Duyurular
WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
WeBCaNaVaRi Toolbar'ı Kurdunuz mu ?

  Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 4647
1  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Güncel Haberler / Ynt: Eski Başbakan Silvio Berlusconi Azledildi : Aralık 07, 2013, 01:30:36 ÖÖ
iyi olmus, hayirlisi artik :p
2  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Güncel Haberler / Ynt: Rtük'ten Esra Erol'a "ağırlaştırılmış" Ceza : Aralık 07, 2013, 01:26:40 ÖÖ
gecmis olsun, cezayi haketmedi bence..
3  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Güncel Haberler / Ynt: Kredi Kartına Taksit Sınırı : Aralık 07, 2013, 01:21:52 ÖÖ
hayirlisi olsun Gülmek :)
4  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Güncel Haberler / Ynt: Okullara Kar Tatili : Aralık 07, 2013, 01:20:37 ÖÖ
Burda böyle bisey olabilse keskee Gülmek :)
5  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Güncel Haberler / Ynt: Hatay'dan Acı Haber! 1 Şehit : Aralık 07, 2013, 01:17:31 ÖÖ
Allah rahmet eylesin Ağlıyorum.
6  .::|~ ☼ Kültür ☼ ~|::. / Güncel Haberler / Ynt: Canlı Yayında Fenalaşıp Itiraf Etti : Aralık 07, 2013, 01:10:21 ÖÖ
aciidim adama yaaa Ağlıyorum.
7  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Kariyer ve Kişisel Gelişim / Seri Numaraları Kazınmış Öfkeler Var Içimizde - Tarık Tufan : Aralık 05, 2013, 10:40:45 ÖS


tarık tufan yazıları - düşmanlık üzerine yazılar - kin ve düşmanlıkla ilgili yazılar



Seri Numaraları Kazınmış Öfkeler Var İçimizde

 Tarık Tufan
--------------------------------------------------------------------------------



İnsanların birbirlerine düşmanlık edebilmek için bile, incelikli, derin bir düşünüş izi taşıyan, bir taraftan da vicdan denilen metafizik koruyucuyla beslenmiş güçlü duygulara ihtiyacı vardır. Düşmanlık varoluşsal bir bağlılığı, ilişkiyi dayatır insanlara.

 Rusya'nın yeryüzündeki güçlü düşünsel binasının en maharetli işçileri Tolstoy ve Turgenyev arasında böyle bir düşmanlık örülmüştü. Neticede her ikisinin de Rusya'ya dair içtenlikli duyguları vardı ve zaman zaman birbiriyle çelişiyordu. Ve fakat içinde zarif bir merhametin eksik olmadığı bir öfkeydi kalplerinde yer tutan. Öfkelerini saygın hale getirebilecek acıları vardı her ikisinin de.

 Schopenhauer de Bay Hegel'e içten içe büyük bir öfke duyuyordu şüphesiz. Fakat her ikisi de gözaltlarında uykusuz ve acıyla geçmiş gecelerin torbacıklarını taşıyorlardı. Bu gözaltı karartısı ve ağırlık öfkelerini de estetize ediyordu hiç şüphesiz. İnsanların birbirine en 'acımasız', içinde merhamet taşımayan, düşmanlıklar sergilemesi ne zaman mümkün olabilir? Bu soruya verilecek ilk cevap muhtemelen ideolojik, fikri çatışmalar olabilir. Hayır, yanlış. Doğrusu bireysel çıkarlar olmalıdır. İnsan ancak çok güçlü bireysel çıkarlarının zedelenmesi, elinden alınması durumunda merhametsiz bir karşıtlık üretir.

 En sevdikleri ellerinden alındığında, 'öldürüldüğünde', gözünün dönmesi bundandır. İçinde dolaşan kan kendisini bile zehirleyecek kadar öfkeyle karışmıştır. Fikri karşıtlıkların içinde 'merhamet' barındırmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum bu sıralar. İçinde derin akıl, kıvrak zeka bulundurmayan düşmanlıklar önü alınamaz bir şiddet girdabına dönüşüp, yaşadığımız her yeri altüst edebilir.

 Türkiye'de farklı düşünen insanlar, yaşanabilir bir hayat, iyi bir gelecek sahibi olmak için geliştirdikleri tasavvurlarda farklılıklar oluştuğunda, şiddetin önde olduğu ve aklın, merhametin köklü izlerinin kazınmış olduğu karşıtlıklar üretiyorlar. Terör için kullanılan silahların ve bombaların seri numaralarının kazınmış olduğuna hepimiz şahitlik ediyoruz. Neden bunu yaparlar? Yapacakları kanlı eylemler sonrasında kaynağı saklı tutmak için. Zira seri numaraları bir aidiyet göstergesi olarak bir kaynağa işaret eder.

 Türkiye'de farklı fikri oluşumların kurdukları cümlelerin, geliştirdikleri tutumların seri numaraları silinmiş bir vaziyette. Yani bir kaynakları, aidiyet unsurları yok. Tarihsel derinliği, fikri kökleri, akli tutarlığı olmayan cümleler, kimi tanımsız, mefhum ideolojik elbiseler giydirilerek ortalıkta boy gösteriyor. Bu yüzden geliştirilen bu söylemler illegal örgüt eylemlerinde kullanılan, seri numaraları silinmiş silahlar, bombalar gibi gayrımeşru. Bu ülkede yaşayan insanlar artık gazetelerde köşe tutmuş ve en küçük bir felsefi, siyasi, ilmi derinliği olmayan fikir kalpazanlarının ağzıyla dostluk yada düşmanlık geliştirmeyi terk etmeleri gerekir. Bir ülkenin geleceğine dair güzel ve anlamlı tasavvurlar peşine düşmüş insanların dostlukları kadar düşmanlıkları da olağandır. Sorun bu düşmanlığın da en az dostluklar kadar akıl ve merhamet barındırmasıdır.

 Oysa gelinen noktada bireysel çıkarlarını kaybetmek istemeyen öfkeli bir grubun, geniş halk kitlelerini kendi öfkelerine kalkan yapacak bir düşmanlığa sevk etmeleridir. Lütfen oturup bir düşünün; ötekileştirdiğiniz insanlarla aranızda mesafe yaratan fikri süreçler nelerdir? Bunların türküsü, şiiri, felsefi metinleri, romanları var mıdır? Açıkça soruyorum hangi sahici acılarınıza karşılık geliyor bunca öfkeniz?
8  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Kariyer ve Kişisel Gelişim / Erkek Çocuk Yetiştirme Yöntemleri : Aralık 05, 2013, 10:35:31 ÖS
erkek çocukların psikolojik gelişimi - erkek çocukların eğitimi - mehtap kayaoğlu yazıları - ergen psikolojisi - ergen erkek psikolojisi



 Son on yılda erkek çocuklarının ve genç yetişkinlerin psikolojik dengelerinin değiştiğini düşünüyorum. Erkekler, kadınsı psikolojilere yatkınlık göstermeye başladı malesef. Neden dersiniz?

 (Farklı bir nedenle yazdığım bu yazıyı, son günlerde yoğunlaşan bazı sorulara cevap olması amacıyla buradan sizlerle buluşturayım istedim. Bazı bilgilerin köşemden de sizlerle paylaşılması, güzel bilgilerin zihninizde tazelenmesi gerekiyor çünkü…)

İki ay kadar önce annemle sabah kahvaltısını yapmak için güzel bir mekana gittik. Bir yanda yeşillik, diğer yandan karşımızda gözümüzün alabildiğine uzanan masmavi deniz. Harika ortamı bozan tek şey, arada sırada soframızdaki reçelleri ziyaret etmek isteyen yaramaz arılar. Elimizle uzaklaştırmaya çalışıyoruz geliyorlar, kışeliyoruz geliyorlar…! Arıların psikolojisinden de anlamıyorum ki insanların ruh hallerinden anladığım kadar. Yoksa onları nasıl uzaklaştıracağımı bilirim ama! neyse…! Bildiğim tek şey anne-kız keyfimizi bozmalarına izin vermeyeceğimiz. En fazla iğnelerini batırır giderler diye düşünüp kikirdiyoruz annemle ve iştahla yiyoruz kahvaltımızı.

Derken yan masaya dört kişilik bir grup geldi. Hallerinden anne, oğul, kız ve komşu teyze. Evin oğlu 15 yaşlarında, kız çocuğu 11 gösteriyor, komşu teyze ve annenin yaşları önemli değil. Yanımızdaki masaya oturdular. Oturdular ama bir kaç dakika sonra delikanlı öyle bir çığlık atarak fırladı ki yerinden hepimizin yüreği ağzına geldi.

“Burada sinekler var, arılar var… ben size söylemedim mi gitmeyelim diye. Zorla getirdiniz. Eve gidelim, durmam ben burda…” ve hızla sahile doğru koştu.

 Annesi de arkasından “Oğlum vallahi bir şey yapmaz sinek. Bak millete rezil oluyoruz.” diye.

“Bana ne! Gideceğim ben arabaya. Siz kahvaltınızı yapınca gelirsiniz…”

Ve… hoppp gitti. Arabaya oturmadı ama denizin kenarında bir yerlere bağdaşı kurdu.

 Anne yerine geldi, mahcup; “Ahh ben ne yapacağım bu çocukla? Böyle hassas. Çocukluğundan beri duygusal, hayvanlarla arası iyi değil.” dedi ve masadan tostuyla meyve suyunu alıp oğluna götürdü. Delikanlı kahvaltısını denize yakın bir manzarada tamamladı.

Sabah kahvaltımız, masadaki üç kişinin, delikanlıyı sofraya çağırmak için muntamazan seslenip durmalarıyla kafamız şişerek tamamlandı!

Kendi çocukluğuma gitti aklım birden… sokakta köpek falan görsek, biz kızlar ciyaklardık, erkek arkadaşlarımız koşarak gelir, köpekleri korkutarak uzaklaştırır, bizleri Süperman kıvamında kurtarırlardı.

Peki ne oldu da geçmişin Süperman erkekleri, bugünün her şeyden korkan/kırılan duygusal erkekleri halini almaya başladı?

Veya evlilik terapileri yaparken, son yıllarda bol bol karşılaştığım duygusal/kırılgan/hassas erkekler nereden çıktı? Yeni genç erkek nesile ne oldu?

 Erkek çocuk yetiştirmek niye zorlaştı?



Erkek çocukların gelişim süreçleriyle ilgili yazı yazmam istendiğinde, sizlerle karşılıklı konuşmak istediklerimi düşündüm. Yıllardır psikolojik danışmanlık yapıyorum, aile terapileriyle uğraşıyorum. Gerek çocuk sorunları, gerek ergenlik çalkantıları, gerekse aile/evlilik çalışmalarıyla günlerimi geçiriyorum. Dikkatimi çeken önemli hususları sizlerle paylaşmak iyi olur ne dersiniz?

 Erkek çocuk denildiğinde birbirinin zıttı iki uç psikoloji aklıma geliyor benim. Birisi erkek adam yetiştireceğiz diye aşırı erkeksi tavırlarla büyütülen, kabadayılaşmış erkekler; diğeri anneleri tarafından aşırı korunarak büyütülen, sokağa bile çıkarılmayan çıtkırıldım erkekler. Ortası da var tabii ama iyice azaldı. Bu yazıda ikinci grup hakkında birşeyler yazmak istiyorum.

 Çocuk yetiştirmek dünyanın en zor işlerinden biri. Bazı dengelerin oturması için aylarca emek veriyorsunuz, hayatın akışı içinde devreye giren olumsuzluklar nedeniyle sanki hiç emek vermemiş gibi hissediyorsunuz. Öncelikle evladı olan tüm ailelere kolaylıklar diliyorum sevgili okurlar.

 Kurumumuza yardım almak için başvuran erkek çocuklarında ve yeni evli genç erkeklerde, psikolojik yapılanma açısından bazı değişiklikler ortaya çıktığını gözlemliyorum. Önceden kızları kırılgan/hassas/duygusal; erkekleri mantıklı/güçlü/dayanıklı bilirdik. Son on yılda erkek çocuklarının ve genç yetişkinlerin psikolojik dengelerinin değiştiğini düşünüyorum. Erkekler, kadınsı psikolojilere yatkınlık göstermeye başladı malesef.

 Neden dersiniz?

 Aslına bakarsanız cevabı çok kolay! Erkek çocuklarını dört duvar arasında sadece anneleri yetiştiriyor da ondan!

 Sosyal yaşam standartlarımızın değişmesi, çekirdek aileye geçişimiz, babaların evden çok iş hayatlarında zaman geçirmesi, komşuluk ve akrabalık ilişkilerimizin yok denecek kadar aza inmesi, okul hayatındaki rekabet ilişkisi, ailelerin çocuklarının geleceği konusunda iyi eğitim almalarını liste başı yapması, dolayısıyla çocukların sadece ders odaklı yetiştirilmeleri, çevreyle gezme tozma ilişkisi varsa bile bunun hep kadınlar arasında olması, erkek çocuklarının babalarıyla yeterince muhatap olamaması, babayla duygusal ve sosyal gelişimi destekleyecek birlikteliklerin azalması, çekirdek aile nedeniyle baba yerine erkek çocukla ilgilenecek başka erkeklerin bulunmaması…vb. gibi sorunlar nedeniyle erkek çocukların fıtratı bozulmaya başladı.

Anlayacağınız, bir erkeği tek başına bir kadın yetiştirirse olacağı bu! Anne ne kadar başarılı ve dört dörtlük bir eğitim verirse versin, kadın psikolojisi içinde hareket edeceği ve karşılaştığı sorunlarla kadınsı tavırlarıyla müdahale edeceği için, çevresinde sadece anne ve kadın gören erkek çocuk, otomatik olarak problem çözme yöntemi olarak, kadınsı davranışları taklit eder. Telefon çalıp kötü bir haber aldığında annenin duygularını taklit ederek harekete geçer. Kızıp sinirlendiği şeyler, herhangi bir erkeğin kızacağı değil, sıradan her kadının dert edineceği konular olur. Annesinin endişelendiği herşey onu da kaygılandırır. Derken bir bakmışsınız, feminen duygulanım gösteren bir oğlunuz olup çıkmış!

Örneğin çift terapilerinde bile dikkatimi çekiyor. Evli erkeklerde o kadar çok kırılgan/duygusal/hassas adam var ki! Normalde erkekle kadın bir sorun yaşadığında, kadın duygusal olarak problemi uzatsa da erkek daha kolay üstesinden gelirdi. Şimdilerde kadın üstesinden geliyor, evin erkeği hala durumun etkisinden kurtulamıyor, incinmiş, çok kırılmış olarak seansa gelip gidiyor. Mesleğimin ilk yıllarında kadın psikolojisi toparlamaya çalışırken, son bir kaç yıldır erkek psikolojisi toparlamaya çalışıyorum. Erkeğin de sorunu olur elbet. Ama söylemek istediğim, kırılgan bir erkekle çalışmak ayrı, erkeğin kendi yapılanmasına uygun sorunlarıyla ilgilenmek ayrı sevgili okurlar.

 Erkek çocuk yetiştirirken dikkat edilmesi gereken bazı hususları sizlere sıralayarak konuyu bitirelim istiyorum.

 1. Erkek çocuğun büyüme sürecinde babalar mutlaka rol almalı. Doğru davranış kalıplarının, duygulanımının sağlıklı oturması için önünde özdeşim kurabileceği bir erkek figürünün olması son derece önemli.

 2. Bebekliğinden itibaren gerekli ilgiyi, sevgiyi, şefkati göstermek gerekli.

 3. Annenin davranış şekliyle babanın davranış şeklinin aşırı zıtlıklar içermemesi gerekli. Şöyle ki; anneler oğullarını yetiştirirken duygusal, hassas davranıyor. Belirli bir yaşa bu davranışı içselleştirerek gelen erkek evlat, büyümeye başlayıp anne sözü dinlemediğinde baba devreye giriyor. Bir anlamda annenin gücü oğluna yetmemeye başladığında, destek kuvvet şeklinde harekete geçiyor. Babalar malesef annenin yumuşak tavrının aksine ani bir kızgınlık, azar, bağırıp çağırma, tehdit etme, hakaret etme, tenkit etme, tehdit etme, suçlama gibi yanlış yöntemleri kullanabiliyor. Böylece anne ile babanın oğula ulaşma yöntemleri çok farklı görüntü veriyor. Bu durum kafa karıştırıyor ve eğer ileşitimde sorun varsa, işleri daha da kötü noktalara götürüyor. Doğru olan, bebeklik döneminden itibaren anne/babanın birlikte eğitim vermesi ve kadın/erkek davranış biçimlerini erken yaşlardan itibaren hissetmesinin sağlanmasıdır. Aşırı korumacı bir anne ve ergenlikte aniden ortaya çıkmış asabi baba çok kötü bir korelasyon.

 4. Ailedeki erkeklerin mümkün olduğunca beyefendi tavırlar sergilemesi ve bu davranışlarının çocuğa örnek olmasının sağlanması gerekiyor.

 5. Babanın oğul karşısında pasif olmaması gerekiyor. Sert, aşırı otoriter baba ne kadar zararlıysa, oğluna sözünü geçiremeyen, çekingen baba ondan çok daha zararlıdır eğitim açısından. 10 yaşındaki oğluna sözünü geçiremeyen baba, ne kötü bir babadır bilemezsiniz!

 6.Erkek çocukların daha hareketli olduğunun düşünülerek, yaptığı yanlış davranışlara göz yumulması gerekir. Bedensel hareketlilik farklıdır, hatalı davranış farklı. İkisi birbirine karıştırılmamalıdır.

 7. Erkek çocuklarınızın ilerde kötü alışkanlıklar edinmemesi için, şimdiden iyi alışkanlıklar edinmesine yardımcı olmalısınız. Oturduğunuz yerden “git-yap” diyerek değil, onun yapmasını istediğiniz faaliyetlerine katılarak bunu daha iyi sağlarsınız.

 8. Çocuğunuzla sohbet etmeli, ona zaman ayırmalısınız. Ama sohbet etmekle nutuk çekmeyi birbirine karıştırmadan.

 9. Okulu ve dersleri dışında konuşacak konular bulmalısınız. Çocuğunuzla aranızdaki tek sohbet konusu dersleri olmamalı. Çünkü bu onlara göre konu bile değil! Çocuğuyla konuşmayı bilmeyen insanların saklandıkları bir bahane. Yani oğlunuz bile biliyor, ders dışında aranızda konuşulacak hiçbir şey olmadığını. Bu ne acı bir ilişki biçimi!

 10. Özellikle oğlunuzun arkadaşlarını tanımaya çalışın. Onlarla zaman geçirin. Gençleri toplayın bir yerlere gidin, film izleyin, kafede oturun. Böylece oğlunuzun kimlerle zaman geçirdiğini görmeye çalışın.

 11. Arkadaşlarına tu-kaka demeyin! Sizde bulamadığı her ne varsa onu aramaya gittiğini unutmayın! Sizde olmayıp, onlarda olanı anlamaya çalışın. Zaman ayırıp, onu dinlediğinizde dönüp size geleceğini aklınızdan çıkarmayın.

 12. Kendisini önemli hissetmesini sağlayacak, başarabileceği sorumluluklar verin. İşini başardığında övün, oğlunuz olduğu için onunla ne kadar gurur duyduğunuzu söyleyin.

 Haydi babalar..! Ve tabii ki anneler…! Kolay gelsin…

Mehtap Kayaoğlu
9  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Kariyer ve Kişisel Gelişim / Konuşmayan Selma - Mehtap Kayaoğlu : Aralık 05, 2013, 10:26:53 ÖS


çocuklarda konuşmama sorunu - konuşmama ve içine kapanma nedenleri - mehtap kayaoğlu - seçici konuşmazlık nedir



 Selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu, bana geldiğinde 8 yaşındaydı. Selma’nın onu psikolojik olarak susmaya iten, “seçici konuşmazlık” dediğimiz sürece getiren olaylar beş yaşındayken başlamıştı.

Selma, beş kardeşi, anne ve babasıyla kendi halinde normal bi yaşam sürerken, bir gün annesi hastalanıyor. O dönemlerde beş yaşlarında. Kendisinden büyük iki abla, bir ağabey ve kendisinden küçük iki kardeş daha var.. Küçük kardeşin yeni doğduğu dönemde anne ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor. Uzun süre tedavi görüyor. Yoğun uğraşılara rağmen iyileşmiyor. Hastane ortamından evine gidip son günlerini evinde huzur içinde yaşasın diye doktorlar tarafından eve gönderiliyor. Birkaç ay evde babaanne, hala ve benzeri yakın akrabaların yardımıyla yaşatılıyor. Birgün hayata gözlerini kapatıyor.

 Anneye en fazla ihtiyaç duyulan dönemde anne, Selma’nın hayatından çıkıp gidiyor. Aradan 1,5 yıl geçiyor. Kendi hallerinde bir şekilde yaşamaya alışıyorlar. Büyük kızlar evde yemek yapıp, en küçük çocuklara annelik yaparken, Selma babasıyla birlikte dükkanda çalışıyor. Dükkanları evin hemen alt katında olduğu için baba endişe duymadan iş hayatına devam ediyor. Çocuklarını kimseye muhtaç etmeden yük etmeden idare ediyor.

 Bir gün ablalar ve ağabey, kardeşlerini alarak yakın akrabalarına gidiyorlar. Selma babasının yanından ayrılmıyor. Çok ısrar ediyorlar ama istemediği için gitmiyor. Babası da gitmemesine ses çıkarmıyor. Öğleden sonra baba kız dükkanı temizlemeye başlıyorlar. Selma babasının istediği gibi her yeri bi güzel temizleyip süpürüyor. Daha sonra radyoyu açıyor. Müzik dinlemeye başlıyor. Ancak dışardan gelen sesler nedeniyle müziği duyamadığı için, sesini iyice açıyor. Babası da başının ağrıdığını söyleyerek müziğin sesini kısmasını istiyor. Selma, babasının söylediğini duymamış gibi yapıyor. Hani çocuklar sıklıkla yaparlar ya.. Bir süre sonra babası, başının çok ağrıdığını söylüyor. Yüzü asılıyor. Selma, gidip gelip babayı kontrol ediyor baş ağrısı geçti mi diye.

 Babası baş agrısına dayanamayarak eve ilaç almaya çıkıyor. Sıcaktan bunaldığını, kendini kötü hissettiğini söylüyor. Dükkana dikkat etmesini hemen bi ağrı kesici alıp geleceğini de ekliyor. Eve çıkıyor. Aradan epey zaman geçmesine rağmen baba yok. Bekliyor baba yok. Merak edip yukarıya babasına bakmaya çıkıyor. Eve giriyor. Babasına sesleniyor. Cevap yok. Tam oturma odasına giriyor ki babası o anda Selmanın gözleri önünde kalp krizi geçirmeye başlıyor. Selma babasının çırpınmalarına, yerde tırmalamasına…vs. şahit oluyor. Babası son nefesini verip yerde cansız yatarken, uyandırmaya çalışıyor.

 Babası uyanmıyor… Camdan aşağı doğru bağırmaya başlıyor: “İmdat.. Babama bişey oldu… Yardım edin!..” Kısa süre içinde ev mahalle halkıyla doluyor… Cenaze işlemleri bitince 1,5 yıl önce anneleri ölen bu altı kardeşin ne olacağı tartışması başlıyor.. kimi “yanımıza alalım”, kimi “yuvaya verelim”, kimi de “hepsine birden nasıl bakacağız” diyor. En sonunda akrabalar aralarında anlaşıyorlar.”Herbirimiz birisini alalım. Böylece çocuklar yurtlarda perişan olmaz, arada sırada da olsa birbirlerini görürler.” diye düşünüyorlar. Selma’ yı çok sevdiği halası alıyor. İki yıldır Selma yanlarında ve hiç konuşmuyor.

 Duyduklarım beni çok etkilemişti. Daha önce gidilen uzmanların isimleri beni endişelendirmişti. Bir yandan da bir şeyler yapabilirim belki diye düşünmeden edemiyordum. Hikayesinden çok etkilendigim bu kızı merakla bekliyordum. Halası olan biteni tek tek anlattı.

“Gelinimiz ve ağabeyimin ölümünden sonra ben de onu bir türlü mutlu edemedim. İki yıldır yüzü hiç gülmüyor. Kendiliğinden hiç bir şey yapmıyor. Sadece konuşmasa neyse ama sanki kurulmuş bir robot gibi. Örneğin sofraya oturup yemek yiyeceğiz “Hadi Selma sofraya otur!” diyoruz oturuyor. “Hadi Selma artık kalkabilirsin” demeden kalkmıyor. Önceleri aldırmadık. Baktık olmadı karşımıza aldık uzun uzun konuştuk anlattık. Ona evimizin bi kızı olduğunu, evdeki herkes kadar her şeye hakkı olduğunu… hiçbirisi fayda etmedi. Zamanla öfkelenip inadını kırmak için bazı taktikler uygulamaya başladık. Sofra hazır olunca gel otur demedik, aç kaldıgı günler oldu. Ya da artık kalkabilirsin demedik saatlerce sofrada oturdu. Hadi artık uyu demedik, sabaha kadar koltukta öyle oturdu. Vicdanın yoksa söyleme…”

Onunla yaptığım ilk seans dün gibi aklımda. Hal hareketleri dinlemiyormuş gibi ama tüm alıcılarını bana cevirdiğini hissettiğim tavırları.

- Biliyor musun ben seni çok sevdim.
- ……
- Vallahi çok ciddiyim, çok sevdim.
- …..
- Ne güzel hiç konuşmuyorsun, diğer çocuklar gibi kafamı şişirmiyorsun..

 Gözlerimin içine bakıp gülümsemesini saklamak ister gibi dudaklarını ısırarak başını salladı.

- Biliyor musun bazen çocukların hayatlarında bazı şeyler yolunda gitmiyor, benim işimse bunları yoluna koymak. Beni dinlediğini biliyorum… hatta benimle konustuğunu bile hissediyorum. Çocuklar benden yardım isterler, ben de onlara yardım ederim. Bu hep böyle oldu.
- …….
- Ama şu an işler değişti. Sana yardım etmeyi ben istiyorum. Eğer bana yardım edersen, izin verirsen seni susturan şeyin ne olduğunu bulurum. Gerçekten… inan bana… izin verir misin?

 Başını salladı! Evet başını salladı!

- Elimde bazı resimler var, o resimleri çocuklara gösteriyorum onlar da bana resimlerle ilgili hikayeler anlatıyorlar. Onlar bana hikaye anlatınca ben de onların mutlu olmasını sağlıyorum. Yani bütün sır hikayede. Biliyorum sen konuşmuyorsun. Ama hikaye anlatmak istersen, konuştuğunu kimseye söylemem. Bu ikimizin sırrı olur. Anlaştık mı?

Bir süre düşündü. Başını saga sola salladı. Evetle hayır arasında gidip geliyordu. Birden evet anlamına gelecek şekilde başını salladı. Karşımdaydı… ben ona resimler gösteriyordum o da bana hikayeler anlatıyordu. İşimiz bittiğinde ona çok teşekkür ettim. Anlattıklarını analiz etmeye bile gerek yoktu. O kadar saf, o kadar temiz, o kadar kendi hikayesini anlatmıştı ki…

Selma’nın bilinçaltı karmakarışıktı. İşte Selma’nın analizden geçmesine bile gerek bırakmayan, halasını dinlerken gözyaslarına boğan, beni analiz yaparken hıçkırıklara boğan hikayesi…

 “Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar bir ülke varmış. Bu ülkede anne babasıyla yaşayan çok mutlu çocuklar varmış. Çocuklar kardeş kardeş hep oynarlarmış, anne babaları onlara hiç kızmazlarmış. Bir gün bu çocukların annesi hastalanmış. Çocuklar çok üzülmüş. Ama kimse çocukların üzüldüğünü anlamamış. Anneyi hep hastaneye götürmüşler. İlaçlar vermişler. Hem de acı acı ilaçlar. Anne, sırf çocuklarını yalnız bırakmamak için içmiş bütün o acı ilaçları. Çocuklara hep annelerinin iyileşeceği söylenmiş.

Bir gün anneyi eve getirmişler. Çocuklar anne geldi diye çok mutlu olmuşlar. Anne hep yatakta yatmaya başlamış. Artık cocuklarına yemekler yapmıyormuş. Çocuklar çok üzülmüşler. Annelerinin yanında oyunlar oynamaya başlamışlar. Annelerinin yanında niye oynuyorlarmış biliyor musun? Anneleri eğlensin diye. Ama babaanneleri hep kızıyormuş onlara. “Gürültü yapıp durmayın. Anneniz zaten sizin yüzünüzden hastalandı” diye. Çocuklar çok yaramazlık yaptı diye anne hastalanmış meğer. Çocuklar da anne iyileşsin diye onu eğlendirmek istiyorlarmış ama kimse anlamıyormuş. Herkes çocuklarını azarlayınca anneleri de çok üzülüyormuş..

Birgün anne ölmüş. Herkes ağlamış. Çocuklar annenin neden öldüğünü anlamış. Yaramazlık yaptılar diye. Çocuklar evde babalarıyla yaşamaya başlamışlar. Bir gün ananne gelip yemek yaparken, çocuklar gürültü yapmışlar. Anneanne onlara kızmış “Kızım sizin yüzünüzden hasta oldu. Hiç annenizin sözünü dinlemediniz hasta ettiniz kızımı. Sizin yüzünüzden de öldü. Sözümü dinlemeyip gürültü yapar, çok konuşursanız beni de öldürüp ortada kalacaksınız. Kim bakacak size?” demiş.

Bir gün Selma, babasıyla dükkanda oturuyormuş. Ablaları kardeşleri amcalarına gitmişler. Selma babasının yanından ayrılmak istememiş. Hiç gürültü yapmadan hep babasına yardım ediyormuş. Anneleri çocuklar evde yokken hastalanmış ya. Babası yalnız kalır hastalanır diye yalnız bırakmak istemiyormuş. Babaları çocuklarına hiç kızmıyormuş zaten. Gürültü yaptıklarında bile.. Selma dükkanda babasına yardım etmiş, her yeri mis gibi yapmış. Elleri de acımış biraz. Radyoyu açmış. Babasının başı ağrımış. “Kızım kapat şunun sesini” demiş. Selma duymuş ama duymamazlıktan gelmiş. En sevdiği müzikler varmış.

Babası biraz sonra eve gitmiş. İlaç alıp gelecekmiş. Gitmiş gelmemiş. Selmanın aklına hemen anneannesiyle babaannesinin söyledikleri gelmiş. Annesi zaten çocukların yaramazlığı yüzünden ölmüştü ya. Selma çok korkmuş eve çıkmış. Babasını aramış. Odaya girince bi bakmış, babası bişeyler yapıyor. Selma çok korkmuş. Babası Selmaya “git” der gibi işaretler yapmış. Selma gitmemiş. Babası yerde uyumaya başlayınca uyandırmaya çalışmış. Uyandıramayınca ağlamaya başlayıp komşuları çağırmış. Sonra ev kalabalık olmuş. Selma kimseye söyleyememiş ama çok üzülmüş.. babası ” git ” dediği halde gitmemiş. Yine babasının sözünü dinlememiş. Eğer gitseydi, müziğin sesini açıp babasının başını ağrıtmasaydı babası ölmeyecekti. Selma’nın yüzünden öldü.

 Akrabalar çocukları paylaşmışlar. Selma ablalarından ayrılmak istememiş. Küçük kardeşini de çok seviyormuş. Halası yanına gelip “Kızım sen artık benim kızımsın, bizimle yaşayacaksın” demiş. Selma çok mutlu olmuş. Öyle mutlu olmuş ki, halasını çok seviyormuş, istediği zaman kardeşlerime götürürler, diye düşünmüş.. Halasının evine gidince “Artık bunlar benim yeni anne babam” demiş kendi kendine. Ama birden korkmaya başlamış. “Annemle babamı ben öldürdüm. Yaramazlık yaptım, sözlerini dinlemedim. Yeni annemi babamı çok seviyorum. Ya onlara da bişey olursa ben ne yaparım?” Sonra aklına bişey gelmiş. Gece yatmadan önce yatağının başucuna oturup dua etmeye başlamış. “Allahım .. ben çok yaramaz bir kızım. Annem babam benim yüzümden öldü. Halamlar çok iyi insanlar. Ne olur benim yüzümden onları da yanına alma. Eğer onları da alırsan ben kimin yanında kalırım? Ne olur Allahım bana yardım et. Hiç konuşmamam için bana yardım et. Ne zaman gürültü yapıp söz dinlemesem annem babam ölüyor. Hep susmam için bana yardım et Allahım. Ne söylerlerse yapacağım, onlar söylemeden hiç bişey yapmayacağım… ne olur onları benden alma!..”

O günden sonra Selma hiç konuşmamış. Gülmemiş. “Eğer gülersem evde gürültü olur, başları ağrıyıp ölürler” diye korkmuş. Hep susmuş..

Hikayesi bitince Selma gözlerimin içine baktı ve ekledi; “Biliyor musun? Hala her gece dua ediyorum. Allahım nolur konusmayayım, konusmamam için bana yardım et!” diye. “Bazen çok mutlu oluyorum. O zaman çok korkuyorum sevinçten çığlık atarım da gürültü olur, annem ölür diye”.

O küçük bedeniyle ne kadar büyük bir görev üstlenmişti. Kaçımız en konuşkan, en geveze çağımızda kendimizi susturmayı başarabiliriz ki? Kaçımız bir dondurma alındığında bile sevinç çığlıkları atabilecekken, bu yoğun duyguyu bastırıp susmaya devam edebiliriz ki? Kaçımız? Bu kadar sevilmek… bu kadar değer verilmek…

Mehtap Kayaoğlu
10  .::| $ Eğitim & Öğretim $ |::. / Kariyer ve Kişisel Gelişim / Şiişt Amca Kızıyor - Mehtap Kayaoğlu : Aralık 05, 2013, 10:17:29 ÖS


saldırgan insanlar - içine kapanıklılık - çocuk gelişiminde ebeveynlerin rolü - çocuk eğitiminde ebeveynlerin yanlışları




Ülkemizde amcalar, teyzeler, ablalar hiç bitmez… her yerde vardırlar… sürekli de kızarlar zaten…

Çünkü bir çocuk ne zaman yaramazlık yapsa, annesi veya babası, o kaçınılmaz cümleyi söyler:

“Şişşşt… Dur yapma kızım… Bak amca kızıyor…”

Amcanın kızması bir şey değil de, keşke her şey sadece amcanın kızmasıyla sınırlı kalsa!..

 Amca kızar… çocuk bildiğini okur…

Teyze kızar… çocuk bildiğini okur…

Abi kızar… çocuk yine bildiğini okur…’

Peki bu kadar çok kızan insana rağmen, niçin çocuklarımız bir türlü istediğimiz gibi davranmaz?

 Davranmaz tabii ki… niye davransın?..

 Anne-babalar, çocuklarıyla baş etmek için üretmiş aslında bu yöntemi… ama tamamen yanlış bir uygulama…

Bir anne, çocuğuyla yolda yürürken, alışveriş yaparken, parkta oyun oynatırken, yapılan yanlışlığı durdurmak için, çevredeki insanlardan yardım almaya kalkınca, işler yolunda gitmiyor.

 Sanki çevredeki herkes öcü… milletin işi gücü yok çocuğu azarlıyor… her önüne gelen kendisine bir şey söylüyor… nasıl bir hayat bu…

Çocuklarımızın kafasını karıştırıyoruz farkında olmadan sevgili anne ve babalar…

Misafirliğe gittiğimizde, oğlumuz koltuğa çıktığında: “Şişşşt yapma yavrum… bak Fatma teyze kızar şimdi sana…” dediğinizde, aslında oğlunuza ne demiş oluyorsunuz biliyor musunuz?..

 Duyduğu bu cümleden, oğlunuzun ulaştığı sonuç aynen şudur sevgili dostlar.

“Bak yavrum, koltuğa bastığında Fatma teyzen kızıyor… Fatma teyze yanımızdayken koltuğa basma… odadan çıktığında veya onun görmeyeceği yerlerde korluğa basabilirsin…”

Evet… aynen böyle anlıyor hem de…

Çocuğu vazgeçirtmek için söylediğimiz bu cümlenin sonuçlarını tek tek gözden geçirelim isterseniz…

Öncelikle bu cümle, çocuğun “otokontrol” mekanizmasını alt üst eder. Hani şu halk arasındaki söylemimizle “İrade” dediğimiz mekanizma. Çünkü çocuğa, Ayşe Teyze, Ahmet Amca gibi kişiler işaret edildiğinde, ister istemez kişilere göre hareket etmeye başlayacaktır.

 Ahmet Amca kızıyor… koltuğa çıkmayayım…

Fikret Amca kızmıyor… Ooohhh yaşadık… koltukların tepesinden inmeyeyim…

Fatma Teyze mutfağa gitti… o gelinceye kadar bastığım kârdır…

Özdenetim, otokontrol, irade, kendini tutma…vb. gibi çeşitli isimlerle adlandırdığımız sistem çöküyor böylece… hatta adı ne olursa olsun fark etmez aslında… önemli olan çocuğun kişiye odaklı davranmayı huy edinmesidir.

 Çocuk kişiye odaklı davranmayı huy edinince, büyüdüğünde “Nabza göre şerbet veren…” diye nitelendirdiğimiz, iki yüzlü bir kişilik geliştirme yolunda hızla ilerleyecektir de…

Doğrusu ne peki?..

 Doğrusu… eşya ve nesne kullanımını işaret eden uyarılardır… yani:

“Hiii… benim tatlı oğlum… koltuğa basılmaz… koltukta oturulur… yerde yürünür… hadi hemen in aşağıya koltuğa zarar vermeyelim oldu mu… aferin benim yakışıklı oğluma…” gibi bir ifade kullanmak…

Markettesiniz… yiyeceklere saldırıyor…

 “Şişşt… yapma kızım… bak görevli amca kızıyor… dokunma bakayım onlara…” değil…

 “Tatlı kızım… dokunursan raftakiler dökülür… bak ne kadar güzel sıralamışlar… hem de bizim için… biz güzel görelim diye… şimdi dokunup dökersek üzülürler… yazık olur… uzaktan bakalım oldu mu? Merak ettiklerini söyle, ben sana veririm… ” vb. gibi duruma uygun bir ifade ile…

Böylece evladımızın zihinsel süreçlerine önemli bir katkıda bulunmuş oluruz. Kişiye göre değil, nesneye göre hareket etmeyi öğretmiş oluruz. Muhakeme yeteneklerinin gelişmesini sağlamış oluruz. Benzer durumlarda, benzer sonuçlar çıkararak, kendiliklerinden zarar vermemeyi öğrenmelerine vesile olmuş oluruz.

 Ayrıca…. Bence en önemlisi… BİZE GÜVENMEYİ ÖĞRENMİŞ olur çocuğumuz…

Siz sürekli amca kızar, teyze kızar dedikçe, kızınızın ve oğlunuzun size olan güvenini yitirdiğini biliyor muydunuz….?

Hemen şöyle düşünmeye başlıyorlar:

“Sen ne biçim bir annesin ki, senin yanında olduğum herkes bana kızıyor… beni hiç korumuyorsun… kendimi yalnız ve korumasız hissediyorum…”

 …ve böylece ya saldırgan bir yapı geliştiriyorlar… ya da kapanık bir yapı…

Mehtap Kayaoğlu
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 4647


Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular