakat Brunehild’in içi içini yemektedir çünkü Krimehild ve Siegfried’i görememektedir. Gunther’e onları çağırmasını söyler çünkü Siegfried hala onun vasalıdır ve çağırılınca gelmek zorundadır. Gunther buna karşı çıkar ve onları ancak dostları olarak davet edeceğini söyler.
Siegfried bu daveti kabul eder ve bin şövalye ile yola çıkarlar. Worms’a vardıklarında Gunther onları sevinçle karşılar.
On gün sakin geçer. On birinci gün savaş oyunları tertip edilir . İki kraliçe Brunehild ve Krimehild yanyana otururlar. Her ikisi de kocalarını övmeye başlarlar. Fakat övmeyle başlayan tartışma şiddetlenir ve birbirlerine küfür etmeye kadar varır. Dayanamayan Krimehild gerçeği söyler ; her şeyi yapan Gunther değil Siegfried’dir. Burnehild inanamaz. O zaman Krimehild kanıt olarak yüzüğü gösterir. Brunehild yıkılmıştır. Olayı öğrenen Hagen intikam alacağına yemin eder. Siegfried’in öldürülmesi gerekmektedir. Önceleri buna karşı çıkan Gunther sonunda razı olur. Siegfried’e bir oyun oynamaya karar verirler.
Sahte haberciler Saxon ve Danimarka krallarının saldırıya geçeceklerini bildirir. Siegfried hemen sefere çıkmaya karar verir. Hazırlıklar tamamlandığında Hagen Krimehild’e giderek nasıl yardımcı olabileceğini sorar. Krimehild Hagen’den kocasını korumasını ister . Siegfried ancak iki omuzunun arasından yaralanabilmektedir; eğer Hagen dikkat ederse Siegfried yara almadan dönebilecektir. Bunun için Krimehild Siegfried’in elbisesinin üzerine tam o bölgeye bir haç diker. Hagen amacına ulaşmıştır.
Tam sefere çıkacakları zaman yine aynı haberciler gelerek barış yapıldığını bildirirler. Bunun üzerine savaşa gitmek yerine ava gitmeye karar verirler.
Krimehild kocasını engellemeye çalışır. Gece rüyasında iki yaban domuzunun onu takip ettiğini gördüğünü ve çiçeklerin de kan kırmızısı olduğunu söyler. Siegfried onu dinlemez ve ava çıkar.
Av sırasında bir kaynağın yanına gelirler. Siegfried Hagen ile yarışarak kaynağa daha önce varır su içmek için silahlarını çıkartır. Gunther su içtikten sonra Siegfried de su içmek için eğilir. İşte tam o anda Hagen mızrağını alarak Siegfried’in elbisesinin üzerinde işli haçın üstüne yani Siegfried’e silah işleyebilecek tek yere fırlatır.
Bir anda neye uğradığını şaşıran Siegfried silahlarını arar fakat bulamaz. Gücü tükenmiştir. Hainlere lanet ederek yere yuvarlanır. Herkes onun yanına gelir. Gunther gözyaşı dökecekken Siegfried onu engeller ve bu işi yapanın böyle davranmaması gerektiğini söyler. Daha sonra Hagen ve Gunther’e onu öldürmekle kendi sonlarını hazırladıklarını söyler ve can verir. Etraftaki bütün çiçekler kan kırmızısına boyanmışlardır.
Hagen Siegfried’in cesedini kilise dönüşü bulsun diye Krimehild’in kapısına taşır. Uşaklardan biri cesedi görerek Kirmehild’in kapısında bir şövalye cesedi olduğunu söyler. Krimehild onun kim olduğunu anlar ve ağızından kanlar akarak yere yığılır. Ayıldığında bu işi kimin yaptığını tahmin etmektedir.
Gunther’in bu işi haydutların yaptığını söylemesine rağmen ona inanmaz ve Hagen ile Gunther’den cesedin yanına yaklaşarak masumiyetlerini göstermelerini ister. Gunther yaklaştığında bir şey olmaz fakat Hagen yaklaştığında yaralardan kan akmaya başlar.
Krimehilde kocasının cesedi başında üç gün üç gece bekler. Siegfried’i gömecekleri gün onu son bir kez daha görmek ister ve tabutu açtırır. Siegfried’in başını kaldırır dudaklarından son bir kere öper. Gözlerinden kanlı yaşlar akmaktadır. Daha sonra da bayılır kalır.
Krimehild kendisine katedralin yanında bir yer yaptırır. Her gün kocasının mezarına ağlamaya gitmektedir. Dört yıl boyunca Gunther ile tek bir kelime bile konuşmaz Hagen’i görmek bile istememektedir. Hagen ise Nibelungen hazinesini getirmeyi düşlemektedir. En sonunda Krimehild’i razı ederek hazineyi getirir. Krimehild hazine gelince herkese dağıtmaya başlar. Krimehild’in çok fazla yandaş kazancağından korkan Gunther ve Hagen hazineyi Krimehild’in elinden alırlar. Gernot hazinenin daha fazla bela getirmemesi için Ren nehrine atılması gerektiğini söyler. Hagen bu görevi yerine getirir. Hazinenin battığı yeri bilen tek kişi olduğu için bir gün onu yerinden çıkarmayı ummaktadır.
Siegfried’in ölümünün üzerinden on üç sene geçmiştir.Bu arada Hun kralı Etzel’in de karısı ölmüştür. Etzel’e eş olarak Krimehild’i almalarını söylerler. Etzel de sadık Rudiger’i elçi olarak Burgond ülkesine gönderir.
Gunther ve kardeşleri bu teklifi memnuniyetle karşılarlar. Buna bir tek Hagen karşı çıkar çünkü Krimehild’in güçlenmesinden korkmaktadır.
Krimehild önceleri bu teklife karşı çıkmasına rağmen Siegfried’in öcünü alabilmek amacı ile kabul eder ve kendine sadık olan Eckewert beş yüz şövalyesi ve habercilerle birlikte Hun ülkesine doğru yola çıkar.
Düğün Viyana’da olur. Daha sonra da Tuna Nehri’ni geçerek krallık merkezi Etzelbourg’a varırlar.
Aradan yedi yıl geçmiştir. Krimehild Etzel’e bir de erkek çocuk vermiştir. Fakat herşeye rağmen Krimehild’in içindeki intikam ateşi sönmemiştir.
Bir gün kralın yanına gelir ve ailesini görmek istediğini söyler. Krimehild’in oynamak istediği oyunu anlamayan Etzel bu isteği kabul eder ve habercilerini Worms’a gönderir. Haberciler yola çıkarken Krimehild özellikle Hgaen’in de gelmesini istediğini söyler.
Haber Worms’a ulaştığında Hagen tuzağı anlar fakat Gunther gitmek istemektedir. Gunther ve kardeşlerinin kararlılıkları karşısında Hagen korkak durumuna düşmemek için gitmeyi kabul eder. Yanlarına kendilerine bağlı binlerce şövalyeyi alarak yola çıkarlar.
Haberciler döndüğünde Krimehild ise sevinçlidir. Artık intikamını alabilecektir.
Gunther ve beraberindekiler Hun ülkesine vardıklarında Rudiger tarafından karşılanırlar. Rudiger ve beş yüz adamı onların güvenliğinden sorumlu olacaklardır. Yolda Hunlar arasında yaşayan Dietrich ile karşılaşırlar. Dietrich onlara Krimehild’in yasının hala sürdüğünü söyler ve uyarır. Fakat dönmek için artık çok geçtir.
Etzel’in sarayına vardıklarında Krimehild konuklarını yapmacık bir sevinç ile karşılar. Hagen’e ise Nibelungen hazinesini sorar. Hagen hazinenin dünyanın sonuna kadar Ren Nehri’nin dibinde kalacağını söyler. Krimehild hiddetlenir. Bütün konuklar tedirgin olurlar ve silahlarını bırakmazlar. Hagen suçunu Krimehild’e itiraf eder fakat pişman değildir o sadece görevini yapmıştır. Hagen meydan okur fakat kimse onunla dövüşmeye cesaret edemez.
Ertesi gün Hagen bütün adamlarına silahlarını yanında bulundurmalarını çünkü dövüşeceklerini söyler.
O gün turnuvalar sırasında Burgond senyörü Volker bir Hun savaşçısını öldürür. Ailesi intikam almak ister. Etzel zorla yatıştırır.
Krimehild Burgondlar’ı yok etmesi için Etzel’in kardeşi Blödlin ile anlaşır. Blödlin ilk önce Burgond komutanı Dankward’ı öldürmek ister. Fakat Dankward ondan önce davranır ve onu öldürür. Artık müthiş bir dövüş başlamıştır.
Dankwart olanları Hagen’e haber verir. Hagen Etzel ve Krimehild’in oğlunu öldürür ve yoluna çıkan Hunlar’ı öldürmeye başlar.
Artık olaylar kontrolden çıkmaya başlamıştır. Saray öldürülen Hunlar’ın kanları ile kırmızıya boyanmıştır. Burgondlar’ı korumaya çalışan Rudiger’in de öldürülmesi Hunlar’ı çileden çıkarır. Tecrübeli savaşçı Hilderbrand’ın da savaşa girmesi ile Burgondlar’ın sonu gelmiştir. Hagen ve Gunther dışında hiç bir burgnd hayatta kalmamıştır. Gunther de Dietrich tarafından öldürülür. Hagen ise hapse atılır.
Krimehild Hagen’i zindanda bulur ve ondan Nibelungen hazinesini ister.Fakat Hagen yerini söylemez. Hazine sonsuza kadar Ren Nehri’nin dibinde kalmalıdır. Krimehild Hagen’in yanında Balmung’u görür. Kılıcı iki eliyle kavrar ve Hagen’in başını gövdesinden ayırır. Artık intikamını almıştır.
Hildebrand bütün bu insanların ölümüne dayanamaz ve Krimehild’e saldırır. Kadının bütün bağırmalarına rağmen onu orada öldürür.
Destan bütün “ölmesi gerekenlerin” ölümü ile son bulur.
Destan hakkında :
Destan ilk incelemeden de anlaşılacağı gibi farklı bir çok hikayenin ustaca birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu yüzden bir versiyonda olan bölün bir diğerinde olmayabilir. Örneğin Siegfried’in Brunehild’i kurtarması bir çok versiyonda yoktur. Hatta daha sonra inceleyeceğimiz Volsunga Saga’ya göre Krimehild’in annesi Siegfried’e Brunehild’i unutması için büyülü bir ilaç içirir. Bunun dışında destanda hem pagan öğelerin hem de Hristiyanlığa ait motiflerin yer alması destanın yazıldığı tarihi gösterdiği kadar destanın farklı parçalardan meydana geldiğini de göstermektedir.
Nibelungen Destanı’nın kökeni de tartışmalıdır. Destanın Ren Nehri kıyılarında doğduğunu söyleyenlerin yanında kökeninin daha kuzeyde İskandinavya’da olduğunu söyleyenler de vardır. Bize göre destanın köken olarak kuzeyde doğması sonra da içine Ren Nehri kıyılarına ait öğelerin katılması daha olası gözükmektedir. Bunun en önemli kanıtı daha sonra göreceğimiz gibi kuzeyde bu destana kaynaklık eden daha eski destanların varlığıdır.
1146  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Türk Mitolojisinde Uzaylı Yorumları : Ocak 26, 2010, 01:32:56 ÖS
Türk Mitolojisi ve Antik Astronotlar

Bugüne kadar sizlere Eski Mısır Yunan Aztek Maya İnka Polinezya ve diğer antik kültürlerin dünyadışı ilişki varsayımlarını öneren görüşleri sunduk. Bunların hemen tamamı Danikenizm ve benzeri yaklaşımlardan oluşuyordu. Bu kez dünyada ilk olarak hatta Daniken´ın bile öngörmedeği bir pencereyi açıyor ve Türk Mitolojisi ile dünyadışı zekanın ilişkisini varsayıyoruz. Aynı yaklaşım biçimi Yaratılış ve benzeri mitleri de içeriyor..

Çadıra giren mavi gözlü parlak giysili sarışın adam;

"Han-name"ye göre Cengiz Han´ın Alanko-a çadırında yatarken pencereden birden parlak bir ay girmiş ve Alanko-a´yı gebe bırakmıştı. Ay çadırdan girerken de kadının gözlerine kurt ve aslan gibi birşeyler görünmüştü. Yine aynı kaynağa göre pencereden ay ışığına benzer bir ışık girmiş ve yine bu ışık aslan ve kurt şeklinde çıkıp gitmiş. "Han-name"deki bu söylence "Moğolların Gizli Tarihi" ile uyumludur. Bu kaynakta yine Alanko-a gece çadırında yatarken çadırın bacasından giren ay ışığı içinden etrafa ışık saçan parlak sarışın ve mavi gözlü bir adam girmiş kadının karnını okşadıktan sonra bir köpek şekline bürünerek ay ışığı huzmesine tırmanarak gitmiş. "Han-name" Özbek ve Türkik bir kaynatır yörede önemsenen hayvanlar olarak aslan ve kurt dikkat çekerler. "Moğolların Gizli Tarihi" ise proto-moğol kaynaklarından gelen bir mittir Moğollar´ın köpek yani "Köpek-ata" inancı belirginleşir. Türk mitlerinde Ay erkek güneş dişidir buna rağmen Türk mitlerinde Ay´dan gebe kalma söylenceleri azdır. Alanko-a´nın gebe kalması olayını "Moğolların Gizli Tarihi"nin yazarı P. Pelliot şöyle anlatır; "Sızan ışıktan girerek karnını okşuyor ve onun parlak ışığı karnının derinliklerine işliyordu. Çadırdan çıkarken de güneş veya ayın huzmelerine tıpkı sarı bir köpek gibi tırmanarak çıkıyordu." Kırgızlar´ın Yaradılış Mitleri´nde yay güneş ışığı ile ilgilidir yay güneşe doğru atıldığında güneşin ışığı yayları tutar. Altın-Bel Han´ın kız torunu güneşe çıktığında hemen gebe kalır. Meryem Ana´nın gebe kalmasını hatırlatan bu kök-mit gezegenseldir. Her versiyonda dünya dışından gelen bir varlık vardır kimi zaman ışık halinde kimi zaman insan formundadır ama her şekilde de söylencenin kahramanı olan kadını muhakkak döller. Yani dünyalı kadın dünyadışı bir güç tarafından döllenmektedir.

Astroloji ve Türk Mitleri

Küçük Ayı Takımyıldızı bir arabayı çeken iki kısrak olarak Büyük Ayı Takımyıldızı ise yedi kurt olarak tanımlanıyor ve birer burç olarak yorumlanıyordu. Türk Mitlerine göre yedi kurt durmaksızın Küçük Ayı´nın iki kısrağını kovalıyorlar ama bir türlü yakalayamıyorlardı. Yakaladıkları anda gök ve yer karışacak kıyamet kopacaktı. Türk Mitolojisi´nde burçların yer almaması bu nedenledir. Güney Sibirya´daki Minusinsk´de derlenen Türk masallarında şöyle bir anlatım vardır; "Oğlanın bindiği kısrak göğe uçar ve Han yedi kurduna kısrağı kovalamak için emir verir." Bir diğerinde ise kısrağı yakalamak için 12 kurda emir verilir. Bunları astronomik ve astrolojik simgelerdir. Saratan yani Yengeç Burcu yaz başı yani Haziran ayına raslar Türk mitlerine göre bu dönemde ısınan güneş ısısı ile toprağı ve suyu pişirmiş ve bu şekilde de Türkler´in erkek atası olan Ay Ata türemişti. Klasik Astroloji´de Yengeç Burcu´nun Ay ile yakın ilişkisi vardır. Ağustos ayının ikinci yarısında ise Sümbüle yani Başak Burcu başlar güneş yine sıcaktır ama ısısı artık azalmaktadır. Serinlikle beraber Türkler´in Kadın Atalar´ı türediler. Yani erkek ısınan güneşle kadında soğuyan güneşle oluştular erkekle kadının mizaçları güneş ısısının durumuna göre değişir. Eski Türkler dünyanın eskiden çok daha hızlı döndüğünü ve bu yüzden de havaların çok daha sıcak olduğuna inanırlardı (Sibirya Vogul Miti). Astroloji´nin dört ama elementi (Ateş-Hava-Toprak-Su) Altay ve Sibirya mitlerinde pek görülmez ilk kez Uygur döneminde tahminen İran etkisiyle ortaya çıkmıştır. Karahanlılar dört elementi gökteki burçlar gibi üçerden onikiye ayırmışlardı; "Üçü ateş üçü su üçü oldu yel üçü oldu toprak dünya oldu il." Türk mitlerinde astroloji birçok kültün aksine geri plandadır. Bunun nedeni güneşe ve aya öncelik verilmesidir.

Uzaysal döllenmeler mi?

Proto-Moğol mitlerinde bir kadının gökten düşen bir dolu tanesini yuttuğu ve gebe kaldığı anlatılır. Bu kadından türeyen kavim kutsaldır. Aynı efsane antik Çin kaynaklarında da vardır (W. Eberhard "Çin´in Kuzey Komşuları"). Orta Asya mitolojisinin birçok yerinde gökten inen ışıklarla gebe kalan kadınlar yer alır. Ama dolu tanesinden gebe kalma öyküsü çok azdır. Daha çok Altay kökenli Tölös Mundus ve Kaçkar-Mundus boylarında görülür. "Cognat" yani Moğollar´ın aile sistemi olan "Anaerkil" sistemi (Türklerin aile sistemi babaerkildi) ifade eden bir Altay miti şöyledir; "Çok eskiden büyük bir savaş olmuş ve bir kavim yokolmuş. Kurtulan genç bir kız kaçıp saklanmış. Gide gide kalabalık bir ve büyük bir ülkeye gelmiş burada karşılaştığı bir adamla evlenmiş ama sonra kızın gebe olduğu anlaşılmış. Kıza kimden gebe kaldığı sorulmuş ama kız hiç bir zaman bir erkek tanımadığını ve evlenmediğini söylemiş ve anlatmış; ´Savaştan sonra ailemi kaybetmiş ve bozkıra doğru yürümeye başlamıştım yiyecek arıyordum. O sırada büyük bir yağmur başladı heryer sular altında kalınca sığınacak bir yer buldum. Sonra yağmur durdu ve yerde bir buz parçası gördüm yağmurla beraber yere düşmüştü. Buz yuvarlanıp yanıma geldi aldım ve elimle kırdım ve baktım ki içinde iki buğday tanesi var. Karnım çok açtı buğday tanelerini ağzıma attım ve o anda karnımda garip şeyler hissettim sanki karnımda iki çocuk vardı.´ Aradan zaman geçmiş ve kız zamanı gelince iki oğlan doğurmuş. Ardından kocasından da bir oğlu olmuş. Kadının kocası malını üç cocuk arasında eşit olarak bölüştürmüş. Bir deve ile bir koç açıkta kalmış. Küçük oğlan deveye sahip çıkmış ve onun soyuna ´Tölös´ denmiş ortanca oğlan koçu olmaşı onun soyuna ´Koçkar´ denmiş ve baba en büyük oğlana da ´Senin baban bir buzdu sen Buz-Han´ın nesli sayılırsın senin adın da Mundus olsun´ demiş. Munduslar çok türemiş Koçkarları bilen olmamış Tölöslar ise yasalarda örnek olmuşlar." (B. Y. Vladimirtsof)

Ergenekon Miti´ne göre kehanet ve Yecüc Seddi

Hunlar Kafkas Dağları´nda bulunan geçit kapının kuzeyinde oturuyorlardı. Büyük İskender Hunlar güneye inmesinler diye ordusunu alarak Doğu Anadolu´ya gelir Muşaş Dağı´nı aşar (Ağrı ?) Dağın ardında dağlarla çevrili büyük bir ova vardır. İskender hayret eder oradakiler bu dağlara hiçbir insanoğlunun çıkamadığını söylerler dağların ardında Nuh Peygamber´in oğlu Yafes´un soyu yaşamaktadır. Bunun üzerine İskender bu kavimlerin geçememesi için dev bir kapı yapılmasını emreder. Üçbin demirci üçbin bakır ustası toplanır ve kapıyı yaparlar. Kapı Daryal Geçidi´ne konur. Ama İskender bir gün bu kapının da yetersiz kalacağını bilmektedir ve kapıya bir kitabe koydurur; "Bir gün gelecek ki Hunlar bu kapıyı aşıp İran ve Roma ülkelerini ele geçirecekler. 927 yıl sonra oturdukları yerden çıkıp yeryüzüne yayılacaklar. Dünya daha önce olduğu gibi onların atlarının ayakları altında titreyecektir. Kapının yapılışından 950 yıl sonra Hun Kralı buradan geçecek ve Tanrı´nın emri ile bütün dünyayı kontrol altına alacaktır." Bir diğer kaynağa göre ise kapılar devrilecek ve denizdeki kum taneleri kadar çok gökteki yıldızlar kadar kalabalık bir ordu gelecek ve yeryüzünün her yanını ele geçirecektir bunların arasında Hunlar da vardır. Bu örnekte büyük olasılıkla kasdedilen güç Çin olmalıdır. İlginç olan ise öngörüdür. İslam kaynaklarında Büyük İskender İskenderi Zülkarneyn adıyla kişilik değiştirmiş askeri bir fatih kişiliğinin ötesinde bilge bir kişilik çizilerek nedense farklılık getirilmiştir.

Cüveyni´ye göre Uygurlar´ın Türeyiş Miti

Cüveyni Uygurlar türedikten 500 yıl sonra başlarına Bögü Han´ın geçtiğini adının büyük bir kuyuya ve bir de kayaya verildiğini orada şimdi Mawu-Balıg denen büyük bir şehrin bulunduğunu yazar. Şehrin dışındaki kayaların üzerinde bir saray resmi altında bir kuyu kuyunun ağzında da büyük bir taş levha vardır. Cüveyni bunları bizzat gördüğünü ve Ögedey Kaan zamanında kayaların kazıldığını belirtir. Taş levhanın üzerinde yazılar vardır ama kimse okuyamaz sonunda yazıların Hıtay´da yaşayan bir kavimden gelen garip adlı kimselere ait olduğu anlaşılır; levhada şunlar yazılıdır; "Karakurum yakınlarında iki nehir vardı (Selenge ve Toğla) aralarında ise bilinmeyen ağaç. Bir gün iki ağacın arasına gökten bir ışık indi ve dağlar büyümeye başladılar. Halk hayretler içinde kaldı ve oraya gittiler. Yaklaştıklarında kulaklarına çok güzel müzik nağmeleri gelmeye başladı. Buraya her gece bir ışık iniyor ve çevresinde otuz defa şimşek çakıyordu. Sonra aynı yerde beş ayrı çadır gördüler her birisinde bir çocuk vardı her çocuğun karşısında yetecek kadar süt dolu emzikler asılıydı ve çadırın tabanı tamamen gümüş kaplıydı. Herkes diz çöküp selam verdi. Sonra çocukları alıp gittiler çocuklar hemen büyüyüp konuştular ve ağaçların yanına gittiklerinde ağaçlar onlarla konuştu... Çocuklardan birisinin adı Bögü Tigin oldu ve Han seçildi... Bögü Han bir gece uyurken beyazlar giymiş bir ihtiyar gördü ihtiyar ona çam kozalağı büyüklüğünde bir yeşim taşı vererek şöyled dedi; ´Eğer bu taşı koruyabilirsen dünyanın dört köşesi hep senin emrin altında olacak.´ Aynı rüyayı Han´ın veziri de görmüştü ertesi gün toplandılar ve göçmeye karar vererek Türkistan sınırına vardılar.... O kadar ileri gittiler ki insana benzeyen garip yaratıklarla karşılaştılar. Bunların elleri ve ayakları hayvan gibiydi o zaman bundan sonrasında insanların olmadığına karar vererek geri döndüler." (Cüveyni Tarihi Cihan Guşa)

Oğuz Destanı ve UFO´sal fenomenler

"Oğuz Kağan bir yerde Tanrıya yalvarırken birden karanlık bastı bir ışık düştü gökten! Öyle bir ışık indi parlaktı aydan ve güneşten! Oğuz Kağan yürüdü ışığın yakınına ortasında bir kızın oturduğunu gördü! Bir ben vardı başında ateş gibi ışığı çok güzel bir kızdı bu sanki Kutup Yıldızı!... Oğuz kızı görünce aklı gitti beyninden kıza vuruldu birden sevdi kızı gönlünden kızla gerdeğe girdi aldı dilediğinden..." (Oğuz Destanı: 35-41)

"Oğuz yolda giderken ağzında kaldı eli çok büyük bir ev gördü gümüşten pencereli duvarları altından. çatışı demirdendi anahtarı yoktu kapalıydı kapısı..." (Oğuz Destanı: 127-128)

"Çok karanlık bir geceydi birden parlak ay çıktı çok karanlık bir gündü. birden bir güneş çıktı..." (Manas Destanı; Manas´ın ölüp dirilmesi)

Gök renkliler kızıl ağızlılar

Oğuz Destanı´nda Oguz Han´a zaman zaman kılavuzluk edip yol gösteren ve Tanrı tarafından gönderilen kutsal kurttan söz edilirken "Gök tüylü gök yeleli" tanımı yapılır. Türk Mitolojisi´nde ve inançlarında gök rengi örneğin gök renkli sakallı yaşlılar tanımı bilgeliği ve deneyimi simgeler. Yani gök renkliler kutsal veya ermiş kişilerdir. Kırgızlar´da Hızır "gök sakallı" olarak tanımlanır. Birdenbire ortaya çıkan ve aniden kaybolan ihtiyar gök sakallılar vardır bunlara tanrının elçileri veya tanrı denir. Oğuz Destanı´nın Uygur versiyonunda Oğuz´un ağaçtan çıkan ikinci karısının gözleri gökten daha gök rengidir. Buna karşın Türkler´de gök rengi sadece mavi anlamına gelmiyordu Türkler yeşile de gök rengi diyorlardı. Gök yeleli kurt deyimi göksel kaynağı ve bilgeliği simgeliyordu. Çin kaynaklarında ise kızıl yüzlü olarak tanımlanan kişiler büyük mit kahramanlarıdırlar. Yine Uygurca Oğuz Destanı´nda Oğuz´un gözleri al ağzı ateş rengidir yani kızıldır. Manas Destanı´nda Manas doğduğunda kızıl gözlü gök yüzlü olarak anlatılır. Altay mitlerinin birçok yerinde gözlerinden ateşler çıkan kutsal çocuklardan söz edilir. Sibirya mitlerinde de gözleri ateşli göğüsleri alev alev yanan çocuklar vardır. Bir mitte Ak Han adlı bir Han çıplak bir çocuğa raslar çocuk Han´a yaklaşır ve Tanrı´nın kendisini ona yolladığını ve evlatlık olarak almasını ister. Sonra çocuğun ağzından alevler çıkmaya başlar ve alevler bulutları yakmaya başlarlar ve Han korkarak kaçar.

Köpek insanlar ve devler

Oğuz Han kuzeydeki Karanlıklar Ülkesi´nde yaşayan Kıl-Barak Kavmi´ne karşı savaşmaya karar verir orada yaşayan erkeklerin yüzleri köpek gibidir ama kadınları çok güzeldir. Oğuz Han Baraklar´la savaşır ve ardarda yenilir. Çare olarak askerlerini gizli bir yoldan Barak ülkesine yollar ve Barak kadınları Oğuz askerlerinin güzelliklerine dayanamayarak birleşirler ve Oğuz Han´da bu yoldan Barak ülkesine sahip olur. Köpek başlı insanlarla ilgili mitler (Kyno-Kephaloi) Eski Mısır´da da önemli bir yer tutar. Mısır´da bunları "Ani" denir ve Ay tanrısına kurban edilirlerdi. Renkleri siyahtı başları köpek gibiydi dişleri köpek dişine elleri köpek pençesine benziyordu. Dilleri yoktu ama insanların söylediklerini anlıyorlardı. Samanlarda yatıyorlar 200 seneye kadar yaşıyorlardı. Benzer mitlere Hindistan´da raslanır Ariler´de köpek kutsaldır ve köpek başlı insanlar Hindistan´ın soyluları olarak kabul edilirler. İbni Battuta´da Çin Hindi´ndeki adalarda yaşayan köpek başlı insanları anlatır bunların da kadınları çok güzeldir. Burada Battuta´nın da Oğuz Destanı´ndan etkilendiği görülür. Avrupa mitlerinde ise Batı ve Kuzeybatı´da yaşayan köpek başlı Boruslar´dan söz edilir. Uzmanlara göre Borus Prusya´dır. Oğuz Destanı´nda Han´ın kuzeye gittiği anlatılır öyleyse aynı kavimden söz edildiği düşünülebilir. Eski Yunan ve Bizans tarihçileri de köpek başlı kuzey kavimlerinden söz ederler bunlar insan sesi yerine köpek gibi havlamaktadırlar. Eski Çağ coğrafyacılarına göre dünyanın bittiği yerde büyük bir okyanus başlar ve bu okyanusun kıyısında da köpek başlı insanlar yaşamaktadırlar. Kurt Hun Türkler´inin ve devamının herşeyi ve kudret simgesidir. Buna karşın Proto-Moğollar´da özellikle de Wu-huanlar´da köpeğe saygı gösterilirdi. Köpek genel olarak dişidir. Tibetliler soylarının köpekten geldiğine inanırlar köpeğe saygı gösterilir el sürülmez. öldürülmez ve tabudur. Çin kaynaklarına göre Çin´in Kuzeydoğusu´nda köpek-barbarlar yaşarlar ve kendilerinin iki beyaz köpekten geldiğine inanarak saygı gösterirler.

Kafatası kişilikli ve domuzbaşlı dünyadışı yaratıklar

Bir Moğol kavmi olan Kitanlar´ın mitlerinde çadırlarda raslanan insan kafataslarından harpte koruyucu domuzbaşlarından söz edilir bunlar Kitanlar´ın atalarıdırlar. Kitanlar´ın üç ataları içe ayrılır; Birincisi kafatası şeklindedir keçe bir çadırda saklanır ve halka hiç görünmez kimse çadırından içeri giremez. Önemli bir olay olduğunda beyaz bir at ve boz bir **** kurban edilir. O zaman çadırdaki ata şekil değiştirip ihsan şeklinde görünür ve sonra yine çadıra dönüp kafatası olur. İkinci ata yaban domuzu başlıdır o da çadırda yaşar domuz derileri giyer ve önemli durumlarda ortaya çıkar ve birgün karısı domuz derisi giysisini çaldığı için bir daha görünmez. Üçüncü atanın 20 koyunu vardır ve her gün 19´unu yer ama ertesi gün koyunların sayısı yine yirmidir ve böylece yaşayıp gider.

Koca kulaklılar kimdi?

Devler de sık raslanan sıradışı yaratıklardır; Ilaman Boyu´nun atalarını anlatan Er-Töştük masalında devler kulaklarının büyüklüğü ile tanımlanırlar. Han-name´de Karn-ül Bakar Dağı´ndan çıkıp Oğuz Han´a saldıran Yecüc Mecüc halkının kulakları o kadar büyüktür ki savaşırken kanatlarına sarılırlar ve ok işlemez. Ayrıca kulaklarından birini altına döşek gibi diğerini de üzerine yorgan gibi serip yatan kavimlerden söz edilir (İ. H. Danişment; "Türklerle Hint-Avrupalılar´ın Kök Birliği")

Gök katları ve Türkler´de tek tanrı inancı

Türkler´e göre en yukarda gök onun altında Kağan yani Hakan onun altında insanlar insanların altında da yer vardı. Bu dört kat birbirlerinin üzerinde değildiler aralarında mesafe bulunuyordu. Bu inanç gök dinidir ve MÖ 10 Yüzyıl´dan sonra Çin´deki Chuo Sülalesi´nde de görülür. Aynı gök katları inancına Göktürkler´de de raslanır. Göktürk yazıtlarına göre Tanrı Türk milleti varolsun diye İlteriş Kağan´la eşini tepelerinden tutup "Yukarı"ya götürmüştür. Eski Türkler gökle yer arasında sürekli bir savaşa inanmazlar ikisini bir bütün olarak görürlerdi. Göğün Tanrısal yerin Şeytani olduğu inancı Türk inançlarına sonradan Şamanizm dönemlerinde girmiştir. Çok sonralarda yaşayan Cengiz Han bile Camuka ve Toğrıl Han´a; "Gök ve yerin yardımıyla kuvvetim arttı..." der. Bir Altay masalında iki silahşörden birisi ötekine; "Ne göğe ne de yere dua et yararı yok..." der. Daha birçok örnek verilebilir; özetle Türk Dini´nde gök iyi ruhların yer de kötü ruhların barındıkları birer yer değildir yani evren bir bütündür.

Kozmogenesis yani Yaradılış

İran mitlerinde Yaradılış dört çağa ayrılır aydınlık ve karanlık kuramları başlangıçta vardır. Yaratan ve daha üst bir kudret olan tanrı yoktur. Varoluş 12.000 yıllıktır ve dörde ayrılır her çağ 3.000´er yıldır. Birinci Çağ bir ruh alemidir; herşey ruhtur hareket ve düşünce yoktur (Eflatun´un Idealar´ı gibi...) bu dönemde iyilik tanrısı Hürmüz ile kötülük tanrısı Ehrimen savaşırlar. Türk Mitolojisi´nde karşıt olarak Ülgen ve Erlik vardır ama İran´da olduğu gibi eşit değildirler. Ülgen daha güçlüdür ve Erlik´i cezalandırır. İkinci Çağ Yaradılış Çağı´dır. Hürmüz sırasıyla melekleri göğü suyu yeryüzünü bitkileri hayvanları ve de insanı yaratır. Altay destanlarında insan Erlik´in ta kendisidir. Üçüncü Çağ İran´da iki büyük gücün savaş dönemidir Altay Türk mitlerinde ise Adem ve Havva öyküsü buraya girer. Dördüncü Çağ ise bugündür. Belirgin olarak örneklenirse Yakut Türkleri´nin Yaratılış Miti´ndeki tanrısal tanımlama dikkat çekmektedir; Beyaz Yaratıcı diğer yaratıcı ruhların çok üstündedir büyük bir varlık ve iyi bir ruhtur evreni o yaratmıştır dünyayı o idare eder insanlara yaratıcı gücü ve çocukları verir toprağın verimli olmasını sağlar insanlara can verir. Ama bu büyük Yaratıcı diğer küçük tanrılar gibi insanların özel işlerine karışmaz onların zengin olmaları için etkide bulunmaz şahsi dilekleri dinlemez ancak bazılarını çaresiz ölümlerden kurtarır ama bu yardımı ancak büyük efsane kahramanlarına yapar. Kısacası Eski Türkler´de Tanrı tekti ve onun altında gücü daha az olan tanrısallar vardı... Yaradılış ile ilgili çeşitli Türk mitlerinin içersinde en ilginç ve belki de çarpıcı olanı Altaylar´daki Kara Orman Tatarları´nın mitidir; "Çok eski zamanlarda Payana insana benzer birşey yapmıştı ama ona can vermek için ruh bulamamıştı. Ruhu gökte arayıp bulacaktı. Yola çıkmadan önce köpeğini insan şeklinin yanına koydu ve ona gelen olursa havlayıp haber vermesini söyledi. O çağda köpek tüysüzdü. Payana gittikten sonra Şeytan göründü ve köpeğe insan şeklini verirse ona altın tüyler vereceğini söyledi. Köpek buna kandı ve insanı şeytana verdi. Erlik insanı eline aldı ve her tarafına tükürdü. Bu sırada Tanrı Payana ruh vermek için geri gelince Şeytan Erlik hemen oradan kaçtı. Payana baktı ki kendri yaptığı insan tükürük içind ekalmış ve kirlenmişti ne yaptıysa temizleyemedi baktı ki olmuyor tersine yüzüne çevirdi ve bu yüzden insanın için şeytanın tükürüğü ile dolu kaldı. Payana köpeğe kızdı ve dövdü ve daima kalmaya mahkum etti."
1147  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Mahabharata : Ocak 26, 2010, 01:32:40 ÖS
Dünyanın en eski destanı;
Onbin Yıllık Nükleer Savaş

"Bu günümüz dünün düşünceleridir; şimdiki düşüncelerimiz yarınımızı inşa edecektir; yaşamımızı düşüncelerimiz yaratır."

Dhammapada "Mahabharata çok büyük ve karmaşıktır ama 18 Yüzyıl öncesini çok net olarak açıklamaktadır."

Reader´s Digest "Mysteries of the Unexplained"

"Bu öyküyü kuru bir çubuğa anlatsaydın yapraklanır ve köklenirdi."

Henri Michaux

Hindistan´ın ulusal destanı Mahabharata aslında bir şiirdir ama çok büyük ve karmaşık bir şiir külliyatı olarak düşünülebilir. Sözcük sayısı "Mesnevi"den çok daha ötededir ama büyük olasılıkla tek bir kişi tarafından yazılmamıştır. Sankritçe yazılmış olan Mahabharata şimdiye kadar yazılan en uzun şiirdir "stanza" denen yüzbin kıtadan oluşur yani İncil´in 16 misli Ansiklopedi Britannica´nın tamamı kadardır. Bazılarına göre MÖ 3.-5. Yüzyıl aralarında yazılmıştır bazılarına göre MS. 4. Yüzyıl´da derlenmiş bazılarına göre ise çok daha eskilerde 19-20.000 yıl evvel yazılmıştır. Hintliler´e göre Mahabharata´da olmayan bir şey hiçbir yerde yoktur. Batı dünyası bu inanılmaz dev destanı ancak 18. Yüzyıl´dan sonra tanımıştır; o da destanın sadece küçük bir bölümü olan 1785´de Londra´da Charles Wilkins çevirisiyle yayınlanan "Bhagavad-Gita"dır.

19. Yüzyıl´da doğubilimci Hippolyte Fauche 200 kişilik bir ekiple tüm destanı Fransızca´ya çevirmeye başladı ama ömrü vefa etmedi. Sonuçta eksiksiz İngilizce çeviri ancak 20. Yüzyıl´ın başında yine Hintliler tarafından Bombay´da gerçekleştirildi. Günümüzdeki en ilginç ve inanılmaz Mahabharata olayı; Jean Claude Carriere Marie H. Estienne Peter Brook ve arkadaşlarının 16 yıl çabaladıktan sonra 1985´de ilk kez Avignon´da sahneye koydukları "Mahabharata" adlı oyundur oyun 9 saat sürüyor bazen üç gecede bazen bütün bir gün veya bütün bir gecede oynanıp bitiriliyor 16 ulusa mensup 25 oyuncu sahneye çıkıyordu. Carrier üç yıl süren sahnelemenin sonucunda farklı bir etkinin oluştuğunu vurguluyordu; "...bu etki dünyanın üzerine çöken bir tehdit miydi? Yoksa doğru eylemin gerçek anlamının inatçı araştırması mıydı? Alın yazısıyla oynanan ince ve kimi zaman acımasız bir oyun mu?... (Can Yayınları/Mahabharata-1991)" Aynı ekip yorulmaksızın çalışarak inanılmaz bir performans sonucunda oyunu bir film ve bir de tv dizisi haline getirmeyi başardı. Ama biz Türkiye´de bunları göremedik; aklı evvel film ithalatcılarımızla tv yöneticilerimiz hayatlarında duymadıkları evrensel bir kültürü elbette ki algılayamadılar. Onların düzeyini "Yalan Rüzgarı" ile "Şaban" belirlemekte; yani bilinçsiz servetle bilinçli cehaletin buluştuğu nokta...

Dünyalılarla uzaylılar mı savaştı?

Sanskritçe´de "maha" büyük ve herşeyin toplamı anlamına gelir; "bharata" ise komünyel bir isimdir veya bir bilgeliğin tanımıdır. Daha öte metafizik yorumlarda sözcüğün "insan" anlamında olduğu da söylenir; bu bağlamda "İnsanlığın Öyküsü" yazılmıştır. Destanda anlatılan dev savaş öncelikle klanlar arası bir çatışma gibi görünse de aslında tüm gezegenin egemenliği yolunda bir kavgadır ama sonunda öyle bir savaş başlar ki tüm evren yokolma tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Savaşta kullanılan silahlar hem dünyasal (ok balta kılıç mızrak gibi) hem de tanrısaldır (ışınlar atomik silahlar uçan araçlar gibi) Bir bakışa göre Mahabharata en eski bilim kurgu örneğidir ve zeki canlılar arasındaki bir anlaşmazlığı bir savaşı ve günümüz teknolojisinin çok ötesinde silahların kullanıldığını anlatır. Örneğin bir bölümde içinde destanın kahramanlarından Krisnha´nın da bulunduğu Vrishni´ler Salva adlı lideri bir güçle kuşatırlar. Bunun üzerine zalim Salva heryere gidebildiği Saubha adlı arabasına binerek "yükselir" ve sayısız cesur Vrishni genciyle beraber tüm bir kenti harabeye çevirir. Saubha adlı araç daha önceki bölümlerde anlatıldığına göre savaşın yönetildiği bayrak gemisidir ve Salva´nın kentinde bulunmaktadır yani oradan kalkıp savaş alanına getirilmiştir. Buna karşın Vrishni savaşçılarının da benzer silahları vardır; Pradyumna adlı kahraman özel bir silah kullanır bu silah en yüksekteki tanrıları dahi durdurmaktadır; silah için "savaş alanındaki hiçbir insan onun oklarından kurtulamaz" tanımı yapılır ve Salva Krisnha´ya doğru düşer Krisnha gökte Salva´yı izlemeye başlar fakat Saubha adlı araç göklere özgün tanımla adeta yapışmıştır. Krisnha tüm silahlarını durmaksızın fırlatır; roketler misiller mızraklar çiviler savaş baltaları üç yüzlü oklar alev püskürtücüler vb... Gökte yüzlerce güneş ve ay belirir yüzlerce yıldız doğar. Ne gece ne de gündüz vardır zaman anlaşılamaz.

Radyoaktif ölümün reddedilmez tarifi;

Krishna´nın Salva´nın saldırılarını savuşturmak için kullandığı silahların seslerinin anlatımı aynen günümüzdeki anti-balistik roketlere benzemektedir; "Onları savuşturdum bir hayal gibiydiler. Hızla vuran sütünları yolladığımda gökler parladı ve parçalara ayrıldılar. gökte büyük gürültüler oldu." Ve sonra Saubha´nın görünmez olduğu anlatılır sanki Krisnha hedefi hiç şaşırmayan akıllı bombalar kullanmaktadır. Bu arada atılan bir okun "roketin" sesiyle savaşçılar ölürler Salva´nın askerleri "Danavalar" acı çığlıklar atarak yerlere düşerler onları güneşe benzer parlaklığı olan okların sesi öldürür. Sauba kaçmak için saldırıya kalkışır o zaman Krisnha "özel ateş silahı"nı kullanır bu silah güneş şeklinde halesi olan bir disk şeklindedir. Ve disk Saubha´yı ikiye böler "kent" gökten yere düşer ve Salva ölür. Bu olay Mahabharata´nın sonudur. En garip silahlardan birisi Pradyumna´nın kullandığı özel oktur bu okun öldürücü gücünden hiç kimse tanrılar dahi kurtulamaz. Agneya´nın kullandığı silah ise alevli ama dumansız ateş okudur "Yoksa artık ok yerine ışın mı demeliyiz." Derken savaş alanına birden bir karanlık yayılır kimse çevreyi göremez ama gece olmamıştır vahşi bir rüzgar başlar bulutlar kükrer toz ve çakıl taşları yağmaktadır doğa dengesini yitirir güneş gökte sallanmakta dünya titremekte korkunç silahtan yayılan kavurucu sıcaklık herşeyi yakmaktadır. Filler alevler içinde çılgın gibi oradan oraya koşuştururken diğer canlılar buruşarak yere düşmektedir vahşi ışınlar gökten yağmur gibi yağmaktadır. Ve ateş fırtınasının yanısıra Gurkha´nın silahının sesini duyanlar da ölürler. Bütün bunlar sanki nükleer bir patlamanın yanısıra radyoaktif çöküntünün birebir tarifi gibidirler. Gurkha´nın çok hızlı ve güçlü bir Vimana´sı vardır; Vrishni´lerin ve Andhaka´ların üç kentine uçar ve saldırır evrenin tüm gücünü taşımaktadır. Duman ve ateş sütunları fışkırtır on binlerce güneş parlaklığında ışınlar yayarak yükselir. Vimana´nın "demir şimşek" diye tanımlanan süper bir silahı vardır her iki aşiretten sayısız insanı ve kentlerini küle dönüştürür. Cesetler tanınmayacak kadar yanarlar ölmeyenlerin saçları ve tırnakları dökülür çanaklar çömlekler kendi kendilerine kırılırlar yiyecekler zehirlenir. Kaçmaya çalışan savaşçılar ve eşyaları küllerle yıkanmaktadırlar.

Nedir bu silahlar? Başka hiçbir mitolojide böyle bir tanım yoktur yıldırımlar şimşekler vardır ama ötesi yoktur. Bunu anlamak şu anda mümkün değil; umudumuz zamanla öğrenmek. Destan´da anlatılan olaylar gerçek midir yani fiziksel midir? Yoksa metafizikçilerin yaklaşımıyla simgesel midir? 1944 yılında Paris Üniversitesi Hint Uygarlığı Enstitüsü´den Emil Senart´ın özgün çevirisi olan "La Bhagavad-Gita" böyledir (Ruh ve Madde Yayınları-1995). Türkçe çevirinin önsözünde Ergün Arıkdal şöyle der; "... o halde insan kendisiyle maddenin hakimiyeti ile savaşa hep devam etmelidir." Galiba ikisi de doğrudur yani Mahabharata hem çok uzak geçmişte kaybolmuş bir uygarlığı ve belki de yaşanmış en büyük savaşı anlatmakta hem de dev bir ruhsal öğretiyi içermektedir; bu öğreti Senart´ın tanımıyla "Rabb´in Ezgisi"dir.

Bilim ve Vimanalar

* "Asya ve Güney Asya kaynaklı çeşitli metinlerde uçan araçların veya göksel cihazlardan söz edilir. Hint ve Çin halk öykülerinde ve sanatçıların çizimlerinde göklerde seyahat etmek için yapılmış araçlar yer almaktadır. Kaynaklardaki farklılıklar dikkat çekecek kadar büyüktür anlaşılmaz aygıtlar olduğu gibi temel uçuş prensiplerine göre yapılmış ahşap araçlar da vardır. Taoist masallar sık sık göklerde uçan ölümsüzleri anlatırlar. Xian adlı bu araçlar yöneten ölümsüzlerin özgün ilahi güçleri vardır. Onlar tüylüydüler Tao rahipleri onlara ´Tüylü Rahipler-Yu Ke" diyorlardı; "fei tian" yani uçan ölümsüzler Çin mitolojisinin sayısız yerinde raslanır. Uçan araçlar belki de bir tür teknolojik araçlardırlar ama yönetenler acaba insan mıdırlar? İkinci Yüzyıl´da yazılmış bir şiirde uçan dragonların yönettiği gök arabalarından açıkça söz edilmektedir. Elimizde uçan araçların yapımlarını ve gelişimini anlatan sayısız öykü vardır. Bunlardan yola çıkarak olası kaynaklara giden ilginç ipuçlarına ulaşabiliriz. İşte bir araştırma sonucu; 11. Yüzyıl´da Brihat Kath Alokasamgraha adlı bir marangozun uçan bir araç yapmaya çalıştığını biliyoruz. Benzer bir öykü Eski Yunan´da vardır; 7. Yüzyıl´dan kalma bir Yunan metninde mahkumları toplayan ve konuşabilen uçan bir araçtan söz edilir bu araç mekaniktir ve havada durabilmektedir. Bu bilgileri Clive Hart´ın 1985´de Berkeley Üniversitesi´nde yayınlanan ´The Prehistory of Flight´ adlı kitabının ´çeşitli batı kaynaklarına göre uçan makinelerin kronolojik listesi´ bölümünde buluyoruz. Uçmakla ilgili bilimsel onaylı en eski kaynaklar oluşturulurken insan yapısı kanatların gelişimi temel disiplin olarak izlenmiştir ama bu doğru değildir; Vimanalar bir yana antik Çin Kore ve Hint kaynaklarında insan taşıyan çok daha karmaşık gök araçlarından söz edilmektedir." - Dr. Benjamin B. Olshin "Mechanical Mythology: Private Descriptions of Flying Machines as Found in Early Chinese Korean Indian and Other Texts"

* "Rama İmparatorluğu olarak tanımlanan devletin Kuzey Hindistan ve Pakistan´daki geçmişi en azından 15.000 yıllıktır. Bu uygarlık çok büyük bir nüfusa sahipti kültür düzeyi yüksekti kalıntılarına Pakistan´daki Kuzey ve Batı Hindistan´ın çöllerinde raslanmaktadır. Rama "Aydınlanmış Rahip Kral" bu kentleri yönetiyordu. Rama´nın 7 büyük kenti klasik Hindu metinlerinde "7 Rishi Kenti" olarak geçer antik Hint metinlerinde uçan araçlara "Vimanalar" denmektedir. Destanlara göre Vimanalar iki katlıdır daire biçimindedirler kubbelerinde bir giriş tüneli vardır yani tam anlamıyla bir uçan daireye benzerler. Rüzgar hızıyla uçarlar ve melodik bir ses çıkarırlar Vimanalar´ın dört türü vardır inanılmaz ama bazıları tabak şeklinde bazıları ise uzun silindir şeklindedirler yani sigar gibidirler... Vedalar antik Hindu şiirlerdir; bilinen en eski Hindu metinler olarak tanımlanırlar. Vimanalar çeşitli şekil ve boyutlarda iki tür olarak anlatılır; ´Ahnihotra-vimana´nın iki motoru veya sistemi vardır ´Elephant-vimana" ise daha gelişmiş bir araçtır. Ayrıca "Kral balıkçı" "İbis" adlı ve başka hayvan adlarının da verildiği Vimana türleri de anlatılır. Göründüğü kadarıyla Mahabharata bir atom savaşını bize anlatıyor! Kaynaklarda bir izolasyon veya tahrifat yoktur; savaşlarda fantastik silahlar uçan araçlar kullanılmıştır. Bunlara epik Hint destanlarında çok sık raslanır. Hatta Ay´daki bir savaşta yer alan "vimana-Vailix"den söz edilir. Kısacası atomik bir patlamanın tüm etkileri ve özellikle de insanları öldüren radyoaktif etki Mahabharata´da çok belirgindir; Mohenjo-Daro´daki Rishi kentini geçen yaz kazan arkeologlar caddelerde yatan iskeletler buldular bazılarının yumrukları sıkılıydı sanki bir anda ölmüşlerdi en azından bir kıyametin yaşandığı kesindi. Ve iskeletlerde tesbit edilen radyoaktivite en azından Hiroshima ve Nagasaki düzeyindeydi. Daha ötede Mohenjo-Daro ızgara biçiminde planlanmış mükemmel bir kenttir; su sistemi bugün Hindistan ve Pakistan´da kullanılan düzeydedir. Antik kentin caddelerinde kalıntı olarak siyah cam kümeler bulunmuştur. Bunların cam küreler olduğu sanılmaktadır ve bulunan kil çömleklerin çok yüksek ısıyla eritildiği keşfedilmiştir. Mahabarata´nın bir bölümü olan Dronaparva´da ve Ramayana´da özelikle belirtilen küre şeklinde bir Vimana vardır. İnanılmaz bir hıza ulaşmakta ve ardında büyük bir hava akımı bırakmaktadır. Hareketleri bir UFO gibidir her yöne gidebilir yön değiştirmesi ani çok hızlıdır son hızla giderken aniden durup yine aynı hızla ters yöne gidebilir. ´Samar´ adlı başka bir Hint destanında Vimanalar; demir makineler olarak tanımlanırlar ama yumuşaktırlar ve örgü gibi yüzeyleri vardır; cıva ile şarj olurlar ve arkalarından kükreyen bir alev püskürür. Daha da ilginci ´Samaranganasutradhara´ adlı antik metinde Vimanalar´ın nasıl yapıldığı anlatılır ama uygulanması için yeterli çözümleme henüz yapılamamıştır; Cıva ile itici güç sağlanması olasıdır ve denenmektedir günümüzde Sovyet döneminin bilim adamları tarafından Türkistan´da ve Gobi Çölü´nde kozmik yön-bulucu araçların keşfedildiği söylenmiştir. Küresel olan bu araçlar cam ve porselenden yapılmıştır konik uçlarının içinde bir damla cıvanın bulunduğu belirlenmiştir." - D. Hatcher Childress "Ancient Indian Aircraft Technology-Anti-Gravity Handbook"

Ufoloji ve Vimanalar

* "Hindistan´ın Vedik edebiyatında Vimana olarak tanımlanan uçan araçlarla ilgili tanımlamalar vardır. Bunlar ikiye ayrılırlar; 1)İnsan yapısı olan ve kuş benzeri kanatlarla uçan araçlar 2) Alışılmadık şekilleri olan ve insanlar tarafından yapılmamış olan araçlar. İlk gruba giren araçlar orta çağ tarzında Sanskrit dünyanın mimarisine uygun otomatif askeri kuşatma araçları ve diğer mekanik aygıtlarla eş düzeydedirler. İkinci gruba giren araçlar ise Rig Veda Mahabharata Ramayana ve Purana´larda tanımlanan UFO´ları anımsatan araçlardırlar. Vedik Evren Maya´nın ürünü veya bir hayaldir ya da evrensel bir sanal gerçeklik olarak düşünülebilir. Ana bilgisayarın görevi "pradhana" adlı geleneksel enerjiyi sağlamaktır. Bu enerji Maha-Vişnu olarak bilinen ve sürekli genişleyip yayılan İlahi Güç tarafından harekete geçirilir yani Maha-Vişnu bir evrensel programcıdır. Aktif pradhana enerjinin özel bir formu olarak oluşur ve kaba maddeye dönüştürülür. Şiva´nın eşi Uma (aynı zamanda Maya Devi olarak da bilinir) sanal enerjinin tanrıçası veya "yükleyici"sidir. Uma Ana Tanrıça olarak da bilinir kocası Şiva ise Hayallerin ve Teknoloji´nin Efendisi´dir Şiva ile Mahabharata´da adı geçen Salva arasında doğal bir ilişki vardır bu ilişkinin kökeninde Salva´nın bir Vimana´ya sahip olma gayreti ve Maya Danava´ya sahip olma arzusu vardır. O zaman Hayallerin Efendisi olacak ve enerjiyi o üretecektir." - Richard L. Thompson "Alien Identities"

* "Vimanalar´ın yapısı akla UFO´ların sürekli değişen günlük doğasını getirmektedir yetenekleri geleneksel fizik yasalarının ötesindedir. Carl Jung´un yorumunda UFO´ların niteliği bir rüya alanındadır; bir yerde parlak ışıkları gözlemlemenin tam ortasında ve zaman kavramı yitirildiğinde objektif ve sübjektif bilinç arasında suçluluk başlar ve bozulma görülür. Araştırmalarım UFO ilişkileriyle dinler metafizik mistizm folklör şamanik trans migren ve hatta yaratıcı imajinasyonlar arasında yakın bir ilişkinin ve benzerliğin bulunduğunu gösteriyor. Benzerliğin içinde sabit imajlar olayların ardıllığındaki tutarlılık ve genelde görülen alışılmadık "zirve deneyimi" niteliği bulunur. Kaçırılma raporlarında da bu fenomenin paralelinde yer alan olaylara raslanır. Örneğin nahoş ama inanılmaz "bedensel parçalanma" olayında olduğu gibi; bazen raporlarda kaçırılanların anlattıkları şamanların "ölüm-yeniden doğum" trans deneylerine çok benzemektedir." - Alvin H. Lawson

* "Birkaç on yıl evvel batılılar tarafından Güney Hindistan´daki bir tapınakta bulunan antik Sanskrit metinlere göre Vimanalar uçan tüm araçların en üst noktasıydılar. İtalyan bilimci Dr. Roberto Pinotti 12 Ekim 1988´de Bangalore´da yapılan Dünya Uzay Konferansı´nda yaptığı konuşmada Hindu antik metinlerinde tanrılarla kahramanlar arasında yapılan bir savaşın anlatıldığını belirtti. Pinotti metinlere bir destan olarak bakılmamasını istiyor ve göklerde pilotların kullandığı silahlı uçan araçlarla yapılmış bir savaşın açıkça anlatıldığına dikkat çekiyordu. Kullanılan silahlar savunma ve saldırı amaçlıydılar; yedi ayrı tipte mercek ve aynı sistemlerini içermekteydiler. Örneğin pilotları ´kötü ışınlar´dan koruyan ´Pinjula Mirror´ bir ´Görsel Ayna´ idi; ´Marika´ adlı silahla düşman araçları vuruluyordu. Sonuçta Dr. Pinotti bu antik silahların bugün kullandığımız laser teknolojisinden çok farklı olmadıklarını iddia ediyor ve; "Araçlarda ´Somaka Soundalike and Mourthwika´ adları verilen özel ısı emici metaller kullanılmış olmalı." diyordu. Pinotti´ye göre tanımlanan itici güç prensibi elektriksel ve kimyasal olmalıydı ama güneş enerjisinin kullanımı da çok ileri düzeydeydi. Diğer bilimciler Pinotti´nin kuramını daha ileriye götürerek araçların bir tür ´cıva iyonlu itici güç sistemi´ ile çalıştığını varsaydılar. Pinotti Vimanalar´ın binlerce yıl önce varolduklarını belirtirken modern UFO´larla olan benzerliğe de dikkat çekiyordu ama Hindistan´da unutulmuş bir uygarlık vardı. Bu araştırmanın ve tartışmaların ışığında Hindu kökenli Sankritçe metinler daha iyi gözden geçirilmeli ve tanımlanan Vimana modelleri daha bilimsel bir incelemeye tabi tutulmalıdırlar." - Nick Humphries "UFO Guide"

* "Hindistan Mysore´da bulunan Uluslararası Sanskrit Araştırma Akademisi´nin direktörü olan G.R. Josyer 25 Eylül 1952´de yaptığı bir açıklamada 7.000 yıllık yazmalarda çeşitli tiplerde uçan araçların yapımlarının anlatıldığını söylemişti. Bu özel yazma üç tip Vimana vardı; ´Rukma Sundara ve Shakuna´; yaklaşık 500 stanzada (dörtlük) karışık detaylar veriliyor metallerin seçimi ve hazırlanması anlatılıyordu. Ayrıca yazmada çeşitli Vimana türlerinin parçaları tanımlanıyordu. Yazma 8 bölümdü ve bir hava aracının yapım planlarının yanısıra su altında da gidebilen veya bir duba gibi su yüzeyinde durabilen Vimana planlarını da içeriyordu bazı stanzalarda ise pilotların nitelikleri ve eğitimleri anlatılıyordu." - Brad Steiger "Worlds Before Our Own"

Mahabharata ve Vimanalar

* "Puspaku adlı araç güneşe benziyordu ve kardeşime aitti onu güçlü Ravan´dan almıştı uçuyordu ve mükemmeldi istenilen her yere gidiyordu Lanka kentinin göklerinde uçarken parlak bir buluta benziyordu." - Ramayana Destanı

* "Salva´nın uçan aracı çok gizemliydi gökte bazen görünüyor bazen de kayboluyordu. Yani görünmeme yeteneği vardı; Yadu Hanedanı´nın savaşçıları bu garip aracı bir türlü tam olarak algılayamadılar; bazen yerde bazen gökte beliriyor sonra birden bir tepeye veya bir ırmağın kıyısına konmuş olarak ortaya çıkıyordu. Bu uçan harikulade araç gökte bir ateş fırıldağı gibi dönüyor ve bir an bile yerinde durmuyordu." - Bhaktivedanta Swami Prabhupada Krsna

* "Kralım; uçan araç mükemmeldi şeytan Maya tarafından yapılmış ve bir savaş için gereken tüm silahlarla donatılmıştı. Hayal edilemesi ve anlatılması imkansız bir araçtı; görünmezlik özelliğine sahipti. Oturulan yerde koruyucu bir şemsiye ve serinletici güç vardı. Mihrace Bai´nin çevresinde kaptanları ve kumandanları bulunuyordu; geceleyin gökte yükselen bir ay gibi görünüyor her yönü aydınlatıyordu." - Swami Prabhupada Bhaktivedanta Srimad Bhagavatam

* "Pushpaka bir gök arabasıydı insanları Ayodhya kentine taşıyordu. Gök bu harika uçan araçlarla doluydu gece karanlığında yaydıkları sarımtırak göz kamaştırıcı ışık göğü aydınlatıyordu." - Mahavira of Bhavabhuti (8. Yüzyıl´dan kalma bir Jain yazması)

* "Vata´nın arabası ne görkemli; gök gürültüsü gibi ses çıkarıyor göklere dokunuyor; parlak bir ışığı var; kırmızı göz kamaştırıcı ve alev gibi; bir girdap gibi dönerken dünyanın tozunu kaldırıyor." - Rig-Veda (Vata bir Aryan rüzgar tanrısıdır.)

* "Bir zamanlar Kral Citaketu kendisine Tanrı Vişnu tarafından verilen parlak ve ihtişamlı bir uçan araçla dış uzaya yolculuk yapar ve Tanrı Şiva´yı görür... Oklar "ışınlar" Şiva tarafından yollanır. Işınlar güneş benzeri bir küreden fışkırır ve içinde yaşanan üç gök aracını kaplar ve o araçlar bir daha görülmezler." - Srimad Bhagasvatam VI. Canto Bölüm 3

İndus Uygarlığı

İndus uygarlığı dünyanın en eski ve en büyük uygarlığı kabul edilmektedir; Güney Asya´nın en uzun nehri olan İndus Irmağı çevresinde MÖ 3000-2500 arasında varolduğu belirlenmiştir ama bu tarih sadece uygarlığın varolduğu bir dönemin göstergesidir İndus uygarlığının başlangıc dönemi bilinmemektedir. Yaklaşık 100 kent kasaba ve köy kalıntısı bulunmuştur kentlerin planlaması olağanüstüdür hatta günümüz kent planlamacılığından daha düzgün olduğu söylenebilir. Ana binalar kentin ortasında bulunmakta kanalizasyon sistemleri büyük hamamlar ve su depoları en küçük köyde dahi görülmektedir. Kent merkezlerinden eş sayıda düzenli bir dağılımla yayılan evler ve cadde kenarlarındaki dükkanlar blok taşlarla döşeli çok düzgün caddelerle eşit olarak bölünmüştür. Tüm İndus kentlerindeki evlerin yapımında kullanılan tuğlaların eşit olarak üretilmiş olması bir diğer inanılması güç inşaat kültürünün göstergesidir. Harappa ve Mohenjo-Daro uygarlığın bilinen ana kentleridirler; Mohenjo-daro ırmağın batı kıyısında Harappa ise Mohenjo-Daro´nun 640 km. kuzeydoğusundadır. Daha doğuda ise bir diğer önemli kent olan Kalibangan vardır. Ve tüm bölgede yüzün üstünde ticaret merkezi küçük limanlar ve balıkçı köyleri yer alır. Tüm yerleşim merkezlerinde aynı standart planın uygulanmış olduğunu görmek bir diğer şaşırtıcı olaydır; araştırmalar sonucunda İndus insanlarının pirinç buğday ve yulaf ektikleri ve kümes hayvanları buffalo domuz at deve fil kambur **** ve köpek yetiştirdikleri belirlenmiştir. Bulunan resimli plakalarda ayrıca gergedan boğa fil ve bilinmeyen üç başlı bir hayvan figürleri dikkat çeker bu buluntuların üzerlerinde görülen diğer simgelerin anlamları şu ana kadar çözülememiştir. Ana tanrı büyük olasılıkla tüm vahşi hayvanların tanrısı olan Şiva (Pasupati)´dir. Araştırmalar İndus inançlarının erken-Hinduizm şeklinde olduğunu göstermektedir. Bu büyük uygarlığın MÖ 2. Yüzyıl´da çöktüğü sanılmaktadır ama nedenler belirsizdir; büyük savaşların olduğunu doğal afetlerin yaşandığını gösteren bazı ipuçları bulunmuşsa da yeterli değildir ama en ilginci bölgede ve hatta Kuzey Hindistan´ın İndus dışındaki bazı başka yerlerinde kent kalıntılarının çok yüksek bir ısı altında erimiş gibi göründüğüdür. Fotoğraflarda gördüğünüz insan iskeletlerinin durumu (biri kadın diğeri erkek) ölümün çok ani geldiğini kanıtlamaktadır; kadın elindeki eşyayı dahi hala tutmaktadır. Acaba binlerce yıl evvel ne olmuştu? Bu cevap şu anda yok belki gelecekte öğreneceğiz...
1148  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Keops'un Kapısı Açıldı Mı? : Ocak 26, 2010, 01:32:20 ÖS
Daniken haklı mı çıkacak?

Mısır´dan gelen son haberler Daniken´in bazı buluntuların saklandığı yolundaki iddiarını destekliyor gibi... Gerçekten de ortada birşeyler dönüyor ama henüz nedeni ve niçini anlaşılmış değil...

Erich von Daniken son açıklamasında dünyadışı astronotların genetik mutasyon yoluyla insan zekasına yarattıklarını ve kanıtların piramitlerde bulunduğunu söyledi. Dünyada 28 dilde 55 milyon kitap satan Daniken ayrıca dar kafalı bilimciler yüzünden toplumun bu muhteşem olayın farkına tam olarak varamadığını da ekliyor. Gerçekten de son olarak BBC Daniken´e karşı bir belgesel yayınlayarak ciddi bir kuşku yaratarak yazarın popülaritesini zedeledi. Fakat Daniken pes etmiş değil ve İngiliz gazeteci Sarah Moran´la yaptığı röpörtajda daha kesin ve daha cesur açıklamalarda bulundu. Örneğin Büyük Piramit´in içinde ve çevresinde yeni buluşların yapıldığını kimsenin bunları yadsıyamayacağını eninde sonunda dış kaynaklı zekaların yapay mutasyon yöntemiyle insanı yarattığının ve yine geleceklerinin kabul edileceğini söylüyor. Daniken´in de yakın arkadaşı olan mühendis Rudolph Gantenbrink´in 1993 Ağustos´unda Büyük Piramit´te gerçekleştirdiği buluştan geçen sayılarımızda söz etmiştik. Mühendis 37 cm uzunluğundaki bir robot kullanarak bugüne kadar hiç bilinmeyen 60 metrelik bir tünel bulmuştu. Gantenbrink iki haftalık bir çalışmadan sonra 4500 yıllık metal bir kapıya ulaştığını söylüyor ve bu kapının bilinmeyen bir alana açıldığını iddia ediyordu. Sonrası malum araştırma durduruldu tartışmalar sürüyor vs...

Bir video bant gerçekten var mı?

Daniken bu olayın insanlık tarihinin en önemli olayı olduğunu söylüyor ve diyor ki; "Kapı açılmıştır; Mısırlı araştırmacılar kapıyı açtıklarında iki metrelik bir koridorla karşılaştılar bu 20X20 boyutunda bir koridordu. Sonra bir duvar vardı ve geçmek için bu duvarı yıktılar ve işte orada Tufan öncesinden kalma yazıtlar buldular. Bu yazıtlar beni destekliyor dünyadışı canlılar buradaydılar. Orada dünyadışı canlıların genetik çalışmalarından bahsediliyor. Ama bunu örtbas etmek istiyorlar oysa ben Gantenbrink´in video çekimlerini izledim. Evet Mısırlılar piramitler inşa ettiler Sakkara´daki gibi. Ama bu ilkel düzeyden 80 yıl sonra Büyük Piramit ve Sfenks gibi oloğanüstü yapıtları onlar değil dünyadışı canlılar yaptılar." Daniken´e göre bir diğer aleni kanıt Mısır sanatında görülebilir; yani resimlerdeki deforme olmuş kafataslarından söz ediyor ve bunlar mutasyonun gösterisidir diyor. Sonra ekliyor; "Atalarımızın genetik yapısıyla ilgilendiler DNA kodlarımızın içine bizi zeki ve meraklı yapan genler eklediler ama bu ziyaret ne zaman yapıldı? Bunu bilmiyoruz. Bildiğimiz tarih boyunca bizi en azından üç kez ziyaret ettiler. Eski yazıtlarda onların teknolojisi görülüyor. Yazıtlarda milyonlarca yıl evvel dünyada bulunan dev kentlerden ve buralardan gelen metalik uçan araçlardan söz ediliyor ayrıca araçların renkleri boyutları ve şekilleri detaylı olarak anlatılıyor. Biz inanmaya kodlandık ve bu şimdi su yüzüne çıkıyor. Bana göre dünyadışı canlıların arzusu insan ırkının üstün bir zekaya ulaşması ve galaktik yolculuğu başararak ´Büyük Kozmik Aile´ ye katılmamızdır. Her büyük inanç mit veya din daima birilerini bekler atalarımız da daima göklerden birilerinin gelmesini beklediler ve onlar yine gelecekler. Bizler inter-galaktik eğitim programına daha uygun bir ırk olmak için geliştirildik." Daniken´in yaklaşımları tabii ki kanıt gerektiriyor ve biz de haklı olarak bu kanıtları bekleyeceğiz. Şimdi piramitlerden ve Mısır´dan gelen son haberlere göz atalım;

Mısır´da olanlar;

* Hierogliflerde 4000 yıl öncesinde açlığın ve ebedi gençliğin çaresinin bilindiğinden Atlantis uygarlığının nasıl yokolduğundan Pasifik´in kuzeybatısında içinden altın lavların fışkırdığı volkanik bir patlamanın olduğundan ve Sfenks´in altında gizli bir geçidin bulunduğundan söz ediliyor. Bu iddianın ardında bu kez Daniken yok iki Fransız arkeoloğu var; Dr. François Thibault ve Etienne Sheuyler; İki uzmana göre Kızıl Deniz´de oluşan dev bir deprem Sfenks´de yıkıntılara neden olmuş ve giriş koridorları yıkılıp kaybolmuş bu girişten söz eden hieroglif metinlerin çözümü sürüyor gerek Thiabault gerekse de Sheuyler 28 Ocak 1997´de yaptıkları açıklamada en kısa zamanda sonuca ulaşacaklarını söylediler.

* Mısırlılar Yunanlar´a ilk kez izin vererek Büyük İskender´in mezarının araştırılmasını başlattılar. 1995´de arkeolog Liana Souvaltzi mezarı bulduğunu iddia etmişti ama iddiası resmen reddedildi sonra da izin başkalarına verildi. Anlaşılan sorun kadın arkeoloğun kendisindeydi.

* Akabe Körfezi´ni sarsan 7.2 şiddetindeki deprem Giza Piramitleri´nin yani üç büyük piramitin iç tavanlarında çatlaklara neden oldu. Sarsıntı 6 m. uzunluğunda 1.20 m. genişliğinde yarıklar açtı ve Keops Piramiti´ndeki firavun odasının tüm sıvaları döküldü. Ama neyse ki yapıların ana taşlarında bir yıkım oluşmadı. Kefren Piramiti 10 ekim´den beri kapalı çünkü yoğun turist akımı sırasında gerçekleşebilecek bir çöküntüden korkuluyor. Sfenks´de ve diğer piramitlerde bir hasara raslanmadı en büyük yıkım Serapeum yeraltı mezarında oluştu ve Ptoleme dönemine ait 24 mumya zarar gördü. Serapaum Giza Piramitleri´ne sadece 10 mil uzaklıktadır.

* Arkeologlar büyük bir olasılıkla dünyanın en eski kaldırım taşından yapılmış kanalını Giza Piramitleri´nin hemen 300 m. yakınında buldular. Antik tüneller Tapınaklar Vadisi´nin altında bulunuyorlar ama araştırmacılar kazıya nereden başlayacaklarını henüz belirleyemediyer. Vadi´nin hemen önünde yapılan kazılarda zeminde küçük bir sıra delik bulundu bunların dinsel ayinlerde kullanıldığı sanılıyor. Giza Platosu´nda yeraltı galerilerinin varlığı uzun zamandır tartışılıyor. Belki de bu eski antik tüneller 4500 yıllık Sfenks´le ilgili olabilirler. Arkeologlar tünellerin çok eski bir limana bağlı olduğunu ve belki de piramitlerin yapımında ulaşım yolu olarak kullanılmış olabileceğini de düşünüyorlar. Kefren Piramiti´nin Tapınaklar Vadisi´ne bağlı olduğu daha önce de bulunmuştu ve su kanallarının banyo yapmak amacıyla Firavun Kefren tarafından MÖ 2.500´lerde yapıldığı belirlenmişti. Bu arada yine Kefren tarafından yapılan bir tiyatro ve tapınak kalıntısı yine Giza Platosu yakınında bulundu.

* Efsanevi kent İskenderiye´nin Akdeniz´in dibinde yaklaşık bir hektarlık bir alanda bulunduğu belirlendi. Batık kentte sfenkslerin dev anıtların sarayların firavun heykellerinin ve dev bir fenerin kalıntılarının bulunduğu belirtiliyor. Kent MÖ 280´de dev bir deprem sonucunda batmıştı. 4. Yüzyıl´a kadar kentinin bazı bölümleri hala su üzerindeydi. Fransız deniz arkeologları kazıları başlattıktan sonra su balonları kullanarak bazı parçaları su yüzeyine çıkarmayı düşünüyorlar. İlk olarak dev bir firavun heykelinin gövdesinin bir parçası bu yöntemle su yüzüne çıkarıldı.
1149  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Babil Nedir? : Ocak 26, 2010, 01:31:33 ÖS
Tevratta daniel bölümünde ayrıntılı olarak Babil kentinden sözetmektedir. Öyleki babilin kitapta yazdığı şekilde görkemli ve zengin
bir kent olduğu açık ve nettir.

Heredot kayıtlarında da aynı yönde bir açıklama yer alır. Babil Fırat nehrinin her iki yakasında kurulmuş büyük bir alanı kapladığı söylenir.
Heredota göre babil kenti çevreleyen büyük duvarları ve bu duvarların üzerinde yer alan kuleleri ile ünlü idi. Bu duvarın kalınlığı 20 metreydi.
Duvarların üzerinde yeralan kuleler ise 250 adetti. Kenti çevreleyen duvarların dört bir yanında toplam 25 Bronz kapı vardı.

Babil kelimesi Tevratta geçen ibranice bir kelime olan Babelden türetilmiştir.
Babil Nemrut tarafından babil kulesi çivarına kurulmuş olarak kayıtlarda da vardır.
Arkeologlara göre ise kent sümer adını verdikleri ve Kutsal kiaplarda Sennaar yada Şinar diye geçen topraklardır.

Biz bunu Fırat - Dicle nehirleri arasını yazılı tarihte Akad - Sümer devleti olarak biliriz. Kısaca bu alana Mezopotamya denilmekte. Sümer toprakları
daha güneyde yer almakta idi. Sümerlerin moğol boylarından olduğu ve ortaasyadan göçlerle bu bölgelere geldiği varsayılmaktadır.

Kuzeye yerleşen ve Kuzeyi işgal eden Akadlar ise sami boylarından olup hazar bölgesinden geldikleri sanılmaktadır. O yıllarda Dicle ve Fırat
hiçbir yerde birleşmeden basra körfezine dökülürlerdi. Bugün iki nehrin birleşti büyük bir havza oluşmuştur. Bu alanda yapılan çalışmalarda çok
sayıda arkeolojik buluntuya rastlanmıştır.

İÖ 2750 yıllarında akadlar güneye hücum ederek Sümeri işgal ettiler Her iki bölge Akad komutasına geçti. Ancak sümerler kendi kültürlerini
uzun zaman korumayı bileceklerdir.

Çivi yazısı pişmiş toprak üzerine çivi biçimi işaretler ile yazılıyor ve ilk kez güneyde kullanılıyor. Güneydeki sümerler bu yazıyı kullanıyorlardı.
Birleşik krallığın hükmü iki yüzyıl kadar sürdü. Kuzeyde bu sıralarda Hititlerde ortaya çıkmaya başlamışlardı. Hititlerin bugün ermenistan
toprakları olan bölgede ortaya çıktıkları varsayılıyor.

Batıda ise amoriler suriye toprakları üzerinde oturuyordu. Doğuda İran topraklarında ise Kassitler ve onların güneyinde de Elamlar vardı.

Amoriler bir müddet sonra zayıflayan bu bölgeye hücum ederek işgal etmek istemiş ancak ilk zamanlar yönetimi elinde tutamamıştır.
Daha sonra ise amoriler başa geçmeyi bilmişlerdir. Babili başkent yapmışlar İÖ 745 yıllarında da yasa ve kanunları ile ünlü Hammurabi
ile büyük bir istikrar dönemi yakalamışlardır. Bu sıralarda da yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan ve sami boylarından olan Asurlar kuzeyde
hareketlenmeye başlarlar. Orada kurdukları imparatorluk ile uzun süre bölgeye egemen olurlar. Sonunda kralları 3. Tiglatpileser ile
Babili fethettiler ve birleşik krallığı kurdular. Başkent olarak Mezopotamyanın kuzeyindeki muhteşem yapıları ile ünlü Ninova'yı yaptılar.
Ninovanın bugün bulunan şehirmi yoksa başka bir şehirmi olduğu yönünde arkeologlar arasında tartışmalar vardır.

İÖ 606 da kuzey ve doğudan bölgeye Medler ve Perslerin akınları başlayacaktır. Sami ırkından olduğu kabul edilen Kaldeliler ( Akadlardan
geriye kaldığı sanılan karışık bir soy olabilirler.) de bu gruba katılmışlardır. Asurlulara ninovada saldırdı. Bölge yeniden paylaşıldı.

Güneyde 2. Nabukadnezar' ın döneminde yeni bir babil ( Kalde ) imparatorluğu kuruldu. 2. Nabukadnezerın öyküsüne tevratta rastlayaçağız.
Mısır ve filistin bölgesinden kaçarak bu bölgeye gelen Yahudiler üzerinde yaptığı baskılar tarihte yerini almıştır. Birçok yahudi esir edilerek
ülke topraklarında çalışmaya zorlanmıştır. Düşsel olarak bir ****e dönüştüğü anlatılır bu anlatım tarihteki ilk likentrofi ( insanın hayvana
dönüşmesi ) kaydıdır.

Yeni babilin varlığı uzun sürmedi. Ülkeye egemen olan rahip sınıfı bir şekile hükümdarı ele geçirmeyi başarmıştı.

İşte ilginç bölüm burada başlıyor tarihin bir dönüm noktası olan zaman gelmiştir.

Bir akşam hükümdar soyluları ile beraber yemek yemektedir. Aniden bir el belirerek şamdanın karşısındaki duvara anlaşılmaz harfler yazmaya
başladı. Sarayda bulunan hiçbir büyücü bu yazıyı anlayamadı. Hükümdar kehanetleri ile ünlü aynı zamanda bir yahudi olan Danieli çağırır.

Daniel yazıları şöyle okur " Tanrı senin krallığını artık sona erdirdi. Terazide tartıldın ve eksik geldin. Ülken bölündü ve Medlere ve Perslere
verildi ".

Hükümdar o gece öldürüldü. İmparotorluk Med - Perslerin eline geçti. Kısa süre sonrada Med ve Perslerin kralı Kyros Yahudileri serbest bıraktı.
Kudüs'teki tapınağında restore edilmesini emretdi.

O gün bugündür yahudi toplumu babile dönmek ve bu alanda yaşamak ister. Bunun için yapılmış birçok plan ve program bulunmaktadır.
Tarihte bu olayı bilen kişiler babil'in yahudi toplulumları için ne demek olduğunu anlayacaklardır. Yahudilikte kullanılan işaret ve simgeler birçokları bu dönemden kalma ve bazı olayları anlatmaktadır. En büyük işaretleri olan davut'un yıldızı sembolu babil şehrinin simgesidir...
-alıntı-

Bugün neden Irak ateş altın da? Sorun sadece demokrasi ya da nükleer silahlarmı yoksa evangelıstler ve siyonistlerin büyük düşlerinin bir parçasımı?
1150  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Ödev Arşivi / Mısır : Ocak 26, 2010, 01:31:14 ÖS
MISIR tanrilari we tanricalari...

--------------------------------------------------------------------------------

ATUM:İmparatorluk Tanrısı
ANUBİS:Ölüler Tanrısı
SEKMET:Savaş Tanrısı
HATOR:Neşe ve Aşk Tanrıçası
HORUS:Gök ve Işık Tanrısı
THOTH:İlim Tanrısı
PTAH:Sanatçıların Tanrısı
OSİRİS:Yeraltı ve Ölüler Tanrısı
İSİS:Bereket Tanrıçası
MAAT:Adalet Tanrıçası
RA:Güneş Tanrısı
SETH:Çöl Tanrısı
AMON:Gök Tanrısı

OSIRIS(Ausar): Ölülerin koruyucusu ve yargılayıcısıdır.Abidos'da hüküm sürdü.Nut ve Geb'in ilk çocuğudur.Ra dünyayı terk ettiğinde dünyayı yönetmeye başladı ama Set onu öldürdüğünde Isis onu tekrar canlandırdı. Böylece Osiris yeraltı dünyasının hükümdarı oldu.Oglu Horus onun intikamını Seth'le savaşarak ve onu yenerek aldı.Başındaki şapka Yukarı ve Aşağı Mısır'ın
birliğini simgeler.

RA: Günes tanrısı ve "Yaratıcı" olarak bilinir.Şahin başı nedeniyle bazen Horus'la eşleştirilir.Hakimiyet merkezi bugünkü Kahire olan Annu'ydu.5. Hanedan'dan dan itibaren firavunlara "Sa-Ra" (Ra'nin oglu)ünvanı verildi.Shu ve Tefnut'un babasıdır

HATHOR(Het-HeruHet-Hert): Eski zamanlardan beri tapılan inek tanrı.Ismi "uzaktaki ev" veya "Horus'un evi" anlamına gelir.Gökyüzüyle baglantılıdır. Edfu'da Horus'un eşi olarak bilinir.Teb'de ölüm tanrısıdır.Ama genel olarak aşk neşe dans alkol tanrısı olarak kabul edilir.

ISIS(Auset): En önemli tanrıca;anneliğitedaviyi ve büyüyü simgeler. Evrendeki en güçlü büyücüdür.Ra'nin kendisinden Ra'nin gizli adını ögrenmiştir.Osiris'in karısı Nephthys'in ikiz kardeşidir. Horus'un annesiHorus'un oglu Amset'in koruyucusudur. Isis Horus'u çocukluğu boyunca Seth'ten korumustur.Egemenlik bölgesi Abidos'tur.

AMEN (AmonAmunAmmonAmoun): "Amen" "saklı olan" demektir.Teb'in baş tanrısıdır.Eşi Ame -net'le birlikte ilk tanrılardan biridir.Kutsal hayvanları kaz ve koçtur.Orta Krallık döneminde sadece yerel bir tanrıydı ama Tebliler Mısır'a hakim olunca Amen önemli bir tanrı oldu.18.Hanedan'dan itibaren Tanrıların Kralı oldu.Ünlü Amen tapınagı Karnakdünyanın en büyük dinî yapısıdır.Yeni Krallık boyunca Amen'in eşi Mut olarak kabul edildi.Bu ikilinin çocuğu Ay tanrısı olarak bilinen Khons(Chons)'tur.

ANUBIS(AnpuAno-Oobist): AnubisNephthys ve Seth'in(bazı efsanelere göre Osiris ve Isis'in) ogludur.Çakalların mezarlar etrafında dolaşması nedeniyle çakal başlı Anubis ölümle birlikte anılmıştır.Ölen Osiris'i mumyaladığı için mumyalama tanrısı olmustur.Görevi tüm ölüleri korumak ve yüceltmektir.Bu yüzden mumyalamayla görevli kişiler Anubis maskesi takarlar.Ölen kişi diğer dünyada yargılanırken ona yardım eder

TEFNUT: Bulutların tanrıçasıRa'nın kızı ve Shu'nun eşidir.Kutsal hayvanı olan aslan başlı bir kadın olarak çizilir.

Zaman: İÖ 2551-100
Mekân: Mısır

Piramit merdiven basamağı gibi sıra sıra inşa edilmişti. Bu şekilde tamamlanınca kalan taşları yerlerine kısa tahta kütüklerden yapılma makinelerle kaldırdılar. HERODOTOS İÖ YAKLAŞIK 430.

Herodotos'un yaşadığı zamanlardan bu yana Mısırlılar'ın piramitleri nasıl inşa edip dikili taşları nasıl kaldırdıkları hakkında pek çok tartışma yapılmıştır. Ne yazık ki Mısırlılar'dan günümüze bu konuları anlatan fazla bir belge kalmadığından ortaya atılan bütün kuramlar ancak deneysel arkeolojiyle sınanarak inanırlık kazanabilmektedir.

Taşların ham olarak taşocaklarından çıkarılması yontulması ve yontulmuş bu taş blokların ve dikilitaşların nakliyesi konularında pek çok yanıtlanmamış soru varsa da belki de en büyük esrar piramitlerin ve dikilitaşların gerçekten hangi teknikle yapıldığıdır.


PİRAMİTLERİ NASIL O KADAR DÜZGÜN OLARAK İNŞA EDEBİLDİLER?



Mısır'da modern arkeolojinin tartışmasız babası olan Flinders Petrie 1880-2'de hepsi de 10 üçüncü binyılın ortalarında yaşamış 4. Hanedan hükümdarlarından Keops Kefren ve Mikerinos'un (büyük ölçüde angarya yöntemiyle inşa edilen) piramitlerinin bulunduğu el-Gize platosunda çok titiz bir araştırma başlatmıştır. Bulguları arazinin belki de bir ızgara gibi hendekler kazıp bunları suyla doldurarak ve sonra da çevredeki "taş adalar"ı istenilen düzeye indirerek düzeltildiğini akla getiriyordu.

Yüz yıl sonra Amerikalı Mısırbilimci Mark Lehner el-Gize piramitlerinin çevresindeki kaya tabakasına açılmış çeşitli delik ve hendeklerin krokisini çıkarttı ve bu hassas düzleştirme işinin arazinin tümünde değil piramitin en alt taşlarının yerleştirileceği yerin kenarında dar şeritlerde yapıldığı kanısına vardı.

Gize piramitlerinin her birinin ortasında masif bir kaya kütlesi bulunmaktadır (bunlar piramitlerin içinde birkaç yerde görülebilir). Bu doğal kaya göbekleri inşaatçıların tam bir dörtgen elde etmek için köşegenleri ölçmelerini de engellemiş olabilir.

Günümüze kalan aletlerden anladığımıza göre Mısırlı mimarlar kadastrocular ve inşaatçılar özellikle iki alet kullanmaktaydılar: Düz çizgileri ve dik açıları yapmak ve yapıların köşe ve kenarlarını astronomik düzenlemelere göre yerleştirmek için merkhet ve bay.

İngiliz Mısırbilimci I. E. S. Edwards gerçek kuzeyin herhalde batıda ve doğuda belirli bir yıldızın doğuş ve batış noktasını ölçüp sonra bu iki nokta arasındaki açıyı iki eşit parçaya bölerek bulunduğunu iddia etmiştir.

Daha yakın zamanlarda Kate Spencer Büyük Piramit'in mimarlarının kuzey kutbu çevresinde dönen iki yıldızın (Büyük Ayı ile Küçük Ayı'nın) Keops piramitinin inşa edildiği sanılan İÖ 2467 yılında bir hizada olduğunu görmüş olabileceklerini ileri süren ikna edici bir kuram geliştirmiştir. Daha önceki ve sonraki piramitlerin yönlerindeki hataların bu hizanın gerçek kuzeyden sapma derecesiyle bağlantılı olması da bu varsayımı desteklemektedir.


PİRAMİTLER NASIL İNŞA EDİLDİ?



Sakkara'daki ve Gize'deki günümüze kalan kanıtlar (özellikle de tamamlanmamış piramitlerden) taş blokları piramitler üzerindeki nihai yerlerine kaldırmak için en az beş farklı rampa sisteminin kullanıldığını göstermektedir. En kolay ve en aşikâr yöntem doğrusal rampadır (Sakkara'da 3. Hanedan'ın Sekhemkhet piramitinde kullanılmış olabilir). Ancak genelde bu rampalar için gereken genişlik bunların seyrek olarak kullanılmış olduğu anlamına gelir.

Piramitin bir yüzünde dar basamaklardan oluşan merdiven rampası ise diğerlerinden daha dik bir açı gerektirecektir. Bu tipin izleri Sinki Meidum Gize Ebu Ghurob ve Lisht'te bulunmuştur. Belki de I. Anasatasi'nin 19. Hanedan papirüsünde anlatılan sarmal rampaya başlıca itiraz bunun neyin üzerine dayanacağı ve piramitin büyük bir kısmı sarıldığı takdirde düzeltme hesaplarının ve kontrollerin nasıl yapılacağı sorusudur. Piramitin bir yüzünde zigzaglı bir yol basamak piramitlerinin yapımında en etkili yol olacaksa da Sakkara Sinki ve Meidum basamaklı piramitlerinde bunun kullanıldığını gösteren bir ize rastlanılmamıştır.

İç rampa izleri Ebusir'de Sahure Niuserre ve Neferirkare'de ve Sakkara'daki Pepi H'de görülmektedir ama iç doldurulduktan sonra yine de bir tür dış rampa gerekecekti. Piramitin içinin teraslı olmasının piramitin kenarında basamak basamak daha küçük rampalar dizisinin kullanılmasını daha uygun yapacağı iddia edilmiştir.

Dış kaplama yapıldığında bunların kalıntıları hiç kuşkusuz kaybolacaktı. Piramitten vadideki tapınağa uzanan geçitlerin de rıhtımdan inşaat yerine inşaatçı rampası olarak kullanılmış olması da mümkündür (rıhtım Nil'e bir kanalla birleştirilmişti).

Kullanılan rampa tiplerinin sorunu dışında tartışmalar taş blokların yerlerine kaldırılma yöntemleri Üzerinde de yoğunlaşmıştır. Mısırlılar vinç ya da palanga yöntemleri kullanmadıkları için blokları yerlerine yerleştirmede ahşap ve bakır kaldıraçlar kullanıldığı kabul edilmektedir.



DİKİLİTAŞLARIN SIRLARI NEYDİ?



Eski Mısır uygarlığının en belirgin ikonlarından biri İğneyi andıran ve incelerek yükselen tepesinde küçük bir piramit örneği bulunan (buna pyramidion ya da benben-taşı âdı verilir) dikilitaştır ilk dikilitaşların Eski Krallık zamanında (10 2575-2134) Heliopolis'de güneş tanrısı tapınağına yerleştirildiği anlaşılmaktadır. Yeni Krallık döneminde (10 yaklaşık 1550-1070) büyük monolitik örnekler genelde Karnak ve Luksor'da olduğu gibi tapınakların önüne çifter çifter dikilirdi.

Yeni Krallık döneminden kaldığı sanılan tamamlanmamış bir granit dikilitaş Assuan'ın kuzey taşocaklarında hâlâ yatmaktadır. 4175 metre boyu ve tahmin edilen 1150 ton ağırlığıyla bu dikilitaş çıkarılmasının geç aşamasında tehlikeli bir jeolojik kusuru ortaya çıkarılarak bırakılmasaydı dünyanın bir taşocağından çıkarılan en büyük taşı olacaktı.

Assuan dikilitaşını ilk inceleyen İngiliz Mısırbilimci Reginald Engelbach'ın yaptığı deneyler bir insanın bazalt bir keski kullanarak ham dikilitaşın üzerinden yarım metre eninde ve beş milimetre kalınlığında bir parça yontmak için bir saat çalışması gerektiğini ortaya koymuştur.

Dikilitaşlar'ın çoğunun boyutları ve ağırlığı son aşamanın -taşı dengeli dikey duruma yerleştirmenin- en tehlikeli riskini oluşturan sorunuydu. Ama dikilen taşlar gösteriyordu ki bütün risklere rağmen ortaya konan da Mısırlıların azimli ve tehlikeli teknolojik ustalıklarının başarısıydı. Mısırbilimciler'in ve mühendislerin bunun nasıl başarıldığı hakkındaki görüşleri farklıdır.

Mısır'dan kalma kesin bir bilgi yokluğunda ileri sürülen yöntemlerden birine göre kaldıraçlarla birlikte temele doldurulan taşların çıkarılmasıyla ve son birkaç derecede iplerle çekerek dikilitaş yerine oturtulur. Ancak bu teknik yalnızca küçük örnekler için uygulanabilir bir yöntemdir. Daha büyük dikilitaşlar için ileri sürülen bir görüş ise dikilitaşın çok dik yapay bir rampadan yukarı çekilmesiyse de bu yöntem taşın kaidesine kayışını kontrol için neredeyse imkânsız bir güç kullanımını gerektirir.

Her kaidenin üzerinde dikilitaşın yerine yerleştirilmeden tam olarak ayar edilebilmesi için bir döndürme oyuğu yontulmuştur. Dikilen dikilitaşların tepeleri eklenen elektrum denen altın-gümüş karışımıyla pırıl pırıl parlardı.

Engelbach dikilitaşın huni biçimli ve kum dolu bir çukura kaydırıldığı fikrini ileri sürmüştür. Kum çukurdan kontrollü bir biçimde boşaltılınca dikilitaş dikey durumuna getirilecekti. Bu kuram yukarıda sözü edilen 19. Hanedan'dan kalma I. Anastasi Papirüsü'nden esinlenmiştir. Papirüste bu durum bir öğrenci kâtibin çözümleyeceği bir problem olarak sorulmuştur. Bu belgede şu emir de vardır: "Kızıl Dağ'dan getirilen efendinin anıtının altındaki nehir kumuyla doldurulmuş 100 bölmeyi boşalt..."

DİKİLİTAŞLARLA DENEYLER



1999'da arkeologlar ve mühendislerden oluşan bir ekip 25 tonluk yeni yontulmuş bir dikilitaşla iki farklı yöntem kullanarak deneyler yapmışlardır. Assuan'da yapılan birinci deneyde dikilitaşı bir rampanın ucundan aşağı sarkıtmak için karmaşık bir halat ve kereste sistemi kullanılmıştır. Eksen olarak bir kütüğün ve karşı ağırlık olarak bir granit blokunun kullanıldığı deneyde dikilitaşın sallanımı ekseni rampanın ucuna tehlikeli bir biçimde yaklaştırdığı için deneme sonunda başarısız olmuştur.

Engelbach'ın kum çukuru deneyimi Massachusets'de Boston yakınlarında yapılmış ve başarılı olmuştur. Bu yöntemde bir rampa önüne kumla doldurulan bir bölme yapılmıştı. Dikilitaş rampanın kenarından kaydırılmış kum yavaş bir biçimde boşaltılarak dikilitaş dikey duruma getirilmiştir.

Dikilitaşların nakliyesi ve dikilmesi bunların Londra Paris ve New York'ta başarıyla dikildikleri ve teknolojinin Mısır'dakilerin dönemleriyle karşılaştırılmayacak kadar ileri olduğu 19. ve 20. yüzyılda bile güçlükler çıkarmıştır.

Günümüz dikilitaşlarının en tanınmışı 1884 yılında Washington D. C.'de inşa edilen George Washington anıtıdır. 169 metre yüksekliğindeki bu dikilitaşın tepesine asansörle çıkılmakta ve oradaki seyir yerinden çevreye bakılabilmektedir.

Kahire'nin 250 km. doğusunda Gize'de dünyanın en esrarlı yapıları olan piramitler 5.000 yıldan beri sırlarını muhafaza ediyorlar. İlk çağlardan beri dünyanın yedi hârikasından birisi sayılan piramitler yalnız mîmârî açıdan değil yapılış gâyeleri ve biçimleriyle de dikkatleri çekmeye devam ediyorlar.

Yapanlar yaklaşık 57.000 m2 lik bir sahada her birisi 54 ton gelen büyük kireçtaşı bloklarının üstelik aralarında yarım mm lik bir açıklık bile bırakmadan üst üste koyarlarken acaba ne düşünmüşlerdi? Bu mevzuda şimdiye kadar pek çok şey yazılıp söylendi. Ancak hâlâ piramitlerin üstlerini örten esrar perdesi aralanamadı. Bu yazıda mevzûya değişik bir bakış açısı getirilecektir.

38° C sıcakta bunalmış ve üstelikte yolunu şaşırmıştı Mösyö Bovis. Meraklı bir Fransız turisti olmaktan öte meziyeti yoktu. Keops piramidinin içinde şaşkın şaşkın bir oraya bir buraya gidip gelirken yolda rastgele ölü kediler gördü. Herhalde bunlar da onun gibi yollarını şaşırıp ölmüşlerdi. Ancak kedilerin tuhaf bir halleri vardı. Rutubet ve sıcağa rağmen hiç de kokmuş ve çürümüşe benzemiyorlardı. Ortalıkta ne bir leş kokusu ne de rüzgâr vardı. O halde hayvanları böyle mumyalaşmış gibi tutan sebeb ne idi? İnatçı ve meraklı karakteri Mösyö Bovis'e şu soruyu sordurdu! Acaba Firavunların cesedlerinin bozulmaması için piramitlerin biçimleri bir nevi garanti mi oluyordu?

Bu şaşırtıcı soruya cevab bulmak için Paris'e döndüğünde Keops Piramidinin küçük bir modelini yaptı. Yönünü kuzey-güney doğrultusuna göre ayarladıktan sonra içine tabandan tepeye kadar olan yüksekliğin 1/3'ü uzaklığındaki noktaya ölü bir kedi yavrusu koydu. Bir iki beş gün derken İnanılması güç bir olay cereyan ediyordu. Günler geçmesine rağmen kedi yavrusunda ne bir kokma ve bozulma ne de çürüme emaresi yokdu. Sanki mumyalanmıştı.

Denemelerine büyük bir merakla devam ediyordu. Şimdi çabuk bozulan organik materyallerle çalışmaya başlamıştı. Et süt balık yoğurt yumurta gibi gıdalar piramidin içine girince "konserve" oluyorlardı. Sonunda şu neticeye vardı: Piramidin içindeki boşluğun biçimiyle bu boşlukta oluşan fiziko-kimyasal ve biyolojik olaylar arasında bir alâka mevcuttu. Meselâ: Biçim teşekkülü yoğurdun mayalanma müddetini hızlandırmakta ve bîr katalizör vazifesi görmekte idi.

Bu araştırmanın raporları yayınlandığı halde o yıllarda pek dikkat çekmeden bir köşede kalmışdı. Prag'lı mühendis Karel Drbal'ın harekete geçmesine kadar. Genç elektronikçi askerde iken arkadaşlarının birbirlerine sık yaptıkları bir şakayı şimdi daha iyi hatırlıyordu.Gizlice ay ışığına bırakılan traş bıçakları pencere kenarında polorize ışığın tek yönlü titreşmesinden dolayı keskinliğini kaybediyor ve köreliyordu. Piramitlerde de böylesine bir güç saklı olamaz mıydı?

Derhal Zenit marka bir traş bıçağı alıp piramit modelinin altına yerleştirdi.

Netice fevkalâde idi. Aynı bıçakla beş kez üstelik her defasında da sanki yeniymiş gibi traş olabiliyordu. Değişik markalar da aynı neticeyi verdi. Elli hatta altmış defa kullanıldıkları halde körelmeyen traş bıçaklarına sahipti artık. Demek ki piramidin içindeki alan kristallerin orjinal şekillerine dönmelerini mümkün kılıyordu. 1959'da müracaat ederek 91/304 numarayla piramit şeklindeki traş bıçağı bileyicisinin patentini aldı.

Artık meseleye bu yönüyle bakanlar çoğalmışdı. Prof. L. Turanne "Ondes des Formes" adlı kitabında dairelerin yan dairelerin ve piramitlerin Güneş ve kâinattaki değişik enerji nevileri için farklı tipte çalışan rezanatörler olduklarını yazıyordu.
Hayatlarının büyük kısmını kutu biçimindeki evler apartmanlar yarıküre biçiminde arabalarda geçirmekde olan insanlık acaba bundan ne derece istifade edebilecekdi? Bu soruyu Kanada'da Sascay Chevan'lı mimarlar şizofrenik hastalar için piramidimsi odalar ve koridorlarla dolu bir hastahane inşâ ederek cevapladılar. Bu hastahanenin şekli içindeki hastaların daha çabuk iyileşmesine katkıda bulunuyordu. Günümüzde bitkilerin büyümesi besinlerin muhafazası ve artık suların temizlenmesinde piramitler birer kozmik jenaratör vazifesi göre bilecekler mi?

Ayn Şems Üniversitesinden bir gurup bilim adamı 1968 yılında 1.000.000 dolarlık bir projeyle Kefren piramitini röntgen ışınlarından geçirmeyi denediler. Kalabalık bir ekip kuruldu. Uzay Çağının en gelişmiş cihazları kullanılarak piramitin her köşesinden mağnetik teyp kayıtları yapıldı. 1969 Şubatında yeni bir yardımcı daha geldi. Son sistem IBM-1130 kompitürü..

İlim adamları kendilerine has yorulmak bilmez bir gayretle çalışıyorlardı. Nihayet Temmuzda ekip şefi Dr. Gohet ilk açıklamasını "The Times of London"a yaptı: "Piramitin içinde bildiğimiz bütün fizik ve elektronik kanunları alt-üst oluyor."

Herşey ilim adamlarının gözleri önünde cereyan ediyordu. Muhabir John Tnstall Dr. Gohet'e şu suali yöneltti: "Bugünkü anlayışımızın dışında bir gücün varlığı mı sözkonusu?.."

"Ya piramitin geometrisinde muazzam bir yanlışlık var; ya da başka bir esrar. Yalnız şurası muhakkak ki piramitin içinde bildiğimiz kanunları alt-üst eden sebebi hâlâ bulamadık."
Sayfa: 1 ... 110 111 112 113 114 [115] 116 117 118 119 120 ... 544
- Sponsor Reklamları.
maltepe escort | anadolu yakası escort | escort bayan | istanbul escort | kartal escort | kadıköy escort | bostancı escort | maltepe escort

Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular