Duyurular
WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
WeBCaNaVaRi Toolbar'ı Kurdunuz mu ?

0 Üye ve 1 Ziyaretçi Konuyu İncelemekte. Aşağı İn :)
Sayfa 1
Konu: Anti Materyalistler (spiritüalistler)  (Okunma Sayısı: 829 Kere Okundu.)
« : Nisan 17, 2009, 10:43:59 ÖS »

Asortik Hatun
*
Üye No : 3762
Nerden : İzmir
Cinsiyet : Bayan
Konu Sayısı : 13389
Mesaj Sayısı : 22.842
Karizma = 58066


İslamcılık, geleneksel İslâm’dan farklı biçimde rakip olarak diğer dinleri almaz. İslamcılığın rekabet ettiği düşünceler artık Hıristiyanlık gibi dinlerden ziyade pozitivizm gibi 19. Yüzyıl felsefî düşünceleridir. Bu devrin dînî kökeni ağır basan düşünürlerinin, Hıristiyan misyonerlerinin saldırı ve ithamlarına karşılık vermemelerinin ve pozitivistlerin Hıristiyan teolojinin tutarlılığına yönelik eleştirilerini silah olarak kullanmamalarının gerekçeleri vardır. Çünkü İslamcılık cereyanı ideolojilerle mücadele etmiş, ancak “reddettiği” ideolojilerden kendisinin yararlanacağı kısımlarını benimsemekte bir sakınca görmediği gibi ihtiyacı olduklarını eklektik biçimde iktibas etmiştir. Hatta Batılı felsefî sistem ve düşüncelere nüfuz ederek, diyalog arayışına girmiştir.[113] Tabiî ki bu felsefî ekollerin inceleme, öğrenme ve diyalog arayışı, kendiliğinden gelişmiş bir vakıa değil, daha çok bir “savunma psikolojisi” içerisinde ortaya çıkmıştır. Zira “terekkiyât”ın gerçekleşmemesinin müsebbibi olarak din ve mukaddesat itham altındaydı.

Türkiye’de Ortaçağ Kelamcılığından felsefeye geçiş ve anti-materyalist bir felsefenin yayılışı, yukarıda ifade etmeye çalıştığımız bir vasatta ortaya çıkmıştır.

İkinci Meşrûtiyet devrinde “spiritüalist” bir karakter taşıyan felsefenin Şehbenderzâde Ahmet Hilmi ve İsmail Ferit gibi temsilcilerinin yanında, Sait Halim Paşa, Mehmet Akif, M. Şemsettin, Şeyh Musa Kazım, Mustafa Sabri, Milaslı İsmail Hakkı, Manastırlı İsmail Hakkı ve Hamdi Yazır’ın isimleri de zikredilebilir. Bunlardan Ahmet Hilmi tartışmalarında salt felsefîdir, diğerleri ise hem felsefî ve hem de dînîdir.[114]

İslâmcı cephenin yayın organı, Sırat-ı Müstakim’dir ki, sonradan Sebîlürreşad adını almıştır. Ayrıca Beyânü’l-Hak, Mahfel, Livâ-ı İslâm, Mekâtip ve Medâris gibi dergiler de bu cephenin yayın organları arasındadır. Bu cereyanı Cemalettin Efgâni ve Abduh gibi zamanın iki büyük fikir adamı desteklemiştir. Yukarıda isimleri zikredilen İslâmcılardan Sait Halim Paşa, Mehmet Akif, Ahmet Naim, M. Şemsettin, Ferit, M. Hamdi ve İzmirli İsmail Hakkı diğerlerinden farklıdır. Zira bu düşünürlerimiz en az bir Batı dilini bilip, Batı kültürü almış, modernist fikirli olup diğerleri muhafazakâr ve daha çok tek taraflı bilgiye sahiptir.[115]

Meşrûtiyet devri “spiritüalist” mütefekkirlerimizin fikirleri şöyle hulâsa edilebilir: Toplumda dînî duygular gittikçe zayıflamakta olup bunun sebebi de dinîn asıl kaynaklarından öğrenilmemesidir. Din karşıtları da hurafeleri gerekçe göstererek dinîn ilerlemeye engel olduğunu iddia etmektedirler. İslamcılar da yukarıda belirttiğimiz gibi, İslâm’ın ilerlemeyi engelleyici bir unsur olmadığının ispatına çalışmışlardır. İkinci Meşrûtiyet “spiritüalistleri”, bir taraftan dini, esas kök ve kaynaklarına dönerek izah ederken, diğer taraftan da Avrupa’daki felsefi ve bilimsel gelişmelerden münevverleri haberdar etmeye çalışmışlardır. M. Şemsettin’in Felsefe Dersleri ve Ferit Kam’ın Dînî Felsefî Sohbetler’i bu amaca yönelik çalışmaların mahsulleridir.[116]

Bu dönemde edebiyat alanında da pozitivist ve materyalist gruba karşılık, dinî bir “spiritüalizm”i temsil eden İslâmcı grup yer almaktadır. Birbirine zıt bu iki akımın en can alıcı örneği Akif’le Fikret arasındaki tartışmalardır.[117] Ancak burada W. C. Smith’in Türk modernist İslâmcılarının farklılığını ortaya koyup analiz eden düşüncelerini ilginç olması bakımından belirtmemiz uygun olacaktır. Ona göre modernist İslâmcıların ağzından Eş’arî’den, Gazâlî’den veya İkbal’den nadiren bahsedilmesi doğaldır; ancak Luther’in isminin duyulması şaşırtıcı bir durumdur. Modernizm taraftarı Türkler Garp kitaplarına yönelirken, Batı’nın “cicili bicili” yönlerine kapılan Mısır Müslümanlarından tamamen farklı olarak, sathî taklitçi değil, şuurlu Garpçıdırlar.[118]

Meşrûtiyet döneminde anti–materyalist akımın, materyalizme bir reaksiyon olarak doğduğunu yukarıda belirtmiştik. Binaenaleyh bu devirde “İsbât-ı Vâcib” mevzuunda telif edilen eserlerin çoğu, İslâm dünyasına dışarıdan ithal edilen ve Allah’ın varlığını inkara dayanan felsefe ve görüşlerin reddine dairdir.[119] Bu bağlamda Efganî’nin (1838-1897) er-Red ale’d-Dehriyye’sini[120] Ferid Vecdi’nin (1878-1945) eserlerinden el-Hadiqatü’l-Fikriyye’si ve el-İslâm fi’l- Asri’l-İlmî’sini, İzmirli’nin Muhtasar Felsefe-i Ûlâ’sı ile M. Şemseddin’in (1884-1961) Felsefe-i Ûlâ’sını zikredebiliriz. Ayrıca İsmail Fennî’nin (1855-1946) Küçük Kitapta Büyük Mevzular’dan başka bilhassa Maddiyyun Mezhebinin İzmihlali isimli hacimli kitabı takdire şayandır. Ferit Kam’ın Emile Boirac’a ait Cours elementaire de philosophie adlı kitaptan İlm-i Mâba’dettabia diye tercüme ettiği kısım da güzel bir çalışmadır. Yine Mehmet Ali Aynî’nin, Tevfik Fikret’in Târîh-i Kadîm’e cevap olarak kaleme aldığı Reybîlik, Bedbinlik, Lâilâhîlik Nedir? adlı eseri ile Ali Fuat Başgil’in (1893-1963) eseri Din ve Laiklik’i, M. Şekip Tunç’un (1886-1958)[121] Bir Din Felsefesine Doğru adlı denemesi ve Hilmi Ziya’nın Tarihî Maddeciliğe Reddiye’sini[122] belirtmek gerekir.[123] Neşet Toku’ya göre bu mütefekkirlerimiz anti-materyalist düşünceyi benimsemekle birlikte, fikirleri bir doktrin olarak spiritüalizmi karşılayacak mahiyette ve değerde değildir.[124] Yazarın bu düşüncesine tamamen katılmak pek mümkün gözükmemektedir. Belki mütefekkirlerimiz doktrinel bir sistem gerçekleştirememişler; ancak onlar, Türkiye’de ilk olarak başlatılan bir akımın (anti-materyalist) öncüleri olmuşlardır.

Bu öncülerden felsefî birikimi ve vukufiyeti ileri seviyede olan Ahmet Hilmi ilk tahsilini Filibe’de yapmış ve “Mebâdi-i Ulûm”u Filibe müftüsünden okuyup, Galatasaray Lisesi’nden mezun olmuştur. 1908’de İttihâd-ı İslâm gazetesinden sonra Tasvîr-i Efkâr’da felsefî ve siyasî yazılar kaleme almıştır.[125] Bu yazılarında Ahmet Hilmi, dînî, felsefî ve sosyolojik temellere dayanmıştır.[126] O, ilmî ve felsefî ağırlıklı düşüncelerini 1910 yılının başlarında haftalık olarak gazetelerden bağımsız çıkarttığı Hikmet’te açıklamıştır.[127]

Batı felsefesinde ve tasavvufta mahareti derin olan Ahmet Hilmi, aynı zamanda ileriyi gören bir siyasetçi idi. Kendisine özgü güzel üslubuyla, Darulfünûn’da felsefe müderrisliği yaptığı zaman konferanslar da veriyordu.[128] Ahmet Hilmi, “Varlığın İlmi” olarak kabul ettiği felsefeyi fizik ötesi bir alana kaydırırken, mutlak hakikat peşinde koşan, hem Batı hem de İslâm dünyasının, hatta tasavvuf hareketinin etkisi altında görüşlerini sunmuştur. Ortaya koyduğu bütün düşüncelerinde hareket noktası, mutlak varlığın tevhidi prensibidir.[129] Ahmet Hilmi mutlak varlığın tevhidi konusunda hiçbir taviz vermeyerek, materyalizmin ve diğer felsefî ekollerin metafizik karşısındaki yetersizliğini ortaya koymuştur. Meselelere İslâmî bir yaklaşım getirmesi açısından dikkate değer bir profil çizmiştir. Metodik bazı eksikliklerinin ve ortaya konulan düşüncelerinin anlaşılmasında ortaya çıkan güçlükler Ahmet Hilmi’nin olumsuz yönleridir.[130]

Ahmet Hilmi, -de tıpkı İsmail Hakkı İzmirli ve aynı fikri grup (ant-i materyalistler) içerisinde bulunan diğer arkadaşları gibi-  materyalizmin ve özellikle monist materyalizmin temsilcileri olan Haeckel (1834-1919) ve La Dantec’in görüşlerini tenkit etmiştir. Dolayısıyla eleştirileri Baha Tevfik’i de içine aldığından Baha Tevfik’in karşısındaki Rıza Tevfik’in yerine Ahmet Hilmi geçiyordu. Ahmet Hilmi’nin pozitivizmle ilgili fikirleri, spiritüalist bir görüşle memleketimizdeki bu akımın ilk tenkidi özelliğini taşımaktadır.[131] Onun felsefî eserlerinden bazıları şunlardır: Allah’ı İnkar Mümkün müdür? (Tarihi İslâm’ın 1. zeyli) Yahut Huzur-ı Fende (1911), İlm-i Ahvâli’r-Ruh (1911), Üss-i İslâm (1916), Huzur-u Akl ü Fende Maddiyyun Meslek-i Delâleti (1916), Tasavvuf-ı İslâmî ve Fünûn-i Cedîde ve Felsefe (Hikmet Dergisi’nde 60 sayfa devam eden fakat yarım kalan makale).[132]

Ahmet Hilmi ile aynı mevzularda çalışan İsmail Fennî (1855-1946), çağdaş Batı felsefesindeki tetkikleriyle eski vahdet-i vücut fikirlerini canlandırmıştır. Ülken, onu “vahdet-i vücutçu ve modernist İslâm filozofu” olarak vasıflandırmaktadır. Tahlilleri ve objektifliği bakımından İsmail Fennî, meslektaşı ve fikir arkadaşı Ahmet Hilmi’den daha ölçülü ve daha güçlüdür. Buna karşılık Ahmet Hilmi eklektisizme yanaştığı halde, İsmail Fennî sistematik olarak “panteist” kalmıştır.[133] Ancak bu noktada H. Ziya Ülken, İsmail Fennî hakkında iki farklı yargıda bulunmuştur. Onu bir taraftan vahdet-i vücudçu olarak değerlendirirken, diğer taraftan panteist olarak kabul etmiştir. Her ne kadar Ülken, İsmail Fennî’yi panteist olarak kabul etse de, İsmail Fennî Hegel veya Spinoza’nın panteizmi anlamında bir panteist değildir. Ancak onun için İslâm düşüncesinin ruhuna uygun bir vahdet-i vücudçu diyebiliriz.

Onun, çoğunluğu felsefî ağırlıklı olan eserleri şunlardır: Lügatçe-i Felsefe, Maddiyyûn Mezhebinin İzmihlali, Kitab-ı İzâle-i Şükûk, Vahdet-i Vücut ve Muhiddin-i Arabî, Küçük Kitapta Büyük Mevzular, Hürriyet (Stuart Mill’den tercüme), Asr-ı Hazır Maddiye Mesleği (P. Janet’ten tercüme), Usul-i Maliye Hülasası, Dürretü’l-Yetîmiyye (İbn Mukaffa’ın Ahlâk adlı eserinin tercümesi), Hayat ve Madde (Oliver Lodge’den tercüme), Heyet-i İctimaiyyede ve Hayatta Muvaffak Olmak İçin Amelî Malûmat (Baron Stafen’den tercüme), Hakikât-i Zarafet, Envâr-ı Hakikat (vefatından sonra Hakikat Nurları adı ile basılmıştır), Büyük Filozoflar.[134]

İsmail Fennî, Ahmet Hilmi’den sonra 1928’de yayınladığı Maddiyyûn Mezhebinin İzmihlali adlı eseriyle materyalizmi felsefî, ilmî ve dînî bir görüşle eleştirmiştir. Eleştirileri daha çok Büchner’in fikirlerine yönelik olmakla beraber, ayrıca monizm, pozitivizm ve tekâmül sistemlerini de tenkit ederek reddetmiştir.[135]

Meşrûtiyet devrin “spiritüalist”lerinden birisi de Ö. Ferit Kam’dır. Onu felsefe problemleri üzerindeki inceleme ve araştırmaları Süleymaniye Medresesi’ndeki Umumî Felsefe Dersleri ile genişlemiş ve bu münasebetle kadim Hint ve Çin’den başlayarak, Doğu ve Batı filozoflarını okumuş, bunlar hakkında eleştiriler ileri sürmüştür.[136] O, felsefede şu meseleler üzerinde durmuştur: İnsanın kendi varlığını tanıdığı andan itibaren, aklını daima meşgul eden Allah’ın varlığı ve kâinatın ve varlıkların yaratılması, Allah’ın insan ile münasebet kurması (vahiy-kitap), nübüvvet, insanın yapısı, ruhun varlığı, ruhun hayatı, ölüm, ahiret hayatı, kaza-kader, takdir, iman, inkar, inkarın psikolojik sebepleri gibi meseleler.[137]

Ferit Kam’ın yakın arkadaşları arasında Mehmet Akif, Fatin Gökmen, Zakir Olgun, İzmirli, Süleyman Nazif gibi devrin önde gelen edebiyat ve felsefe çevresi vardır. Tanınmış Fransız oryantalisti Louis Massignon Ferit Kam’ı, bir yazısında “Filozof” olarak nitelendirmiştir. Mehmet Akif de ona “üstad-ı hakimim” (felsefede üstadım) diyerek takdir ve hürmet etmiştir.[138] Kam’ın dine ve felsefeye ait eserleri şunlardır: Felsefe Tarihi Notları (1917-1922), İlm-i Ahlâk (1923-1925) [E. Boirac’ın Felsefe İlkeleri’nden Ahlâk İlmi adlı eserini Mebâdi-i Felsefeden Ahlâk İlmi adıyla bazı ekler yaparak Türkçe’ye çevirmiştir], Dînî ve Felsefî Sohbetler (1913),[139] Vahdet-i Vücut (1915), İlm-i Mâba’dettabia (1925-1927), Kınalızade Ali Çelebi (DEFM, 1916, sayı: 4), Eski İran’da Felsefe.[140]

Ferit Kam’la aynı “spiritüalist” akımın içinde olan diğer bir düşünürümüz, Mehmet Ali Ayni’dir (1868-1945). Onun iki cephesi vardır: Biri basın hayatında çıkan felsefî eserlere dair güçlü eleştirel yazıları ile tenkitçi yönüdür: Rıza Tevfik’in Kamus-ı Felsefe’sini ve “Gülşen-i Raz” yazısını; Bahur İsrail’in Abbe Barbe’den çevirdiği Felsefe Tarihi’ni; Baha Tevfik’in Foille’den çevirisi Felsefe Dersleri’ni şiddetle tenkit ederken, Ahmet Naim’in Fonsgrive’den İlmü’n-Nefs adıyla yaptığı tercümesini ise övmektedir. Aynî, Günaltay’ın Felsefe-i Ûlâ Dersleri adlı eserini, aslı Boirac ile karşılaştırarak eleştirmiştir. Memduh Süleyman’ın çevirdiği Darwinizm isimli eser ile Suphi Ethem’in Bergson ve Felsefesi adlı eseri de kaynaklarıyla karşılaştırılarak, Aynî’nin eleştirilerine hedef olmuştur. Ayni’nin ikinci cephesi tasavvufa[141] dönüktür. Onun bu cephesinde, tam bir mistik ortam hakimdir. Vahdet-i Vücuda bağlı olduğunu göstermek amacıyla Ahmet Hilmi ve İsmail Fennî gibi çağdaş felsefe ve ilim incelemesi yapmaya gerek görmemişti.

WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
Üyelerimizden Destek Bekliyoruz.
WeBCaNaVaRi Botu

Bu Site Mükemmel :)

*****

Çevrimİçi Çevrimİçi

Mesajlar: 222.115


View Profile
Re: Anti Materyalistler (spiritüalistler)
« Posted on: Ağustos 24, 2019, 11:12:01 ÖS »

 
      Üye Olunuz.!
Merhaba Ziyaretçi. Öncelikle Sitemize Hoş Geldiniz. Ben WeBCaNaVaRi Botu Olarak, Siteden Daha Fazla Yararlanmanız İçin Üye Olmanızı ŞİDDETLE Öneririm. Unutmayın ki; Üyelik Ücretsizdir. :)

Giriş Yap.  Kayıt Ol.
Anahtar Kelimeler: Anti Materyalistler (spiritüalistler) e-book, Anti Materyalistler (spiritüalistler) programı, Anti Materyalistler (spiritüalistler) oyunları, Anti Materyalistler (spiritüalistler) e-kitap, Anti Materyalistler (spiritüalistler) download, Anti Materyalistler (spiritüalistler) hikayeleri, Anti Materyalistler (spiritüalistler) resimleri, Anti Materyalistler (spiritüalistler) haberleri, Anti Materyalistler (spiritüalistler) yükle, Anti Materyalistler (spiritüalistler) videosu, Anti Materyalistler (spiritüalistler) şarkı sözleri, Anti Materyalistler (spiritüalistler) msn, Anti Materyalistler (spiritüalistler) hileleri, Anti Materyalistler (spiritüalistler) scripti, Anti Materyalistler (spiritüalistler) filmi, Anti Materyalistler (spiritüalistler) ödevleri, Anti Materyalistler (spiritüalistler) yemek tarifleri, Anti Materyalistler (spiritüalistler) driverları, Anti Materyalistler (spiritüalistler) smf, Anti Materyalistler (spiritüalistler) gsm
Yanıtla #1
« : Temmuz 10, 2009, 12:13:01 ÖÖ »
Avatar Yok

dreamily
*
Üye No : 6603
Nerden : İstanbul
Cinsiyet : Bayan
Konu Sayısı : 773
Mesaj Sayısı : 11.794
Karizma = 11817


emeğine sağlık
Yanıtla #2
« : Temmuz 10, 2009, 03:59:50 ÖÖ »
Avatar Yok

yalnısslık
Üye No : 0
Nerden :
Konu Sayısı : 742
Mesaj Sayısı :
Karizma = 0

emegne saglık
Yanıtla #3
« : Temmuz 12, 2009, 03:46:00 ÖS »

MaViSh
*
Üye No : 3490
Yaş : 27
Nerden : Rize
Cinsiyet : Bayan
Konu Sayısı : 777
Mesaj Sayısı : 8.088
Karizma = 16200


teşekkürler..üler

Ne Ağlayacak Kadar Günahkarım...
Ne Göklere Çıkabilecek Kadar Masum...


Ne Geçmişte Yaşadıklarımdan Huzursuzum...
Ne Şu An Yaptıklarımdan Mutlu...


Sırlar İçinde Bir Dünyam Var Birde
Sen Varsın İçinde...


Ne Seni Kaybedecek Kadar Cesurum...
Ne De Seni Kazanacak Kadar Güçlü...
Sayfa 1
Yukarı Çık :)
Gitmek istediğiniz yer:  



Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular