Duyurular
WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
WeBCaNaVaRi Toolbar'ı Kurdunuz mu ?

0 Üye ve 1 Ziyaretçi Konuyu İncelemekte. Aşağı İn :)
Sayfa 1
Konu: Annelikmi Kariyermi  (Okunma Sayısı: 281 Kere Okundu.)
« : Nisan 29, 2013, 01:42:38 ÖS »

Asortik Hatun
*
Üye No : 3762
Nerden : İzmir
Cinsiyet : Bayan
Konu Sayısı : 13389
Mesaj Sayısı : 22.842
Karizma = 58066


annelik - çalışan anneler - anne sevgisi - anne olabilmek

Annelik ve çocuk yetiştirme bir kadının hayatında önemli bir süreç… Anne olan kadın duygusal ve sosyal açıdan ne gibi farklılıklar ya da değişimler yaşıyor?

Anne olmak 7 gün, 24 saat ve hayat boyu süren, dünyanın hem en keyifli, hem de en zor işidir. Anne olmak bir kadına değiştiremeyeceği, vazgeçemeyeceği, tamamen yepyeni bir kimlik kazandırır. Bu kimlik, adeta kişinin isminin yanına eklenen yeni bir isim haline dönüşür. Anne olduktan sonra hayatın içindeki pek çok şey farklı bir anlam kazanır. Anne olmak adeta yeni bir duyu organına sahip olmak gibidir; durumlar farklı değerlendirilmeye, hissedilmeye, görülmeye, duyulmaya başlanır. Kadın için önce karnında sonra da kucağında yer bulan çocuğunun sağlığıyla ilgili düşünceler her şeyin önüne geçer; bebeğini ilgilendiren konuların dışında kalan neredeyse her şey arka plana itilir. Hamile kalındığı andan itibaren artan endişeler ve ani duygusal iniş-çıkışlar yeni annenin hayatında “olağan” ve “normal” hale gelir. Kadının annesiyle ve ailesiyle, eşiyle, arkadaşlarıyla, kariyeriyle ilişkisi değişir. Annesiyle ilişkisi sadece anne ve kız ilişkisi olmaktan çıkar ve anne ile başka bir annenin ilişkisine dönüşür. Bazen annesiyle geçmişte yaşamış olduğu rekabet canlanır. Bazen ise annesinden geçmişte alamadığı duygusal ilgiyi çocuğu sayesinde almaya uğraşır. Hamilelikten itibaren “diğer anne kadınlar”, kadının sosyal çevresinin en önemli üyeleri, en fazla görüştüğü ve konuştuğu insanlar haline gelir. En azından belli bir süre erkeklere yönelik ilgi azalır. Eşinin nasıl bir baba olduğunu, nasıl bir koca olduğundan daha fazla düşünmeye başlar. “Karı-koca” olmanın yanına eklenecek, “anne-baba” kimliklerine uyum sağlamak ve farklı bir ortaklık daha yaratılabilmek gerekir. Doğumla birlikte değişen fiziksel görünüme dair kaygılar, uykusuzluk ve yorgunluk, bebeğe yönelik artan endişe ve düşünceler eşine ve cinselliğe ilgisinin azalmasını da beraberinde getirebilir. Ne kadar önemseyerek elde etmiş olursa olsun, iş hayatı ve kariyer başarısı belli bir süre boyunca önemini yitirir. Kadının hayatında anne olmak, hayatı boyunca en fazla önem atfettiği, en değerli kimliği haline gelecektir. Buna rağmen özellikle bir iki yılın sonunda eşine, kadınlık ihtiyaçlarına ve cinselliğine, kariyerine yönelik ihtiyaçlarını ihmal etmeden geri kazanmayı başarması hem kendisi, hem de çocuğu için gereklidir. “Anne kimliğini”, anne olmadan önce edindiği kimliklerin yanına eklemesi, geçmiş kimliklerinden de vazgeçmemeyi başarmanın yollarını bulması önemlidir. Aksi takdirde, annelik gibi yoğun bir uğraş içinde benliliğinin çok önemli parçalarını kaybetmesi de mümkündür.

- Kadını çalışmaya iten sadece ekonomik nedenler mi yoksa sosyal nedenler de belirgin bir etkiye sahip mi?

Günümüz şartlarında, kadının da çalışarak aile bütçesine katkıda bulunması neredeyse zorunluluk haline gelmiştir. Buna rağmen kadının çalışmasını sadece ekonomik nedenlere bağlamak çok zayıf bir açıklama olur; sosyal ve psikolojik nedenler daha ağır basmaktadır. Özellikle büyük kentlerde yetişmiş kadınların pek çoğu, çocukluklarından itibaren akademik alanda başarılı olabilmeleri, günü geldiğinde kariyer sahibi olabilmeleri, ayakları üzerinde durabilmeleri, erkeğin eline bakmak zorunda kalmamaları hedeflenerek büyütülmüşlerdir. Bu şekilde büyütülmüş kadınların, çocuk sahibi olduktan sonra hedeflerinden vazgeçmelerini, iyi bir eğitim ve kariyer için verdikleri mücadeleyi tamamen bir kenara bırakmalarını hatta unutmalarını beklemek, çalışmayı sadece erkeğin yeterince para kazanamaması kaynaklı değerlendirmek hem erkek hem de kadın açısından haksızlık olacaktır. Sevilen ve başarılı olunan bir mesleğe sahip olmak, hem üretken olabilmeyi, hem de farklı bir sosyal çevre içinde başarı, kendine güven ve tatmin duygularını yaşayabilmeyi beraberinde getirir. Bu duygular ve üretkenlik de çalışma hayatının ekonomik nedenleri kadar önemlidir. Çalışma şartlarının bozulması, bu duyguların artık hissedilemez olması ve çalışma hayatından sağlanan duygusal tatminin yeterli kalmaması halinde işin sağladığı ekonomik olanaklar ne kadar iyi olursa olsun işten ayrılmalara denk geliriz.

- Evi ve işi arasında bocalayan kadın neler yaşıyor?

Aslında “ev ve iş arasında bocalamak”, geçmiş kuşağın şartlarıyla bugünün şartları arasına sıkışmakla neredeyse aynı anlama gelmektedir. Geçmişin ev kadınlarının üstlendiği görevleri, çalışan bir kadının hayatına uyarlayabilen, daha doğrusu ”mükemmel” olmaktan vazgeçebilen kadın, evi ve işi arasında dengeyi kolaylıkla sağlayabiliyor. “Çocuğu ve işi arasında bocalayan kadın” derseniz o ayrı konu. Bu bocalamaların içinde çocuğa dair suçluluk duyguları ve annelik noktasındaki yetersizlik hisleri oldukça önemli bir yer tutuyor. “Çocukların ihtiyacı nedir?”, “Annenin çocuk üzerindeki etkileri nelerdir?”, “Annenin eksiklikleri çocukta nelere yol açar?” gibi sorulara yazılı ve görsel yayınlarda, kitaplarda, internet üzerinde abartılarak verilen “uzman yanıtları” annelerin işini kolaylaştırmıyor. Yapılan açıklamaların bazılarının içinde ifade edilen önerileri yerine getirmek, bırakın çalışan anneleri, çalışmayan anneler tarafından dahi yerine getirilmesi, gerçekleştirilmesi mümkün olan şeyler değildir. Bunların çoğunu gerçekleştirebilmek için annenin neredeyse sınırsız bir zamana ve insanüstü özelliklere sahip olması, hiçbir bireysel ihtiyacının bulunmaması gerekir ki böyle bir anne yoktur. Buna rağmen pek çok çalışan anneden adeta insanüstü bir varlık olması beklenir farkına varılmadan. Bu durumda ise annenin yetersizlik, anlaşılmama, yalnızlık, suçluluk ve öfke gibi duygularını sıkça yaşaması da kaçınılmaz olur.

- İş hayatına dönmeye tercih eden kadın ne gibi süreçlerden geçiyor?

Burası iç dünyada çoğu zaman çatışmaların gözlendiği bir zaman dilimi. Kadın bir yandan çocuğunu daha fazla görmeyi istiyor diğer yandan ise geçmişteki özelliklerini kaybetmemiş olduğunu görmenin, işe gidip gündelik ev hayatından uzaklaşabilmenin keyfini yaşıyor. Bu durumda ise “Acaba ben iyi bir anne değil miyim?” gibi bir kaygının içine düşebiliyor. Yine farkına varamadan evde çocuğuna bakan kişiyle arasında gizli bir rekabet ve kıskançlık yaşamaya başlayabiliyor. Çocuğuna bakan kişinin, çocuğunun hayatında kendisinden daha önemli hale gelebileceğinin, çocuğunun ona bakan kişiyi daha fazla sevebileceğinin endişelerine kapılabiliyor. Özellikle çocuğun hayatındaki ilk yıllarda, hem çocuğun ihtiyaçlarını hem de kendisinden beklenen diğer rolleri yerine getirmeye uğraşırken bolca yorgunluk yaşıyor.

- Çalışan kadın neden suçluluk duygusu çekiyor? Bu duygudan kurtulmanın yolu nedir?

Çalışan annelerin hissettiği suçluluk duygusunun hem sosyal, hem de psikolojik nedenleri var. Kadınların anne olduktan sonra işe dönme zorunluluğu, çoğunlukla anne olmaya yeni uyum sağladıkları, hem annenin hem de bebeğin karşılıklı fiziksel yakınlık ihtiyaçlarının yoğun olarak devam ettiği bir zamana denk düşüyor. Özellikle ilk bir sene anne sütü vermeye devam etmek, iş hayatına geri dönen kadınlar için önemli bir zorluk haline dönüşüyor. Anne sütü vermenin duygusal tatmini bazen çalışan kadın için de, bebeği için de yetersiz kalabiliyor. Bunun yanı sıra, işe geri döndükten sonra bebeğe kimin bakacağı da bir sorun oluşturuyor. Günümüzün değişen sosyal koşullarında, gerek akrabalarla oluşan fiziksel mesafe, gerek geç anne olma yaşı nedeniyle pek çok anne çocuğuna güvenle ve şefkatle bakacak bir akraba yerine, bebeklerini “yabancı” birine bırakmanın zorluklarını yaşıyorlar. Bakıcılarla yaşanan sorunlar veya sık değişen bakıcılar, yeterli sayıda ve kalitede kreşin bulunmaması çalışan annelerin suçluluk duygusunu arttıran bir etken oluyor. Çalışan annelerin çocuklarına yeterli bakım ve ilgiyi gösteremediklerine dair medyada yer alan yanlış inançlar da annenin suçluluk duygularını körüklüyor. Aynı şekilde çocuğun fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarının gündemde abartılarak yer alması, çalışan annelerde yetersizlik duygularına ve suçluluğa yol açıyor. Bu arada her ne kadar günümüz kadınlarının çoğu kariyer başarıları hedeflenerek yetiştirilmiş olsalar da, “ev kadını anneler” tarafından büyütülmüş oluyorlar. Dolayısıyla hem günümüz anneleri, hem de babaları çalışan bir annenin nasıl olması, neleri yapması gerektiğine dair bir modelden yoksun oluyorlar. Bu durumda hem kendi ev kadını anneleri gibi evin ve çocuğun tüm ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamaya çalışıyor, hem de bu durumun yarattığı yorgunluğa rağmen işlerine sahip çıkmaya çalışıyorlar.
Bu noktada çalışan annelerin suçluluk duygusunun azaltılmasında sosyal/toplumsal bazı önlemler ve psikolojik destek eşit derecede önem taşıyor. Annenin bebek doğduktan sonra işe dönme süresinin uzatılması, bebek bakıcılığının bir meslek haline gelebileceği şekilde bakıcıların bebek gelişimi konusunda eğitilebilmesi, güvenilir ve kaliteli yuvaların arttırılması annelerin suçluluk duygusunu kesinlikle azaltacaktır. Bunun yanı sıra annelerin hem ev hem de anneliğe ait her şeyi eksiksiz ve mükemmel yapmaya uğraşmamaları gerekmektedir. Zannedildiğinin aksine mükemmel olan bir anne yoktur; gerçekten mükemmel anneler bulunsa dahi bunun çocuk gelişimine olumlu bir katkısı yoktur. Anneler düşen görev sadece çocukları için “yeterince iyi anne” olabilmektir. Bu doğrultuda anneler çocuk gelişimiyle ilgili her tür bilgiye sarılmak yerine çocuklarını daha fazla dinlemeye ve anlamaya çalıştıklarında, çocukların ihtiyaçlarını aslında ne kadar güzel ifade edebildiklerini göreceklerdir. Bu şekilde çocuğunu iyi takip edebilen, çocuğun anlatmaya çalıştığı ihtiyaçlarını anlayıp karşılayabilen anneler de hem daha az suçluluk duygusu yaşayıp, hem de çalışma hayatı, aile hayatı, annelik ve kadınlık ihtiyaçları arasındaki dengeyi oturtabileceklerdir.

- Çalışma hayatına son veren kadın birey olmaktan uzaklaşıyor mu? Ne gibi zorluklar yaşıyor?

Çalışma hayatına alışmış bir kadın, zaten evinin ihtiyaçlarını kısıtlı sürede halledebilmeyi öğrenmiş olur. Fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarına, eşine ve çocuklarına, hatta dinlenmeye zaman ayırabilmenin bir yolunu bulmayı başarır. Bunun yanında özellikle sevdiği ve başarılı olduğu bir işi varsa bunun getirdiği duygusal ve maddi tatmini yaşayabilir. Kendi duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılamayı bir “gereklilik” ve “hak” olarak hissedebilir. Buna rağmen çalışan kadın sadece ev kadınlığı ve annelik rollerine yöneldiğinde, kendi kadınlık ve bireysel ihtiyaçlarını karşılamayı bir “lüks” gibi görmeye başlar çoğunlukla.
Çocuğun anneye olan ihtiyacının en yoğun olduğu ilk bir iki sene için işine ara veren kadın, çalışma hayatını ve çalışma hayatının getirdiği bireysel tatminlerini hatırlamaya daha az vakit bulur. Anne olmanın sağladığı tatmin ve çocuğun talep ettiği zaman, çocuktan önceki hayatı aratmaz. Buna rağmen çocuğun bakım ihtiyaçlarının azalmaya başladığı, anneye daha fazla vaktin kalmaya başladığı ilk iki seneden sonra, çalışma hayatına alışmış anne için sorunlar başlar. Çalışma hayatını özlemeye, sadece annelik ve ev kadınlığı rollerinden tatmin olamamaya başlar. Fiziksel ihtiyaçlarına vakit ve para ayırmaktan suçluluk duyar hale gelebilir; hatta bunlar gereksiz görünmeye başlayabilir. Çalışma hayatının getirdiği tatminlerin yarattığı boşluğu doldurmak için çocuğunun ihtiyaçlarını ve evinin işlerini gereksiz yere abartabilir. Sosyal hayatına daha az özen göstermeye başlayabilir. Bu durum da kadının birey olmaktan uzaklaştığına yönelik bir izlenim yaratır. Buradaki kadının yaşadığı sorun, bireysel tatmini sadece çocuk annelik ve ev kadınlığı rollerinde aramasındadır. Bireysel tatminin sadece ev kadınlığı ve annelikten sağlanabilmesi ise çalışmaya alışmış, başarılı bir kadın için neredeyse hiç mümkün olmaz; her zaman söze dökülemese de arka planda önemli bir boşluk ve tatminsizlik bırakır.

- Çalışmayan annelerin çocukları çalışan annelerin çocuklarına göre daha mı mutlu?

Böyle bir yaklaşım bilimsel olarak doğru değildir. Çalışan annelerin çocuklarının, çalışmayan annelerin çocuklarına göre daha mutsuz olduğunu ispatlamış, bilimsel nitelikli bir araştırma yoktur. Çalışan annelerle, çalışmayan annelerin çocukları arasındaki farklar çok uzun yıllardan beri araştırma konusu olmaya devam etmektedir. Maalesef bu konudaki araştırmalardaki sonuçlar son derece yanıltıcı bir biçimde medyada yer almıştır. Bu sorunuza benzer soruların çok fazla ve gereksizce gündeme gelmesinin yol açtığı yanlış izlenim, çalışan annelerdeki yoğun suçluluk duygularını önemli bir biçimde arttırır. Bu sorunun içeriğinde çalışmayan annelerin çocuklarıyla daha fazla bir arada oluşları, çocuklarının ihtiyaçlarını daha iyi bir şekilde karşılayabildikleri gibi bir inanç mevcuttur. Buna rağmen, çalışmayan anneler çocuklarıyla “nasıl olsa bir arada oldukları” düşüncesiyle çocuklarıyla kaliteli zaman geçirme meselesine daha az önem verme eğilimine girebilmektedirler. Ayrıca her çalışmayan annenin çocuğuna sunduğu bakım, şefkat, ilginin aynı oranda olacağı da, “yeterince iyi annelik” yapabileceği de söylenemez. Aynı durum çalışan anneler için de geçerlidir.
Aslında burada annenin hangi şartlarda çalıştığı, annenin çalışma şartlarından ve işinden ne kadar memnun olduğu, çalışma saatleri dışında annenin çocuğuyla nasıl vakit geçirdiği ve anne çalışırken çocuğun bakımının nasıl sağlandığı gibi konular önemlidir. İşini ve çalışma şartlarını seven, çalışma hayatı içindeyken çocuğunun ihtiyaç duyduğu zamanı da yaratabilen, kendisi işteyken çocuğunun bakımını güvenilir ellere teslim edebilen annelerin çocukları ile çalışmayan annelerin çocukları arasında belirgin bir farklılık olamaz. Hatta çalışan ve kariyerlerinden memnun olan annelerin, çalışmayan annelere oranla çocuklarıyla daha kaliteli zaman geçirdiklerini, daha sağlıklı çocuklar yetiştirdiklerini kanıtlayan da pek çok araştırma vardır. Aynı şekilde, yorgunluktan bitap düşmeden, çalışma hayatıyla aile hayatını dengede tutmayı başaran kadınlar çocukları için, özellikle de kız çocukları için çok olumlu bir model olurlar. Çocuklarının hem akademik hem de kariyer başarılarını çok fazla söze gerek kalmadan destekleyebilirler.

- Kaliteli zamanla bunu aşmak mümkün mü?

Her şeyden önce şunu kabul etmemiz gerekir: annenin çalışması ya da çalışmaması değil, nasıl bir annelik uyguladığı çocukların duygusal hayatına olumlu ya da olumsuz etki eder. Çalışsa da çalışmasa da “yeterince iyi anne” olabilen bir kadın, çocuğunun duygusal gelişimini olumlu yönde etkileyecektir. “Yeterince iyi anne” olabilen kadın, mutlu ve sağlıklı çocukların yetişmesine en önemli katkıyı sağlayacaktır. Bununla birlikte çalışma yaşamanın getirdiği bir özellik olarak çalışan anneler çoğunlukla zamanlarını daha iyi planlamayı ve öncelik sırasını belirmeyi daha kolay yapabilirler. Bu noktada aslında çalışan annelerin, çalışmayan annelere göre çocuklarıyla daha kaliteli vakit geçirdiklerini kanıtlayan pek çok araştırma da bulunmaktadır.

- Sizin konuyla ilgili söyleyeceğiniz şeyler neler?

Çalışan annelerin öncelikle kabul etmesi gereken şey “kariyer” ile “annelik” arasında tamamen sorunsuz ve rahat bir denge kurulmasının çoğu zaman imkansız olabileceğidir. Her çalışan anne, belli dönemlerde çelişkili duygular yaşar. Neredeyse her çalışan anne bazen işine yeterince ilgi gösterememek, bazense yeterince iyi anne olamamak kaygıları arasında bocalar. Bazen çevrenin ve medyanın baskısı, çocuğun beklenmeyen tepkileri, çeşitli yaşam olayları (örneğin hastalıklar, yoğun iş dönemleri, gibi), bazen de annenin kendi yapısı bu duygusal karmaşaların artmasına yol açabilir. Çalışırken bu bocalamaların üstesinden gelebilmenin birinci kuralı, bu duyguların yaşanmasının “normal” olduğunu kabul etmekten geçer. Bu tip durumlarda hatırlanabilecek en önemli şeylerden birisi kendisi için doğru bir karar veren annenin, çocuğu için de doğru karar vermiş olacağıdır.

İkinci kural ise, tüm çalışan anneler ve onların çocuklarına uyarlanabilecek mutlak doğru bir reçete olmadığını kabul etmektir. Yani bir anne ve çocuğu için doğru olan yaklaşım, başka bir anne ve çocuğu için doğru olmayabilir. Dolayısıyla, her annenin kendisi ve çocuğu için uygun olabilecek reçeteyi, kendi başına ve kendi doğrularıyla bulabilmesi gerekir. Bunu yaparken her kadının hayatındaki maddi ve manevi şartları, çocuğunun ve kendisinin yapısal özelliklerini, sosyal çevresini ve desteklerini, kendi istek ve arzularını dikkate alması gerekir.

WeBCaNaVaRi'na Üye Olmadan Link'leri ve Kod'ları Göremezsiniz.
Link'leri Görebilmek İçin. Üye Ol. veya Giriş Yap.
Üyelerimizden Destek Bekliyoruz.
WeBCaNaVaRi Botu

Bu Site Mükemmel :)

*****

Çevrimİçi Çevrimİçi

Mesajlar: 222.119


View Profile
Re: Annelikmi Kariyermi
« Posted on: Ağustos 24, 2019, 09:36:54 ÖÖ »

 
      Üye Olunuz.!
Merhaba Ziyaretçi. Öncelikle Sitemize Hoş Geldiniz. Ben WeBCaNaVaRi Botu Olarak, Siteden Daha Fazla Yararlanmanız İçin Üye Olmanızı ŞİDDETLE Öneririm. Unutmayın ki; Üyelik Ücretsizdir. :)

Giriş Yap.  Kayıt Ol.
Anahtar Kelimeler: Annelikmi Kariyermi e-book, Annelikmi Kariyermi programı, Annelikmi Kariyermi oyunları, Annelikmi Kariyermi e-kitap, Annelikmi Kariyermi download, Annelikmi Kariyermi hikayeleri, Annelikmi Kariyermi resimleri, Annelikmi Kariyermi haberleri, Annelikmi Kariyermi yükle, Annelikmi Kariyermi videosu, Annelikmi Kariyermi şarkı sözleri, Annelikmi Kariyermi msn, Annelikmi Kariyermi hileleri, Annelikmi Kariyermi scripti, Annelikmi Kariyermi filmi, Annelikmi Kariyermi ödevleri, Annelikmi Kariyermi yemek tarifleri, Annelikmi Kariyermi driverları, Annelikmi Kariyermi smf, Annelikmi Kariyermi gsm
Sayfa 1
Yukarı Çık :)
Gitmek istediğiniz yer:  



Theme: WeBCaNaVaRi 2011 Copyright © 2011 Simple Machines SiteMap | Arşiv | Wap | İmode | Konular